November, 2009 Donemi Incileri

Siyasi mastürbasyon

Rahsan EcevitHer sektörün müzmin başarısızları olduğu gibi, siyaset dünyasında da siyasi otuzbirciler vardır. Bunlar ya parti kurarlar, ya bir yerlere aday olurlar, ya da o partiden bu partiye transfer olarak ömür doldururlar.

Bu tip adamların siyasi hayatları boyunca hiçbir başarısı olmaz. Bazen meclise girerler, bazen aday oldukları yere seçilirler ama hedefledikleri koltuğu kazanmaları da bir başarı sayılmaz; çünkü tutunamazlar, kayda değer bir iş başaramazlar.

Kurtlu baklanın kör alıcısı vardır misali, bunların da takipçisi eksik olmaz. O takipçilerle mutlu olurlar, birlikte toplantı, miting vs. düzenledikleri zaman büyük başarılar kazanacaklarına kendileri de inanırlar.

Kimseye bir faydası dokunmayacak olan parti bolluğuna da bu adamlar neden olur. Bugün belki 30 parti var Türkiye’de. Kendi partisinde biraz sivrilenler, televizyonda attıklarını herkesin dinlediğini düşünenler nefes almadan parti kurmaya çalışıyorlar.

İş Aş Haydar Baş vardı bir ara. Yaşar Nuri Öztürk de idamı geri getirme vaadiyle parti kurmuştu. Şimdi de kendisine belediye başkanlığı yapması için verilen mesaiyi kurduğu partiye harcayan Mustafa Sarıgül var. Daha bir dünya adam vardır, saymakla uğraşamayacağım.

Amaçları nedir bilmiyorum. Tamam, siyasi partilere devlet kasasından para yardımı yapılıyor, parasını nereye harcayacağını bilmeyen bazı sonradan görmeler de eğer partinin görüşlerini benimserse maddi destek veriyorlar ama nereye kadar…


Devam

Punk Art

pankart
Uzun zamandan beri haber takip etmiyordum, TV’yi açıp haber seyretmem, internette de haber sitelerinde pek gezinmem. Türkiye siyasi gündemini ne kadar az takip edersem o kadar huzurluyum. Ancak çayımı yudumlarken, gözüm masada duran gazetedeki habere ilişince huzur muzur kalmadı yine. Mecliste pankart krizi yaşanmış. Muhalefet ile iktidar arasında laf dalaşı olmuş. Koskoca adamlar kürsüyü basıp, küfretmişler. Aklıma ülkemin GS-FB maçlarındaki taraftar kavgaları geldi. Yüce meclisimizde takım elbiseli “punk”çılar türemiş. Acaba yakında bellerinden zincir sarkıtıp, Harley Davidson’la meclise gelirler mi?
Devam

Darbeci baro eylemi

Darbeci baroİstanbul Barosu üyeleri dün “yargıya ve ülkene sahip çık” yürüyüşü yapmışlar. Yapsınlar, haklarıdır. Eylem yapmaya, sokaklarda yürüyüp yaygara çıkarmaya hiçbir zaman olumlu gözle bakmasam da, özgür ve demokratik bir ülkede böyle bir hakka sahip olduğumuzu biliyorum.

Çıkarsın, eylemini yaparsın, yandaşlarınla birlikte bol bol bağırıp ne kadar kalabalık ve güçlü olduğunuzu düşünürsün. O sürüye dahil olmak, kişiye kendini çok güçlü hissettirir, buna eminim. O eylemlerde yeni partilerin temelleri atılabilir, rejim bile değiştirilebilir. Hayal kurmak bedavadır çünkü. Çevresindeki herkes o kişiyle aynı fikirdeyse bu, dünyayı ele geçirmeye sadece bir adım kalmış gibi hissettirebilir. Konu o değil.

