<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Delinin Kuyusu &#187; Edebiyat</title>
	<atom:link href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/category/edebiyat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.delininkuyusu.com</link>
	<description>Bir deli, kuyuya bir akıllı atar ve olaylar gelişir!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Sep 2010 18:49:34 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Pelin&#8217;i Sıkıştırmışlar!!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/pelini-sikistirmislar.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/pelini-sikistirmislar.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2009 14:13:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yalcin Bozok</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet hakan]]></category>
		<category><![CDATA[bacak]]></category>
		<category><![CDATA[bediüzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[mini etek]]></category>
		<category><![CDATA[pelin batu]]></category>
		<category><![CDATA[said nursi]]></category>
		<category><![CDATA[sözlük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2306</guid>
		<description><![CDATA[
Son hamlesini görünce birkaç kelime karalayıp durumu kamuoyuna izah edeyim dedim. Pelin bu, ne de olsa bacaklarıyla topluma mesaj veren yegane kişilik. Fakat yazdıkça ve Google nimetinden faydalandıkça resme biraz daha geriden bakma fırsatım oldu. Siz de içinizden &#8220;Bu son cümle de pek bi klasik oldu bee&#8221; diyorsunuz biliyorum. Dersiniz, haklısınız. Bunu ben de düşündüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-2316" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/batularinpelin.jpg" alt="batularinpelin" width="420" height="280" /></p>
<p>Son hamlesini görünce birkaç kelime karalayıp durumu kamuoyuna izah edeyim dedim. Pelin bu, ne de olsa bacaklarıyla topluma mesaj veren yegane kişilik. Fakat yazdıkça ve Google nimetinden faydalandıkça resme biraz daha geriden bakma fırsatım oldu. Siz de içinizden &#8220;Bu son cümle de pek bi klasik oldu bee&#8221; diyorsunuz biliyorum. Dersiniz, haklısınız. Bunu ben de düşündüm ve kalıplarımdan kurtulmak, bendimi aşmak için geçenlerde Said Nursi&#8217;nin yarı sözlük yarı &#8220;bişey&#8221; kitaplarına göz attım. <span id="more-2306"></span></p>
<p>&#8220;Bişey&#8221; kısmını değil ama sözlük kısmını okumanızı tavsiye ederim. Her sayfanın altında dipnot şeklinde Farsça, Arapça ve bilimum dillerden zuhur eden kelimelerin anlamlarına yer verilmiş. Gördünüz mü hemen kapmışım bir iki kelime. Zuhur falan. Böyle eksantrik şeyler çok. Eski Türkçe sevenler ve öğrenmek isteyenler Bülent Ersoy ile kendilerine boşuna işkence etmesin! Hah hah latife etmiyorum azizim. Neyse, biliyorum yukarıdaki resimle ve konuyla bütünüyle alakasız. Eskiden bu kitaplar &#8220;kimsenin anlamasına gerek yok&#8221; diye sözlük kısmı olmadan yayımlanırdı. Okuyanların %99,99 luk kısmı sadece &#8220;bereketlenmek&#8221; için okurdu. Kendilerine göre haklılar. Şimdi ise sözlük koymuşlar. Ancak her sayfanın yarısı dipnottan müteşekkil. Okumaya başlarsanız her cümlede sayfanın bel altına bakıp anlamadığınız kelimenin manasına bakmak ve geri dönmek zorundasınız. Belli ki kitabın aslına sadık kalmak istemişler! Bu sözlük olayı ile uğraşana kadar kelimeleri direkt günümüz Türkçesi ile yazmak daha mantıklı olurdu. O yüzden bu tarz kitapları sadece sözlük maksatlı satın almanız mantıklı olacaktır. Zira çoğu zaman sözlükten daha ucuza bulabilirsiniz. Ya da gerçekten birşeyler öğrenmek istiyorsanız gidin bir İslam ilmihali alın.</p>
<p>Gelelim Pelin Batu olayına. Şimdi bu hatunun babası diplomat. Bu vesileyle Ortadoğu ve Avrupa&#8217;da birçok kentte bulunmuş. Hatta ilk ve orta öğrenimini buralarda tamamlamış. Hem doğu hem batı kültüründen tatmış. İki zıt sosyal ortamda da bulunmuş. Tahminimce yabancı öğrenci olayından faydalanarak Boğaziçi Tarih bölümünü kazanmış. Çünkü Boğaziçi&#8217;nde (yabancılar için ÖSSs diyeyim) sadece tarih ve edebiyat bölümlerine alım var. Tabii ki sınav kolay, çünkü yabancılar için hazırlanmış. Yabancı devlet vatandaşı olup aslında &#8220;Türk&#8221; olanlar, bu yolla güzel üniversitelerde bazı bölümleri okuma şansı buluyorlar. Ancak dediğim gibi bu benim varsayımım. Bu varsayımın iki dayanağı var. Birincisi babasının diplomat olması ve sürekli yurtdışında olmaları. İkincisi ise kamuyounda oluşturmak istediği izlenim için kullandığı taktiğin zekâdan ve akıldan yoksun olması. Anlayacağınız canlarım, şu son okuduklarınız tamamen benim çıkarımımdır. Aksi söz konusu olabilir. Yani bildiğimiz hayvan gibi çalışıp da kazanmış olabilir. Ancak ben hiç ihtimal vermiyorum.</p>
<p>Pelin ablanın bacakları ile ilgili ilk beyanatı Üsküdar&#8217;da mini etek giyemediğine dair idi. İnsanların bakışlarından rahatsız oluyormuş. Pelin ablanın zekâ seviyesinin ortalamanın üzerinde olmadığını, hatta altında olduğunu daha önce ima etmiş miydim? Etmediysem şimdi ediyorum.</p>
<p>Bu bakışlar genellikle mini etek giymesinden rahatsız olanlardan mı yoksa mini etek giymesinden memnun olanlardan mı geliyor acaba? Bir kızın ya da kadının mini etek giymesinden rahatsız oluyorsanız başınızı başka tarafa çevirirsiniz. Eğer rahatsız olmuyorsanız, azıyorsanız, hoşunuza gidiyorsa başınızı o yöne çevirirsiniz. Amiyane tabirle, kesersiniz mini etekli hatunu. Dünyanın her yerinde bu böyledir. Neyse, gerçeği yansıtsa da bunlar klişe şeyler. Olayın özü şu ki, Batuların Pelin aklı sıra AKP ile kendi bacakları arasında bir bağlantı kurmaya çalışıyor. Düşünsenize koskoca toplum psikolojisi, davranışı Pelin&#8217;in bacakları ile ilintili.</p>
<p>Şimdi de ikinci vak&#8217;a ile gündeme geldi. Motosikletli bir şahıs Pelinciğimi sıkıştırmış, &#8220;Bu ne hal gız? Çocuklarımın anası olacak kadına bu hal yakışıyor mu?&#8221; demişmiş. Batu yine &#8220;deri parçası&#8221; diye tasvir ettiği bacağının açık bölümü ile sosyal toplum arasındaki derin bağlantıyı halkın bulması için haberi gazetelere servis etmiş. Uu beybi! Zekâ fışkırıyor!</p>
<p>Pelin bacakları ile Türkiye&#8217;nin aynası olduğunu düşünedursun, bence motosikletiyle Pelin&#8217;i sıkıştıran kişi, eski yaşantısından yeni yaşantısına henüz belki de tam intibak edememiş olan Ahmet Hakan&#8217;dır. Hala beraberler mi bilemiyorum doğrusu. Takip etmiyorum, farketmez. Gericiler eski sevgililerini de kıskanır karışırlar. Her şeyini değiştirebilen Hakan gerici kıskançlığını atamamış ve Pelin&#8217;in bacaklarını azman bakışlardan kıskanmış olabilir birçok erkek gibi. Laik, aydın, çağdaş etiketine zeval gelmesin deyu bu uyarıyı bir maganda gibi kafasına kask takarak yapmayı tercih etmiş, belki de etkili olacağını düşünmüş olabilir.</p>
<p>Sonuç olarak sevgili Pelin, bacaklarını illa bir yere bağlamak istiyorsan önce çevrendekilere bak. Ya da seni kullanarak mesaj vermeye çalışanlara. Ya da hayal gücünü bir kez daha kontrol et zira hiç orjinal değil. Ya da saldırgan motor temasını kullanarak birşey mi ima etmeye çalışmıştır? Aboov!</p>
<p>Ya da sokakta kiher maganda Pelin&#8217;i buluyor. Eeah yeter bea! Ne istersiniz şuncağız kızın bacaklarından! Lan bacak diye diye bacaktan tiksindirdiniz be&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/pelini-sikistirmislar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/batularinpelin-300x200.jpg' length ='23694'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Bana Bukowski&#8217;yi anlat!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bana-bukowskiyi-anlat.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bana-bukowskiyi-anlat.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Sep 2009 01:02:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[bob kaufman]]></category>
		<category><![CDATA[call of duty]]></category>
		<category><![CDATA[call of duty world at war]]></category>
		<category><![CDATA[charles bukowski]]></category>
		<category><![CDATA[ekmek arası]]></category>
		<category><![CDATA[enemy at the gates]]></category>
		<category><![CDATA[jack kerouac]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[kaptan yemeğe çıktı ve tayfalar gemiyi ele geçirdi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[los angeles]]></category>
		<category><![CDATA[pis moruğun notları]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[the thin red line]]></category>
		<category><![CDATA[william s. burroughs]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2134</guid>
		<description><![CDATA[“Bana Bukowski’yi anlatır mısın?” dediğinde, en heyecanlı yerineydim oyunun. Sıkıcı bir günün akşamında kendimi 2. Dünya Savaşı’na vermiş, sonrasında The Thin Red Line veya Enemy at the Gates’i yeniden izlemek üzere Call of Duty World at War oynuyor, bir yandan alev makinesiyle insanları yakarken bir yandan da insanoğlunun daha ne kadar vahşileşebileceğini düşünüyordum.
