<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Delinin Kuyusu &#187; Ömer Yavuz</title>
	<atom:link href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/author/omer-yavuz/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.delininkuyusu.com</link>
	<description>Bir deli, kuyuya bir akıllı atar ve olaylar gelişir!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Feb 2012 23:29:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Benim sadık yarim</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/benim-sadik-yarim.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/benim-sadik-yarim.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Jul 2011 08:24:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[çamur]]></category>
		<category><![CDATA[çamur banyosu]]></category>
		<category><![CDATA[çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[kara toprak]]></category>
		<category><![CDATA[saksı]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<category><![CDATA[yağmurdan sonra toprak kokusu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3943</guid>
		<description><![CDATA[Arasıra avucuma kum alıp parmaklarımın arasından akışını izlerim kum tanelerinin. Zaman da bu kum taneleri gibi akmaktadır. Bir de o anda, dünyanın çeşitli yerlerinde toprağa akıp giden kaç insan vardır kim bilir diye düşünürüm. Özüne geri dönenler. Özüne dönenler diyorum çünkü ben “topraktan gelip toprağa gittiğime” inananlardanım. Toprakla aramızdaki ayrılmaz bağın varlığı da dikkatimi çekmiştir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3944" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/07/toprak.jpg" alt="toprak" width="420" height="333" /><br />
Arasıra avucuma kum alıp parmaklarımın arasından akışını izlerim kum tanelerinin. Zaman da bu kum taneleri gibi akmaktadır. Bir de o anda, dünyanın çeşitli yerlerinde toprağa akıp giden kaç insan vardır kim bilir diye düşünürüm. Özüne geri dönenler. Özüne dönenler diyorum çünkü ben “topraktan gelip toprağa gittiğime” inananlardanım. Toprakla aramızdaki ayrılmaz bağın varlığı da dikkatimi çekmiştir hep.</p>
<p>Birçok insanın sevdiği yağmurdan sonraki toprak kokusunu ele alalım. Ruhun bedenle birleşip insanı meydana getirişi gibi, yağmur toprakla birleşince o eşsiz kokuyu salar etrafa. Ve o kokuyu burnumla değil de ruhumla içime çeker, ferahlarım. Sanki yeniden doğmuşum gibi beni benden alır.</p>
<p><span id="more-3943"></span>Toprakla uğraşmak insan için terapidir diye düşünüyorum. Betondan dört duvar arasına hapsolduğumuzdan beri elimiz toprağa değmez oldu. En azından evimizde saksıda çiçek besleyebiliriz. Bunun psikolojik açıdan faydalı olacağına inanıyorum. Bir çiçeğin ya da başka bir bitkinin filizlendiğini görmek ruhumuzu okşar. Hem yeşil sükunetin rengidir. İnsanı dinlendirir. Hatta bahçeli evi ya da küçük bir arsası olanlar meyve ağacı bile dikebilirler. Toprakla uğraşmanın sağladığı ruhsal deşarjın yanında meyveyi dalından koparıp yemenin hazzını da yaşamış olurlar. Hem insanın kendi yetiştirdiğini yemesi çok daha leziz olur.</p>
<p>Diğer taraftan bir de çamur banyosu vardır. Vücut için şifalı olduğu bilimsel açıdan da kanıtlanmış. Kan dolaşımını arttırıp kasları rahatlattığı, cildi yumuşak ve temiz hale getirip hormon dengesini sağladığı, bağışıklık sistemini kuvvetlendirip stresi azalttığı söyleniyor. Hem de hiçbir yan etkisi olmadan. Elektrik prizlerinde de vardır ya topraklama, tıpkı onun gibi vücuttaki aşırı elektriği toprağa aktarmak, yani topraklanmak.</p>
<p>Bugünkü modern hastalıkların (fizyolojik ya da psikolojik), doğanın saflığından koptuğumuz için başımıza geldiği kanısındayım. Fabrikasyon gıdalar vücudumuzun içine ediyor olmalı. Sağlam vücut olmayınca sağlam kafa da olmuyor. Sağlam kafa olmayınca ruhsal bozukluklar da kendini gösteriyor. Bunun için tek çıkar yol; fabrikasyona küsüp, tekrardan doğayla barışmak. Bunu tamamıyla başaramasak da elimizden geldiği kadarını yapmak. Vücut sağlığı için topraktan yetişeni yemek, ruh sağlığı için toprakla oynamak. Sorunlarımızı çözmek ya da rahatlamak için psikologlara ihtiyacımız yok. Bir avuç toprağın daha etkili olabileceğine inanıyorum. Yeter ki toprağı koklayıp, içimize çekebilelim.</p>
<p>Doğadan kopmuşuz, doğal bahçeler yerine yapay teknolojik hapishanelerde yaşıyoruz. Cep telefonları, baz istasyonları, kablosuz internet ağları, monitörler, kablolar, adaptörler vs. Hepsi de hapishanemizin parmaklıkları. Radyasyona maruzuz bu yüzden stres doluyuz. Elektrik yüklüyüz, ama karşı cinsten elektrik alamıyoruz. Ne acayip! Halbuki ruhumuz bu havasız hapishanede bir avuç toprak kokusuna muhtaç.</p>
<p>İnsan ilişkileri de doğallığını yitirdi, samimiyet ortadan kalktı. Olduğu gibi, toprak gibi, saf ve sıradan insanlar yok artık. Onların yerine başını topraktan kaldırıp gökdelenlerin tepesine dikmiş, hırslı, hesapçı ve sıradışı insanlar var. Sıradışılık “in”, sıradanlık “out”!</p>
<p>Çevremde sıklıkla yağmurdan şikayetçi tipler görürüm: “Off, yağmur da yağacak günü buldu, arkadaşlarla gezecektik, saçımı da yeni yaptırmıştım&#8230;” diye yakınırlar. Yağmur yağmasa toprak nasıl ekin verecek, karnı neyle doyacak? Düşünmezler hiç. Nasıl düşünsünler, hayatları boyunca aç kalmamışlar ki. Yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında. Onlar sadece kendi kıçlarının anlık rahatlığını düşünürler.</p>
<p>Nesli tükenmemiş doğal nimetlerimizin -yağmurun, çamurun, toprağın- kıymetini bilmeliyiz. Kendimizi topraktan soyutlamamalıyız. Bir şekilde toprakla ilişki kurmak (bir saksıyla bile olsa) stresimizi alacaktır. Hem ne kadar soyutlayabileceğiz ki topraktan kendimizi, bir gün gelecek dünyanın doyuramadığı gözümüzü bir avuç toprak doyuracak, değil mi?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/benim-sadik-yarim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/07/toprak.jpg' length ='39191'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Siyah beyaz hatıralar</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/siyah-beyaz-hatiralar.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/siyah-beyaz-hatiralar.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 May 2011 09:34:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[beşiktaş]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[gordon milne]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim üzülmez]]></category>
		<category><![CDATA[metin ali feyyaz]]></category>
		<category><![CDATA[rüştü]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman seba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3917</guid>
		<description><![CDATA[Eskiden fanatik Beşiktaşlı biri olarak yıllardır futbolu takip etmem. Eskiden dediğim ilkokul yıllarında kaldı. Gordon Milne ve talebeleri muhteşem üçlü Metin, Ali, Feyyaz zamanları yani. Öyle bir bağlıydım ki takım yenilince ağlardım o derece. Çocukluk işte. Sonra donuk bakışlı gülmeyen adam Gordon Milne gitti takımda yavşamalar başladı. Asıl kırılma noktası ise efsane başkan Süleyman Seba’nın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3918" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/05/siyah-beyaz.jpg" alt="" width="420" height="216" /><br />
