Kahramanlar ve Mızrakçılar
Emir Akın, 28 Ağustos 2008
Daha önce, maceralarda bu kadar çok yapacak şey, bu kadar hazırlık ve sonradan da bu kadar çok temizlik olduğunu hiç fark etmemiştim. Bu tip şeyleri hikayelerde görmezsiniz. Yemeği kim satın alır ve pişirir, kim bulaşıkları yıkar, bebeğe bakar, atları tımarlar, silahları temizler; kim cesetleri gömer, elbiseleri yamar, kahramanların sallanmak için hazır buldukları halatları kim yerlerine bağlar, kim boruları çalar, madalyaları parlatır ve güzelce ölür; bütün bunlar kahraman, kahraman olabilsin diye yapılır. Kim finanse eder kahramanları? Kahramanlara inanmadığımı söylemek istemiyorum, bütün söylediğim, kahramanlar ya başkalarının sırtından geçinir ya da zamanlarının çoğunu küçük maceralarını olası hale sokmak için uğraşarak geçirirler, eğlenerek değil.
Mia Havero / Ergenlik Ayini (Alexei Panshin) Sayfa 133
İstatistiklere göre Türkiye kitap okuma oranlarında dünyanın çağdaş ülkelerinin oldukça gerisindeymiş. Üşenmedim Google’da oturdum araştırdım. Örneğin Türkiye’de 12.000 kişiye yılda ortalama 1 kitap düşerken, Japonya’da 1 kişiye 25 kitap düşüyormuş! Ya da Azerbaycan’da herhangi bir kitap ortalama 100.000 adet basılırken bizde 2.000-3.000 arası basılıyormuş. Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu’na göre kitap okuma oranında Türkiye, Malezya, Libya ve Ermenistan gibi ülkelerin bulunduğu 173 ülke arasında 86. sıradaymış! Ya da Amerika’da yılda 72.000 yeni kitap basılırken Türkiye’de bu oran 6.000 civarlarında.
Doğruluyorum sandalyeden. Tipik edebiyat kitaplarında konfor ve rahatına düşkün kahramanlar böyle zamanlarda hep koltuklarından doğrulur, koltuklarında doğmuş gibi, koltukaltı ağrılarını da doğrulturlar; ben sandalyedeyim, doğrulduğum zaman dizlerim ağrıyor sadece. İmrenerek okumaktan nefret ederim onları, en damardan giren iğneli, sancılı cümlelerine bile gülecek gibi olurum, kelebek içi bir hayatın insana getirisi de bu olsa gerek. Zaten genelde bunları okurken kendimle baş başa kalamıyorum, eski bir yalandı kitap okuyan insanın kendisiyle baş başa kalması, riyakar ve bencilce.
Kendisi ve satılık edebiyatı, satılık yazıları hakkındaki düşündüğüm tek bir cümle vardı, onu da söyledim zaten önceki günlerde. Yazdığı yazılarda savunduğu dünya görüşünden eser bile olmayan bir adam, sadece gazete ve televizyonlarda verdiği demeçlerde, yabancı ülkeler için “özgür edebiyat”ın savunucu haline geldi, yazık..