Sectiginiz Yazarin Tum Yazilari

Koşun koşun altın bulmuşlar!

Kosun kosun altin bulmuslar!California’da altın aramaya davet eden afişlerden biri.

1803′de Almanya’nın Kandern kasabasında doğan John Augustus Sutter, doğduğu yerden çok uzaklarda, alabildiğine vahşi girişimlerle bir dünya kurulmasına önayak olacağını biliyor muydu acaba… O sadece bir köylü çocuğuydu ve kendini kurtarabilmenin, para kazanmanın derdindeydi.

Amerika’ya gitmenin hayaliyle büyüdü, sadece hayal kurmakla kalmayıp orada lazım olabilecek şeyleri de daha Almanya’dayken öğrendi. New York’a indiğinde İspanyolca ve İngilizceyi gayet akıcı konuşabiliyordu.

Askerliğini İsviçre ordusunda yaptıktan sonra bulduğu ilk fırsatta gemiye atlayarak 1834 yılında yeni dünya Amerika’ya indi. Çatışmalar, kavga gürültüler arasında kendini kurtarıp ülke kurmaya çalışan Amerikalıların arasına o da katıldı. New York’daki çeşitli maceralarının ardından 1839 yılında asıl hedefi olan Meksika’nın Yerba Buena (California ABD’ye katılınca Yerba Buena’nın ismi San Francisco olarak değişecekti) kentine ulaşmayı başardı.


Devam

2010 Kış Olimpiyatları

2010 Kis OlimpiyatlariXXI Kış Olimpiyatları, 12 Şubat’ta Kanada’nın Vancouver kentinde başladı. Elbette böyle bir müsabaka zincirinde kar görmemiş Afrika ülkelerinden sporcular beklemek anlamsız. Türkiye de yaz kış oldukça sıcak bir ülke olduğundan, böyle gereksiz sporlarla vakit harcamıyor. Sonuçta biz en az 25 derece sıcaklıkta yaşayıp, kar yağacak olursa mağaralarımıza saklanan insanlarız.

Çok sıcak bir ülke olduğumuzdan dolayı sadece futbol oynayabiliriz. Onu da kendi içimizde başarırız, uluslar arası platformda kayda değer bir başarımızı bulmak zordur. 87 yaşındaki ülkemizden bir kez UEFA şampiyonluğunu kazanan bir takım çıktı, bir kez de milli takımımız dünya üçüncüsü oldu. Milli takımlar teknik direktörü diye bir unvan vardır mesela bizde, sadece futbolla ilgilenen bir adamdır bu unvanın sahibi de. Ayda 140.000 TL civarında maaş alırdı eskiden, şimdiki ne kadar alır bilmem.

Milli takımlar teknik direktörü denince aklınıza öyle garip garip şeyler gelmesin. Futbol kâfidir. Yüzmek zor, ülkemizde deniz yok bizim, nasıl öğrenelim öyle şeyleri? Boks çok kötü bir spor, yurtta sulh cihanda sulh diyen bir toplumuz, insanları döverek puan toplamayız, ayıp. Motor sporlarına yaklaşmayız, trafik canavarı değiliz. Nasıl olduysa çocuğun biri çıkıp dünya şampiyonu olmuş, terbiyesiz şey.

Haliyle ülkemizden öyle yaz olimpiyatı, kış olimpiyatı gibi gereksiz şeylere katılım beklemeyin.


Devam

Tiyatroyu rahat bırakın

The Last CigaretteSimon Gray oyunu The Last Cigarette

Kadınların sahneye çıkmasının yasak olduğu Ortaçağ Avrupası’nda operalarda kadın sesi kullanabilmek için castrato kullanırlardı. Küçük çocuklar daha ergenliğe girmeden hadım edilir, sesleri hep ince kalır ve büyüdüklerinde muazzam sesli sopranolar olurlardı. Toplum da sahnede kadın görmediği için günaha girmez, kadınlar halka kötü örnek olmazlardı. Daha el kadar çocukken hadım edilerek cinsiyetini kaybeden sopranoların geçirdiği psikolojik travmalar kimsenin umrunda olmazdı.

Sonraları insanoğlu değişti, anlayışlar değişti. Kadınlar önce sahne hakkını, sonra seçme – seçilme hakkını kazanarak toplumda yer almaya başladıklarında tarihteki sopranolara methiyeler düzüldü, minik çocukların hadım edilmesinin doğru bir davranış olmadığı düşünülmeye başlandı.