Eskiden fanatik Beşiktaşlı biri olarak yıllardır futbolu takip etmem. Eskiden dediğim ilkokul yıllarında kaldı. Gordon Milne ve talebeleri muhteşem üçlü Metin, Ali, Feyyaz zamanları yani. Öyle bir bağlıydım ki takım yenilince ağlardım o derece. Çocukluk işte. Sonra donuk bakışlı gülmeyen adam Gordon Milne gitti takımda yavşamalar başladı. Asıl kırılma noktası ise efsane başkan Süleyman Seba’nın gidişiydi. Ondan sonra Beşiktaş pek tat vermedi açıkçası oynadığı futbolla. Dönem dönem iyi oynasa da genelde o eski fırtınalı günlerdeki tadı alamadım. Örneğin, Lucescu ile 2003’teki 100. yıl şampiyonluğunda bile oynanan futbol pek içime sinmemişti. Zaten genelde şampiyon olan takım çok iyi olduğu için değil diğer büyükler kötü durumda olduğu için şampiyon oluyor.  Belki de bu yüzden soğudum takımdan ve futboldan. Ama daha çok bizim ligin kalitesi etkili sanırım. Beşiktaş iyi olsa kaç yazar ki.<br />
<span id="more-3917"></span></p>
<p>Bu yazıyı yazmama sebep olan dün geceki Ziraat Türkiye Kupası maçıydı. Epey olmuştu Beşiktaş maçı izlemeyeli. Bi&#8217; seyredelim dedim, belki eski heyecanları yaşarız. Maç heyecanlıydı, güzeldi. Mücadele de üst düzeydeydi. Ancak Kara Kartal’dan ben daha iyi bir futbol beklerdim açıkçası. Maçı anlatan eleman sürekli Beşiktaş’ın fizik yorgunluğundan bahsetti. Sanki 2 gün önce UEFA maçı vardı anasını satayım. Zaten Bursa maçı da iptal olmuş. Başka ne maçı yapıyorlarsa artık.</p>
<p>Dünya kadar yabancı dolmuş takıma. Bunlara niye o kadar para verirler anlamadım hiç. Q7’nin üçte biri kadar top oynasalar her şey çok güzel olacak ama nerde. En gıcık gittiğim şey de o zaten. Aynı kalitede top oynayacak bir sürü gencimiz varken yabancı alıyoruz. Onlar da bizim ülkeye gelince yavşama moduna geçiyorlar. Çoğunluğu böyle. Doğru dürüst 2-3 ay top oynuyorlar ancak. O kadar para da çöpe gitmiş oluyor. Lanet olsun kulüplerin yabancı sevgisine. Getireceksen iş yapacak kaliteli adam getir. Asıl bunlardan soğudum belki de ülke futbolundan. Bir de bozuk para harcar gibi teknik direktör ve futbolcu harcanıyor bu ülkede. Mesela İbrahim Üzülmez gibi mücadeleci, istikrarlı adamı anında postaladılar. Yıllardır takımın bel kemiğiydi kendisi. Herkes geldi geçti takımdan ama o hep vardı. Pek tekniği olmasa da 2 sene içinde postalanan top cambazı yabancılarla değişmem kendisini.</p>
<p>Maçta beni şaşırtan Rüştü oldu. “Hala oynuyor mu lan bu?” dedim. Yıllar önce (ortaokulda) bir haftasonu arkadaşım beni Aydınspor-Antalyaspor 2. Lig maçına götürmüştü. O maçta “Bu Antalya’nın kalecisi var ya Fener’e gitçekmiş lan” demişti. Nitekim sonra dediği gibi Fener’e gitti. Hatırladığım kadarıyla o gün bizim Aydın 2 tane takmıştı Antalya’ya. “O gün bugündür hala oynuyor adam, vay be” dedim. Sonra dün geceki sürprizlerden birisi Tayfur Havutçu’ydu. Bizde oynadığı dönemlerde maç sonrası yaptığı peltek açıklamaları geldi aklıma, gülümsedim. Ama asıl diğer sürpriz epeydir görmediğim “Gassaraylı Arif” idi. Onun İ.B.B’de yardımcı antrenörlük yaptığını futbol gündemini takip etmediğim için bilmiyordum. Kameralar, İ.B.B kulübesini gösterdiğinde “Ahanda, Artist Arif” dedim. “Artist Arif” lafını geçmişte maçları Cine5’in verdiği yıllarda maç izlemek için gittiğim kahvehanelerden hatırlarım. Futbol delisi amcalar ne zaman Arif kendini yere bıraksa “Ariiif, Cüneyt Arkın halt etmiş yanında, git Yeşilçam’da oyna. Artiiiz!” derlerdi. Gerçekten çok artistçe bırakırdı kendini.</p>
<p>Ne kadar ligimiz kalitesiz olsa da oynanan futbol çok iyi olmasa da dün gece güzel ve heyecanlı geçti benim için. Yıllar sonra maç izlemenin zevkine vardım. Gollerle coştum. Ara sıra takılmak lazım futbola. Ama sık değil, yaşanan gelişmeler insanı sinir ediyor çünkü, tıpkı ülke siyasetindeki gibi çirkeflikler yaşanıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/siyah-beyaz-hatiralar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/05/siyah-beyaz.jpg' length ='30668'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Yarış atları</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yaris-atlari.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yaris-atlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Apr 2011 12:04:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[milli eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenciler]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3901</guid>
		<description><![CDATA[Sene 2011. Mini mini birler okuma-yazma öğrenir öğrenmez kocaman çantalarını test kitaplarıyla doldurur olmuş. Benim zamanımdaki üniversite yarışı ilköğretim seviyesine inmiş. İlköğretim son sınıfta ben hiçbir sınava girmemiştim. Direk düz liseden devam ederek rahatça iyi bir üniversiteyi kazanabilmiştim. Ama şimdi iyi bir üniversite için iyi bir lise şart olmuş. Artık elemeler daha erken yapılıyor. Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3902" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/04/Horse-racing.jpeg" alt="" width="420" height="340" /><br />
Sene 2011. Mini mini birler okuma-yazma öğrenir öğrenmez kocaman çantalarını test kitaplarıyla doldurur olmuş. Benim zamanımdaki üniversite yarışı ilköğretim seviyesine inmiş. İlköğretim son sınıfta ben hiçbir sınava girmemiştim. Direk düz liseden devam ederek rahatça iyi bir üniversiteyi kazanabilmiştim. Ama şimdi iyi bir üniversite için iyi bir lise şart olmuş. Artık elemeler daha erken yapılıyor. Bu yüzden iyi bir liseye kapak atmak için canla başla yarışır olmuş çocuklar.<br />
<span id="more-3901"></span></p>
<p>Çocuklar, çocukluğunu yaşayamadan ezbere boğuluyorlar. Okul müfredatı çok gereksiz kuru bilgilerle dolu. Daha 1. sınıfa giden çocuğa İstiklal Marşı’nın 10 kıtasını ezberlettiriyorlar. Geçenlerde bir ilköğretim 7. sınıf öğrencisi bir matematik problemi getirdi önüme çöz diye. O zorluktaki soru 15 sene önce ÖYS’de (ÖSS’den sonraki 2. basamak sınavı) çıkıyordu. Çok yükleniyorlar çocuklara, zorluyorlar. Körpe beyinler, milli öğütümün ağır müfredatı altında eziliyor. Hafta sonları sokakta top oynaması gereken çocuk ya evde oturup test çözmek zorunda kalıyor ya da özel dershaneye gidiyor.</p>
<p>Çocuklar kendi doğalarına aykırı hareket ediyor. İnsan doğasına aykırı her hareket bir bozukluk olarak (bumerang misali) geri döner. Yaşanmayan çocukluk, geleceğin psikopat yetişkinlerini doğurur. Hele bir de bazı veliler var ki sidik yarıştırır gibi çocuklarını, başkalarının çocuklarıyla yarıştırır olmuş. Benim çocuğum senin çocuğundan daha başarılı diye hava atıyorlar. Çok test sorusu yapabilen robotlaşmış çocuk başarılı çocuk anlamına geliyor yani. Bu gidişle gelecekte her mahalleye bir tane psikolojik terapi merkezi şart olacak.</p>
