Teknik servis tecrübesi olan cesur girişimci aranıyor!
Akay Perker, 28 Mayıs 2008
Toplumun Çin mallarına düşman kesilmesinin nedeni sadece Çinliler mi? Yoksa aynı fabrikanın ürettiği aynı ürünü farklı markalar altında Türkiye’ye getirip satmaya çalışanlar mı? Ayrıca siz değerli tüketiciler, bunca zaman “markası önemli değil, ucuz bi’şey olsun” diyerek yönlendirmediniz mi bu firmaları Çin üretimine? Türkiye’de üretilenden bile kalitesiz bir malı Çin’den getirmek sadece firmaların suçu değil, talebi başlatan sizdiniz! Hem ortalık birbirinin kopyası gudik ürünlerden geçilmiyor, hem de Türkiye’de istihdam sıkıntısı yaşanıyor, gidip Mao’nun küllerine mi tükürelim bunun için?
Neyse, konumuz bu değil…
Türkiye’de elektrikli küçük ev aletleri diye bir sektör var. Cıvır cıvır marka kaynayan bu kadar kalabalık bir sektör daha yoktur. Markalar hep birlikte doluştukları için sektöre sığamadılar ve ağlaşıp duruyorlar ama sabredip de yazının sonunu getirebilirseniz kuruduğu düşünülen bu sektörde hala taze kalan bakir pınarlar olduğunu siz de keşfedeceksiniz.
Önce markaları tanıyalım:
1. Lig: Braun, Krups, Moulinex, Tefal
2. Lig: Arnica, Arzum, Aura, Blue House, Conti, Dada, Elta, Fakir, Fanset, Felix, İhlas, King, Lider, Minton, Raks, Rowenta, Sinbo, Zass
Yeni Başlayanlar: Mert Çelik, Sunny, Mehtap, Daewoo (Bunlardan biri çelik tencerelerin yanına, biri teflon tencerelerin yanına, biri elektronik ürünlerin yanına, diğeri de otomobillerin (oha) yanına monte etmeye çalışıyor küçük ev aletlerini)
Bir de hem beyaz eşya hem küçük ev aletleri sektöründe faaliyet gösterenler var: Arçelik, Beko, Bosch, Eminçelik, Regal, Vestel gibi…
Ne iş yapar bu markalar? Ürün yelpazelerinin büyük çoğunluğunu Çin’den ithal eder, kalanını da burada ortaklaşa imal etmeye çalışırlar. Ortaklaşa diyorum, çünkü saydığım 30 civarında markanın hiçbiri Türkiye üretiminin tamamını kendi başına yapabilecek kapasiteye sahip değildir. Türkiye’de Philips’in halı yıkama makinelerini üreten fabrikanın kendi markası olan Arnica’ya Çin malı muamelesi yapılır. En eğlenceli sektörlerden biridir ev aletleri sektörü. 15 marka birden tutar Çin’de aynı fabrikaya aynı ürünü yaptırır, vitrinler birbirinin kopyası olan ürünlerde dolup taşar. Sonra da şikayetler başlar: “Piyasa çok kötü, satış yok.” E hocam bu ülkede bir günde 1.000 kırmızı saç kurutma makinesi satılıyorsa 15 marka birden doluştuğunda 15.000 kırmızı saç kurutma makinesi yapar bu. Git mavisini getir, yeşilini getir?
Bu sektörün en büyük handikapı son kullanıcının ihtiyacına göre değil kendi kafasına göre ithalat yapmasıdır. İthalatçı / fabrika malı ithal eder, ana bayisine yığar. Ana bayi toptancıya verir, toptancı ara toptancıya gönderir, ara toptancı da mağazalara dağıtır. Sonra beklerler ki Akay gelsin kırmızı saç kurutma makinesi alsın. Yok yeeaa? Akay n’apar? “Benim kafam kel olm n’apcam saç kurutma makinesini, tost makinesi almam lazım” der, ama bi’ bakar ki tost makinelerinin de birbirinden farkı yok. Mağaza bu kez Ceyda’ya yönelir; ama Ceyda yeşil saç kurutma makinesi istemektedir, 15 markanın hepsi birden aynı kırmızı makineyi satmaya çalıştığı için Ceyda %47 fazla ödeyip Tefal’in yeşil saç kurutma makinesini alır.
