March, 2010 Donemi Incileri

Opeth, Hüsnü ve Müslüm


Geçen sene İsveçli metal grubu Opeth’in sitesini geziyordum. Basçıları Martin Mendez’in biyografisine göz atarken etkilendikleri isimler arasında bizim Hüsnü Şenlendirici ve Taksim Trio’yu gördüm. Hüsnü’nün klarnetine ölür biterim ben de. Alır götürür adamı. Taksim Trio; kanunda Aytaç Doğan, bağlamada İsmail Tunçbilek, klarnette Hüsnü Şenlendirici’den oluşan enstrümental bir proje. Üç virtüöz “Dünya müziği” icra ediyorlar. Birlikte yurtdışı turneleri oluyor. Yurtdışında epey fanları var. Hatta neredeyse Türk fan sayısı kadar yabancı fan sayısı vardır diyebiliriz. Eminim birçok vatandaşımız isimlerini bile duymamıştır. Ama gel gör ki ta İsveç’teki basçı Martin ismini duymakla kalmamış, bir de etkilenmiş, biyografisine koymuş bizim Türk müziği üstatlarını.


Devam

Ben demiştim!

Gelişmiş kabul edilen ülkeler, geri kalmış ülkeler için “gelişmekte olan ülke” tabirini kullanmazlar. Bu, geri kalmış ülkelerin vatandaşlarının kendilerine geri kalmış dememek için uydurduğu bir tabirdir. Yabancılar bunu sadece o ülke vatandaşlarına hitap ederken, avutma mahiyetinde kullanırlar. Steve Jobs bugün Türkiye’ye gitse ve herhangi bir konuda medyaya açıklama yapmak zorunda kalsa, Türkiye için geri kalmış ülke değil, “gelişmekte olan, Ortadoğu’nun lideri olan ülke” gibi cümleler kullanır, Türkler de “yaşasın gelişiyoruz,” diye sevinirler.

Oysa görünen köy kılavuz istemez, Türkiye geri kalmış bir ülke. Biz bu geri kalmışlığın sorumluluğunu genellikle ülkenin başındakilere atarız. Bir yandan en iyi yönetim biçiminin demokrasi olduğunu iddia eder, bir yandan da 85 yıldır iktidara gelenlerin hepsini kötüleriz.

Birçok nedeni olan bu geri kalmışlığın en büyük nedenlerinden biri de, Türkiye insanının yeniliklere her zaman kapalı olmasıdır. Türkiye’ye sunulan herhangi bir yenilik, her ne konuda olursa olsun önce büyük tepkiler alır. Kurallarına, alışkanlıklarına, bildiklerine körü körüne bağlı ülkelerden biridir Türkiye.


Devam

Hint füzesi, Türk fakiri

Hindistan, Rusya ile ortak proje ile geliştirdiği süpersonik hızda manevra yapabilen nükleer kapasiteli Brahmos füzesinin başarı test atışını yaptığını duyurdu.

Projeyi üstlenen BrahMos Aerospace şirketi Genel Başkanı ve Brahmos projesi sorumlusu Sivathanu Pillai pazar günü (21.03.2010) Bengal Körfezinde yapılan deneme atışında saniyede 928 metre hızla hareket eden 290 kilometre menzilli Brahmos füzesinin Bengal körfezindeki INS Meen adlı eski bir gemiyi başarı ile vurduğunu duyurdu. Orissa eyaleti açıklarındaki INS Ranvir savaş gemisinden dikey olarak fırlatılan Brahmos füzesi, 200-300 kiloluk nükleer savaş başlığı taşıyabiliyor.

Kaynak: AktüelDeniz


Devam

Ensemdeki zımbırtı


Ensesindeki titreşimle uyandı sabah, kalkma vakti gelmişti. Yüzünü yıkadıktan sonra kahvaltısını yapmaya başladı. Yapay meyve suyunu yudumlarken gözü yerdeki elbiseye takıldı. Dün gece barda tanıştığı yavrunun elbisesi. Hala uyuyor olmalıydı. Acaba bu ilişkisi ne kadar sürecekti.

Kahvaltısını bitirip giyindikten sonra çalıştığı inşaat şirketine doğru yola koyuldu. Tam DYDD’nin köşesini dönerken bir kızla çarpıştı ve kızın elindeki kitaplar yere düştü. Düşen kitapları toplayıp kızdan özür diledikten sonra yoluna devam etti. O anda dedesi aklına geldi. Dedesinin ninesiyle tanışması da böyle bir çarpışma sayesinde olmuştu. Sonra kaynaşıp evlenmişlerdi.


Devam

F klavye candır, canandır

Kendimi bildim bileli F klavye kullanan bir insan olarak hükümetin F klavye açılımını şiddetle destekliyorum. Bir aksilik olmazsa hükümet, Türkiye’de satış yapan bilgisayar firmalarının F klavye üretmesini de zorunlu kılacak. Böylelikle benim gibi feseverler artık rahatlayacak, sıkıntılı ve zor zamanlar geçirmekten kurtulacaklar.

F klavye, daktilo öğretmeni İhsan Sıtkı Yener tarafından bulunup 1955’te Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesi tarafından Standart Türk Klavyesi olarak kabul edilmiş. F klavyeyi en çok gazeteciler ve muhasebeciler kullanıyor. Ama dağdan gelip bağdakini kovan dış mihrak Q klavye neredeyse tüm bilgisayar kullanıcılarını zaptetti, tüm tersanelerimize girdi. F klavye kullanıcıları olarak yıllarca bu durumun zorluğunu yaşadık. Nereye elimizi atsak emperyalistlerin bir marifeti olan Q klavye karşıladı bizi. 10 dakikada yazabileceğimiz yazıları bitirmek saatler sürdü. F klavyeye tam anlamıyla hakim olup on parmak yazmaya başlayınca rahatlayacağız diye düşündük ancak bu sefer karşımıza emperyalistlerin iç destekçileri çıktı. Akay Perker gibi “Değiştirme olm şu klavyeyi” diyerek Q klavyeye mecbur bıraktılar bizi. Yani kendi bilgisayarlarımız haricinde çok sıkıntılı zamanlar yaşadık sevgili okur.


Devam