<p>Milli öğütüm bu kadar çocukların üstüne binmişken, bir de siz binmeyin sayın veliler. İnsan çocuğuna biner mi yahu? Çocuğun kişiliği ve karakteri, başarıdan önce gelir. Bu ülkeye doktor, mühendisten önce dürüst adam lazım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yaris-atlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/04/Horse-racing.jpeg' length ='50861'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Misket</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/misket.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/misket.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Nov 2010 09:43:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[bilye]]></category>
		<category><![CDATA[misket]]></category>
		<category><![CDATA[ütmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3878</guid>
		<description><![CDATA[Dışarıdan çocuk sesleri geliyor. Pencereden evimin önündeki çocuk parkına bakıyorum. Çocuklar misket oynuyorlar. Çocukluğumda oynadığım bu oyunu yılların silemediğine seviniyorum. PC, Playstation, Xbox’ların hüküm sürdüğü bu zamanda sokağa misket oynamaya çıkan çocukları görmek ne güzel. Monitörün esaretinden bir süreliğine de olsa kurtulup sokağa çıkmayı başaran türünün son örnekleri. Akşam ezanı okunup hava kararıncaya kadar birbirlerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3877" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/11/misket.jpg" alt="" width="420" height="280" /><br />
Dışarıdan çocuk sesleri geliyor. Pencereden evimin önündeki çocuk parkına bakıyorum. Çocuklar misket oynuyorlar. Çocukluğumda oynadığım bu oyunu yılların silemediğine seviniyorum. PC, Playstation, Xbox’ların hüküm sürdüğü bu zamanda sokağa misket oynamaya çıkan çocukları görmek ne güzel. Monitörün esaretinden bir süreliğine de olsa kurtulup sokağa çıkmayı başaran türünün son örnekleri. Akşam ezanı okunup hava kararıncaya kadar birbirlerini ütmeye çalışıyorlar. Şakalaşıp, itişip kakışıyorlar. Bazen de bir misket için kavga ediyorlar. Sanal değil, gerçek.</p>
<p>Sosyalleşme monitörün başında değil sokakta başlıyor. Temas ederek, hissederek, terleyerek… Çocuklar; joystick ve gamepad’e basmaktan çok çamur, top, ip ile oynamalılar. Monitörle bakışmaktan çok arkadaşlarıyla yuvarlanıp terlemeliler. Sosyalleşme arkadaşın ziline basıp sokağa çağırmakla başlıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/misket.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bugün 5 Kasım</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bugun-5-kasim.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bugun-5-kasim.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Nov 2010 06:20:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[5 kasım]]></category>
		<category><![CDATA[guy fawkes]]></category>
		<category><![CDATA[v for vendetta]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3867</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Hatırla, 5 Kasım&#8217;ı hatırla Barut ihanetini ve komplosunu Zaten aklım almaz barut ihanetinin neden unutulacağını Ama ya adam? Biliyorum, adı Guy Fawkes idi&#8230; ve biliyorum; 1605&#8242;de Parlamento Binası&#8217;nı patlatmaya çalıştı. Ama kimdi gerçekte? Neye benziyordu? Bize fikirleri hatırlayın dendi, adamı değil. Çünkü bir adam başarısız olabilir. Yakalanabilir, öldürülebilir ve unutulabilir. Ama 400 yıl sonra bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3868" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/11/V.jpg" alt="" width="420" height="304" /><em><br />
&#8220;Hatırla, 5 Kasım&#8217;ı hatırla<br />
Barut ihanetini ve komplosunu<br />
Zaten aklım almaz barut ihanetinin neden unutulacağını<br />
Ama ya adam?<br />
Biliyorum, adı Guy Fawkes idi&#8230;<br />
ve biliyorum; 1605&#8242;de Parlamento Binası&#8217;nı patlatmaya çalıştı.<br />
Ama kimdi gerçekte? Neye benziyordu?<br />
Bize fikirleri hatırlayın dendi, adamı değil.<br />
Çünkü bir adam başarısız olabilir.<br />
Yakalanabilir, öldürülebilir ve unutulabilir.<br />
Ama 400 yıl sonra bir fikir hâlâ dünyayı değiştirebilir.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Bir zamanlar itiraz etme hakkınız vardı, düşünmek ve inandığınız şekilde ifade etmek; şimdiyse düzene uymaya, boyun eğmeye mecbur eden bir sansür ve gözetim altındasınız.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Toplumlar, kendi devletlerinden korkmamalı.<br />
Devletler, kendi toplumlarından korkmalı.&#8221;</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bugun-5-kasim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/11/V.jpg' length ='7441'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Vuruş dizileri</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/vurus-dizileri.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/vurus-dizileri.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Oct 2010 07:24:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[bizimkiler]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[diziler]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[lise]]></category>
		<category><![CDATA[nostalji]]></category>
		<category><![CDATA[rtük]]></category>
		<category><![CDATA[şaban]]></category>
		<category><![CDATA[süper baba]]></category>
		<category><![CDATA[tecavüz]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[TV]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3840</guid>
		<description><![CDATA[Geçen haftalarda “Fatmagül’ün Suçu Ne?” adlı dizi izlenme rekoru kırmış. İlk önce ayarı verdiler tecavüz sahnesiyle, ondan sonra dizi tavan yaptı. Sıradışı vukuat olunca tutuyor diziler. Kimi haber, video siteleri de bu durumdan nemalanmaya çalışıp “tecavüz sahnesi için tıkla” gibisinden reklama girmeleri de ne garip. Eminim binlerce abazamız da ağzı sulana sulana tıklıyordur. Benim gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3842" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/10/tecavuz.jpg" alt="" width="420" height="259" /><br />
Geçen haftalarda “Fatmagül’ün Suçu Ne?” adlı dizi izlenme rekoru kırmış. İlk önce ayarı verdiler tecavüz sahnesiyle, ondan sonra dizi tavan yaptı. Sıradışı vukuat olunca tutuyor diziler. Kimi haber, video siteleri de bu durumdan nemalanmaya çalışıp “tecavüz sahnesi için tıkla” gibisinden reklama girmeleri de ne garip. Eminim binlerce abazamız da ağzı sulana sulana tıklıyordur.</p>
<p>Benim gibi <em>80’lerin sonunda 90’ların başında çocuk</em> olanlar bilir: “Bizimkiler”, “Süper Baba”, “Mahallenin Muhtarları” gibi aile dizileri vardı. Mahallemiz gibiydi. Bizim günlük hayatımızı yansıtıyordu. Ortak yönümüz çoktu o dizilerle. İnsanlar oynuyordu o dizilerde. Şimdikiler hayvansı. Hayvanlık propagandası yapıyor resmen. Kiminde dul bir kadınla bir gece yatmak için binlerce dolar para veren zengin züppe, kiminde iki kızkardeşi sırayla götüren zibidi, kiminde yaşlı kocasını boynuzlayan genç kadın, aynı evde yaşayan kimin eli kimin şeyinde belli olmayan tipler… Ne ararsan var. Sanat toplum için değil sanat vuruş için.</p>
<p><span id="more-3840"></span>Bir de Şaban’ın “eşşoğlu eşşek”lerini dıtlayan, sigarayı blur efektiyle sansürleyen RTÜK bu dizilere niye yasak koymaz? Çoğu kurum gibi bu kurum da göstermelik iş yapan bir kurum belli.</p>
