Büyükler için bir hikaye…

cinderella_1024x7681Hatırlarım da eskiden bazı geceler ninem bizi etrafına toplar, içinde ecinniler, gulyabaniler, devler, cüceler, periler ve daha birçok olağanüstü yaratığın eksik olmadığı türlü masallar, hikayeler anlatırdı. Özellikle kış aylarında soba üstünde pişen kestanelerin kokusuyla harmanlanmış bu hikaye gecelerini öyle çok özlerim ki…

Bu gece, hikaye gecesi. Ama bu sefer anlatan koltuğunda ben varım. Hikayenin sonunda gökten birkaç elma düşecek ve böylece birkaçınız yerçekimini keşfedecek. Sanırım elmanın düşüşünden suyun kaldırma kuvvetini bulanlar da olacaktır… Her neyse… Yaklaşın yamacıma… Başlıyorum.

Uzun yıllar önce o zamanın güzel ve zengin ülkelerinin birinde yaşayan güzel bir kız varmış. Bu kız büyüyüp evlenme çağına gelmeden az evvel babası, karınca sütü ve sinek vızıltısı satarak kazandığı büyük serveti sayesinde karısı ve kızına hayatlarının sonuna kadar yetecek kadar para ve ülkenin en güzel şehrinde güzel bir köşk bırakarak ruhunu teslim etmiş. Ancak adamı çok seven kadın da kocasının ölümüne dayanamayarak kısa süre sonra ölmüş. Yine de kadın ölmeden önce kızına kulağına küpe olsun diye erkekler hakkında birkaç nasihat vermiş. Bu nasihatler, asla bir erkeği hemen kabul etme, onu iyice sorguya çek ve zor testlerle sına imiş.

Böylece güzel kız evlenme çağına geldiğinde talipleri bir bir kapısını aşındırmaya başlamış. Her hafta pazar günü talipleri kapısında sıraya girer olmuş. O da her biriyle bir mülakat yapıp çeşitli yönleriyle dalga geçerek her birini reddetmeyi adet hale getirmiş. Bir rivayete göre gerçekten de taliplerinin hepsi kadını haketmeyecek kusurlara sahipmiş, diğer bir rivayet ise kadının annesinin nasihatlerini yanlış anladığından bahseder. Her neyse… Sonuçta kadının 100 kilometrekare içinde en az bir kere reddetmediği genç ve orta yaşlı adam kalmamış. Kendine güvenen yaşlı çapkınlar da hüsrana uğramış tabii ki.

Böylece gel zaman git zaman kadının ünü bütün şehirde ve komşu şehirlerde duyulmuş. Şehrin sakinleri de o şehre gelen her yabancıyı ve hikayeyi bilmeyenleri pazar günleri kadının köşküne gönderip reddedildiklerinde dalga geçmeyi adet haline getirmişler. Ta ki bir gün şehrin en ünlü barına genç bir komutan ve genç bir kaptan gelene dek. İnsanlar, her ikisi de yakışıklı, güçlü, zengin ve en önemlisi bekar olan bu iki adama hemen kadının hikayesini (tabii ki biraz değiştirip herkesi reddettiğini atlayarak) anlatmışlar ve iki adamı doğruca kadının köşküne göndermişler.

Günler böylece birbirini kovalarken kadın da bu arada orta yaşın ortasına doğru yol almaktaymış. Hala çok güzel bir kadın olsa da son zamanlarda artık güzellik dağının doruğunda olduğunu ve inişe geçmeye başladığını farketmiş. Artık elini çabuk tutup uygun bir kısmet bulması gerektiğini düşünürken kapısını çalan iki delikanlıyı görünce bugüne kadar gelen talipler içinde en iyilerinin bunlar olduğunu anlamış. Komutanı ve kaptanı köşke almış. Beraber yemek yemişler, sohbet etmişler ve kadın her ikisini de çaktırmadan test etmiş. Adamlar güçte, yakışıklılıkta, bilgide ve zenginlikte denk görünüyorlarmış. Böyle iki kusursuz talip arasında bir türlü seçim yapamayan kadın sizi bir teste tabi tutmak istiyorum, demiş.