O da karşımdaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2137" title="charles bukowski" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/charlesbukowski.jpg" alt="charles bukowski" width="420" height="381" />“Bana Bukowski’yi anlatır mısın?” dediğinde, en heyecanlı yerineydim oyunun. Sıkıcı bir günün akşamında kendimi 2. Dünya Savaşı’na vermiş, sonrasında <a href="http://www.imdb.com/title/tt0120863/" target="_blank">The Thin Red Line</a> veya <a href="http://www.imdb.com/title/tt0215750/" target="_blank">Enemy at the Gates</a>’i yeniden izlemek üzere <strong>Call of Duty World at War</strong> oynuyor, bir yandan alev makinesiyle insanları yakarken bir yandan da insanoğlunun daha ne kadar vahşileşebileceğini düşünüyordum.</p>
<p>O da karşımdaki masada oturmuş, internette birileriyle konuşuyor ve kimi zaman gülerek, kimi zaman garip sesler çıkararak okuduklarına tepki veriyordu. Durup dururken Bukowski’yi sorması içinde bulunduğumuz ortama bu nedenlerle pek uygun gelmemişti.</p>
<p>— Anlatırım bir ara, dedim. Hem nerden çıktı durup dururken? Sen kitap okumazsın ki?<span id="more-2134"></span></p>
<p>— Çok iyi bir yazar olduğunu duydum, sen okumaz mısın Bukowski?</p>
<p>— Şiir sevmem ben. Hem şu anda Berlin’e girmek üzereyim, Yoldaş Reznov’u yalnız bırakamam, daha sonra konuşuruz bunları.</p>
<p>— Biraz anlat be, kim abi bu adam? Süper yazar falan diyorlar, gerçekten merak ettim!</p>
<p>Eğer birkaç cümleyle başımdan savmazsam bana oyunu zehir edeceğini, iki dakikada bir Bukowski diye sayıklayacağını biliyordum. Oyunu durdurup biraz bahsettim.</p>
<p>Şiirlerinden pek hazzetmesem de öykülerini ve mektuplarını sevdiğimi, özellikle Ekmek Arası’nı, Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi’yi, Kadınlar’ı, Pis Moruğun Notları’nı ve bazı diğer kitaplarını anlattım; dünyanın en güzel kentlerinden biri olan Los Angeles’da dünyanın en berbat çocukluk hatıralarını yaşamasındaki ironiden, babasıyla olan kavgalarından, alkol, seks ve uyuşturucudan oluşan, düzenli hayatlar yaşayanlara çekici gelen ama içine girince hiç de çekici olmayan acılarla dolu yaşamından bahsettik. Hatta konu beate kaydı, Kerouac geldi, Burroughs geldi, Kaufman bizi ziyaret etti o gece.</p>
<p>“Film gibiymiş yaşadıkları,” diyerek klişe bir tepki verdi ve teşekkür edip bilgisayara gömdü kafasını yeniden. Ben de oyunumu oynadım, Yoldaş Reznov’la birlikte Berlin’e girdik, Chernov’un ölümünden sonra bayrağı devralarak hükümet binasının çatısına diktim.</p>
<p>Ertesi gün elinde bir Bukowski kitabıyla bir kız geldi şirkete ve Yavuz&#8217;u bulamayınca kitabı ona teslim etmem için bana emanet etmek istedi.</p>
<p>— Nedir bu, dedim şaşırarak.</p>
<p>— Yavuz Bey çok seviyormuş Bukowski’yi, dün gece internette saatlerce ondan konuştuk, diye yanıtladı.</p>
<p>İlk kez para, futbol ve kadın muhabbetinin dışına çıkmasının, kitaplardan konuşmak istemesinin sebebini böylece öğrenmiş oldum. Bukowski seven bir kızla tanışmış ve kendisinin de onu ne kadar sevip okuduğunu, kızla ne kadar fazla ortak noktaları olduğunu gösterebilmek için benden hızlandırılmış Bukowski dersi almaya çalışmıştı önceki gece.</p>
<p>Hayatta en nefret ettiğim şeylerden biri, sıradan şeyleri bir hava atma aracı olarak kullanmaktır. Üstelik bunu edebiyatla yapmaya çalışmak, gölgesinden korkan bir adam olarak Bukowski gibi deli cesaretine sahip bir adamla kendini bütünleştirerek bir kızı “düşürmeye” çalışmak mide bulandırıcıydı.</p>
<p>Sık sık karşılaşıyoruz onun gibi adamlarla. Yeni tanıştığı bir kıza, öğretmenine, patronuna, komutanına, girmek istediği bir ortama yavşayabilmek ve “ben de sizin gibiyim aslında,” diyebilmek için kendini aslında sahip olmadığı donanımlara haizmiş gibi göstermeye çalışan insanlar bunlar.</p>
<p>Kusmak istiyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bana-bukowskiyi-anlat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/charlesbukowski-300x272.jpg' length ='28929'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Kitapla fantezi yapmak</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kitapla-fantezi-yapmak.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kitapla-fantezi-yapmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2009 15:30:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[alexandre dumas]]></category>
		<category><![CDATA[ali çankırılı]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[monte kristo]]></category>
		<category><![CDATA[monte kristo kontu]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[timaş]]></category>
		<category><![CDATA[timaş yayınevi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=1800</guid>
		<description><![CDATA[Yıllar önce okuduğum Monte Kristo Kontu’ndan büyük bir keyif almıştım. Geçenlerde Timaş’ta yaklaşık 600 sayfalık geniş bir çevirisini bulunca dayanamadım verdim parayı, okudum tekrar. Hem klasikler önemlidir, dursun bir kenarda. Kitapları genellikle bana yakın olduğu için Kabalcı’dan ya da Alkım’dan alırım. Timaş’la fazla dirsek temasım olmadı, bugünden sonra da olacağını düşünmüyorum.
