Sectiginiz Yazarin Tum Yazilari

F klavye candır, canandır

Kendimi bildim bileli F klavye kullanan bir insan olarak hükümetin F klavye açılımını şiddetle destekliyorum. Bir aksilik olmazsa hükümet, Türkiye’de satış yapan bilgisayar firmalarının F klavye üretmesini de zorunlu kılacak. Böylelikle benim gibi feseverler artık rahatlayacak, sıkıntılı ve zor zamanlar geçirmekten kurtulacaklar.

F klavye, daktilo öğretmeni İhsan Sıtkı Yener tarafından bulunup 1955’te Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesi tarafından Standart Türk Klavyesi olarak kabul edilmiş. F klavyeyi en çok gazeteciler ve muhasebeciler kullanıyor. Ama dağdan gelip bağdakini kovan dış mihrak Q klavye neredeyse tüm bilgisayar kullanıcılarını zaptetti, tüm tersanelerimize girdi. F klavye kullanıcıları olarak yıllarca bu durumun zorluğunu yaşadık. Nereye elimizi atsak emperyalistlerin bir marifeti olan Q klavye karşıladı bizi. 10 dakikada yazabileceğimiz yazıları bitirmek saatler sürdü. F klavyeye tam anlamıyla hakim olup on parmak yazmaya başlayınca rahatlayacağız diye düşündük ancak bu sefer karşımıza emperyalistlerin iç destekçileri çıktı. Akay Perker gibi “Değiştirme olm şu klavyeyi” diyerek Q klavyeye mecbur bıraktılar bizi. Yani kendi bilgisayarlarımız haricinde çok sıkıntılı zamanlar yaşadık sevgili okur.


Devam

Bi gün bi arkadaşla oturuyoruz…

medeniyetEmir’le birlikte Gittim Gezdim Geldim serisinin başlamasına vesile olan gezinin ilk gününde yorgunluktan bezmiş bir vaziyette Ankara’da bir parkta oturmuş konuşuyorduk. Mevzu nereden açıldı hatırlamıyorum ama sonunu Emir şöyle bağladı: “Olm şimdi bunu bir yarış olarak düşün. Adamlar bize tur bindirmiş defalarca. Tur bindirirken yanımızdan geçiyorlar ya, işte o zaman devletlüler meydana çıkıp (Gördüğünüz gibi muasır medeniyetlerle aynı seviyedeyiz) diyorlar. Bizim medeniyetimiz budur işte.”

Sonra bu güzel tesbiti için “Aferin lan keranacı” diyerek tebrik ettim Emir’i.

Ahmet Altan’a mektup

asklarkavgaylabaslarVatanı bir kadın memesine satan sayın Ahmet Altan;

Son günlerde Taraf Gazetesi’nde yaptığınız yayınlarla ülkemizin gündemini çok ciddi şekilde meşgul ediyorsunuz. Şimdiye kadar kimsenin dokunamadığı Türk Silahlı Kuvvetleri’ni eleştiriyor, saklanan bazı gerçekleri deşifre ederek milletimizle paylaşma cesaretini gösteriyorsunuz. Atamızın “Köylü milletin efendisidir” vecizesine isyan edercesine kendilerini bu ülkenin ve milletin efendisi olarak gören TSK’ya, dokunulmazlıklarının olmadığını, eleştirilebileceğini hatırlattığınız için size kırmızı çizginin rakip yarı alana bakan bölümünden “Helal olsun” diyorum. Uyuşuk bir millet olan bizleri, “Darbe olmalı abi yeaa” diyen gerizekalıların saldırısına rağmen bilinçlendirmekten çekinmiyorsunuz. Eksik olmayın…

Fakat Sayın Altan bu kadar övgüden sonra bir takım eleştirileri de hak ediyorsunuz.

Ahmet Altan, ülke gündemini sarsan bu haberlerin neden aynı döneme denk geldiğini ne kadar düşünürsem düşüneyim bulamıyorum. Bu yayınlarınızın hepsi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en tepesindeki isim olan İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanlığı yaptığı zaman dilimine isabet etmesi bir tesadüf müdür?


Devam

Biz Nurcu değiliz!

ataturkAğustos 2007’de başladık burada yazıp çizmeye. O günden beri bir sürü etiket yapıştırıldı üzerimize ama sanırım en fazla Nurcu olduk. Fetonun uşakları, Amerika’nın köpekleri, Atatürk düşmanları, cumhuriyet huysuzları falan diye de bir sürü sıfatımız oldu. Bugüne kadar hiç cevap vermedik ama ben sıkıldım artık.

Kuyunun kuruluş amacı sadece içimizden geçenleri yazmaktı. Bunu da ilk yazıdan itibaren başardığımızı düşünüyorum. Sizin hoşunuza gitmeyen konulara dokunduğumuz için o kadar çok Fethullahçı ilan edildik ki, Fethullah Gülen’in bu durumdan haberi olsa bize imrenirdi herhalde.


Devam

İki Mümin çıktı meydane…

kocayusuffBalkanların güreş sevdasından söz etmiştik. Oralarda iki çocuğun kendi arasındaki güreşin sonucu bile kısa sürede bütün köye yayılır da Kırkpınar’ın galibi duyulmaz mı? Elbet duyulur. Zaten er meydanıyla haşır neşir olanlar, güreş haberlerini Osmanlı’nın dört bir yanına Hızır aleyhisselam ulaştırır diye inanırlar. Yusuf artık Aliço’yu yenen pehlivan diye bilinir, başını sokacak kadar efsane haline gelir. Şumnulu Yusuf’un vücudu, oyunları, hileleri, el enseleri, acı kuvveti, boyundurukları bir masal gibi anlatılır. Anneler çocuklarına Yusuf’lu ninniler söylemeye başlarlar. Yusuf, Kırkpınar’da bir sonraki sene de şampiyon olur, ondan sonraki seneleri de kazanır. Başpehlivanlığı tam dokuz sene (1885-1894) kimselere bırakmaz.


Devam