Sectiginiz Yazarin Tum Yazilari

Barış güzel şey…

Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü. Alman ordularının Polonya’yı yakıp yıkarak işgal ettiği ve 2. Dünya Savaşı’nın başlangıcı olarak kabul edilen 1 Eylül 1939 gününe atfen, bir daha savaş olmasın diye savaşın iğrençliğini ve barışın güzelliklerini vurgulayan, bunun içinde tüm dünyada kutlanan anlamlı bir gün bugün.

Aklıma geldi de, askerdeyken bir gün Kurtuluş Savaşı sırasında askerlere su verirken vurulup ölen bir kadının görüntülerini seyrettirmişlerdi. Bir belgesel de yayınlandı bunlar daha sonra, görmüşsünüzdür sanırım.

Oysa o görüntüleri izleyene kadar ben savaşın ne kadar iğrenç, insanı derinden yaralayan birşey olduğunu hiç anlamamışım. Benim için Hollywood filmlerinde eğlence, akşam haberlerinde sıradan bir habermiş o zamana kadar savaş. Sıktım kendimi o kadar askerin içinde, gözümden gelen bir damla yaşı da tutamadım. O mübarek kadının kurşunların havada çarpıştığı ortamda askerlere su taşırken, vatan kurtulsun diye canını verdiği bu görüntüler ne zaman aklıma gelse ürperiyorum.


Devam

İnsan mısınız lan siz?

Değilsiniz biliyorum! Size insan denilemez! Size hayvan bile denilemez. Size hayvan demek, katlettiğiniz o hamile hayvana hakarettir. Sizler ki şu dünyada en hakir görülen hayvan ne ise ondan daha aşağılık, şerefsiz yaratıklarsınız! Allah belanızı versin sizin!

Çok sinirliyim. Az önce Facebook hesabımda bir video seyrettim. Bursam Et adlı şirketin mezbahasında hamile bir ineğin katledilme görüntüleriydi bunlar. Kendisini insan zanneden 3-5 şerefsiz, adi yaratığın işlediği cinayetin görüntüleriydi.

Kelimeler yetersiz kalıyor. Dakikalardır küfür ediyorum, masayı yumrukluyorum daha sinirim geçmedi. Öldürebilirim bu adamları şu anda önüme getirseler geberene kadar yumruklayabilirim. Kelimeler yetersiz kalıyor. Videoyu ekliyorum. Küfür serbest!


Devam

Ne varsa eskilerde var…

lorelhardiLorel ile Hardi’yi (Laurel and Hardy) hatırlayanınız var mı? Efendim bu ikili yüzyılın ilk çeyreğinde Amerika’da çevirdikleri kısa filmlerle ünlü olmuş ve 1950′lere kadar da birçok film çevirmiş bir ikili. Bilmeyenler için söyleyeyim sinema tarihinin en çok bilinen ve en iyi ikilisi olarak da gösterilirler.

Bense bu güzel ve komik iki insanı bacak kadar çocukken çizgi romanları ile tanımıştım. Oliver Hardy yani şişman olan sürekli işleri karıştıran işgüzar ve panik atak, Stan Laurel ise cılız olan ve sürekli Oliver’ın başlarına açtığı belaları çözmeye çalışan tiplerdi hatırladığım kadarıyla. Bir hikayelerinde ise iki kafadar yaşadıkları hayattan, teknolojiden ve diğer herşeyden bıkıp ne varsa eskilerde var deyip yeni ve modern herşeyi hayatlarından çıkartmaya karar verip elektrik yerine mum, ocak yerine ateş filan kullanmaya kalkmışlardı. Bir süredir bu cümle aklımdan çıkmıyor. Ne varsa eskilerde var… Ya da öyle mi acaba?
Devam

Büyükler için bir hikaye…

cinderella_1024x7681Hatırlarım da eskiden bazı geceler ninem bizi etrafına toplar, içinde ecinniler, gulyabaniler, devler, cüceler, periler ve daha birçok olağanüstü yaratığın eksik olmadığı türlü masallar, hikayeler anlatırdı. Özellikle kış aylarında soba üstünde pişen kestanelerin kokusuyla harmanlanmış bu hikaye gecelerini öyle çok özlerim ki…

Bu gece, hikaye gecesi. Ama bu sefer anlatan koltuğunda ben varım. Hikayenin sonunda gökten birkaç elma düşecek ve böylece birkaçınız yerçekimini keşfedecek. Sanırım elmanın düşüşünden suyun kaldırma kuvvetini bulanlar da olacaktır… Her neyse… Yaklaşın yamacıma… Başlıyorum.
Devam

En süper rejim!

cumhuriyetAltay’ın Cumhuriyet sikko bir rejimdir yazısını tekrar okuyunca aklıma yönetim biçimlerinin mi yoksa yöneticilerin mi rejimin güvenle devam etmesi için elzem olduğu gibi şahane bir soru takıldı. Bunu irdelemek gerek!

Tanımlamaya gerek yok hepiniz cumhuriyeti biliyorsunuz. İşleyişiyse aşağı yukarı şöyle: 3-5 senede bir hep beraber oy kullanıp adaylığını koyan kişileri kendimize vekil olarak seçip meclise yolluyoruz. Onlar da kendi aralarında hükümet kurup bir başbakan çıkartıyor. Başbakan ise hükümeti kurup bakanları filan atıyor. Böylece mesela sağlığımızı gözeten bir sağlık bakanı, eğitim öğretim işleri için bir milli eğitim bakanı gibi bakanlar seçilerek bu işlere bakıyorlar. Bir de cumhurbaşkanı var ki en üst otorite ve aynı zamanda ordular başkumandanı.
Devam