Timaş’tan aldığım Monte Kristo Kontu’na [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1801" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="montekristo" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/11qk8.jpg" alt="montekristo" width="410" height="530" />Yıllar önce okuduğum Monte Kristo Kontu’ndan büyük bir keyif almıştım. Geçenlerde Timaş’ta yaklaşık 600 sayfalık geniş bir çevirisini bulunca dayanamadım verdim parayı, okudum tekrar. <strong>Hem klasikler önemlidir, dursun bir kenarda.</strong> Kitapları genellikle bana yakın olduğu için Kabalcı’dan ya da Alkım’dan alırım. <strong>Timaş’la fazla dirsek temasım olmadı, bugünden sonra da olacağını düşünmüyorum.</strong></p>
<p>Timaş’tan aldığım Monte Kristo Kontu’na büyük bir heyecanla başlamıştım. Ama sayfaları erittikçe kocaman bir hayal kırıklığı yaşadım. <strong>Çevirmen Ali Çankırılı kitaba resmen tecavüz etmiş.</strong> Din propagandasının suyunu çıkartmışlar. <strong>Sanki okuduğum bir batı klasiği değil de menkıbeler kitabı.</strong> Kitabın ortalarına geldiğimde bir an Edmond Dantes, Kelime-i Şehadet getirerek müslüman olacak sandım. Hatta sonlara yaklaştığımda Katalan cıvırı Mercedes çoktan iman etmiş diye düşünüyordum.<span id="more-1800"></span></p>
<p>Böyle rezillik, bu kadar kepazelik olmaz. İnandıklarını topluma empoze etmeyi düşünüyorsan bunun bir sürü yolu var. Oturur yeni bir kitap yazarsın, elindeki reklam ve medya gücüyle bunu çok kolay bir şekilde okunan kitap haline getirebilirsin. <strong>Ben de müslümanım ama başkasının eserinin piç edilmesinin saygısızlık olduğunu bilecek kadar müslümanım.</strong> Benim dinim hırsızlığın her çeşidini yasaklar. Timaş emek hırsızlığının daniskasını yapmış. Alexandre Dumas’tan etkilenerek ortaya yepyeni bir kitap çıkartmışlar. Ama konu genel hatlarıyla, isimleriyle falan aynı.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/resim002.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1802" title="montekristo2" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/resim002.jpg" alt="montekristo2" width="410" height="277" /></a>Çevirmen anlatmamış ama ben eminim ki; Dantes ile hapishanede tanıştığı yaşlı adam cemaat olup namaz kılmışlardır. Ramazan ayında sahura kalkıp, akşam namazını eda ettikten sonra birlikte iftara oturmuşlardır. Boş vakitlerinde bereketlenmek için hocaefendinin kitaplarını da kesin okumuşlardır. Çevirmenin küçük dünyasında bunlar mutlaka olmuştur ama oturup yazmaya eli gitmemiştir. Minnettarım kendisine! Dantes, yazar için öyle salih bir müslümanki, “benim” diyeni cebinden çıkartır. <strong>Maşallah her işe Besmele çekerek başlıyor.</strong></p>
<p><strong>Bundan sonra ne Timaş’a uğrarım ne de eserlerine göz atarım.</strong> Hıristiyan bir yazarın eseri de olsa emeğe saygı göstermeyenlerin inanç sistemine şüpheyle bakarım.</p>
<p>&#8220;<strong>İyi</strong> ki <strong>kitaplar</strong> var&#8221; diyorsunuz ya kelime oyunu yaparak, şimdi düştü jeton. Millet atın, eşeğin, tavuğun ırzına geçer siz de kitaplara göz koymuşsunuz belliki. Evet iyi ki kitaplar var da biz beri tarafımızı koruyabilmişiz.</p>
<p>Ali Çankırılı, Alexandre Dumas’ı mezarında ters çevirmiş bu başyapıtıyla. <strong>Alın size kitap nasıl piç edilir, kitaba tecavüz nasıl gerçekleştirilir en güzel örneği.</strong></p>
<p>Kitabın karakterlerinden Albert, annesi Mercedes’e sarılıyor.</p>
<p><em>Anne kucağı, büyümüş de olsa, bir çocuğun sığınabileceği en emin kale idi&#8230;<br />
</em><em>Tercümeye sadakatsizlik olsa da, burada bir Türkçe dörtlüğü terennüm etmeden geçemeyeceğiz:</em></p>
<p><em>Anne başa taç imiş!<br />
Her derde ilaç imiş!<br />
Bir evlat pir olsa da<br />
Anneye muhtaç imiş.</em></p>
<p><strong>Terennümcüler kovalasın sizi emi!</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kitapla-fantezi-yapmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/11qk8-232x300.jpg' length ='22716'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Büyükler için bir hikaye&#8230;</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/buyukler-icin-bir-hikaye.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/buyukler-icin-bir-hikaye.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Jul 2009 22:42:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emir Akın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=1759</guid>
		<description><![CDATA[Hatırlarım da eskiden bazı geceler ninem bizi etrafına toplar, içinde ecinniler, gulyabaniler, devler, cüceler, periler ve daha birçok olağanüstü yaratığın eksik olmadığı türlü masallar, hikayeler anlatırdı. Özellikle kış aylarında soba üstünde pişen kestanelerin kokusuyla harmanlanmış bu hikaye gecelerini öyle çok özlerim ki&#8230;
Bu gece, hikaye gecesi. Ama bu sefer anlatan koltuğunda ben varım. Hikayenin sonunda gökten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-1758 alignleft" title="cinderella_1024x7681" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/cinderella_1024x7681.jpg" alt="cinderella_1024x7681" width="420" height="238" />Hatırlarım da eskiden bazı geceler ninem bizi etrafına toplar, içinde ecinniler, gulyabaniler, devler, cüceler, periler ve daha birçok olağanüstü yaratığın eksik olmadığı türlü masallar, hikayeler anlatırdı. Özellikle kış aylarında soba üstünde pişen kestanelerin kokusuyla harmanlanmış bu hikaye gecelerini öyle çok özlerim ki&#8230;</p>
<p>Bu gece, hikaye gecesi. Ama bu sefer anlatan koltuğunda ben varım. Hikayenin sonunda gökten birkaç elma düşecek ve böylece birkaçınız yerçekimini keşfedecek. Sanırım elmanın düşüşünden suyun kaldırma kuvvetini bulanlar da olacaktır&#8230; Her neyse&#8230; Yaklaşın yamacıma&#8230; Başlıyorum.<span id="more-1759"></span></p>
<p>Uzun yıllar önce o zamanın güzel ve zengin ülkelerinin birinde yaşayan güzel bir kız varmış. Bu kız büyüyüp evlenme çağına gelmeden az evvel babası, karınca sütü ve sinek vızıltısı satarak kazandığı büyük serveti sayesinde karısı ve kızına hayatlarının sonuna kadar yetecek kadar para ve ülkenin en güzel şehrinde güzel bir köşk bırakarak ruhunu teslim etmiş. Ancak adamı çok seven kadın da kocasının ölümüne dayanamayarak kısa süre sonra ölmüş. Yine de kadın ölmeden önce kızına kulağına küpe olsun diye erkekler hakkında birkaç nasihat vermiş. Bu nasihatler, asla bir erkeği hemen kabul etme, onu iyice sorguya çek ve zor testlerle sına imiş.</p>
<p>Böylece güzel kız evlenme çağına geldiğinde talipleri bir bir kapısını aşındırmaya başlamış. Her hafta pazar günü talipleri kapısında sıraya girer olmuş. O da her biriyle bir mülakat yapıp çeşitli yönleriyle dalga geçerek her birini reddetmeyi adet hale getirmiş. Bir rivayete göre gerçekten de taliplerinin hepsi kadını haketmeyecek kusurlara sahipmiş, diğer bir rivayet ise kadının annesinin nasihatlerini yanlış anladığından bahseder. Her neyse&#8230; Sonuçta kadının 100 kilometrekare içinde en az bir kere reddetmediği genç ve orta yaşlı adam kalmamış. Kendine güvenen yaşlı çapkınlar da hüsrana uğramış tabii ki.</p>
<p>Böylece gel zaman git zaman kadının ünü bütün şehirde ve komşu şehirlerde duyulmuş. Şehrin sakinleri de o şehre gelen her yabancıyı ve hikayeyi bilmeyenleri pazar günleri kadının köşküne gönderip reddedildiklerinde dalga geçmeyi adet haline getirmişler. Ta ki bir gün şehrin en ünlü barına genç bir komutan ve genç bir kaptan gelene dek. İnsanlar, her ikisi de yakışıklı, güçlü, zengin ve en önemlisi bekar olan bu iki adama hemen kadının hikayesini (tabii ki biraz değiştirip herkesi reddettiğini atlayarak) anlatmışlar ve iki adamı doğruca kadının köşküne göndermişler.</p>
<p>Günler böylece birbirini kovalarken kadın da bu arada orta yaşın ortasına doğru yol almaktaymış. Hala çok güzel bir kadın olsa da son zamanlarda artık güzellik dağının doruğunda olduğunu ve inişe geçmeye başladığını farketmiş. Artık elini çabuk tutup uygun bir kısmet bulması gerektiğini düşünürken kapısını çalan iki delikanlıyı görünce bugüne kadar gelen talipler içinde en iyilerinin bunlar olduğunu anlamış. Komutanı ve kaptanı köşke almış. Beraber yemek yemişler, sohbet etmişler ve kadın her ikisini de çaktırmadan test etmiş. Adamlar güçte, yakışıklılıkta, bilgide ve zenginlikte denk görünüyorlarmış. Böyle iki kusursuz talip arasında bir türlü seçim yapamayan kadın sizi bir teste tabi tutmak istiyorum, demiş.</p>
