'Devlet' Kategorisi Incileri

Tabii ki Hayır!

12_eylul_1980
Uzun zamandan beri yapılmakta olan Evet-Hayır tartışması insanı kusmaya zorlayacak türden. Anayasa maddeleri tartışılsın elbette. Çok eksiği, gediği, yanlışı vardır; zamanla iyileştirilebilir (her kafadan bir ses çıkarken ve herkes kendine yontarken pek sanmıyorum gerçi). Ama tartışılmayacak bir şey var o da “Evet mi, Hayır mı?” sorusu. Her ne kadar “Evet” diyecek pek bir şey olmasa da insan gibi yaşamak isteyenlerin “Hayır” diyeceği çok şey var. Ancak bu referandumun her seçimde olduğu gibi siyasi parti kavgasına indirgenmesi de akıllara zarar. Bir insanın siyasi görüşü ne olursa olsun “Hayır” diyecek çok şeyi var bu ülkede. Nelere mi Hayır?

Bir sabah ansızın caddelerde yürüyen tanklara, yıldırım baskı yapan gazetelere hayır. Evvel zaman içinde; Guantanamo’yu aratmayacak işkencelere, pisi pisine öldürülen gençlere, idamlara hayır. Zulme, zorbalığa, Firavunluğa hayır. İçi boş ilericilik söylemlerine, dindarlara gerici denmesine hayır. Din, dil, ırk farkı gözetilmesine hayır. İnsanların inandıkları, düşündükleri, yazdıkları yüzünden cop, dipçik, dayak yemesine hayır. Bütün bu yapılanları görmezden gelip, sırf mevcut iktidarın karşısında olmak için “Hayır” diyen tiplere de hayır.

Yerli malı yurdun malı

Son günlerde bir Google tartışmasıdır gidiyor. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım işi gücü bırakmış Google’a laf yetiştiriyor, Google sessiz kaldıkça ağzı olan herkes konuşmaya başlıyor. Konu özetle şu şekilde:

Bildiğiniz gibi, YouTube Atatürk’e hakaret içeren videolar olduğu bahanesiyle engellenmişti. Fakat iş bilmemezlikten dolayı IP adresleri değil, sadece www.youtube.com alan adı engellendi. IP’ler serbest olduğundan, DNS değiştirerek rahat rahat girip çıkmaya devam ettik. Hatta Tayyip Erdoğan bile “ben giriyorum, siz de girin” diyerek devlet kademeleri arasındaki koordinasyon bozukluğunu tasdikledi.

Fakat yasakların hiç umursanmadığını fark eden devlet baba, geçtiğimiz günlerde YouTube IP’lerine de engel koydu. İşi bilmeyenler zorlanmaya başladılar, YouTube’a giremez oldular.

Aynı tarihlerde, YouTube’un sahibi olan Google, YouTube IP’lerini değiştirerek Google hizmetlerinden bazılarıyla paylaşımlı hale getirdi. Devletin engellediği IP’ler atıl durumda kaldı ve YouTube IP bazında açıldı, DNS kullananlar eski rahatlıklarıyla YouTube’a girip çıkmaya başladılar. Bunun üzerine devlet, bu IP’leri de engelledi.

Fırtına da burada koptu. Çünkü bu kez engellenen IP numaraları sadece YouTube tarafından değil, Google hizmetleri tarafından da kullanılıyordu. Google Docs, Google Analytics, Google Maps gibi birçok Google servisi Türkiye’den erişime kapandı, bu servisleri kullanan onbinlerce site ve milyonlarca internet kullanıcısı mağdur duruma düşürüldü.


Devam

Bin Ali internette çocuklar gibi şendik

Bin Ali internette çocuklar gibi şendik
Bin Ali o gün dev gibi Google’ı yendik.

Ak Parti’li bakanımız haykırdı: engelle!
Bir yaz günü sansürledik interneti tümüyle.

Tren bakanından internet uzmanı olursa benden de şair olur.

Bir daha asla!

