Call of Duty World at War
Call of Duty serisi, Activision’ın Amerikan emperyalizmine dev hizmeti, konsol ve PC oyunu dünyası için ise gerçek bir efsane.
Amerikan ordusunun deniz piyadeleri olarak Ortadoğu’yu kan gölüne çevirdiğimiz Delta Force, yeni teknolojilere ayak uyduramayınca 2003 yılında yerini Call of Duty’e bıraktı.
2. Dünya Savaşı’nı canlandıran birçok oyun varken, Medal of Honor bu atmosferi en iyi yaşatan oyun olarak çıkmıştı piyasaya. Üstelik bu oyun, 2. Dünya Savaşı temalı tüm oyunlarda Alman askerlerini öldürmekten bıkan oyun meraklıları için yeni bir cephe açmıştı Medal of Honor: Pacific Assault ile.
Ancak Call of Duty piyasaya öyle bir girdi ki, Sovyet, Alman cepheleri yeniden canlandı oyun dünyasında. Ortanın altında (kötü demek istemiyorum) yapay zekaya rağmen, çok başarılı grafikler, sürükleyici atmosfer, mükemmel seslendirmeler ve tabi ki Captain Price ile yeniden koşturmaya başladık elimizde MP40′larla.
Üstelik ortanın altında dediğim yapay zeka, Delta Force’un gerizekalı Alpha ve Charlie takımlarından kat kat zekiydi. (Delta Force’da göreve başlamadan önce o takımları öldürmek zorunda kalıyordum çoğu zaman, o derece sorun çıkarıyorlardı. Susturuculu silahlarla sessizce halletmemiz gereken görevlerde üssü havaya uçurmak neyin nesidir kardeşim?) COD ise omuz omuza çatışmanın ve görev tamamlamanın güzelliğini göstermişti.
Sahneler o kadar başarılıydı ki, oyunu ne zaman oynasam tutup arkasından Enemy at the Gates izler, oyunda Rachel Weisz’e benzeyen birileri var mıdır acaba diye dolanırdım ortalıkta. Vasili Zaitsev gibi adamız sonuçta, canlandırdığımız karakteri desteklemek için bir secret area falan vardır diye çok dolaştım ama yokmuş.
COD 2, birincisinin makyajlanmış hali olarak miras yemek üzere çıktı piyasaya. Ve düşük yapay zekası, gereksiz zorlukta görevleriyle sıradan bir arcade havasında, Battlefield 1942′nin bile oldukça arkasında kaldı.
Call of Duty 3, sadece Xbox için çıktığından, onu atlıyoruz.
Alman vurmaktan yine gına gelmişti ki, serinin dördüncü oyunu Call of Duty: Modern Warfare girdi piyasaya. Bu kez Alman yoktu, Ortadoğu’ya barış getirmeye çalışıyorduk. Hatta 15 yıl öncesine gidip Captain Price’ın teğmenlik günlerini canlandırıyor, Pripyat’ta bir suikast gerçekleştiriyorduk. Atmosfer o kadar heyecanlı ve koşmak için oyuncuyu o kadar zorluyor ki, birçok yerde oyunun hataları veya atlanmış detaylar belli olmuyor.
Bu oyun çıktığında COD 2. Dünya Savaşı temasını artık tamamladı, daha yapmaz diye düşünmüş ve adam gibi bir Japon savaşı olmadığı için canım sıkılmıştı açıkçası. Ancak günümüze bir kez gelip Irak harekatı konusunda Amerika’ya desteğini gösteren yapımcılar, geçen ay piyasaya çıkan beşinci oyun Call of Duty World at War ile yeniden 2. Dünya Savaşı’na döndüler. Ve bu kez hedef Pasifik.
Ancak tam bir hayal kırıklığı olmuş World at War. Başarısız. COD 4 grafikleriyle COD 2 ortamına girmiş gibi hissettim. Gerçi grafikler biraz geliştirilerek COD felsefesinin dışına çıkılmış. COD serisinde atmosfere tamamen ısınarak oynasanız bile ortalıkta çok fazla kan olmazdı. Ortamın kanı yerine çığlıklarını, heyecanını, gürültüsünü canlandırırdı COD. Ancak bu oyunda çok fazla kan var, serinin diğer oyunlarından en önemli farkı bu.
Düşmana bir bomba attığınızda etrafa saçılan et parçaları, alev makinesiyle cayır cayır yanarak koşan askerler gerçekten başarılı olmuş. Kendinizi ortalama bir aksiyon filminin içindeymiş gibi hissedebilirsiniz. Ama yine de ümitlenmeyin ve sonraki oyunu bekleyin derim. Çünkü bu oyunun yapımcıları başarılı olan ilk oyunun arkasından sadece satış amaçlı ikinci oyunu yapmayı adet haline getirdiler.
İsterseniz oynadıktan sonra oturup, “oyun olarak, eğlence amacıyla oynadığım bu sahneler daha birkaç yıl önce gerçekleştiler, bu insanlar gerçekten parçalanarak, yanarak öldüler ve bugün bu ölümlerden hala para kazanan bir ekonomi var” diye düşünün.
Her FPS ile gücünü kanıtlamaya çalışıyor ABD. “Ben en güçlüyüm, ordum en güçlü ordu, teknolojim en gelişmiş teknoloji” mesajlarıyla eminim ki çok sayıda hayran topluyor, birilerini de gücüne inandırıyor.





Son Yorumlar