F klavye candır, canandır

Kendimi bildim bileli F klavye kullanan bir insan olarak hükümetin F klavye açılımını şiddetle destekliyorum. Bir aksilik olmazsa hükümet, Türkiye’de satış yapan bilgisayar firmalarının F klavye üretmesini de zorunlu kılacak. Böylelikle benim gibi feseverler artık rahatlayacak, sıkıntılı ve zor zamanlar geçirmekten kurtulacaklar.

F klavye, daktilo öğretmeni İhsan Sıtkı Yener tarafından bulunup 1955’te Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesi tarafından Standart Türk Klavyesi olarak kabul edilmiş. F klavyeyi en çok gazeteciler ve muhasebeciler kullanıyor. Ama dağdan gelip bağdakini kovan dış mihrak Q klavye neredeyse tüm bilgisayar kullanıcılarını zaptetti, tüm tersanelerimize girdi. F klavye kullanıcıları olarak yıllarca bu durumun zorluğunu yaşadık. Nereye elimizi atsak emperyalistlerin bir marifeti olan Q klavye karşıladı bizi. 10 dakikada yazabileceğimiz yazıları bitirmek saatler sürdü. F klavyeye tam anlamıyla hakim olup on parmak yazmaya başlayınca rahatlayacağız diye düşündük ancak bu sefer karşımıza emperyalistlerin iç destekçileri çıktı. Akay Perker gibi “Değiştirme olm şu klavyeyi” diyerek Q klavyeye mecbur bıraktılar bizi. Yani kendi bilgisayarlarımız haricinde çok sıkıntılı zamanlar yaşadık sevgili okur.

Devam

Diyalog şart!


İspanya’nın başkenti Madrid’de yapılan ARCO Çağdaş Sanat Fuarında, İspanyol sanatçı Eugenio Merino’nun bir heykeli var ki dünyanın durumu bu kadar iyi anlatılabilir. Üst üste ibadet eden Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi’den oluşuyor. Secde eden Müslüman’ın hemen başucunda İncil, ortada papazın elinde Tevrat, en üstte hahamın elinde Kuran var. Heykelin yanında ise bir silahın namlusunun ucuna geçirilmiş Museviliğin sembollerinden olan yedi kollu şamdan bulunuyor.

İsviçre’deki minare krizinde olduğu gibi yine Müslümanlar ayağa kalkmış. Anca ayağa kalkma, yakınma, kınama zaten. Müslüman dünyası ne zaman objektif olmayı öğrenecek? Hani nerede kaldı idrak, tefekkür?

Devam

Koşun koşun altın bulmuşlar!

Kosun kosun altin bulmuslar!California’da altın aramaya davet eden afişlerden biri.

1803′de Almanya’nın Kandern kasabasında doğan John Augustus Sutter, doğduğu yerden çok uzaklarda, alabildiğine vahşi girişimlerle bir dünya kurulmasına önayak olacağını biliyor muydu acaba… O sadece bir köylü çocuğuydu ve kendini kurtarabilmenin, para kazanmanın derdindeydi.

Amerika’ya gitmenin hayaliyle büyüdü, sadece hayal kurmakla kalmayıp orada lazım olabilecek şeyleri de daha Almanya’dayken öğrendi. New York’a indiğinde İspanyolca ve İngilizceyi gayet akıcı konuşabiliyordu.

Askerliğini İsviçre ordusunda yaptıktan sonra bulduğu ilk fırsatta gemiye atlayarak 1834 yılında yeni dünya Amerika’ya indi. Çatışmalar, kavga gürültüler arasında kendini kurtarıp ülke kurmaya çalışan Amerikalıların arasına o da katıldı. New York’daki çeşitli maceralarının ardından 1839 yılında asıl hedefi olan Meksika’nın Yerba Buena (California ABD’ye katılınca Yerba Buena’nın ismi San Francisco olarak değişecekti) kentine ulaşmayı başardı.

Devam

Musalla taşından muafiyet

musalla
Diyanet İşleri Başkanı demiş: “Akşam yarım saat TV’yi kapatıp Kuran okuyun.” Ama bu tavsiye, ünlü gazetecinin epey zoruna gitmiş. Laik, demokratik ülke bütünlüğüne tehdit varmış bu tavsiyede.

Çiçek böcek orman sevgisi, öğretmenler günü, anneler günü, millî birlik beraberlik, 23 Nisan, 19 Mayıs konulu hutbelerle Müslümanları her daim barışçıl ve insancıl tutmaya çalışan bu güzide kurumumuz laikliğin sigortalarından biriyken; din ve devlet işlerinin birbirinden ayrıldığını ezberletip durdunuz. Halbuki ya din devleti kontrol eder, ya da devlet dini. Ayrılmaz ikili.

Devam

2010 Kış Olimpiyatları

2010 Kis OlimpiyatlariXXI Kış Olimpiyatları, 12 Şubat’ta Kanada’nın Vancouver kentinde başladı. Elbette böyle bir müsabaka zincirinde kar görmemiş Afrika ülkelerinden sporcular beklemek anlamsız. Türkiye de yaz kış oldukça sıcak bir ülke olduğundan, böyle gereksiz sporlarla vakit harcamıyor. Sonuçta biz en az 25 derece sıcaklıkta yaşayıp, kar yağacak olursa mağaralarımıza saklanan insanlarız.

Çok sıcak bir ülke olduğumuzdan dolayı sadece futbol oynayabiliriz. Onu da kendi içimizde başarırız, uluslar arası platformda kayda değer bir başarımızı bulmak zordur. 87 yaşındaki ülkemizden bir kez UEFA şampiyonluğunu kazanan bir takım çıktı, bir kez de milli takımımız dünya üçüncüsü oldu. Milli takımlar teknik direktörü diye bir unvan vardır mesela bizde, sadece futbolla ilgilenen bir adamdır bu unvanın sahibi de. Ayda 140.000 TL civarında maaş alırdı eskiden, şimdiki ne kadar alır bilmem.

Milli takımlar teknik direktörü denince aklınıza öyle garip garip şeyler gelmesin. Futbol kâfidir. Yüzmek zor, ülkemizde deniz yok bizim, nasıl öğrenelim öyle şeyleri? Boks çok kötü bir spor, yurtta sulh cihanda sulh diyen bir toplumuz, insanları döverek puan toplamayız, ayıp. Motor sporlarına yaklaşmayız, trafik canavarı değiliz. Nasıl olduysa çocuğun biri çıkıp dünya şampiyonu olmuş, terbiyesiz şey.

Haliyle ülkemizden öyle yaz olimpiyatı, kış olimpiyatı gibi gereksiz şeylere katılım beklemeyin.

Devam