Satışlar durur. Mağaza satış yapamadığı için toptancısına ödeme yapamaz. Ara toptancı toptancıya, toptancı ana bayiye, bayi fabrikaya derken hep birlikte Çin’e savaş açılır. (Bahçıvanı karıştırma!) Piyasa durgunlaşır, hükümet bir ürün kalemine daha kota getirir, ama karbon kopya misali çalışan bu firmalar bin türlü kampanya ve indirime rağmen satış olmadığından yakınırken üst kategoridekiler kendi mallarını daha yüksek fiyatlarla rahat rahat satmaya devam ederler.
Hey! Ben müşteriyim! %30 indirim ve 32 taksit değil, kaliteli ürün istiyorum. 17 YTL’ye kettle alıp 7 ay sonra çöpe atmaktansa 47 YTL’ye kettle alıp 3 yıllık garantisi dolana kadar kullanmak istiyorum. İşte o yüzden sizin ürünlerinizden köşe bucak kaçıyorum.
Aslında konu o değil. Konu, bu firmaların teknik servisleri. Türkiye’de elektrikli küçük ev aletleri sektörüne hizmet veren 350 civarında teknik servis var. Oturup bu markaların teknik servis listelerini incelerseniz, birçoğunda aynı servisleri görürsünüz. Adam açar ufak bir dükkan, tutar 25 markaya birden teknik servis hizmeti verir.
Ancak bu teknik servislerin birçoğuna kullanıcı girmek bile istemez. Pistir çünkü; 10 yıldır değişmeyen halıflekslerin üzerindeki bol şekerli Rize çaylarının ve Tekel 2000′lerin imzaları gözlerinizi şenlendirirken, manzarayı arka odadan gelen lehim ve plastik kokusu ve her yere sinmiş olan bayat çay ve sigara kokusu tamamlar.
10 dakika önce fabrikayla kavgasını tamamlamış olan usta ikinci raundu sizinle yapmaya hazırdır. Ütüyü bozduğunuz için kızar, rengi atmış halıflekslerin üzerinde güreş tutarsınız.
Sermayesi olup da nereye yatıracağına karar verememiş olan girişimcilere sesleniyorum!
Teknik servis zinciri kurun. Teknikk diye bir marka oluşturun. “Son harfi şeddeledim marka yaptım, modaya uydum” diye hava atarsınız hem.
70 m² yeterlidir bir teknik servis için. Gidin tüm Türkiye’yi gezin. Teknik servislerle konuşun, dertleşin. Halıflekslere bir çay da siz dökün, değiştireceksiniz zaten. Her şehirde, uygun bulduğunuz yerlere ofislerinizi açın. Tabelanızdan ofisteki halıfleksin rengine kadar, personelin önlüğünden dağıtacağınız kartvizitlere kadar uyum içinde yaşayan bir kurum kimliği oluşturun. On yüz bin milyon renkli selefon kaplama kartvizitler bir statü belirtisi değil, imaj komedisidir, ciddi ve kaliteli bir kartvizit tasarlayın. Zaten gidin bir reklam ajansıyla anlaşın bu iş için, anlaştığınız ajansın işine de karışmayın. Sizin için en iyisini düşünür onlar, “logoyu biraz büyütelim” diye grafikerlerin boğazına çökmeyin.