<p>Bir de liseli tiplerin oynadığı gençlik dizileri var ki sanırsın bu öğrencilere ev ödevi olarak “kız-erkek tavlama” veriliyor. Yakında çekilecek diziyi tahmin etmek güç değil: Sınıfın en güzel kızı numara sırasına göre sınıftaki tüm erkeklere verecek. Bu dizidekileri idol edinen sürüyle liseli bebe var.</p>
<p>Bu lise dizilerindeki tiplerin kıyafetleri de o biçim. Etekler dizüstünde, erkeklerin kravatları bir karış aşağıda, gömleklerin etekleri dışarıda, saçlar jöleli. Çılgın “Amerikan Pie” gençliğimizin gözleri fıldır fıldır ilim aşkıyla değil seks için dönüyor. Liseler öyle laçka bir hale geldi ki insan geçmişteki diktatör müdür yardımcılarını özlüyor neredeyse. Saçın biraz uzamışsa kendi makamlarında traş ederlerdi. O zamanlar çok sıkıydı, şimdi de çok salış. Orta yolu tutturamadık.</p>
<p>Kızlar henüz kendini tanıyamadan, lise sıralarındayken dizilerde izlediği aşkı aramaya başlıyor. Yaşadığı ucuz flörtlere aşk adını veriyor. Gerçek aşkı bulmak için daldan dala konuyor. Ama hiç aşkı bulamıyor, kullanılan hep kendisi oluyor, aşkı bulan ise erkek. Aşk kelimesi yukarıdaki satırlarda hangi manada kullanılmıştır? Bulunuz. Ne kadar çabalasa da dizilerdeki mutlu hayatı yakalayamıyor. Kendi dizisinin sonu hep hüsranla bitiyor.</p>
<p>İnsanlar, önüne ne konulursa izleyip, benimser oldu. Yavaş yavaş da pratiğe döker oldu. Bugün etrafımızda çok duyulur oldu aldatmalar, boşanmalar, tecavüzler. Bir de duyulmayanlar var. Aptal kutusu TV; insanların beynine ahlaksızlık pompalayıp, içlerindeki doyumsuz canavarı tetikliyor. Erkeklerin içindeki playboy’u, kızların içindeki sürtüğü uyandırıyor. Çaktırmadan hayatımızın içine giriyor. Entrikayı seviyor, yasak ilişkiyi alkışlıyoruz. Dizide sunulan hayatlar ne kadar absürd gelse de gün geliyor bir bakmışız aramızda bu tür olaylar patlak vermiş, kendimiz de dizi olmuşuz. Tecavüz sahnesini izlemek için “<strong>Oynat</strong>”a tıklar olmuşuz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/vurus-dizileri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/10/tecavuz.jpg' length ='21148'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Sezar&#8217;ın hakkı Sezar&#8217;a</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/sezarin-hakki-sezara.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/sezarin-hakki-sezara.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Aug 2010 11:59:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[julius caesar]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi değiştiren askerler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3830</guid>
		<description><![CDATA[Gaius Julius Caesar (M.Ö 100 – 44) yani Jül Sezar, Roma İmparatorluğu’na en şaşaalı dönemini yaşatan büyük asker. Tarihi Değiştiren Askerler adlı kitabı okurken Sezar hakkında ilginç bilgilere rastladım ve Kuyu okurlarıyla paylaşmak istedim: Kariyeri ile parlayan ismi (Caesar) kendisinden sonra gelen Roma imparatorlarına unvan olarak verilmiş ve hatta ondan asırlar sonraki liderlerin kullandığı sıfatlar, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3832" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/08/caesar.jpg" alt="caesar" width="420" height="413" /><br />
Gaius Julius Caesar (M.Ö 100 – 44) yani Jül Sezar, Roma İmparatorluğu’na en şaşaalı dönemini yaşatan büyük asker. <a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=123570" target="_blank">Tarihi Değiştiren Askerler</a> adlı kitabı okurken Sezar hakkında ilginç bilgilere rastladım ve Kuyu okurlarıyla paylaşmak istedim:</p>
<blockquote><p>Kariyeri ile parlayan ismi (Caesar) kendisinden sonra gelen Roma imparatorlarına unvan olarak verilmiş ve hatta ondan asırlar sonraki liderlerin kullandığı sıfatlar, (Fatih Sultan Mehmet’in <strong>Kayzer</strong>-i Rum, Almanların kullandığı kayzer (<strong>keiser</strong>), Rusların çar (<strong>czar</strong>) gibi) Sezar’dan türemiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p>Bugün kullandığımız 365 günlük devrik yıla dayalı takvim Sezar iktidarının eseridir. Yedi ayın otuz bir gün çekmesine Sezar karar vermiş, Senato da kendisini onurlandırmak için aylardan birine (<strong>Julius </strong>– Temmuz) onun adını vermişti.</p></blockquote>
<p>(Muhtemelen Sezar temmuz ayında doğduğu için bu aya ismi verildi.)</p>
<blockquote><p>Bir iddiaya göre Sezar doğarken annesi ölmüş, o da annesinin karnının kesilmesi ile çıkartılmıştır. Bu yüzden kendisine ‘kesilip çıkarılan’ &#8216;Caesar&#8217; adı verilmiştir. Diğer bir deyişle günümüzdeki <strong>sezaryen </strong>işleminin de isim babasıdır.</p></blockquote>
<p>Kitap, tarihe damgasını vurmuş askerlerin özet hayatlarıyla sizi tarih yolculuğuna çıkarıyor. Yolculuk; milattan önce Savaş Sanatı’nın yazarı, taktik ustası Sun Tzu ile başlayıp, Hitler’i yenen Kızıl Ordu kumandanı Mareşal Zhukov ile sona eriyor. Aralarda kimler yok ki? Attila, Alparslan, Cengiz Han, Kanuni, Napolyon, Stalin… Kitap zevkle okunsa da bende yaptığı bir yan etki var: Kaypak siyaset dünyasına, seçim sandıklarına, ikiyüzlü diplomasiye bir kez daha küfrü basıyorum. Eskinin savaş meydanlarında özgür bir insan olarak can vermeyi, bugünün ikiyüzlü modern dünyasında köle gibi yaşamaya tercih ederdim. Bir de diyorum ki: “Bugün sepete konacak çok kelle var hacı!”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/sezarin-hakki-sezara.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/08/caesar.jpg' length ='62517'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Tabii ki Hayır!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/tabii-ki-hayir.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/tabii-ki-hayir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Aug 2010 09:45:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[12 eylül 1980]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[darbe]]></category>
		<category><![CDATA[evet hayır]]></category>
		<category><![CDATA[guantanamo]]></category>
		<category><![CDATA[işkence]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3823</guid>
		<description><![CDATA[Uzun zamandan beri yapılmakta olan Evet-Hayır tartışması insanı kusmaya zorlayacak türden. Anayasa maddeleri tartışılsın elbette. Çok eksiği, gediği, yanlışı vardır; zamanla iyileştirilebilir (her kafadan bir ses çıkarken ve herkes kendine yontarken pek sanmıyorum gerçi). Ama tartışılmayacak bir şey var o da “Evet mi, Hayır mı?” sorusu. Her ne kadar “Evet” diyecek pek bir şey olmasa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="../wp-content/uploads/2010/08/12_eylul_1980.jpg" alt="12_eylul_1980" width="420" height="475" /><br />
Uzun zamandan beri yapılmakta olan Evet-Hayır tartışması insanı kusmaya zorlayacak türden. Anayasa maddeleri tartışılsın elbette. Çok eksiği, gediği, yanlışı vardır; zamanla iyileştirilebilir (her kafadan bir ses çıkarken ve herkes kendine yontarken pek sanmıyorum gerçi). Ama tartışılmayacak bir şey var o da “Evet mi, Hayır mı?” sorusu. Her ne kadar “Evet” diyecek pek bir şey olmasa da insan gibi yaşamak isteyenlerin “Hayır” diyeceği çok şey var. Ancak bu referandumun her seçimde olduğu gibi siyasi parti kavgasına indirgenmesi de akıllara zarar. Bir insanın siyasi görüşü ne olursa olsun “Hayır” diyecek çok şeyi var bu ülkede. Nelere mi Hayır?</p>