Bir dönem sigara içmek güzel sayıldı, bir dönem eroin sağlığa yararlı zannedildi.

Bir süredir yapılan çalışmalar sonunda, artık sigara da kötü sayılıyor. Umuma açık kapalı alanlarda sigara içmek yasaklanıyor, televizyon filmlerinde sigara görüntüleri sansürleniyor. Bunlara gülüp geçiyorum da, bugün aldığım bir haber gülüp geçilecek gibi değildi.

Oğuz Atay’ın Korkuyu Beklerken öyküsünü oyunlaştırmışlar. Oyuncular sahnede sigara içip topluma kötü örnek oluyorlar diye belediye gelip ceza kesmiş.


Devam

Yahşi Batı ve Cem Wayne

Yahsi BatiÖyle bayıla bayıla komedi filmi izleyen bir adam değilim. Lisede okuldan kaçıp gittiklerimiz hariç, herhangi bir komedi filmi için sinemaya gittiğimi de hatırlamam.

Görevi espri yapmak olduğu için espri yapanları izlemek yerine, gayet ciddi bir işin, filmin ortasında ince espriler yapanları izlemeyi tercih ederim. Komedi filmi izleyip “hadi bi espri olsa da gülsek” diye beklemek yerine, Anatomy of a Murder’ı izlerken avukatın diğer avukata inceden dokundurmasını, kelime oyunları yapmasını izlemek daha hoş.

Haliyle, Cem Yılmaz’ın filmlerini de bayıla bayıla izlemiyorum. Ama komedi filmi yaptığını iddia ederek ortaya çıkanların arasında, en azından işine önem, filmlerine emek verdiğini görüyorum.

Cem Yılmaz aslında hayallerini gerçekleştiriyor. Bir nesil western filmlerini, uzay filmlerini izleyerek büyüdü, buna Cem Yılmaz da dahil. Ve hepimiz küçükken o ortamlarda bulunmanın hayalini kurduk. Kovboy çizmeleriyle, şapkalarıyla dolaştık, mantar tabancalarıyla düellolar yaptık.

Cem Yılmaz bizden şanslıydı. Çocukluğunu etkileyen, sevdiği şeylerle uğraşmayı kendine meslek edindi. Kara Şimşek temalı Opet reklamlarından tutun da, biraz önce izlediğim Yahşi Batı’ya kadar tüm işleri sevdiği o güzel filmlerin etkisiyle oldu. (O talihsiz kaza olmasa çekilmiş olan diğer reklamlar da yayınlanacak, belki bir yol filmi bile gelecekti arkasından, kim bilir.)


Devam

Esnaf samimiyeti

Esnaflik herkesin harci degilKarikatür: Selçuk Erdem

Eğri oturup doğru konuşmak lazım. Türkiye birçok konuda gelişmiş ülkelerle aşık atacak seviyede değil, o seviyeye ulaşmasına da çok vakit var. Yine de Türkiye ile gelişmiş ülkeleri birbirinden ayıran en önemli olgulardan biri, Türk insanının samimiyeti ve bu samimiyetin ticarete yansıması diye düşünüyorum.

Esnaflık güzeldir Türkiye’de. Küçük esnaflığın birçok detayında Ahilik etkilerini görebilirsiniz. Alışverişlerdeki samimiyette, müşteriye gösterilen alâkada, bulunulan ikramlarda hâlâ önce insan diyen ve kârı ikinci planda tutan Ahiliğin izleri bulunur.

Zaten olması gereken bu tip detaylar, günümüzde marketing derslerinde okutulur, üzerine tezler yazılır; müşterisinin güvenini kazanmak isteyen büyük markalar bu gelenekleri çok yeni bir şeymiş gibi sunup, yararlanmaya çalışırlar.

Ne kadar samimi görünürlerse görünsünler, işin arkasında “karşıdaki dükkân henüz siftah etmedi, kalan alışverişinizi oradan tamamlayın” diyen eski esnafların değil, “rakip markanın iflas etmesi için neler yapabilirim” diye düşünen kâr odaklı şirketlerin mantalitesi olduğu için, yapmacık olur bu ilişkiler.


Devam