He was a quiet man
Adam diyor ki; ?Eskiden daha kolaydı. Bir erkek, erkek olmanın ne demek olduğunu bilirdi. Zorluklara göğüs gererdiniz. Öyle yapmaya hakkınız vardı, öyle yapmanız beklenirdi. Yaşam şekliniz ve aldığınız eğitim sizi kaçınılmaz mücadelelere, parçalanma ve hatta ölümle sonuçlanabilecek mücadelelere hazırlardı. Sonra bir şey oldu, ahlak kurallarının geçerli olduğu bir çağa girdik. Avukatlar, bizi güden çobanlar haline geldi ve eskiden anlaşılması gayet kolay olan şeyler, adına medenileşme dediğimiz şeyin bürokrasisinin çarkları arasında arapsaçına döndü. Artık bir erkek yaşadığı zorluklara göğüs geremez oldu. İşini mahkemeler ve avukatlar yoluyla halletmek ve bürokrasinin yıldırıcı koridorlarında yorucu yolculuklar yapmak zorunda kaldı. Kadınlar eşitlik istedi ve aldı. Bunu, erkeğin sahip olduğu her şeyi elinden alarak değil, onu düzen kisvesi altında kısırlaştırarak yaptılar. Ne söylediğiniz umurumda değil. Bunun adı gelişme değil, bunun adı evrim değil, bu bir hastalık ve nelerin tehlikede olduğunu anlayan birine ihtiyacı var; hakiki bir erkek gibi dik durabilen, haksızlık ve adaletsizlik karşısında boş boş oturmayan birine??
Dün gece biraz yorgun geldim eve. Keyifsizdim, kafam da biraz karışıktı. Dinlenirim, kafa dağıtırım diye düşünerek film seyretmeye karar verdim. Arşivi kurcalarken elime geçti He was a Quiet Man? IMDB?ye sordum, komedi/dram türünde dedi. Baktım başrollerde Christian Slater, Elisha Cuthbert falan var, oturup izleyeyim dedim; eğlenceli olur, gülümsetir şimdi komedi.
Ancak daha filmin ilk dakikalarında şaşkınlıkla andım IMDB?yi. Türü yazarken dramı tutturmuşlar ama komediyi nerden çıkarmışlar çözemedim. Olsa olsa film noir denebilir bu yapıta. Ama film noir seven biri olarak elime böyle sürpriz bir film geçmişken verdiğim karara sadık kalarak komedi filmi aramaya çalışmak saçmalık olurdu.
Bu film için şu tarif uygun olabilir: Fight Club?ı alın, üzerine biraz Amelie ekleyin. Bir süre karıştırdıktan sonra bir miktar Taxi Driver ve bir tutam da Donnie Darko katın. Kıvama geldikten sonra ayrı bir kapta yürümeye mecali kalmayacak kadar dövdüğünüz Elisha Cuthbert?i ve iyice salaklaşacak kadar tokatladığınız Christian Slater?ı ekleyin. Sarhoş kafayla servis edin.
He was a Quiet Man, tüm bu filmlerin karışımından ortaya çıkmış gibi görünen bir Frank Capello eseri. Yaşamı boyunca hiçbir zaman başarıya ulaşamamış ve ulaşamayacak olan Bob Maconel (Christian Slater) gerek komşuları, gerekse iş arkadaşları tarafından sürekli aşağılanmakta ve itilip kakılmaktadır. Hayattan ve işinden o kadar nefret etmektedir ki, her gün çalıştığı plazanın karşısında öğle yemeğini yerken binayı havaya uçurmanın hayalini kurar. Nefretinin doruğa ulaştığı günlerde işyerine silahla gelir ve tüm iş arkadaşlarını öldürmeyi planlar. Buna da bir türlü cesaret edemediği için gün geçtikçe daha çok içine kapanır, içine kapandıkça daha çok itilip kakılır. Her başarısız günün ardından evine geldiğinde akvaryumundaki balıklarla sohbet eder, gününün nasıl geçtiğini anlatır. (Onunla konuşan, arkadaşlık eden tek canlı akvaryumundaki Japon balıklarından biridir. Gerçi balık da dalga geçer, aşağılar onu zaman zaman, ama yine de aralarında sıcak bir ilişki vardır.) Yine bir gün, kübiğinde oturup her zamanki gibi şarjörüne mermileri doldururken
Christian Slater?ın ruhen hasta, Elisha Cuthbert?in ise bedenen hasta karakterleri oynadıkları filmde, oyunculuk mükemmele yakın. Filmin akışı zaman zaman fazla yavaşlasa da fazla sıkmıyor ve durağan geçen her sahneden sonra gelen bir aksiyon veya espri sahnesi filmi yeniden canlandırıyor.
Oynadığı filmlerin çoğunda güzelliğiyle ön plana çıkan Elisha Cuthbert burada çok farklı bir rolde.




Son Yorumlar