<p>Bir sabah ansızın caddelerde yürüyen tanklara, yıldırım baskı yapan gazetelere hayır. Evvel zaman içinde; Guantanamo’yu aratmayacak işkencelere, pisi pisine öldürülen gençlere, idamlara hayır. Zulme, zorbalığa, Firavunluğa hayır. İçi boş ilericilik söylemlerine, dindarlara gerici denmesine hayır. Din, dil, ırk farkı gözetilmesine hayır. İnsanların inandıkları, düşündükleri, yazdıkları yüzünden cop, dipçik, dayak yemesine hayır. Bütün bu yapılanları görmezden gelip, sırf mevcut iktidarın karşısında olmak için “Hayır” diyen tiplere de hayır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/tabii-ki-hayir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/08/12_eylul_1980.jpg' length ='103724'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Yazın yaylaya kaçılır</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yazin-yaylaya-kacilir.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yazin-yaylaya-kacilir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Aug 2010 17:25:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[apollon]]></category>
		<category><![CDATA[aydınoğlu mehmet bey]]></category>
		<category><![CDATA[birgi]]></category>
		<category><![CDATA[bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[cemal usta]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gittim gezdim geldim]]></category>
		<category><![CDATA[gölcük]]></category>
		<category><![CDATA[hursit kebap]]></category>
		<category><![CDATA[kaplan dağ restoran]]></category>
		<category><![CDATA[kebap]]></category>
		<category><![CDATA[lezzet durakları]]></category>
		<category><![CDATA[ödemiş]]></category>
		<category><![CDATA[salihli]]></category>
		<category><![CDATA[tire]]></category>
		<category><![CDATA[umur bey]]></category>
		<category><![CDATA[yayla]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3757</guid>
		<description><![CDATA[Aydın’da bunaltıcı bir yaz mevsimi daha. Hele benim gibi sıcakta aşırı terleyenler için tam bir işkencedir yazları Aydın’da durmak. İyi ki Adana, Mersin ya da Antalya’da falan yaşamıyorum. Oralar, yazları çok daha beter. Eşimle serinleyip kafa dağıtırız dedik ve çok küçükken ailemle gittiğim, hayal meyal hatırladığım Gölcük Yaylasına gitmeye karar verdik. Gölcük, İzmir’in şirin ilçesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3760" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/07072010.jpg" alt="" width="420" height="315" /><br />
Aydın’da bunaltıcı bir yaz mevsimi daha. Hele benim gibi sıcakta aşırı terleyenler için tam bir işkencedir yazları Aydın’da durmak. İyi ki Adana, Mersin ya da Antalya’da falan yaşamıyorum. Oralar, yazları çok daha beter. Eşimle serinleyip kafa dağıtırız dedik ve çok küçükken ailemle gittiğim, hayal meyal hatırladığım Gölcük Yaylasına gitmeye karar verdik. Gölcük, İzmir’in şirin ilçesi Ödemiş’e 28 km uzaklıkta, volkanik göle sahip bir yayla köyü. Rakımı 1050 metre civarında. Yeşilliklerin içinden, dağı tırmanarak, keskin virajları dönerek ulaşıyorsunuz Gölcük’e. Uzunca tırmanışın ardından yeşilin arasındaki krater gölünü görünce insanın bütün yorgunluğu diniyor.<br />
<span id="more-3757"></span></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3758" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/06072010001.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Gölün çevresinde; balık tutan insanlar, günübirlik pikniğe gelmiş mangal keyfi yapan aileler, çadır kurmuş doğa severler temiz yayla havasının tadını çıkartıyor. Göl manzaralı, bahçeli dubleks evleri görünce insanın yazları buraya göçesi geliyor. Havası gayet serin. Geceleri aşağıdaki (ovadaki) insanlar sıcaktan uyuyamazken, burada battaniyesiz uyunmuyor. Dışarıda ancak kabanla durabilirsiniz. Gündüzleri ise kısa kollu dolaşmak mümkün. Yaylalar; benim gibi bunaltıcı yaz sıcaklarında dellenme noktasına gelenler için biçilmiş mekanlardan.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3759" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/06072010002.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3768" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010039.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Konaklama yeri olarak seçtiğimiz otele bizden 1-2 gün sonra kamp için İzmir’in köklü futbol kulüplerinden Altay takımı geldi. Birkaç ay öncesinde otel araştırırken, yazları futbol takımlarının buraya kampa geldiğini duymuştum. O yüzden Altay’lı futbolcuları otel koridorlarında görmek pek şaşırtmadı beni.</p>
<p>3 gün boyunca gölün etrafını gezip, kafa dağıttıktan sonra “nerede hareket, orada bereket” deyip Gölcük’ün biraz üstündeki (1200 metre rakımdaki) Bozdağ Yaylası’nı da aşıp Manisa’nın ilçesi Salihli’ye inmeye karar verdik. Göle nâzır kahvaltımızı yapıp düştük yola. Bozdağ Beldesinin çıkışında “Bozdağ Kayak Merkezi” tabelasını gördük. Bozdağ’ı biraz geçtikten sonra buz gibi akan suların olduğu çeşmede yüzümüzü yıkayıp şeker gibi sudan içtik. Yol kenarındaki çeşme yanı gelen geçen yolcular için mola yeri adeta. Yolun iki kenarında karşılıklı satıcılar mevcut. Burada gözleme yiyebilir, dağda yetişen şifalı otlardan (kokuları etrafı sarmış ve muhteşemdi) satın alabilir, bal gibi yayla kirazının tadına bakabilir, hemen yandaki dere kenarında piknik yapabilirsiniz. Burada biraz oyalandıktan sonra yola koyulduk tekrar.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3786" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/08/08072010029.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Yine yeşillikler arasında dağ manzaralı keskin virajlar beni bekliyordu. Sürüş zevki yaşıyorsunuz. Bozdağ ile Salihli arası yaklaşık 30 km. Zorlu virajları aşıp dağdan indikten sonra karşımıza T şeklinde bir yol ayrımı geldi. Sağ taraf 8 km ötedeki Salihli’ye çıkıyordu. Ancak biz 2 km soldaki Sart Harabeleri’ne doğru kıvrıldık. Sardes kenti M.Ö 7. yüzyılda Lidyalılara başkentlik yapmış. Hatta ilk para Sart çayı kenarındaki altın işleme atölyelerinde basılmış. Daha sonra Perslerin Lidyalılara son vermesiyle Perslere geçmiş. Bizanslı döneminde ise piskoposluk merkezi olmuş. Bugün ise Sart Kasabası’nın içinde kalıyor. Antik kentlerin bugünkü yerleşim birimlerine isim olarak verilmesi güzel bir şey.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3761" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010004.jpg" alt="Sart Harabeleri" width="420" height="315" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3762" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010007.