Baro üyeleri yürüyüş yaparken, en doğal hakkını kullanan Genç Siviller de Taksim Square Otel’in bir penceresine, üzerinde “DARBECİ BARO” yazan pankart astılar. Cübbeli avukatların yürümesi, eylem yapıp slogan atması ne kadar yasalsa, Genç Siviller’in otele astığı pankart da o kadar yasaldı.

Fakat “bağımsız yargıdan, faşizme karşı omuz omuza olmaktan” bahseden avukat kalabalığı, bir anda kendi eylemini unutup Genç Siviller’in pankart astığı oteli basmaya kalkıştı. Bana tuhaf gelen de bu oldu.


Devam

Kulak temizlemede inovasyon fikirleri

Kulak temizleme çocuklar için işkencedir!Küçükken annelerimiz nasıl temizlerdi kulaklarımızı? Ucu ıslatılmış havluyla kulağı mıncıklananlar kimler?

Şahsen en nefret ettiğim şey kulak temizliğiydi küçükken. Küçük çocuklar genelde banyodan kaçar ama ben banyoyu sever, banyo sonrası kulak temizleme seansına gelindiğinde yaygarayı basardım. Evin içindeki uzun kovalamacanın ardından güdümlü anne terliğiyle durdurulur, kulaklarıma giren ıslak havlunun acısına katlanmak zorunda kalırdım.

Ta ki dedemin taktiğini annem de uygulamaya başlayana kadar. Dedem kulağına bir şey sokmazdı çünkü. Kâğıttan huni yapıp ucunu yakar, kulağına dikerdi. Kâğıdın ucu yandıkça oluşan vakum, kulağındaki bütün kirleri o huninin içine çekerdi. Bunu yaparken sık sık görmüştüm dedemi. Hatta arkadaşlarına falan da yapardı aynı işlemi. Sonradan öğrendim ki dedemin fikri değilmiş, yüzyıllardır kullanılan bir yöntemmiş.


Devam

Sağlık sektörüne para lazım

kus gribi yalan dolandir!Ben küçükken Şile’ye pikniğe giderdik. Ümraniye yolları stabilizeydi, Ümraniye Sondurak dediğimiz yer gerçekten de son duraktı. Daha ileri gitmezdi otobüsler. Ümraniye’yi geçtikten yol kenarında kızarmış piliç satan dükkânlar olurdu. Biraz daha gidip Ömerli’yi de geçince mevsimine göre mısırcılar, gözlemeciler, meyve sebze satanlar da olurdu.

Acarkent falan yoktu o zamanlar, Beykoz Konakları da yoktu. Bugün villaların cirit attığı yerlerde çakalların gezdiği ormanlar vardı. Bunları hatırlıyorum diye 100 yaşında zannetmeyin beni, sadece 15–16 sene öncesinden bahsediyorum.

Çevresindeki ormanları kemire kemire Şile’ye kadar dayanan İstanbul sadece ormanları değil, orman köylüsünü, bir şekilde yaşamaya devam eden o sakin kasaba yaşamını da yok etti.

“Eski günler ne güzeldi üf yaa,” diye ağlayacak değilim, böyle olması gerektiği için böyle oldu. Son 50 yılda milyonlarca insanın koşarak gelip doluştuğu bir şehirden bahsediyoruz, daha farklısı beklenemezdi.

Ben “Ümraniye köydü,” diyorum, babam “Maslak’ta çakallar gezerdi,” diye anlatıyor. Eğer dönüp gelir de İstanbul’da yaşarsam çocuklarım Ömerli’deki, Şile’deki gökdelenleri, iş merkezlerini gösterip “eskiden ormandı buralar” diyecekler. Göç engellenmedikçe, normal gelişmeler bunlar.

Aslında kafama takılan başka bir şey bugün.

Bütün dünya aylardır Domuz Gribi tantanasıyla yatıp kalkıyor. Aşılar, ilaçlar, maskeler yok satıyor. Türkiye’de Sağlık Bakanı “herkes aşı olsun,” derken Başbakan kalkıyor, “bana ne ben aşı olmam, gerek yok,” diyor.


Devam