Kurum kimliğimiz oturdu mu? Güzel…
Şimdi gidip bir web yazılım firmasıyla anlaşın. Size web tabanlı bir proje yazsınlar. Hangi bayinizde ne kadar stok olduğu bilgisinden, en çok arıza çıkaran şehrin hangisi olduğu istatistiğine kadar her şeyi görebileceğiniz bir sistem yazdırın. Bayilerinizin her birine birer şifre verin ve tüm bayilerinize bilgisayarın varolma amacının solitaire ve pornografi olmadığını, bazen iş için de kullanılabileceğini anlatarak ihtiyaç duyulan bilgileri aksatmadan sisteme girmelerini sağlayın.
Sistemin kullanıcı arayüzü adam gibi çalışsın. Müşteriler kendilerine en yakın teknik servisi buradan bulsunlar, arızalı ürünlerini buradan bildirsinler, en yakın bayiniz de bir görevlisini gönderip arızalı malı aldırsın ve tamirden sonra eve geri göndersin mesela.
Kurum kimliğinizi güzelce oluşturduktan sonra, çiçeği burnunda bayileriniz için bulunduğunuz şehirde bir toplantı düzenleyin. Eğitim verin, müşteriyle güreş tutulmayacağını, ütüyü bozduğu için fırçalanan müşterinin, eğer o ütü bozulmasa size para kazandırmayacağını anlatın. Çayın halıfleksler tarafından sindirilemeyen bir içecek olduğunu, teknik servis odasındaki lehim ve plastik kokularının bekleme odasındaki müşteriye işkence amacıyla yöneltilmemesi gerektiğini öğretin.
Araba alın bayilerinize. Volkswagen Caddy, Opel Combo, Peugeot Partner, Citroen Berlingo, Renault Kangoo veya Fiat Doblo türü bir arabada karar kılın, araç giydirmeyi de kurum kimliğinizi hazırlayan ajansa yaptırın. Araçları banka kredisiyle kendiniz alın, bayileriniz size ödesin. Bankalardaki krediniz tavan yapsın, höt dediğinizde milyon dolar krediyi sererler önünüze böyle bir alışveriş başarıyla tamamlanırsa.
Artık bayilik sistemi mi kullanırsınız, franchising mi verirsiniz bilemem, orası size kalmış.
Tüm işlerinizi tamamladıktan sonra da gidin üretici ve ithalatçılarla görüşün. Böyle bir teknik servis zincirine sahip olduğunuzu gördüğü halde sizinle teknik servis anlaşması yapmayan bir marka 2 sene içinde batacaktır zaten, umursamayın. Arkasında böylesine kaliteli bir teknik servis zinciri olan bir markanın satışları çok artar. (O kadar çok ki hesaplayamadım şimdi) Yani merak etmeyin, Türkiye’de satış yapmakta olan bütün elektrikli ev aletleri markalarıyla anlaşırsınız. Böyle bir tekel oluşturduğunuzda kıllık yapıp da sizin zincire katılmayan teknik servisler piyasadan silinecektir zaten, bir tane bile rakibiniz olmadan kaymak gibi para kazanırsınız.
Nedir olay? İmajı, hizmet kalitesi, personel kalitesi yüksek olan firma her zaman kazanır. Nike’ın Vietnam fabrikalarında işçiler açlıktan geberirken Nike’ın yan ürünü Converse neden tüm gençliğin ayağında?
Neyse bu işe girebilecek sermayeye sahipseniz imajın ne demek olduğunu bilirsiniz zaten, onu da benim anlatmama gerek yok.
Tamam? Ben Arnica Hepatech Aqua süpürgeyi alalı 4 ay oldu. Demek ki garantisinin bitmesine 32 ay var. Bakalım şirketi oturtabilecek misiniz benim süpürgenin garantisi bitmeden…
{Ulan sermayesizlikten bir projeyi daha ilan ettik piyasaya ama hadi bakalım. Komisyonumu isterim ona göre!}
{”Bu iş çok pahalıya patlar, daha ucuza çıkacak bir proje yok mu?” diyenlerle bilahare görüşelim, depoda olacaktı bi’şeyler}
6 Haziran 2008 saat 11:32
çok mersi güzel fikir valla sen bana biraz para ver ben bunu bir deneyeyim