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Harabeleri gezdikten sonra yakınlarda bulunan Artemis Tapınağı’na uğramadan olmaz dedik. Hemen hemen her antik kentte görmeye alıştığım çekik gözlüler burada da karşıma çıktı. Bu Japonlar deli oluyor antik kentlere benim gibi. Artemis’in dev sütunlarının çevresinde 3-4 kişi el ele vererek poz verdiler kameralara. Sütunlar o kadar kalın ki 3-4 kişi kollarını açıp el ele ancak çevresini sarabiliyordu. Çok sempatiklerdi. Aralarında dedem yaşındaki adamlar da vardı. Her antik kentte görüp küfrettiğim manzara burada da vardı. Eserlerin üzerine yine kalp kazınıp, yavuklu ismi yazılmış, karalanmıştı. Sanırım ülkemdeki her antik kentte vardır bu olay. “Artemis çarpsın sizi zibidiler!” deyip burada da bir kaç poz alıp Salihli’ye doğru yola çıktık.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3764" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010018.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3763" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010014.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Gezdiğim yerlerin ünlü mekanlarında yemek yeme gibi bir alışkanlığım vardır. Google’da rastladığım bir lezzet durakları blogu Salihli’deki Cemal Usta’ya dikkat çekmişti. Biz de Salihli’nin ünlü odun köftesi yerine öğle yemeği olarak Cemal Usta’yı tercih ettik. Sora sora bulduk mekanı. Cemal Usta zeytinyağlı ege yemekleri üzerine uzmanlaşmış. Dikkatimizi Bodrum makarnası ve çiftlik kebabı çekti. Üstüne de Cemal Usta’nın tavsiyesi üzerine karadut kompostosu içtik. Ama diğer yemekler de birbirinden güzel gözüküyordu. Cemal Usta’ya “eline sağlık” deyip veda ettikten sonra Salihli merkezinde sürtmeye başladık. Oldukça beyaz tenli olmamdan dolayı sıcakta iyice bir amele yanığı oldum. Yaylanın gözünü seveyim deyip Gölcük’e gitmek üzere vurduk dağa tekrar. Tabi yola çıkmadan önce ünlü odun köftesinden paket yaptırmayı unutmadık.</p>
<p><img src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010025.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<div id="attachment_3765" class="wp-caption alignnone" style="width: 430px"><img class="size-full wp-image-3765" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010023.jpg" alt="" width="420" height="315" /><p class="wp-caption-text">Para döken Lidyalı heykeli (Salihli)</p></div>
<p><img class="size-full wp-image-3767 alignnone" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010026.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>2 gece daha Gölcük’te kaldıktan sonra bir Cumartesi sabahı kahvaltımızı yaptıktan sonra Gölcük’e veda edip Ödemiş’e doğru yola çıktık. Artık eve dönüş başlamıştı. Ödemiş’e varmadan önce ilk durağımız, Gölcük’e çıkarken “dönüşte uğrarırız” dediğimiz Birgi Beldesiydi. Birgi, Ödemiş’e 8 km uzaklıkta, Aydınoğulları Beyliğine başkentlik yapmış, tarihi evleriyle gözde bir belde.İlk önce Birgi’nin en dışında yer alan İmam-ı Birgivi adındaki zatın türbesine gidelim dedik. Türbe bir mezarlığın içinde yer almakta. Mezarlığın hemen altında ise bir mesire alanı mevcut. Milletin rahatça yiyip içebilmesi için betondan masalar yapılmış. Türbede duasını yapanlar, 5 metre aşağıya inip dedikodu yaparak evden pişirip geldiği yemekleri midesine indiriyor. Gerçekten garipti.</p>
<p>Sıradaki durağımız Ege Bölgesinin en eski camilerinden Aydınoğlu Mehmet Bey Camii oldu. Caminin mimarisi çok farklı. Cami kapısının girişindeki merdivenden aşağı inerek caminin içine giriyorsunuz. Bu özellik çok az camide bulunuyor olsa gerek. Hutbe kapısı ve pencere kanatlarında hadisler yazılmış. Ahşap oymacılığının güzel örneklerini görüyorsunuz. Ayrıca caminin dış köşesinde üstte Bizans yapılarında görmeye alıştığımız aslan figürü dikkati çekiyor. Caminin bahçesinde; Aydınoğulları Beyliğinin kurucusu Mehmet Bey, oğlu Umur Bey ve Beyliğin bazı ileri gelen isimlerinin türbeleri bulunuyor. Caminin hemen karşısındaki Umur Bey heykeli bütün haşmetiyle bize bakıyor. Umur Bey (1309 – 1348), 39 yaşında şehit oluncaya kadar 26 savaşa katılmış. Ege’de; Bizans, Ceneviz ve Rodos donanmalarına karşı büyük başarılar kazanıp Rodos’tan Çanakkale’ye kadar Mora ve Rumeli kıyıları da dahil olmak üzere denizlerde kesin bir kontrol sağlamış. İnsan bir anlığına geçmişe gidip geliyor.</p>
<div id="attachment_3770" class="wp-caption alignnone" style="width: 430px"><img class="size-full wp-image-3770" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/10072010019.jpg" alt="" width="420" height="315" /><p class="wp-caption-text">Aydınoğlu Mehmet Bey Camii</p></div>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3772" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/10072010033.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Camiden çıktıktan sonra tarihi Çakırağa Konağı’na doğru yürüdük. Ama sadece bahçesini gezmekle yetindik. Çünkü içi restorasyondaymış. Dıştan görmek bile ağzımızı açık bırakmaya yetti.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3771" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/10072010024.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Biraz daha Birgi’de oyalandıktan sonra Ödemiş’e doğru yola çıktık. Kısa bir süre sonra kendimizi kalabalık Ödemiş pazarında bulduk. Cumartesi günleri, Ödemiş’in halk pazarıymış. Pazarda herşey çok taze, istediğiniz ot, sebze, meyve ne ararsanız var. Ayrı bir bölüm olarak teyzelerin ördüğü el işi ürünleri de geniş bir alanı kaplıyor. Genç kızlar için çeyizlik herşey mevcut. Google hazretlerinin dediğine göre Ödemiş köftesi Hurşit Kebap’ta yenirmiş. Arayıp bulduk hemen. O gün ilçenin pazarı olması sebebiyle tıklım tıklım doluydu mekan. Çok da büyük bir yer değil zaten. Masaların biri boşalıp biri doluyordu. Hemen yeni boşalmış bir masayı kapıp, soğuk ayranla Ödemiş köftesi’ni afiyetle midemize indirdik.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3774" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/10072010036.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Ödemiş’te 1 gün konakladıktan sonra ertesi gün Tire’ye doğru yola çıktık. Aydın’a dönmeden önce son durağımız, Tire’ye bağlı Kaplan köyünde bulunan bir lezzet durağıydı. Ot yemekleriyle Türkiye’de sayılı bir mekan: Kaplan Dağ Restoran. Tire’ye gelip 4 km daha köye tırmandıktan sonra vardık Kaplan köyüne. Köyün içinden geze geze restorana vardık. Mönü beklerken garson kocaman bir tepsi ve içinde 15’e yakın mezeyle geldi. Hepsi birbirinden güzel mezelerden 5 tanesini seçtik. Ondan sonra ana menü olarak “Tire köftesi mi çiftlik kebabı mı?” diye düşünürken Ödemiş’te köfte yemiş olduğumuz için değişiklik olsun diye çiftlik kebabı söyledik. İyi de yapmışız. Mantar, kaşar ve etin uyumu mükemmeldi. Otantik mekan, hoş müzik, Tire ovası manzarası, dağın göz kamaştıran yeşilliği ve lezzetli yemekler. Buraya son gelişimiz olmayacaktı. Üstüne bir de acı kahvelerimizi içip çıktık restorandan. Eve dönüş başlamıştı. Tire’den sonra yine bir İzmir ilçesi Selçuk geliyor. Dev antik kent Efes hala kendisini görmemiş tarih severleri bekliyor, bilginize.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3775" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/11072010010.