Ahmet Altan’a mektup
Vatanı bir kadın memesine satan sayın Ahmet Altan;
Son günlerde Taraf Gazetesi’nde yaptığınız yayınlarla ülkemizin gündemini çok ciddi şekilde meşgul ediyorsunuz. Şimdiye kadar kimsenin dokunamadığı Türk Silahlı Kuvvetleri’ni eleştiriyor, saklanan bazı gerçekleri deşifre ederek milletimizle paylaşma cesaretini gösteriyorsunuz. Atamızın “Köylü milletin efendisidir” vecizesine isyan edercesine kendilerini bu ülkenin ve milletin efendisi olarak gören TSK’ya, dokunulmazlıklarının olmadığını, eleştirilebileceğini hatırlattığınız için size kırmızı çizginin rakip yarı alana bakan bölümünden “Helal olsun” diyorum. Uyuşuk bir millet olan bizleri, “Darbe olmalı abi yeaa” diyen gerizekalıların saldırısına rağmen bilinçlendirmekten çekinmiyorsunuz. Eksik olmayın…
Fakat Sayın Altan bu kadar övgüden sonra bir takım eleştirileri de hak ediyorsunuz.
Ahmet Altan, ülke gündemini sarsan bu haberlerin neden aynı döneme denk geldiğini ne kadar düşünürsem düşüneyim bulamıyorum. Bu yayınlarınızın hepsi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en tepesindeki isim olan İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanlığı yaptığı zaman dilimine isabet etmesi bir tesadüf müdür?
Sanırım bazı insani değerleri size hatırlatmakta yarar var. Bakın, insanoğlu çocukluğundan itibaren bir takım hayaller kurar ve o hayallerini gerçekleştirdiği zaman ömrünün en mutlu anlarını yaşar. Sayın Altan, her askerin hayalleri, hedefleri de yaklaşık olarak aynıdır. Omuzlarını yıldızlarla donatıp yürüyen bir galaksi olmaya sevdalıdırlar, Büyük Önderimiz Atatürk’ün yasaklamış olmasına rağmen Paşa diye anılmak isterler. Çünkü hiyerarşik bir düzende çalışmaktadırlar ve emir vermek insanı mest eder. Ve bir gün bu hayallerine ulaşınca o mutluluğun daim olmasını isterler…
Her insanoğlu gibi…
İlker Paşa da askeri idadiye girdiği günden beri sürekli rütbe kazanmanın derdinde olan birisi. Tıpkı meslektaşları gibi. Ve bugün yıllardır hayallerini kurduğu, gençlik döneminin en güzel çağlarını bu hayalleri kavuşmak için heba ettiği bir pozisyonda. Yani her askerin olmak istediği yerde, Genelkurmay Başkanlığı makamında.
Bugün normal şartlarda İlker Paşa’nın hayatının en keyifli güneşli günlerini yaşaması gerekiyor. Ama siz buna izin vermiyorsunuz. Çünkü yaptığınız bu haberlerle genç görünmesine rağmen 67 yaşında olan ve emekliliği için gün sayan İlker Başbuğ’a sıkıntılı günler yaşatıyorsunuz. O artık ömrünün son demlerinde, bugüne kadar birçok stresle uğraştı. Bugün rahat yaşam devresi onun için. Buna neden izin vermiyorsunuz? Neden adamın üzerinde kara bulutlar gibi dolaşıyorsunuz? Bakın ben insanları seven bir insan olarak çok üzülüyorum İlker Paşa’nın haline. Sizin yaptığınız bu asimetrik psikolojik haberlerin ceremesini hep İlker Başbuğ çekiyor. Bu sizce normal mi, sizde hiç insan sevgisi yok mu? Yaşlı bir de bu adam, aileniz size yaşlılara iyi davranın, onları karşıdan karşıya geçirin diye terbiye vermedi mi?
Bence sayın Başbuğ çok üzülüyor bu duruma. Ömrünün en güzel demlerini geçireceği sırada çektiği şu sıkıntıya bakın. Ya bu adamın oğlu askerde şu anda biliyor musunuz? Onun hasreti sarmış zaten dört bir yanını. Oğlum askerde rahat ediyor mu, komutanları oğluma iyi davranıyor mu, kalleş bir kurşun oğlumu benden alıp götürür mü diye düşüne düşüne yiyor kendisini. Bu stres yetiyor zaten İlker Paşa’ya. Siz de yaptıklarınızla yaranın üzerine tuz döküyorsunuz adeta.
Biz size yapmayın demiyoruz, hobi olarak yine yapın. Zaten askerler de darbeyi hobi olsun diye yapıyor. Ama biraz zaman koyun araya. Mesela iki, üç ayda bir yazın bu haberleri. O elinizdeki belgeleri onbeş günde bir piyasaya sürünce muhataplarınız ne kadar yıpranıyor, ne kadar çok asimetrik psikolojik darbe yiyorlar farkında mısınız? Kendinizi bir de onların yerine koyun, aynı şeyler size yapılsa hoşunuza gider mi?
Ama cidden İlker Paşa’yı düşününce içim parçalanıyor. Tam eşiyle, çocuklarıyla geçirdiği hafta sonu tatilinden mutlu mesut dönüyor adam, küt diye bir belgeyle çıkıyorsunuz karşısına. Haydaa gitti bütün hafta sonunun zevki. Durum böyleyken, hayallerine kavuşmuş bir adam nasıl yaşayabilir o Genelkurmay Başkanlığı makamının keyfini. Siz de hiç vicdan yok mu!?
Hem ayrıca bal yiyen baldan usanır misali bir yere çok vurunca nasır tutuyor orası. Böyle olunca siz de o geçirme haberlerin zevkini yaşayamazsınız ki. Biraz neşelensinler sonra yine vurursunuz. Böyle üç günde bir vurunca onlarda da alışkanlık yapacak, iplemeyecekler sizin yaptıklarınızı.