<p>Birlikte kadının faytonuna atlayarak aslanların sürü halinde yaşadığı bir yere doğru yola koyulmuşlar. Tabii bütün şehir de peşlerinden gitmiş. Bu yere varınca kadın içerisi aslan dolu olan bir mağaraya doğru yelpazesini fırlatmış. Yelpaze sürünün başı olan aslanın kafasına geldiğinden aslan çok sinirlenmiş ve kükremesiyle bütün aslanları ayaklandırmış. Aslanlar sinirli sinirli dolaşırken kadın şimdi kim yelpazemi getirecek kadar cesursa onunla evleneceğim demiş.</p>
<p>Ancak kaptanın annesinin de zamanında kadınlar hakkında oğluna verdiği birkaç nasihatı varmış ve kaptan bir kadının böylesi saçma bir isteğine karşı şehirde soğuk bir bira içmeyi tercih etmiş. Üstelik bardaki son derece güzel kızlar da kaptana bayılıyorlarmış. Komutan bir süre düşünüp pekala, ben giderim demiş. Sonra da ceketini çıkarıp katlayarak bir kenara koymuş ve mağarada gözden kaybolmuş. İçerden gelen kükremelerden dolayı kimse komutanın dışarı çıkabileceğine inanmıyormuş ama biraz sonra komutan elinde yelpaze ile dışarı çıkmış.</p>
<p>Kadın zevkten dörtköşe bir halde kollarını açarak komutana doğru koşmuş. Ancak komutan hiç istifini bozmadan kadını durdurmuş. Hanımefendi, demiş yelpazeyi elinde sallayarak, eğer yelpazenizi istiyorsanız gidip kendiniz alın. Ve yelpazeyi mağaraya doğru savurmuş. Sonra da şehirde kaptana katılıp karşılıklı birer bira içmişler. Ertesi sabah ise her ikisi de şehrin (esas kızımızdan sonra tabii ki) en güzel kızları ile şehirden ayrılıp kendi yollarına gitmişler.</p>
<p>Kadının yelpazesini alıp almadığını ise bilmiyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/buyukler-icin-bir-hikaye.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/cinderella_1024x7681-300x170.jpg' length ='21152'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Kafkas Kartalı İmam Şamil</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kafkas-kartali-imam-samil.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kafkas-kartali-imam-samil.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2009 08:29:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[albay yerdekimof]]></category>
		<category><![CDATA[çar nikola]]></category>
		<category><![CDATA[çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[dağıstan]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[general klugenov]]></category>
		<category><![CDATA[imam şamil]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh şamil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=1162</guid>
		<description><![CDATA[Gecenin bir vakti nereden estiyse Bella Ciao dedik. İtalya’dan Rusya’ya uçunca Kızılordu’nun aptal görünümlü neferleri Katusha diye höykürdü. Kalinka da devreye girince iyice zıvanadan çıkan bendenizin Çerkes kanı devreye girdi.
Aşağıdaki yazıyı vakti zamanında karalamıştım ama bir türlü yayına veremedim. Kısmet bugüneymiş&#8230;
Kafkasya&#8217;nın İmamı, Rusların korkulu rüyası Şeyh Şamil, imamlığa seçildikten sonra Rus Çarı Nikola, General Klugenov&#8217;dan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1163" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="seyhsamil" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/04/seyh20samil.jpg" alt="seyhsamil" width="410" height="553" />Gecenin bir vakti nereden estiyse Bella Ciao dedik. İtalya’dan Rusya’ya uçunca Kızılordu’nun aptal görünümlü neferleri Katusha diye höykürdü. Kalinka da devreye girince iyice zıvanadan çıkan bendenizin Çerkes kanı devreye girdi.</p>
<p>Aşağıdaki yazıyı vakti zamanında karalamıştım ama bir türlü yayına veremedim. Kısmet bugüneymiş&#8230;<span id="more-1162"></span></p>
<p>Kafkasya&#8217;nın İmamı, Rusların korkulu rüyası Şeyh Şamil, imamlığa seçildikten sonra Rus Çarı Nikola, General Klugenov&#8217;dan yeni İmamın nasıl birisi olduğu sormuş ve daha öncekilere hiç benzemediğini farkedince de &#8220;Bu aslanı yelelerini okşaya okşaya kafese sokmamız lazım&#8221; diyerek Şeyh Şamil&#8217;e bir mektup yazmıştır. Şamil, elçiye bürokrasi terazisinde çok ağır gelen bir yanıtla geri gönderir. Der ki, &#8220;Elçiye gerek yok. Çarınız görüşmek isterse, kendisinin ve fermanın sökmediği bu dağlar, görüşmeye gelen herkese açıktır!&#8221; </p>
<p>Bunun ardından Çar Nikola, General Klugenov’un başkanlık yaptığı ve Albay Yerdekimof ile Subay Yemeferov’un da dahil olduğu bir heyeti tekrar Şamil’e gönderir.</p>
<p>-Çarınız benden ne istiyor general?<br />
-Sizinle düşman değil dost olmak, hatta başınıza bir krallık tacı giydirmek istiyorlar<br />
-Bak sen, ne kralı olacakmışım peki?<br />
-Kafkasya kralı! Çarımız, dostluğunuzun ve sadakatinizin karşılığında bütün Kafkasya&#8217;nın hakimiyetini size bırakacak. Çok zengin bir hayat süreceksiniz. Dünya&#8217;nın bütün nimetlerine kavuşacaksınız.<br />
-Bu kadar söz kafi general. Senin çarının mesajından çıkan netice şu; Çarın diyorki &#8220;Ey Şamil, bu sonu gelmez ve yorucu mücadelelere artık bir nihayet ver. Ömrünü törpüleyen, sana rahat ve huzur yüzü göstermeyen bu ümitsiz savaşlar sana ne kazandıracak? Vatanın sat, şerefini sat, yeminin ayaklar altına al ve çara teslim ol. Başına sarık ve kalpak yerine incili taçlar giyecek, üstünde oturduğunuz şu eski püskü yamçının yerine zümrüt tahtlar üzerine oturacaksınız. Saraylarından nehir gibi altın ve mücevherler akacak, senin ve senden sonra gelecek olan torunlarının Kafkasya üzerindeki hükümdarlığınızı bütün dünya tanıyıp tasdik edecek. Yeryüzünde en büyük kudret olan Çar’dan başka amirin bulunmayacak!&#8221;</p>
<p>Bu arada vakit girmiş ve ikindi ezanı okunmaya başlamıştır.</p>
<p>-Yanılıyorsunuz Şeyh Şamil. Çar hazretleri sizden dostluğunuzu&#8230;<br />
-Beyler! Namaz vakti geldi.<br />
-Ama ya Şeyh, Çar hazretlerine ne diyeceğim?<br />
-Namazımı kılıncaya kadar bekleyin.</p>
<p>Kısa süren bir bekleyişin ardından Şamil cemaatten döner ve cevabını verir:</p>
<p>-General, senin yerinde eğer şu anda Çar’ın kendisi karşımda bulunmuş olsa ve bu sefil teklifleri bana bizzat yapma cesaretinde bulunsaydı, ona ilk ve son cevabımı elimdeki şu kırbacım verirdi.<br />
-Ama?<br />
-Söyle ona general; başında bulunduğum bu kahramanların kalplerinde kökleşen bu eşsiz iman kökünden kazınmadıkça, en genç muhariplerimden, en ihtiyar naiplerime kadar tek kurşunları ve tek kolları kalıncaya kadar bu mübarek vatanı, son dağına, son köyüne ve en son kaya parçasına kadar karış karış müdafaa etmekten beni hiç birşey, hiçbir kuvvet alıkoyamayacaktır! Son cevabım budur general. Nikola&#8217;yı, o süslü püslü çarınızı tanımıyorum ben!</p>
<p>Şeyh Şamil, ufacık bir yer olan Kafkasya bölgesini Ruslara vermemek için yıllarca çarpışmış ve harp okullarının savaş külliyatına kalın kalın ciltler hediye etmiştir. Hem de düzenli Rus ordularının karşısına elindeki bir avuç inanan muhariple çıkarak&#8230;.</p>
<p>Sizin için Şeyh Şamil ismi Göztepe Sapağı’ndaki bir liseden ibaretse çok şey kaçırmışsınız demektir.</p>
<p>Meraklısına not: Kafkas Kartalı İmam Şamil Destanı / Murat Yeşil / Babıali Kültür Yayıncılığı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kafkas-kartali-imam-samil.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/04/seyh20samil-222x300.jpg' length ='23064'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Sazanlara ve Kefallere&#8230;</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/sazanlara-ve-kefallere.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/sazanlara-ve-kefallere.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2009 22:58:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emir Akın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[alabalık]]></category>
		<category><![CDATA[balık]]></category>
		<category><![CDATA[balıkçı]]></category>
		<category><![CDATA[balıkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[kefal]]></category>
		<category><![CDATA[kızılkanat]]></category>
		<category><![CDATA[olta balıkçılığı]]></category>
		<category><![CDATA[sazan]]></category>
		<category><![CDATA[yayın balığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=1079</guid>
		<description><![CDATA[Osman Reis beyaz bulutlara benzeyen kocaman beyaz kaşlarını kaldırıp çırağın hazırladığı oltaya hayırsız bir bakış attı&#8230; Bu cılızın balıkçı olacağına hiç ihtimal vermiyordu ya! Vefa borcu&#8230; Can dostu rahmetli Marangoz Eyüp&#8217;ün marangozhanesi ve bitişiğindeki evi bütün ailesiyle beraber yandıktan sonra bir başına kalan bu zavallıcığı yanına çırak almış, meslek öğrenip adam olsun diye sabırla uğraşıyordu.
