Sectiginiz Yazarin Tum Yazilari

Bir daha asla!

Emin Çölaşan’ın eşi Tansel Çölaşan’ın “Adnan Menderes’in idamından sonra halk bayram etti” açıklamalarının gündemi meşgul ettiği dönemlerdi. Altmışlı yaşlarının baharını yaşayan takım elbiseli, ‘İstanbul Beyefendisi’ diye anılabilecek bir amcanın kullandığı taksiyle Beşiktaş’a doğru geliyordum. Laflamaya başladık, laf lafı açtıkça amca da açılmaya başladı ve iş dönüp dolaşıp siyasete geldi bir süre sonra. “Ben Karaoğlancıyım evladım. Karaoğlan nerede ben oradayım. DSP falan ilgilendirmiyor beni…” diye konuşuyordu. Onun da mavi bir gömleği vardı Karaoğlan’ınki gibi. Muhabbetin seyri siyasete gelince benim de aklıma Tansel Hanım’ın açıklamaları geldi. “Amca sen bilirsin o dönemleri; Menderes asılınca çok sevinmişsiniz doğru mu” diye sordum beyamcaya. “Haşa oğlum ne sevinmesi. Rahmetli öldü diye kimsenin ağzını bıçak açmadı günlerce. Ajans bile dinlemedik evlerde. Ah evladım ah bizim o zamanlarda gördüğümüz zenginliği şimdi hiçbiriniz göremezsiniz. Hepimizin cebinde para vardı o günlerde. Okullarda fındık, fıstık, süt dağıtılıyordu. Ben o dönemde de Karaoğlancıydım emme Menderes’i de bir başka severdim. Ben Menderes öldü diye sevinen adam görmedim. Sevindiyse bir tek kendileri sevinmiştir asabildik diye. Bir daha da öyle birisi gelmez zaten bu ülkenin başına” diye cevap verdi.

“Sokayım sizin gibi adamlara!” diye okkalı bir küfür savurdum Tansel Çölaşan ve onun gibi olanlara.

Sivil Dayanışma Platformu, bugün (27 Mayıs) saat 11.30′da Kabataş’tan, 12.00′de ise Kadıköy’deki balonun yanından hareket ederek Yassıada’ya bir çıkartma yapacak. Akşam 19.00′da da Tünel’den Taksim’e yürüyüş düzenleyecek olan Sivil Dayanışma Platformu, Darbeye devrim diyen bütün aydınları, sanatçıları, işadamlarını; 27 Mayıs mağdurlarından, 50 yıldır askeri vesayet altında yaşamanın bedelini çok büyük kayıplarla, idamlarla, işkencelerle, faili meçhul cinayetlerle, fakirlik ve adaletsizlikle ödemek zorunda kalmış bütün yurttaşlardan özür dilemeye davet edecek.

Böyle güzel şeylere katılmayı ertelememek lazım.

Biz burada yabancıları sevmeyiz

Türk futbolunda son üç yıldır güzel şeyler yaşanıyor. Geçtiğimiz iki yılda Sivasspor lige renk katmıştı, şimdi de aynı heyecanlı dönemi Bursaspor yaşatıyor. Bundan birkaç hafta öncesine kadar Bursaspor’un şampiyonluğuna bir Bursalı kadar inanıyordum ama geçen haftaki Fenerbahçe-Beşiktaş maçıyla bu inancım sona erdi. Bursa’nın şampiyon yapılmayacağını iddia edenlere Fenerbahçe’nin Denizli’de kaybettiği şampiyonluğu örnek gösteriyordum ancak son haftalardaki gelişmeleri değerlendirince tezgahın çok önceden işlemeye başladığını farkettim.


Devam

F klavye candır, canandır

Kendimi bildim bileli F klavye kullanan bir insan olarak hükümetin F klavye açılımını şiddetle destekliyorum. Bir aksilik olmazsa hükümet, Türkiye’de satış yapan bilgisayar firmalarının F klavye üretmesini de zorunlu kılacak. Böylelikle benim gibi feseverler artık rahatlayacak, sıkıntılı ve zor zamanlar geçirmekten kurtulacaklar.

F klavye, daktilo öğretmeni İhsan Sıtkı Yener tarafından bulunup 1955’te Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesi tarafından Standart Türk Klavyesi olarak kabul edilmiş. F klavyeyi en çok gazeteciler ve muhasebeciler kullanıyor. Ama dağdan gelip bağdakini kovan dış mihrak Q klavye neredeyse tüm bilgisayar kullanıcılarını zaptetti, tüm tersanelerimize girdi. F klavye kullanıcıları olarak yıllarca bu durumun zorluğunu yaşadık. Nereye elimizi atsak emperyalistlerin bir marifeti olan Q klavye karşıladı bizi. 10 dakikada yazabileceğimiz yazıları bitirmek saatler sürdü. F klavyeye tam anlamıyla hakim olup on parmak yazmaya başlayınca rahatlayacağız diye düşündük ancak bu sefer karşımıza emperyalistlerin iç destekçileri çıktı. Akay Perker gibi “Değiştirme olm şu klavyeyi” diyerek Q klavyeye mecbur bıraktılar bizi. Yani kendi bilgisayarlarımız haricinde çok sıkıntılı zamanlar yaşadık sevgili okur.


Devam

Bi gün bi arkadaşla oturuyoruz…

medeniyetEmir’le birlikte Gittim Gezdim Geldim serisinin başlamasına vesile olan gezinin ilk gününde yorgunluktan bezmiş bir vaziyette Ankara’da bir parkta oturmuş konuşuyorduk. Mevzu nereden açıldı hatırlamıyorum ama sonunu Emir şöyle bağladı: “Olm şimdi bunu bir yarış olarak düşün. Adamlar bize tur bindirmiş defalarca. Tur bindirirken yanımızdan geçiyorlar ya, işte o zaman devletlüler meydana çıkıp (Gördüğünüz gibi muasır medeniyetlerle aynı seviyedeyiz) diyorlar. Bizim medeniyetimiz budur işte.”

Sonra bu güzel tesbiti için “Aferin lan keranacı” diyerek tebrik ettim Emir’i.

Ahmet Altan’a mektup

asklarkavgaylabaslarVatanı bir kadın memesine satan sayın Ahmet Altan;

Son günlerde Taraf Gazetesi’nde yaptığınız yayınlarla ülkemizin gündemini çok ciddi şekilde meşgul ediyorsunuz. Şimdiye kadar kimsenin dokunamadığı Türk Silahlı Kuvvetleri’ni eleştiriyor, saklanan bazı gerçekleri deşifre ederek milletimizle paylaşma cesaretini gösteriyorsunuz. Atamızın “Köylü milletin efendisidir” vecizesine isyan edercesine kendilerini bu ülkenin ve milletin efendisi olarak gören TSK’ya, dokunulmazlıklarının olmadığını, eleştirilebileceğini hatırlattığınız için size kırmızı çizginin rakip yarı alana bakan bölümünden “Helal olsun” diyorum. Uyuşuk bir millet olan bizleri, “Darbe olmalı abi yeaa” diyen gerizekalıların saldırısına rağmen bilinçlendirmekten çekinmiyorsunuz. Eksik olmayın…

Fakat Sayın Altan bu kadar övgüden sonra bir takım eleştirileri de hak ediyorsunuz.

Ahmet Altan, ülke gündemini sarsan bu haberlerin neden aynı döneme denk geldiğini ne kadar düşünürsem düşüneyim bulamıyorum. Bu yayınlarınızın hepsi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en tepesindeki isim olan İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanlığı yaptığı zaman dilimine isabet etmesi bir tesadüf müdür?


Devam