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3776" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/11072010011.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<div id="attachment_3777" class="wp-caption alignnone" style="width: 430px"><img class="size-full wp-image-3777" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/11072010012.jpg" alt="" width="420" height="315" /><p class="wp-caption-text">Çiftlik Kebabı</p></div>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3778" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/11072010015.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<div style="width: 1px;height: 1px;overflow: hidden">Aydın’da bunaltıcı bir yaz mevsimi daha. Hele benim gibi sıcakta aşırı terleyenler için tam bir işkencedir yazları Aydın’da durmak. İyi ki Adana, Mersin ya da Antalya’da falan yaşamıyorum. Oralar, yazları çok daha beter. Eşimle serinleyip kafa dağıtırız dedik ve çok küçükken ailemle gittiğim, hayal meyal hatırladığım Gölcük Yaylasına gitmeye karar verdik. Gölcük, İzmir’in şirin ilçesi Ödemiş’e 28 km uzaklıkta, volkanik göle sahip bir yayla köyü. Rakımı 1050 metre civarında. Yeşilliklerin içinden, dağı tırmanarak, keskin virajları dönerek ulaşıyorsunuz Gölcük’e. Uzunca tırmanışın ardından yeşilin arasındaki krater gölünü görünce insanın bütün yorgunluğu diniyor.<br />
Gölün çevresinde; balık tutan insanlar, günübirlik pikniğe gelmiş mangal keyfi yapan aileler, çadır kurmuş doğa severler temiz yayla havasının tadını çıkartıyor. Göl manzaralı, bahçeli dubleks evleri görünce insanın yazları buraya göçesi geliyor. Havası gayet serin. Geceleri aşağıdaki (ovadaki) insanlar sıcaktan uyuyamazken, burada battaniyesiz uyunmuyor. Dışarıda ancak kabanla durabilirsiniz. Gündüzleri ise kısa kollu dolaşmak mümkün. Yaylalar; benim gibi bunaltıcı yaz sıcaklarında dellenme noktasına gelenler için biçilmiş mekanlardan.<br />
Konaklama yeri olarak seçtiğimiz otele bizden 1-2 gün sonra kamp için İzmir’in köklü futbol kulüplerinden Altay takımı geldi. Birkaç ay öncesinde otel araştırırken, yazları futbol takımlarının buraya kampa geldiğini duymuştum. O yüzden Altay’lı futbolcuları otel koridorlarında görmek pek şaşırtmadı beni.<br />
3 gün boyunca gölün etrafını gezip, kafa dağıttıktan sonra “nerede hareket, orada bereket” deyip Gölcük’ün biraz üstündeki (1200 metre rakımdaki) Bozdağ Yaylası’nı da aşıp Manisa’nın ilçesi Salihli’ye inmeye karar verdik. Göle nâzır kahvaltımızı yapıp düştük yola. Bozdağ Beldesinin çıkışında “Bozdağ Kayak Merkezi” tabelasını gördük. Bozdağ’ı biraz geçtikten sonra buz gibi akan suların olduğu çeşmede yüzümüzü yıkayıp şeker gibi sudan içtik. Yol kenarındaki çeşme yanı gelen geçen yolcular için mola yeri adeta. Yolun iki kenarında karşılıklı satıcılar mevcut. Burada gözleme yiyebilir, dağda yetişen şifalı otlardan (kokuları etrafı sarmış ve muhteşemdi) satın alabilir, bal gibi yayla kirazının tadına bakabilir, hemen yandaki dere kenarında piknik yapabilirsiniz. Burada biraz oyalandıktan sonra yola koyulduk tekrar.<br />
Yine yeşillikler arasında dağ manzaralı keskin virajlar beni bekliyordu. Sürüş zevki yaşıyorsunuz. Bozdağ ile Salihli arası yaklaşık 30 km. Zorlu virajları aşıp dağdan indikten sonra karşımıza T şeklinde bir yol ayrımı geldi. Sağ taraf 8 km ötedeki Salihli’ye çıkıyordu. Ancak biz 2 km soldaki Sart Harabeleri’ne doğru kıvrıldık. Sardes kenti M.Ö 7. yüzyılda Lidyalılara başkentlik yapmış. Hatta ilk para Sart çayı kenarındaki altın işleme atölyelerinde basılmış. Daha sonra Perslerin Lidyalılara son vermesiyle Perslere geçmiş. Bizanslı döneminde ise piskoposluk merkezi olmuş. Bugün ise Sart Kasabası’nın içinde kalıyor. Antik kentlerin bugünkü yerleşim birimlerine isim olarak verilmesi güzel bir şey.<br />
Harabeleri gezdikten sonra yakınlarda bulunan Artemis Tapınağı’na uğramadan olmaz dedik. Hemen hemen her antik kentte görmeye alıştığım çekik gözlüler burada da karşıma çıktı. Bu Japonlar deli oluyor antik kentlere benim gibi. Artemis’in dev sütunlarının çevresinde 3-4 kişi el ele vererek poz verdiler kameralara. Sütunlar o kadar kalın ki 3-4 kişi kollarını açıp el ele ancak çevresini sarabiliyordu. Çok sempatiklerdi. Aralarında dedem yaşındaki adamlar da vardı. Her antik kentte görüp küfrettiğim manzara burada da vardı. Eserlerin üzerine yine kalp kazınıp, yavuklu ismi yazılmış, karalanmıştı. Sanırım ülkemdeki her antik kentte vardır bu olay. “Artemis çarpsın sizi zibidiler!” deyip burada da bir kaç poz alıp Salihli’ye doğru yola çıktık.<br />
Gezdiğim yerlerin ünlü mekanlarında yemek yeme gibi bir alışkanlığım vardır. Google’da rastladığım bir lezzet durakları blogu Salihli’deki Cemal Usta’ya dikkat çekmişti. Biz de Salihli’nin ünlü odun köftesi yerine öğle yemeği olarak Cemal Usta’yı tercih ettik. Sora sora bulduk mekanı. Cemal Usta zeytinyağlı ege yemekleri üzerine uzmanlaşmış. Dikkatimizi Bodrum makarnası ve çiftlik kebabı çekti. Üstüne de Cemal Usta’nın tavsiyesi üzerine karadut kompostosu içtik. Ama diğer yemekler de birbirinden güzel gözüküyordu. Cemal Usta’ya “eline sağlık” deyip veda ettikten sonra Salihli merkezinde sürtmeye başladık. Oldukça beyaz tenli olmamdan dolayı sıcakta iyice bir amele yanığı oldum. Yaylanın gözünü seveyim deyip Gölcük’e gitmek üzere vurduk dağa tekrar. Tabi yola çıkmadan önce ünlü odun köftesinden paket yaptırmayı unutmadık.<br />
2 gece daha Gölcük’te kaldıktan sonra bir Cumartesi sabahı kahvaltımızı yaptıktan sonra Gölcük’e veda edip Ödemiş’e doğru yola çıktık. Artık eve dönüş başlamıştı. Ödemiş’e varmadan önce ilk durağımız, Gölcük’e çıkarken “dönüşte uğrarırız” dediğimiz Birgi Beldesiydi. Birgi, Ödemiş’e 8 km uzaklıkta, Aydınoğulları Beyliğine başkentlik yapmış, tarihi evleriyle gözde bir belde.İlk önce Birgi’nin en dışında yer alan İmam-ı Birgivi adındaki zatın türbesine gidelim dedik. Türbe bir mezarlığın içinde yer almakta. Mezarlığın hemen altında ise bir mesire alanı mevcut. Milletin rahatça yiyip içebilmesi için betondan masalar yapılmış. Türbede duasını yapanlar, 5 metre aşağıya inip dedikodu yaparak evden pişirip geldiği yemekleri midesine indiriyor. Gerçekten garipti.<br />
Sıradaki durağımız Ege Bölgesinin en eski camilerinden Aydınoğlu Mehmet Bey Camii oldu. Caminin mimarisi çok farklı. Cami kapısının girişindeki merdivenden aşağı inerek caminin içine giriyorsunuz. Bu özellik çok az camide bulunuyor olsa gerek. Hutbe kapısı ve pencere kanatlarında hadisler yazılmış. Ahşap oymacılığının güzel örneklerini görüyorsunuz. Ayrıca caminin dış köşesinde üstte Bizans yapılarında görmeye alıştığımız aslan figürü dikkati çekiyor. Caminin bahçesinde; Aydınoğulları Beyliğinin kurucusu Mehmet Bey, oğlu Umur Bey ve Beyliğin bazı ileri gelen isimlerinin türbeleri bulunuyor. Caminin hemen karşısındaki Umur Bey heykeli bütün haşmetiyle bize bakıyor. Umur Bey (1309 – 1348), 39 yaşında şehit oluncaya kadar 26 savaşa katılmış. Ege’de; Bizans, Ceneviz ve Rodos donanmalarına karşı büyük başarılar kazanıp Rodos’tan Çanakkale’ye kadar Mora ve Rumeli kıyıları da dahil olmak üzere denizlerde kesin bir kontrol sağlamış. İnsan bir anlığına geçmişe gidip geliyor.<br />