Bak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-1080 alignleft" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="balikci" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/04/balikci.jpg" alt="balikci" width="410" height="286" />Osman Reis beyaz bulutlara benzeyen kocaman beyaz kaşlarını kaldırıp çırağın hazırladığı oltaya hayırsız bir bakış attı&#8230; Bu cılızın balıkçı olacağına hiç ihtimal vermiyordu ya! Vefa borcu&#8230; Can dostu rahmetli Marangoz Eyüp&#8217;ün marangozhanesi ve bitişiğindeki evi bütün ailesiyle beraber yandıktan sonra bir başına kalan bu zavallıcığı yanına çırak almış, meslek öğrenip adam olsun diye sabırla uğraşıyordu.</p>
<p><span id="more-1079"></span>Bak evlat dedi gürleyen sesiyle, kefal tutmaya geldik bugün&#8230; Amma sen oturmuş sazan kancası bağlıyorsun. Kefal gibi atlamak deyimine takılmayasın, kefal bu! Her yeme, her ipe gelmez. Akıllıdır ha! Yemini seçer, kancasını seçer. Ekmeğe karnı toktur. Mısıra hayatta gelmez, oturup 2 saatte yaptığın güzelim yumurtalı bulamaca atlamaz bile çok aç değilse. Kefal dediğin kara batağın sarı kurtçuğunu pek sever. Onu da öyle kancanın ucuna takmayacaksın ama! En miniğinden, ak kancayı en ince ipe bağlayacaksın&#8230; Ve dahi kurtçuğu da kancayı hiç göstermeyecek şekilde takacaksın&#8230;</p>
<p>Bak bu sarı kurtçuk da kefal gibi hin oğlu hindir. Kancada ölmez kolay kolay&#8230; Kıvrım kıvrım kıvranır. Hani kancadan kaçtığı da pek olur. Dikkatli tak, ziyan etme yemi.</p>
<p>Her balığın huyu suyu farklıdır evlat. Sazan misal&#8230; Hani demin bağladığın parlak sarı yuvarlak kanca yok mu? İşte o tam sazan kancasıdır. Sazan miskin balıktır evlat&#8230; Oburdur bir kere. Ekmeğin hamurunu görmesin suda. Yeni gelinin ya&#8230; Tövbeee estağfurullah&#8230; Neyse işte atlayıverir hemen. Yeter ki yemek olsun ona&#8230; Mısır, ekmek, solucan, börtü böcek&#8230; Atıver oltayı gitsin. Amma gece ise iş değişir. Bu sazan milleti gece miskinliğin dibine vurur&#8230; Gece tutacaksan önce bir davul çalacak, suyu bir güzel taşlayacaksın ki balık uyansın da gezsin. Bir de kıyıya ateş yakacaksın ki balık ışığa gelsin. Hem de önünü görürsün evlat. Amma sen şimdi bırak gecesini de gündüz balık tutmayı öğren yeter.</p>
<p>Kızılkanat deyyusunu anlattım mı ben sana? Hah! Bak işte o da sazanın amcasının oğludur. Yalnız bu biraz balık taifesinin kör tarafındandır. Yemi görmez gözü bunun. Eğer ki niyetin kızıl tutmaksa önce uzun bir kamış keseceksin. Öyle kıyıdan atmakla kızıl tutulmaz! Kırmızı şamandırayı gördün mü? Na şurda bak! Hah o işte. Onu da takacaksın ipe. Bir arşın üstünde olacak ipin şamandıra. Ucuna da zoka bağlarsın. Küspeye az su karıştırıp hazır edeceksin. Çamur gibi oldu mu tamamdır. Şimdi kamışla oltayı suya atıp, küspeyi saçtımıydı kızıllar doluşur oltanın altına. Çekeceksin birden oltayı. On sallamadan dokuzuna zokaya kızıl takamayana adam demezler bu meslekte! İyi belle bunu&#8230;</p>
<p>İnciye, gümüşe, yalancı yılana olta atılmaz. Bunların ağzı küçüktür zaten. Oltaya da gelmezler. Buldun mu bir dere ağzı göle dökülen oraya ağını gerersin&#8230; En güzel inci, gümüş dere ağzında olur ha! Pırıl pırıl parlar mübarekler. Izgarası da pek leziz olur.</p>
<p>Yılan balığı gördün mü sen hiç? Yok yok o dediğin yayın balığı olsa gerek. O yeşil koca çirkin canavar&#8230; Çirkin dediğime bakma lezzetlidir. Pek kıymeti bilinmez buralarda. Amma acaip balıktır. Bir kere çamura yatarsa kocaman olur amma kokar eti o zaman yenmez. Boyu 5-6 arşın olur. Geçen sene Kahya Ahmet&#8217;in oltasından kaçan yayın adamın suya düşen köpeğini yediydi.. Hey gidi anasını&#8230; Tövbeee estağfurullah&#8230; Öyle kocaman azman olur yani bu meret. Herkes de tutamaz ha! Hatun ninen de pek güzel pişirir onu. Bakarsın haftaya Aladere&#8217;ye çıkarız yayın tutmaya&#8230;</p>
<p>Alabalığa da atarız hem oltamızı! Aladere adını nerden almış sanırsın. Padişahın sofrasına giden alabalık oranın alabalığıdır. Övünmek gibi olmasın ya, benim tutmuş olduğum balıklardan da yemiştir devletlümüz&#8230; Kefal dediğin kurnaz, alabalığın yanında saf köylü kalır ha! Çok çakaldır ala! Hep uyanık olacaksın! Sesi, hareketi görmesin. Hemen tüyer. Ceylan gibi ürkektir yani. Çaktırmadan atacak çaktırmadan çekeceksin oltayı. Bak şu uçan kırmızı böceği gördün mü? Alabalık onu çok sever işte. Amma biz tutamayız ki oltaya takalım onu. Sahtesini takacaksın oltaya. Alabalık kurnazsa sen daha kurnaz olacaksın. Akıntının tersinden atacaksın oltayı, çünkü bu mahlukat yukarı doğru&#8230;</p>
<p>Ahh be oğlum! Uzat bakayım elini&#8230; Yok bir şey yok! Sızlama! Küçücük bir kesik. Ağlama be oğul! Kedi kıçını görmüş&#8230; Tövbeee estağfurullah&#8230;</p>
<p>Dikkat edeceksin evlat. Olta yapmak maharet ister. Balıkları anlatır dururum sana amma balığı olta tutar. Oltayı da balıkçı. Balıkçı iyi olta yapmalı ki olta balığı tutsun. Yoksa mübarekler dalga geçer senle!</p>
<p>Ne! Balık dalgasını geçmez olur mu hiç be oğul? Hani ya deminden beri suya kuyruk vuran şu koca sazan var ya! Ne yapar sanırsın? Koca göl dururken önümüzde çırpınır durur. Dalgasını geçiyor aklı sıra bizle. Amma sen bakma ona. Hele şu kefalleri tutalım bugün. Yarında ona sıra gelir.</p>
<p>* fotoğraf: Ara Güler</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/sazanlara-ve-kefallere.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/04/balikci-300x209.jpg' length ='17556'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Fazıl Say’a açık mektup</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/fazil-saya-acik-mektup.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/fazil-saya-acik-mektup.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2009 23:05:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[2009 yerel seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[akp]]></category>
		<category><![CDATA[chp]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[deniz baykal]]></category>
		<category><![CDATA[deniz baykal'a mektup]]></category>
		<category><![CDATA[fazıl say]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[mektup]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[seçim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=1007</guid>
		<description><![CDATA[Fazıl Say sen manyak mısın ne istiyorsun her seçim sonrası bizden?