Emin Çölaşan’ın eşi Tansel Çölaşan’ın “Adnan Menderes’in idamından sonra halk bayram etti” açıklamalarının gündemi meşgul ettiği dönemlerdi. Altmışlı yaşlarının baharını yaşayan takım elbiseli, ‘İstanbul Beyefendisi’ diye anılabilecek bir amcanın kullandığı taksiyle Beşiktaş’a doğru geliyordum. Laflamaya başladık, laf lafı açtıkça amca da açılmaya başladı ve iş dönüp dolaşıp siyasete geldi bir süre sonra. “Ben Karaoğlancıyım evladım. Karaoğlan nerede ben oradayım. DSP falan ilgilendirmiyor beni…” diye konuşuyordu. Onun da mavi bir gömleği vardı Karaoğlan’ınki gibi. Muhabbetin seyri siyasete gelince benim de aklıma Tansel Hanım’ın açıklamaları geldi. “Amca sen bilirsin o dönemleri; Menderes asılınca çok sevinmişsiniz doğru mu” diye sordum beyamcaya. “Haşa oğlum ne sevinmesi. Rahmetli öldü diye kimsenin ağzını bıçak açmadı günlerce. Ajans bile dinlemedik evlerde. Ah evladım ah bizim o zamanlarda gördüğümüz zenginliği şimdi hiçbiriniz göremezsiniz. Hepimizin cebinde para vardı o günlerde. Okullarda fındık, fıstık, süt dağıtılıyordu. Ben o dönemde de Karaoğlancıydım emme Menderes’i de bir başka severdim. Ben Menderes öldü diye sevinen adam görmedim. Sevindiyse bir tek kendileri sevinmiştir asabildik diye. Bir daha da öyle birisi gelmez zaten bu ülkenin başına” diye cevap verdi.

“Sokayım sizin gibi adamlara!” diye okkalı bir küfür savurdum Tansel Çölaşan ve onun gibi olanlara.

Sivil Dayanışma Platformu, bugün (27 Mayıs) saat 11.30′da Kabataş’tan, 12.00′de ise Kadıköy’deki balonun yanından hareket ederek Yassıada’ya bir çıkartma yapacak. Akşam 19.00′da da Tünel’den Taksim’e yürüyüş düzenleyecek olan Sivil Dayanışma Platformu, Darbeye devrim diyen bütün aydınları, sanatçıları, işadamlarını; 27 Mayıs mağdurlarından, 50 yıldır askeri vesayet altında yaşamanın bedelini çok büyük kayıplarla, idamlarla, işkencelerle, faili meçhul cinayetlerle, fakirlik ve adaletsizlikle ödemek zorunda kalmış bütün yurttaşlardan özür dilemeye davet edecek.

Böyle güzel şeylere katılmayı ertelememek lazım.

Senin için şöyle böyle diyorlar

Küçükken mahallenin abileri bizi birbirimize karşı gazlar, sonra da tüm çocukların birbirine girip mahalle kavgası çıkarmasını ellerinde sigaralarıyla, sırıtarak seyrederlerdi.

Yaşımız ve tecrübemiz gereği yeterince düşünecek yeteneğimiz olmadığı için, “Akay, Altay senin için ‘ben onu döverim’ dedi” cümlesine inanır, o esnada “bence sen Akay’ı döversin” cümlesiyle gazını almış olan Altay’a dalardık. Kavga fazla büyüyüp abilerin büyüklerden fırça yeme tehlikesini doğuracak olursa, yine onların sakinleştirmesiyle barışırdık.

Bugün Milliyet’in haberini okuyunca o günler geldi aklıma. Milliyet’in aktardığına göre, DIA “İran ordusu TSK ile başa çıkamaz,” şeklinde bir rapor hazırlamış ve rapor İsrail’de yayınlanan Yedioth Ahronoth gazetesine sızmış. Milliyet de o gazeteden aldığı haberi allayıp pullayıp, gaz milliyetçilerin okur okumaz “döveriz İran’ı hocu!” diyeceği şekilde düzenleyerek sitesine yerleştirmiş.


Devam