Lütfen daha fazla üzmeyin Allah Allah diyerek cami bombala.. pardon hücuma kalkan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Genelkurmay Başkanını. Ayrıca Başbuğ Paşa’mın yumrukladığı masaya da acıyın. Odun da olsa o masanın kendi tabiatında bir canı var. Sizin yaptığınız haberler yüzünden kimler acı çekiyor farkında mısınız?
Saygılarımla
10 Yorum
Albatros January 30th, 2010 tarihinde demis ki;
Iyy bu sayfa çok pis kokuyor. Fikir özgürlüğü adına da olsa her önüne gelenin ortaya pisleyememesi lazım. Özgürlük denen şey bir diğerinin hududunun başladığı yerde biter, sınırsız değildir. İfade hürriyetine evet, edepsizliğe hayır.
Akay Perker January 30th, 2010 tarihinde demis ki;
@Gökhan
Bir fikre, düşünceye katılmazsın, bunu anlarım. Hatta katılmadığını ifade edip, “şu konuda haksız olduğun için ….” diye küfretmen bile aptalca olsa da kendi içinde mantıklıdır. Ama neye kızdığını bile söylemeden dümdüz küfretmek çok anlamsız. Örnekleme için Neyzen’den başkasını da bul kendine.
Albatros January 30th, 2010 tarihinde demis ki;
Bu arada İlker paşa’ya gerçekten içim acıdı. Bütün ömrün GKB olma hayaliyle geçsin, tam hedefe ulaştığında hayatını zehir etsinler.
Ama biraz kendisinde de kabahat var, iyilik olsun diye karşıya geçirmek isteyenlere müsaade etmiyor, illa burda kalacağım diye ısrar ediyor. Karşıya geçse hem kendisi hem memleket rahatlayacak.
KwisatzHaderach January 30th, 2010 tarihinde demis ki;
Sanırım bu arkadaşlar yazıdaki ironiyi anlamamışlar.Eğer anlamış oldukları halde bunları söylüyorlarsa durum daha da vahim.
Albatros January 31st, 2010 tarihinde demis ki;
KwisatzHaderach için bu yazıdaki yorummları anlama rehberi:
1. Yazıyı beğenmeyen biri eleştirmek yerine küfretmeyi tercih etmiştir.
2. yorum, fikir özgürlüğü ile küfretmenin birbirinden farklı olduğunu, ilk yorumun çirkin olduğunu ifade etmek için yazılmıştır.
3. yorum küfreden kişi ile ilgilidir.
4. yorumda yazı ile ilgili ilk ciddi tepki geliyor. Bu yorumun da yazının ana fikri ile paralel olduğunu ifade etmek isterim, isterseniz ironinin devamı diyebilirsiniz.
Yaşlı bir insana iyilik yapmak için yolun karşısına geçirmek : entrikalardan kurtulmasına yardımcı olmak olarak düşünebilirsiniz.
bosbogaz January 31st, 2010 tarihinde demis ki;
Askerin taruz aninda Allah Allah dedirtilmesine takildim ben. Bunu askerler mi soyluyorlar yoksa ordu mu soyletiyor? Allah’in isminin bile mensuplarini irtica endisesiyle iliklerine kadar titrettigi orduda, boyle bir taaruz seklinin secilmesi dusundurucu. Aman ha! yargitay orduyu da kapatmaya kalkar bak ayaginizi denk alin.
Yusuf January 31st, 2010 tarihinde demis ki;
Yazıyı okuyunca ben de acıdım hakkaten adama. Ama şu da var ki, darbeciler ile alakalı hiçbir girişimde bulunmuyor. Islak imzalı belgeye, kağıt parçası diyor. Yani aslında kendi kendini zor duruma sokuyor. Gerekenleri yapsa, bu kadar zor duruma düşmez hatta “iyi adam bu ilker paşa” sözlerini işitir. Ama o aksine darbecileri korumaya çalışıyor.
Aykut February 23rd, 2010 tarihinde demis ki;
Bugüne kadar bu sitedeki bütün yazıları beğendim.
Ancak bu sefer birkaç noktayı kaçırmışsınız. Bugün basın aracılığıyla yapılanlar gerçekten psikolojik bir harekattır. Konuşmalardan seçilen kelimeler, sahte konuşmalar, sahte belgeler havada uçuşmakla birlikte, tüm olaylar çok ciddi bir şekilde abartılmaktadır. Hepsi de bilinçli bir şekilde yapılmaktadır.
Ben şahsen bunun doğru olduğunu düşünüyorum. Devleti askerin esaretinden kurtarmak, onlara devletin yöneticisi değil memuru olduğunu hatırlatmak için böyle bir şey yapılmalıydı, madem ki düşünmek suç değil ben böyle düşünüyorum, ben yapımoyurm desteklemiyorum sadece düşünüyorum.
Neyse demek istediğim, bunlara inanıyor olmanıza şaşırdım, durum gazetecilerin anlattığı gibi vahim değildi, ortada darbe yapan falan yoktu.
Adem Haklı June 18th, 2010 tarihinde demis ki;
Aykut, hangi Türkiye’de yaşıyorsun sen? Kaldır kafanı şu soktuğun topraktan.





ghan January 30th, 2010 tarihinde demis ki;
ve tanrı salağı yarattı.ulan allahın salakları dicem kendinizi bi bok sanacaksınız.hani neyzen teyfik demiş ya ” şu boka bok deme boklar duyar ar eyler,zerresi boka düşse onuda mundar eyler” işte sizin gibi zerresi bozuklara ortam kalıyoya boka bile acıyorum vesselam…