Geçen “ülkeyi terk edeceğim” demiştin, şimdi de Deniz Baykal’a mektup yazmışsın. Hasta mısın?
Fazıl Say nerede eğitim aldığını çok merak ediyorum. Senin Türkçe derslerine giren öğretmenin manav mıydı, var mı bunun cevabı? Fazıl Say, Deniz Baykal’a yazdığın mektubun her satırında üç nokta kullanmışsın. Cümleye derin anlam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1008" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="fazilsay" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/04/8d8_fazil-say.jpg" alt="8d8_fazil-say" width="410" height="284" />Fazıl Say sen manyak mısın ne istiyorsun her seçim sonrası bizden?</p>
<p>Geçen “ülkeyi terk edeceğim” demiştin, şimdi de Deniz Baykal’a mektup yazmışsın. Hasta mısın?</p>
<p>Fazıl Say nerede eğitim aldığını çok merak ediyorum. Senin Türkçe derslerine giren öğretmenin manav mıydı, var mı bunun cevabı? Fazıl Say, Deniz Baykal’a yazdığın mektubun her satırında üç nokta kullanmışsın. Cümleye derin anlam katacak başka şeyler yok mu Fazıl Say? Bu mektubu bana bir başkası gösterseydi bir ilkokul çocuğu babasının gazıyla Deniz Baykal amcasına yazmıştır diye düşünürdüm. Fazıl Say hiç mi kitap okumuyorsun sen?</p>
<p>Fazıl Say seni “aydın” diye pazarladılar bize. Ülkesini çok seven bir insan ilk önce kendi dilini doğru kullanmaz mı? Kullanmazsa bunun adı çakma aydın olmaz mı Fazıl Say? Dostum, bir soru cümlesinde soru işareti bir kere kullanılır benim sana yazdığım bu mektupta olduğu gibi. Bunu da mı görmedin hiçbir yerde? Yazdığın diğer yazılardan da haberim var; hepsinde aynı hata! Farkında mısın Fazıl Say? Sen böyle hatalar yaparsan gazete sitelerindeki okuyucu yorumlarından ne farkı olur bunların? Millet onlarla taşak geçiyor Fazıl!<span id="more-1007"></span></p>
<p>Fazıl Say, 30 milyon 16 tane Estonya ederse, 42 milyon kaç tane Estonya eder hiç mi hesaplamadın bunu? Ailende matematik dehaları var, onlardan bir şey kapmadın mı bu yaşına kadar? Fazıl Say insan dert ettiği ülkeyi çok seviyorsa o ülkenin ilerlemesi, demokratikleşmesi için diğer seslere de saygı göstermez mi? Ben ülke sevgisi konusunu tartışabilen birisiyken buna saygı gösteriyorsam senden bunu beklemem abes mi?</p>
<p>Fazıl Say gördüğüm kadarıyla ömrünün çoğunu ülke dışında geçirdin. Ne ara ülkesi için parçalanan birisi oldun? Baykal’a yazdığın mektupta CHP’ye oy veren yüzde 24’ün zekasının çok büyük olduğunu söylemişsin. Eğer yazdığın bu mektupla onları temsil ediyorsan geri kalanların zekasının durumu hakkında ne düşünmemi bekliyorsun Fazıl Say?</p>
<p>Fazıl Say, CHP partizanlarının içinde Deniz Baykal’a adam gibi mektup yazacak kimse yok muydu da bu işe sen el attın? Yoksa reklamını yapmak mıydı amacın? Yazdığım işbu mektupla reklamına tuz da ben kattığım için bana da bir konserine bilet ayarlar mısın?</p>
<p>“Varoşlara inelim, halkla bütünleşelim&#8230;” demenin hemen öncesinde Atatürk’ün “Ben halkı niye dinleyeyim, halk beni dinlesin” demesini örnek vermişsin. Diktatörlük mü istiyorsun Fazıl Say? Yok amacın demokrasi ise bu nedir Fazıl Say? Bu nasıl bir kafa karışıklığıdır toparlak müzisyen!</p>
<p>Fazıl Say sen nasıl oluyor da kendini çok önemli bir insan olarak görüyorsun? Kaç kişi senin kim olduğunu biliyor, 70 milyon içinde kaç kişi seninle avunuyor tombik? “100 konserimin 80’ini yurtdışında veriyorum” diyen sen misin yoksa bizim hacı amca mı? Vatan sevgisi yurtdışına kapağı atmak mıdır konçertolarını yediğim?</p>
<p>Fazıl Say akıllı adamsın! Bu ülkede popüler olmanın yolunu bulmuşsun, helal olsun. Eğer işin müzikse, oradan beslenmeyi düşünüyorsan bu yaptıklarının samimiyetine nasıl inanayım Fazıl Say? Sen eğer böyle yaparsan; önündeki Muş Ovası’na bir tohum bile atmamasına rağmen “laik düzeni korumalıyız” diyen Ziraat Fakültesi Dekanı’ndan ne farkın kalır Fazıl Say? Fazıl Say, Shakespeare’in “Dostum siz şemsiye yapınız, sadece şemsiye yapınız, yalnızca şemsiye yapınız,” diye biten hikayesini hiç mi duymadın? Duyduysan da hiç mi ibret almadın?</p>
<p>Siyasete bu kadar meraklıysan ne diye hala piyano başında kafanı sallıyorsun oynar başlı müzisyen?</p>
<p>Fazıl Say!<br />
Yeter lan sayma artık!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/fazil-saya-acik-mektup.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/04/8d8_fazil-say-300x207.jpg' length ='17746'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Edebiyatçı değil masalcı: Mario Puzo</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/edebiyatci-degil-masalci-mario-puzo.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/edebiyatci-degil-masalci-mario-puzo.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Dec 2008 17:48:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[al pacino]]></category>
		<category><![CDATA[c'era una volta in america]]></category>
		<category><![CDATA[dark arena]]></category>
		<category><![CDATA[don corleone]]></category>
		<category><![CDATA[francis ford coppola]]></category>
		<category><![CDATA[gone with the wind]]></category>
		<category><![CDATA[ihanet]]></category>
		<category><![CDATA[italya]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık arena]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[mafya]]></category>
		<category><![CDATA[mario cleri]]></category>
		<category><![CDATA[mario puzo]]></category>
		<category><![CDATA[marlon brando]]></category>
		<category><![CDATA[michael corleone]]></category>
		<category><![CDATA[omerta]]></category>
		<category><![CDATA[oscar]]></category>
		<category><![CDATA[robert de niro]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[şanslı yolcu]]></category>
		<category><![CDATA[sergio leone]]></category>
		<category><![CDATA[sicilya]]></category>
		<category><![CDATA[sicilyalı]]></category>
		<category><![CDATA[six graves to munich]]></category>
		<category><![CDATA[son baba]]></category>
		<category><![CDATA[sonny corleone]]></category>
		<category><![CDATA[superman]]></category>
		<category><![CDATA[the family]]></category>
		<category><![CDATA[the fortunate pilgrim]]></category>
		<category><![CDATA[the godfather]]></category>
		<category><![CDATA[the last don]]></category>
		<category><![CDATA[the runaway summer of davie shaw]]></category>
		<category><![CDATA[the sicilian]]></category>
		<category><![CDATA[vito corleone]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=474</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Ben bir edebiyat adamı değil, sadece iyi bir hikaye anlatıcısıyım.&#8221;
Mario Puzo
15 Ekim 1920&#8242;de doğan Mario Puzo, İtalya&#8217;dan ABD&#8217;ye göç etmiş, son derece fakir bir ailenin çocuğudur. Aklı fikri kitaplarda olmasına rağmen ailesinin ekonomik durumu, yazabilmesine uzun süre engel olur. Fazla serseri ruhlu bir çocuk olduğundan, gençliğini kumar oynayarak geçirir. Otoriter annesinden çekindiği için gangster olamaz, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><img class="alignleft size-full wp-image-1383" style="margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="mario puzo" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2008/12/mario_puzo.jpg" alt="mario puzo" width="410" height="292" />&#8220;Ben bir edebiyat adamı değil, sadece iyi bir hikaye anlatıcısıyım.&#8221;</em></p>
