May, 2008 Donemi Incileri

İstanbul’un Fethi

fetih1.jpgMalumunuz İstanbul’un fethinin 555. senesini kutluyoruz. Tabii ki bir kısım hala kutlamayıp, Osmanlı’nın Bizans’ı işgal ettiğini savunuyor. Övünecekleri yerde dövünüyorlar. Biz kutlayan ve bununla gurur duyan toplulukta yer alıyoruz. Aferin bize!

Bu münasebetle İstanbul’un Fatihi Fatih Sultan Mehmet Han’ı tekrar analım. Yıllarca okuduklarımızın üstünden bir kere daha geçelim. Belki hepimize bir şeyler katar…

Hepinizin malumu olduğu üzere İstanbul’un fethi Fatih’ten yıllar öncesine dayanır. Yani Asr-ı Saadet’in hemen sonrasına. Zira İstanbul, Müslümanlar için candan önemli, canandan değerli bir topraktır. Müslümanlar için Hazreti Peygamber’in “Sallallahü aleyhi ve sellem” ricası emir olduğundan, “Konstantiniyye elbette feth olunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır. Onun askeri ne iyi askerdir” Hadis-i Şerif’i Müslümanları harekete geçirir. Çünkü Müslüman olan herkes daha dünyadayken bu müjdeyi kavuşma arzusuyla yanar tutuşur. Ancak fetih Fatih’e nasip olur…


Devam

Teknik servis tecrübesi olan cesur girişimci aranıyor!

utu yapmak yorucudurToplumun Çin mallarına düşman kesilmesinin nedeni sadece Çinliler mi? Yoksa aynı fabrikanın ürettiği aynı ürünü farklı markalar altında Türkiye’ye getirip satmaya çalışanlar mı? Ayrıca siz değerli tüketiciler, bunca zaman “markası önemli değil, ucuz bi’şey olsun” diyerek yönlendirmediniz mi bu firmaları Çin üretimine? Türkiye’de üretilenden bile kalitesiz bir malı Çin’den getirmek sadece firmaların suçu değil, talebi başlatan sizdiniz! Hem ortalık birbirinin kopyası gudik ürünlerden geçilmiyor, hem de Türkiye’de istihdam sıkıntısı yaşanıyor, gidip Mao’nun küllerine mi tükürelim bunun için?

Neyse, konumuz bu değil…

Türkiye’de elektrikli küçük ev aletleri diye bir sektör var. Cıvır cıvır marka kaynayan bu kadar kalabalık bir sektör daha yoktur. Markalar hep birlikte doluştukları için sektöre sığamadılar ve ağlaşıp duruyorlar ama sabredip de yazının sonunu getirebilirseniz kuruduğu düşünülen bu sektörde hala taze kalan bakir pınarlar olduğunu siz de keşfedeceksiniz.

Önce markaları tanıyalım:

1. Lig: Braun, Krups, Moulinex, Tefal

2. Lig: Arnica, Arzum, Aura, Blue House, Conti, Dada, Elta, Fakir, Fanset, Felix, İhlas, King, Lider, Minton, Raks, Rowenta, Sinbo, Zass

Yeni Başlayanlar: Mert Çelik, Sunny, Mehtap, Daewoo (Bunlardan biri çelik tencerelerin yanına, biri teflon tencerelerin yanına, biri elektronik ürünlerin yanına, diğeri de otomobillerin (oha) yanına monte etmeye çalışıyor küçük ev aletlerini)

Bir de hem beyaz eşya hem küçük ev aletleri sektöründe faaliyet gösterenler var: Arçelik, Beko, Bosch, Eminçelik, Regal, Vestel gibi…


Devam

Türkiye’den başka yerde olmaz abi!

Dünyaca meşhur aşağılık kompleksimizle sağa sola gönderdiğimiz “bunu yapsa yapsa Türkler yapar” maillerini bilirsiniz. Garip ölümler, saçma imla hataları ve daha birçok denyoluk alt alta dizilir ve metnin başlığı da bellidir: “Sadece Türkiye’de yaşanabilecek olaylar”

Bir de eklerler, “Avrupa’da böyle şey yok, dünyanın hiçbir yerinde göremezsiniz vs.” Oysa bunu yazan ve hayattaki en büyük başarısı kendisine gelen e-postayı 7 kişiye gönderebilmek olan dallama, oturduğu şehrin dışına bile çıkmamıştır.

Bugün yine buram buram aşağılık kompleksi kokan bir fw mail aldım ve bu kez dayanamadım, internetten bir araştırma yapayım dedim. Bakalım dünyada neler oluyormuş?


Devam

Bir Sergio Leone vardı…

sergio leoneBugün usta yönetmenler dediğimiz Martin Scorsese, George Lucas, Steven Spielberg, Quentin Tarantino, Stanley Kubrick ve Robert Rodriguez gibi isimlerin saygıyla andığı ve tarzını takip ettiği bir isim vardır sinema dünyasında. Çektiği az sayıda filme rağmen sinemaya çok şey katan, son filmini çekmek için yıllarca bekleyen ve yukarıda saydıklarımın yanında daha birçok yönetmene ilham kaynağı olan bir efsane yönetmenin 19. ölüm yıldönümüydü 30 Nisan 2008.


Devam

Adalet buysa mülkün temelini seveyim

İzmir’de lise öğrencisi üç kız, sınıf arkadaşlarından ikisini tehdit ederek birer liralarını almışlar. Bu kızlar da kalkıp okul müdürüne şikayete gitmişler… Bundan sonrası sizce nasıl olmalı?

Sert bir okul müdürü bu kızları disipline verir, daha sert ve kötü kalpli bir okul müdürü de mutlaka ceza almaları için disiplin kuruluna baskı yapardı. Peki bu ne yapmış?

Kendisine emanet edilen gençliği en iyi şekilde korumak isteyen bu okul müdürü polis çağırmış. Gelen polisler müdürün çayını içerken “hocam işin gücün mü yok, uğraşıyorsun bacak kadar çocuklarla?” dedikten sonra bu iki kıza fırça atıp karakola dönmek yerine savcılığa haber vermişler.

Devletimin her işe eşit mesafede yaklaşan adil savcısı da “benim daha önemli işlerim var” dememiş, olayla ilgilenmiş, bu iki kıza hakettikleri cezayı vermiş:


Devam