Kâr Demokrasisi, Ergenekon, Türban, Ulan?!
AKP hükümetinin ekonomi programlarına farklı çevrelerden farklı tepkiler gelse de, çok değişik bir programmış gibi yansıtılmasını, devrim ve reform olarak lanse edilmesini hiç hazmedememişliğim vardır. Çünkü, zenginin zenginleşmesi, fakirin fakirleşmesi içerikli programları çok gördü ülkem insanı, yani ülke ekonomistleri programı öyle bir araştırıyor, öyle bir yorumluyor, öyle mükemmel ve karmaşıkmış gibi lanse ediyor ki, sanarsınız ekonomi ve kalkınma programı değil, uzay modülü icat etmişler.
Ekonomik program incelendiğinde, emperyalist sermayenin ülke içinde elleyip büzüştürmediği tek bir nokta kalmaması, IMF borçlarının tıkır tıkır ödenmesi, “yerli emperyalist” sermayenin kârının arttırılması gibi amaçlar göze çarpıyor. Hayır yani ekonomicileri de yormaya gerek yok, al bir önceki programı onu uygula değil mi? Program, özelleştirmeleri, emperyalist tekellerin ülkeye çekilmesini, IMF ile ilişkilerin, ülkemizin zenginliklerinin yok pahasına satılıp peşkeş çekilmesini, işsizliğe çare, istihdam ve yatırıma kaynak yaratma gibi palavralarla pazarlanıyor.
Demokrasi kavramı en çok AKP döneminde tartışıldı, demokratikleşme demogojisi en fazla bu dönemde gerçekleşti. Kurumsallaşmış faşizm her şeyi eline aldıkça, hukuksuzluk ayyuka çıktıkça demokrasi söylemleri sadece AKP’ye özgü değildir.
Hükümet programına bir tepki de TÜSİAD’dan geliyordu. Halka “TÜSİAD ekonomi programını beğenmedi” diye yansıtıldı bu tepki. Neydi TÜSİAD’ın beğenmediği ?
TÜSİAD başkanı Arzuhan Yalçındağ, hükümetin şeffaf olmadığından, programın “kendi beklentilerini” karşılamadığından dem vuruyor, ekonomik ve demokratik reformlardan söz ediyor, hatta AB ile ilişkileri iyi tutmak, ticari ilişkilere balta vurmamak açısından 301. maddenin değiştirilmesini bile istiyordu! Yani istedikleri demokrasi tamamiyle kâr demokrasisi!
İlk bakışta TÜSİAD’ın açıklamaları doğru değerlendirilmediğinde sanki hükümet lehine bir program ortaya koymuş, TÜSİAD programdan hiç memnun kalmamış gibi yansıtılıyor, bu ortam yaratılıyor.
Çok olmadı açıklanalı; “Sabancılar’ın 6 aylık kârının yüzde 93 arttığı ve 616 milyon YTL olduğu“, bunun yanında ülkemizde “açlık sınırının 628 YTL olduğu, 26 milyon insanımızın açlık sınırı altında olduğu…” Bunlar AKP döneminde oldu ve tekeller kârlarına kâr katarken, tarihlerinde hiç görmedikleri kâr oranlarına ulaşırken, halk açlığın ve sefaletin uçurumuna gidiyor. Ama patronlar yine de memnun değil. Daha vazla kâr diyorlar, yücelikleri güvence altına alınsın istiyorlar.
AKP’nin önümüze koyduğu ısıtılmış türban meselesi ise ayrı bir ticari kâr alanı. Cemil İpekçi bile işin içine girdiyse daha ne dolaplar dönüyordur hehe. Yani türban serbest bırakılmazsa moda sektörü büyük bir çıkmazın içine girecek, FHM dergisi “soyacak kimseyi bulamadık” diyerek çalışanlarını soymaya başlayacak, Cemil İpekçi kumaşlarla yatıp kalkmayacak, mankenlerimiz ekmek için dilenecek!
AKP demokrasisi hakkında öyle çok atılıp tutuldu ki iş parti kapatma davasına kadar geldi. Yakın zamanda DTP’nin kapatılmasına destek çıktığını unutan partiler bile “demokraside parti kapatma mı olur” diye ayaklandı. Zamanında AKP’ye karşıtlığı bilinen MHP bile türban konusunda AKP ile yan yana mücadele verip kendisini protesto eden emekli askerlere saldırdı!
AKP, kapatılma davasının paralelinde yürüttüğü Ergenekon operasyonu için Doğu Perinçek, İlhan Selçuk gibi isimleri göz altına aldı! Yani koskoca NATO’nun GLADIO’su altında bu küçük adamlar var! Ergenekon ve derin işlerin altındaki MİT isimlerini, askerleri deşifre etmeden bu operasyonu bu küçük adamlara yıkmak hiç de samimi bir hadise değil.
Gelecek dünden belliydi. Koltuklar lüks, dönüyor. Üstüne oturanı da!




Son Yorumlar