<p><em>Mario Puzo</em></p>
<p>15 Ekim 1920&#8242;de doğan Mario Puzo, İtalya&#8217;dan ABD&#8217;ye göç etmiş, son derece fakir bir ailenin çocuğudur. Aklı fikri kitaplarda olmasına rağmen ailesinin ekonomik durumu, yazabilmesine uzun süre engel olur. Fazla serseri ruhlu bir çocuk olduğundan, gençliğini kumar oynayarak geçirir. Otoriter annesinden çekindiği için gangster olamaz, kumarı bile gizli gizli oynar. Gençliği Manhattan&#8217;da, Hell&#8217;s Kitchen civarında geçen bir İtalyan göçmeni için sessiz sakin oturmak pek zordur. Sürekli gördüğü ve duyduğu Sicilya mafyasına özenir ancak aralarına girmeyi bir türlü başaramaz. Emir almayı sevmeyen biri olmasına rağmen <strong>kavgayı, adam öldürmeyi legal kabul eden tek kurum olan askeriyeye</strong> yazılarak içindeki özgür ruhu(!) burada açığa çıkarmayı dener.<span id="more-474"></span></p>
<p>Ancak gözlerindeki bozukluk nedeniyle geri görevde tutulan Puzo, ordu tarafından Almanya&#8217;da halkla ilişkiler üzerine görevlendirilir.</p>
<p>Savaş bittiğinde bir süre Almanya&#8217;da kalır ve Erica adında bir kadınla evlenir. İlk çocuğunun doğmasının ardından Erica ile birlikte ABD&#8217;ye döner. Klasik Sicilya aile yapısına dayanarak üst üste çocuk sahibi olur ve iki işte birden çalışmasına rağmen beş çocuklu ailesine para yetiştiremez duruma gelir.</p>
<p>Eskiden beri yaptığı en iyi şeyin yazmak olduğunu düşünmektedir. Bir fırsatını bulur ve <strong>New York Times</strong> için kitap eleştirileri yazmaya başlar. Bu esnada ilk kitabı <strong>Dark Arena&#8217;yı (Karanlık Arena)</strong> yazar (1955). Kitap savaştan dönen bir askerin hikayesi, kendi yaşamıdır. Ancak bu kitaptan para kazanamaz. (Kanımca Mario Puzo&#8217;nun en başarısız kitabıdır.)</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-477" style="float: left; margin: 10px;" title="the_fortunate_pilgrim" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2008/12/the_fortunate_pilgrim.gif" alt="" width="170" height="285" />10 yıl sonra ikinci kitabı <strong>The Fortunate Pilgrim&#8217;i (Şanslı Yolcu)</strong> yazar (1965). Daha sonra sinemaya aktarılan ve rekorlar kıran kitaplarına rağmen, en sevdiği kitabının Şanslı Yolcu olduğunu söyler Mario Puzo, çünkü bu kitapta annesini anlatmıştır. Edebiyat dünyasında bir miktar isminin duyulmasını sağlayan bu kitap, Puzo&#8217;ya para kazandırmaz. O bir edebiyatçı değil, hikaye anlatıcısıdır ve para kazanabilmek için yazmaktadır, bunu sık sık dile getirir.</p>
<p>1966 yılında bir deneme daha yaparak <strong>The Runaway Summer of Davie Shaw</strong> adında kısa bir macera kitabı yazar. (Okumadım, bilmiyorum.)</p>
<p>Kitaplarının okunmaması, hedeflediği parayı kazandırmaması Puzo&#8217;nun canını sıksa da vazgeçmez, bu kez <strong>Mario Cleri</strong> mahlasıyla, 1967 yılında <strong>Six Graves to Munich</strong> adında bir kitap daha yazar. Bu da tutmaz.</p>
<p>Kendisinin, annesinin, eşin dostun hikayelerini yazmanın kitap dünyasında pek ilgi çekmediğini anlayınca, Sicilya&#8217;dan ve ABD&#8217;deki Sicilya mafyasından gördüğü; iyi bildiği bir dünyayı yazmaya karar verir.</p>
<p>İşte bu esnada şans yüzüne güler. New York&#8217;un büyük ailelerinden birinin mensubu olan bir tetikçi, çıkarıldığı mahkemede <strong>omertayı</strong> hiçe saymakta, bütün ailelerin işlediği suçları ve çalışma yapılarını tek tek anlatmaktadır. Bunu gören Puzo, seri halinde yakalananların itiraflarını hükümetten ister ve bu bilgileri de kullanarak ilk mafya kitabının temellerini oluşturmaya başlar.</p>
<p>Onu fakirlikten kuraracak olan aile, kafasında tüm bireylerini tek tek oluşturduğu <strong>Corleone Ailesi</strong> olacaktır.</p>
<p>1965 yılında yazmaya başladığı <strong>The Godfather&#8217;ı (Baba)</strong>, 1968 yılında tamamlar. 1969 yılında satışa çıkan kitap, tam <strong>68 hafta satış listelerinde kalır, dünya çapında 20 milyondan fazla satılır.</strong></p>
<p>Pek tabiidir ki, böylesine başarılı bir mafya hikayesinin sinemaya uyarlanmaması hikayenin ziyan edilmesi anlamına gelir. Yapımcı firma <strong>Paramount Pictures</strong>, Mario Puzo ile anlaştıktan sonra önce <a href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/2008/05/09/bir-sergio-leone-vardi/" target="_self">Sergio Leone</a>&#8216;ye teklif götürür. Ancak o zamanlar yılan hikayesine dönen <a href="http://www.imdb.com/title/tt0087843/" target="_blank">C&#8217;era una volta in America</a> üzerinde çalışmakta olan Sergio Leone, &#8220;kendi mafya filmimi kendim çekiyorum, azmettim tamamlayacağım bu filmi,&#8221; diyerek teklifi reddeder.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-478" style="margin-top: 10px; float: left; margin-bottom: 10px;" title="The Godfather" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2008/12/the_godfather.jpg" alt="" width="410" height="308" />Bunun üzerine Francis Ford Coppola ile anlaşılır. Paramount&#8217;un isteksizliğine rağmen, Mario Puzo&#8217;nun ısrarlarıyla, <strong>Vito Corleone</strong> rolü için <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000008/" target="_blank">Marlon Brando</a> seçilir. Kimsenin umursamadığı <strong>Al Pacino</strong> ise <strong>Michael Corleone</strong> olacaktır.</p>
<p>(<a href="http://www.imdb.com/name/nm0000199/" target="_blank">Al Pacino</a> ve <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000134/" target="_blank">Robert De Niro</a> arasındaki rekabet bu film serileriyle başlar. İkisinin de yıldızı yakın dönemde vizyona giren ve ikisi de klasikler arasına giren mafya filmiyle parlamıştır ve aralarındaki rekabet o kadar ileri gider ki, aynı filmde oynadıkları zaman bile sette birbirlerini görmezler. <a href="http://www.imdb.com/title/tt0113277/" target="_blank">Heat</a> adlı filmde bir restoranda oturup kahve içen hırsız &#8211; polisi canlandırmalarına rağmen, bu sahne bile ayrı günlerde çekilerek montajlanmıştır.)</p>
<p>Galası 1972 yılında yapılan film, <a href="http://www.imdb.com/title/tt0031381/" target="_blank">Gone with the Wind</a>&#8216;in 33 yıllık rekorunu kırarak 244 milyon dolar hasılata ulaşır. Oscar törenlerinde Marlon Brando en iyi oyuncu ödülünü havaya kaldırırken, en iyi senaryo ödülünü Mario Puzo&#8217;nun vekili alır, çünkü Puzo filmin ödül alacağına inanmadığından törenlere de gelmemiştir.</p>
<p>Bu başarının ardından, <a href="http://www.imdb.com/title/tt0071562/" target="_blank">The Godfather: Part II</a> çekilir ve 1974 yılında vizyona girdiğinde, Oscar alan ilk devam filmi olarak tarihe geçer.</p>
<p>Mario Puzo bu esnada gelen senaryo tekliflerinden birini kabul eder ve 1 milyon dolar karşılığında <a href="http://www.imdb.com/title/tt0078346/" target="_blank">Superman</a>&#8216;in senaryosunu yazar (1978).</p>