Birlikte kadının faytonuna atlayarak aslanların sürü halinde yaşadığı bir yere doğru yola koyulmuşlar. Tabii bütün şehir de peşlerinden gitmiş. Bu yere varınca kadın içerisi aslan dolu olan bir mağaraya doğru yelpazesini fırlatmış. Yelpaze sürünün başı olan aslanın kafasına geldiğinden aslan çok sinirlenmiş ve kükremesiyle bütün aslanları ayaklandırmış. Aslanlar sinirli sinirli dolaşırken kadın şimdi kim yelpazemi getirecek kadar cesursa onunla evleneceğim demiş.

Ancak kaptanın annesinin de zamanında kadınlar hakkında oğluna verdiği birkaç nasihatı varmış ve kaptan bir kadının böylesi saçma bir isteğine karşı şehirde soğuk bir bira içmeyi tercih etmiş. Üstelik bardaki son derece güzel kızlar da kaptana bayılıyorlarmış. Komutan bir süre düşünüp pekala, ben giderim demiş. Sonra da ceketini çıkarıp katlayarak bir kenara koymuş ve mağarada gözden kaybolmuş. İçerden gelen kükremelerden dolayı kimse komutanın dışarı çıkabileceğine inanmıyormuş ama biraz sonra komutan elinde yelpaze ile dışarı çıkmış.

Kadın zevkten dörtköşe bir halde kollarını açarak komutana doğru koşmuş. Ancak komutan hiç istifini bozmadan kadını durdurmuş. Hanımefendi, demiş yelpazeyi elinde sallayarak, eğer yelpazenizi istiyorsanız gidip kendiniz alın. Ve yelpazeyi mağaraya doğru savurmuş. Sonra da şehirde kaptana katılıp karşılıklı birer bira içmişler. Ertesi sabah ise her ikisi de şehrin (esas kızımızdan sonra tabii ki) en güzel kızları ile şehirden ayrılıp kendi yollarına gitmişler.

Kadının yelpazesini alıp almadığını ise bilmiyorum.

Bookmark and Share

7 Yorum

Umberto da silva Junior  July 16th, 2009 tarihinde demis ki;

güzel hikaye =) yanlız türk erkekleri ne o komutan ne de o kaptan gibi olamaz heralde =)

klonaci  July 16th, 2009 tarihinde demis ki;

ama kendini bu kizimiz gibi sanan cok türk kizi var :)

Umberto da silva Junior  July 16th, 2009 tarihinde demis ki;

evet kesinlikle. kendini böyle sanan çok türk kız var. ama komik olduklarının farkında değiller.

bosbogaz  July 16th, 2009 tarihinde demis ki;

Ben anlamadim sonunu. Jetonun koseli oldugu zamanlardan biri olsa gerek. Komutan yelpazeyi geri atacaksa niye gidip getirmis?

cumhur abi  July 16th, 2009 tarihinde demis ki;

bosbogaz ilk kez bu kadar güldürdün bizi hahahah gerçekten anlayamadın mı :)

bosbogaz  July 16th, 2009 tarihinde demis ki;

Anlamadim gercekten :)) Aslanlarin hos olmayan bir yolla komutanin kiz hakkindaki (hayat hakkindaki) gorusunu degistirdigi geliyor aklima ama hiyayenin sonundaki “Ertesi sabah ise her ikisi de şehrin en güzel kızları ile şehirden ayrılıp kendi yollarına gitmişler” olayi bozuyor.

Emir Akın  July 17th, 2009 tarihinde demis ki;

kral çıplaktı halbuki bosbogaz :(

Simdi de sizi dinliyoruz