Camiden çıktıktan sonra tarihi Çakırağa Konağı’na doğru yürüdük. Ama sadece bahçesini gezmekle yetindik. Çünkü içi restorasyondaymış. Dıştan görmek bile ağzımızı açık bırakmaya yetti. Biraz daha Birgi’de oyalandıktan sonra Ödemiş’e doğru yola çıktık. Kısa bir süre sonra kendimizi kalabalık Ödemiş pazarında bulduk. Cumartesi günleri, Ödemiş’in halk pazarıymış. Pazarda herşey çok taze, istediğiniz ot, sebze, meyve ne ararsanız var. Ayrı bir bölüm olarak teyzelerin ördüğü el işi ürünleri de geniş bir alanı kaplıyor. Genç kızlar için çeyizlik herşey mevcut. Google hazretlerinin dediğine göre Ödemiş köftesi Hurşit Kebap’ta yenirmiş. Arayıp bulduk hemen. O gün ilçenin pazarı olması sebebiyle tıklım tıklım doluydu mekan. Çok da büyük bir yer değil zaten. Masaların biri boşalıp biri doluyordu. Hemen yeni boşalmış bir masayı kapıp, soğuk ayranla Ödemiş köftesi’ni afiyetle midemize indirdik.<br />
Ödemiş’te 1 gün konakladıktan sonra ertesi gün Tire’ye doğru yola çıktık. Aydın’a dönmeden önce son durağımız, Tire’ye bağlı Kaplan köyünde bulunan bir lezzet durağıydı. Ot yemekleriyle Türkiye’de sayılı bir mekan: Kaplan Dağ Restoran. Tire’ye gelip 4 km daha köye tırmandıktan sonra vardık Kaplan köyüne. Köyün içinden geze geze restorana vardık. Mönü beklerken garson kocaman bir tepsi ve içinde 15’e yakın mezeyle geldi. Hepsi birbirinden güzel mezelerden 5 tanesini seçtik. Ondan sonra ana menü olarak “Tire köftesi mi çiftlik kebabı mı?” diye düşünürken Ödemiş’te köfte yemiş olduğumuz için değişiklik olsun diye çiftlik kebabı söyledik. İyi de yapmışız. Mantar, kaşar ve etin uyumu mükemmeldi. Otantik mekan, hoş müzik, Tire ovası manzarası, dağın göz kamaştıran yeşilliği ve lezzetli yemekler. Buraya son gelişimiz olmayacaktı. Üstüne bir de acı kahvelerimizi içip çıktık restorandan. Eve dönüş başlamıştı. Tire’den sonra yine bir İzmir ilçesi Selçuk geliyor. Dev antik kent Efes hala kendisini görmemiş tarih severleri bekliyor, bilginize.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yazin-yaylaya-kacilir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/06072010001.jpg' length ='61975'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Buddha&#8217;nın altın tavsiyesi</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/buddhanin-altin-tavsiyesi.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/buddhanin-altin-tavsiyesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Jun 2010 08:46:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ananda]]></category>
		<category><![CDATA[buddha]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[fesat]]></category>
		<category><![CDATA[fitne]]></category>
		<category><![CDATA[godoş]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[porno dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3616</guid>
		<description><![CDATA[Buddha ile müridi Ananda arasında geçen diyalog: -    Kadınlara nasıl davranmamız gerekir? -    Onları görmeyin Ananda. -    Ama eğer görmekten kaçamazsak ne yapalım? -    Konuşmayın Ananda. -    Ama eğer onlar bizimle konuşursa ne yapalım? -    Gözünüzü dört açın Ananda… Geçenlerde bir kitapta rastladım yukarıdaki Buddha’nın altın tavsiyesine. Tüm hayatım gözümün önünden geçti. Bizzat tecrübe ettiğim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3617" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/05/ananda.jpeg" alt="" width="420" height="362" /><br />
Buddha ile müridi Ananda arasında geçen diyalog:</p>
<blockquote><p>-    Kadınlara nasıl davranmamız gerekir?<br />
-    Onları görmeyin Ananda.<br />
-    Ama eğer görmekten kaçamazsak ne yapalım?<br />
-    Konuşmayın Ananda.<br />
-    Ama eğer onlar bizimle konuşursa ne yapalım?<br />
-    Gözünüzü dört açın Ananda…</p></blockquote>
<p>Geçenlerde bir kitapta rastladım yukarıdaki Buddha’nın altın tavsiyesine. Tüm hayatım gözümün önünden geçti. Bizzat tecrübe ettiğim kadın fitnesini çok iyi ifade etmişti Buddha.<br />
<span id="more-3616"></span></p>
<p>Tecavüzcü erkekler çoğaldı. Yumuşak erkekler de çoğaldı. Hatun kölesi erkekler de çoğaldı. Bunlar zaten biliniyor. Ama bir de buzdağının görünmeyen yüzü var kocaman, pek gün yüzüne çıkarılmayan. O da kadınların şerri. Mülayim erkeklere sırnaşan kızlar dolu etrafta; resmen erkekleri baştan çıkarmaya, becermeye çalışıyorlar.</p>
<p>Öyle şıllıklar geziyor ki etrafımızda, genelev çalışanlarına saygı duymaya başladım. Entrika, alavere dalavere, kırıtma, kuyruk sallama, göz kırpma gibi şeylerle karşılarındaki erkekleri kolaylıkla parmaklarının ucunda oynatıyorlar. İsteğe göre yatağa atabiliyorlar. Kozmetik sektörünü de unutmamak lazım. Mesela, öyle parfümler var ki erkeğin anında ereksiyonunu sağlıyor.</p>
<p>Gerçi tüm bunlar erkeklerin işine geliyor. Kim bir kadına hayır diyebilir ki? Ne de güzeldir bir kadın tarafından avlanmak, becerilmek, sömürülmek. Peki hala bir kadına hayır diyebilen erkek kaldı mı? Sadece Allah’tan korkan günümüzün Yusuf’ları. Gömleğini yırttırmama mücadelesi veren namuslu erkekler az da olsa var hala. Zaten Buddha’nın tavsiyesini ancak onlar anlayabilir. Yoksa tabi ki &#8220;veren memnun, alan memnun.”</p>
<p>Buddha’nın yukarıdaki tavsiyesini 21. yüzyıla uyarlarsam aşağıdaki diyalog çıkıyor ortaya. Evet, birçokları “ahlakî” bulmayacak, “ayıp” diyecek. Ama kadınların şer dolu dünyaları o kadar tiksindirici ki aşağıdaki şekilde suratlarına kusmak istiyorum. Hem sanki gizli fahişelerin yaptıkları çok ahlakî idi. Gitsinler genelevde çalışsınlar ya da porno sektörüne girsinler. Ama işyerlerinde kırıtmasınlar. Altlarına giydikleri g-string’leri gözümüze sokmasınlar. Şu 3 günlük dünyada hala “Yusuf” olarak kalmaya çalışan erkeklerin huzurunu bozmasınlar.</p>
<p>Ömer ile müstakbel oğlu arasındaki diyalog:</p>
<p><em>-    Kadınlara nasıl davranmam gerekir?<br />
-    Onlara bakma evlat.<br />
-    Ama eğer görmekten kaçamazsam ne yapayım?<br />
-    Konuşma evlat.<br />
-    Ama eğer onlar benimle konuşursa ne yapayım?<br />
-    Onları aşağıla evlat.<br />
-    Ama eğer hala sırnaşmaya devam ederlerse ne yapayım?<br />
-    Onlara orta parmağını göster evladım.</em></p>
<p>Not: Yukarıda Buddha’nın tavsiyesini sadece “erkeklerin becerilmesi” açısından ele aldım. Ancak bu Buddha’ya büyük haksızlık olur. Bunun yanında; insanları birbirine düşürme, ara bozma, dedikodu, laf taşıma, fitne çıkarma vs. gibi birçok özelliklerinden dolayı bile kadınlardan kaçmak, kaçamasak da tetikte olmak gerek. Ha bir de unutmadan, daha önce <a href="../index.php/modern-kadin.html" target="_blank">Modern  Kadın</a> yazısında da söylediğim gibi kadınların bu denli yoldan çıkmasının mimarı da yumuşak godoş erkeklerdir. Erkek, <strong>erkek</strong> olmayınca kadın ne yapmaz ki?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/buddhanin-altin-tavsiyesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/05/ananda.jpeg' length ='56632'  type='image/jpg' />	</item>
	</channel>
</rss>