<p>Artık her şey yoluna girmiştir. Bir yandan çocukluğundan beri bağımlı olduğu şekilde doya doya kumar oynarken, ismini unutturmamak için arada bir kitap daha yazar. 1978 satışa çıkan <strong>Fools Die (Aptallar Erken Ölür)</strong> yine eleştirmenlerden iyi notlar alan başarılı bir kitaptır. Gece hayatı, kumar ve kadınlardan bahseden bu kitapla, yine kendi hikayesini anlatmıştır.</p>
<p>Küçüklüğünden beri hayalini kurduğu paraya, zenginliğe ve şöhrete kavuşmuş, en büyük hastalığı olan kumarı istediği gibi oynar olmuştur ama hayat bir yandan verirken bir yandan alır ve karısı Erica&#8217;nın ölümüyle yıkılır.</p>
<p>Depresyona giren ve kendini toplarlaması yıllar süren Puzo, altı yıl aradan sonra, 1984 yılında <strong>The Sicilian&#8217;ı (Sicilyalı)</strong> yazar.</p>
<p>Ekonomik durumu yeniden bozulur ve ilk iki filmin kaymağını yemek isteyen yapımcıların teklifine evet diyerek <a href="http://www.imdb.com/title/tt0099674/" target="_blank">The Godfather: Part III</a>&#8216;ün çekilmesine yardımcı olur. Ancak film birçok eleştirmenden geçer not alamaz, zaten Puzo da bu filmi pek sevmemiştir.</p>
<p>Kumar bağımlısı olması nedeniyle milyonlarca dolarlık servetini yeniden tüketir ve parasız kalır. Üstüne bir de Las Vegas&#8217;ta kumar oynarken <strong>kalp krizi geçirip ölümden dönünce, kumara tövbe eder.</strong> Ancak hem The Godfather üçlemesi hem de Sergio Leone&#8217;nin &#8220;Bir zamanlar&#8221; üçlemesinden aldığı ilhamla, The Godfather&#8217;ı bir mafya üçlemesinin ilk kitabı yapmaya karar verir.</p>
<p>Bir yandan üçlemesine çalışırken bir yandan da benim <strong>vatana hizmet</strong> gibi kabul ettiğim <strong>The Fourth K (Dördüncü K)</strong> adlı kitabını yazar. (ABD Başkanı&#8217;nın kızını kaçıran bir terörist grubun hikayesini anlatan heyecanlı bir kitaptır bu da.)</p>
<p>1996&#8242;da serinin ikinci kitabı <strong>The Last Don&#8217;u (Son Baba)</strong> yazar. Eleştirmenlerden çok iyi notlar alan The Last Don, Puzo&#8217;ya yeniden para kazandırmıştır. Ancak serinin son kitabı Omerta&#8217;nın tamamlanmasından birkaç gün sonra yaşamına veda eder (2 Temmuz 1999).</p>
<p><strong>Omerta</strong> 2000 yılında, <strong>The Family (Aile)</strong> 2002 yılında yayınlanır ve sadece para kazanmak için kitap yazan Puzo, son iki kitabının yayınlandığını göremez.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-479" style="margin-top: 10px; float: left; margin-bottom: 10px;" title="Mario Puzo" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2008/12/mario_puzo_2.jpg" alt="" width="410" height="244" />Yaşadığı hayat tarzı ve yazdığı kitaplar nedeniyle sık sık mafya üyesi olmakla suçlanan Mario Puzo, bu iddialara her zaman &#8220;bir mafioso olsaydım yine kumar oynardım ama para kazanmak için yazmak zorunda kalmazdım&#8221; şeklinde yanıt vermiştir.</p>
<p>Bir edebiyat insanı olmadığını her zaman vurgulamış, sadece hikaye anlatmayı sevdiğini söylemiştir. Ve kitaplarında muhteşem hikayeler anlatmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/edebiyatci-degil-masalci-mario-puzo.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2008/12/mario_puzo-300x213.jpg' length ='13929'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Fakirin Eşeği</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/fakirin-esegi.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/fakirin-esegi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2008 07:25:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[chp]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=409</guid>
		<description><![CDATA[­Bin do­kuz yüz kırk­lar­da,
Bir tek bu par­ti var­dı?
Mem­le­ket kıt­lık­lar­da,
Ken­di­le­ri lord­lar­dı!
Tek zevk­le­ri in­let­mek,
Zor­la ver­gi al­mak­tı?
Fa­kir­de gör­se eşek,
Ahı­rı­na dal­mak­tı!
Yi­ne nük­set­ti ko­nu;
Bo­dos­la­ma dal­dı­lar?
Ço­cuk­la­rın bur­su­nu,
El­le­rin­den al­dı­lar!
(Sefa Koyuncu)
&#8220;Bil­gin­le­rin ay­dın­la­ta­ma­dı­ğı top­lum­la­rı şar­la­tan­lar al­da­tır&#8221;
(Marquis de Con­dor­cet)
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>­Bin do­kuz yüz kırk­lar­da,<br />
Bir tek bu par­ti var­dı?<br />
Mem­le­ket kıt­lık­lar­da,<br />
Ken­di­le­ri lord­lar­dı!</p>
<p>Tek zevk­le­ri in­let­mek,<br />
Zor­la ver­gi al­mak­tı?<br />
Fa­kir­de gör­se eşek,<br />
Ahı­rı­na dal­mak­tı!</p>
<p>Yi­ne nük­set­ti ko­nu;<br />
Bo­dos­la­ma dal­dı­lar?<br />
Ço­cuk­la­rın bur­su­nu,<br />
El­le­rin­den al­dı­lar!</p>
<p>(Sefa Koyuncu)</p>
<p>&#8220;Bil­gin­le­rin ay­dın­la­ta­ma­dı­ğı top­lum­la­rı şar­la­tan­lar al­da­tır&#8221;<br />
(Marquis de Con­dor­cet)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/fakirin-esegi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kahramanlar ve Mızrakçılar</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kahramanlar-ve-mizrakcilar.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kahramanlar-ve-mizrakcilar.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2008 21:01:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emir Akın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[alexei panshin]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik ayini]]></category>
		<category><![CDATA[mızrakçı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/index.php/2008/08/28/kahramanlar-ve-mizrakcilar/</guid>
		<description><![CDATA[Daha önce, maceralarda bu kadar çok yapacak şey, bu kadar hazırlık ve sonradan da bu kadar çok temizlik olduğunu hiç fark etmemiştim. Bu tip şeyleri hikayelerde görmezsiniz. Yemeği kim satın alır ve pişirir, kim bulaşıkları yıkar, bebeğe bakar, atları  tımarlar, silahları temizler; kim cesetleri gömer, elbiseleri yamar, kahramanların sallanmak için hazır buldukları halatları kim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2008/11/ergenlikayini.thumbnail.jpg" alt="ergenlikayini.jpg" align="right" />Daha önce, maceralarda bu kadar çok yapacak şey, bu kadar hazırlık ve sonradan da bu kadar çok temizlik olduğunu hiç fark etmemiştim. Bu tip şeyleri hikayelerde görmezsiniz. Yemeği kim satın alır ve pişirir, kim bulaşıkları yıkar, bebeğe bakar, atları  tımarlar, silahları temizler; kim cesetleri gömer, elbiseleri yamar, kahramanların sallanmak için hazır buldukları halatları kim yerlerine bağlar, kim boruları çalar, madalyaları parlatır ve güzelce ölür; bütün bunlar kahraman, kahraman olabilsin diye yapılır. Kim finanse eder kahramanları? Kahramanlara inanmadığımı söylemek istemiyorum, bütün söylediğim, kahramanlar ya başkalarının sırtından geçinir ya da zamanlarının çoğunu küçük maceralarını olası hale sokmak için uğraşarak geçirirler, eğlenerek değil.</p>
<p><em>Mia Havero / Ergenlik Ayini (Alexei Panshin) Sayfa 133</em></p>
<p><span id="more-316"></span><em> </em></p>
<p>Her zaman bir başkasının hikayesinde mızrakçı olmanın ne demek olduğunu düşündüm. Bir mızrakçı, koridorda durup Sezar geçerken hazırola geçip mızrağını yere vuran kişidir. Mızrakçı tehdit altındaki dişi kahramanı kurtarmak için ilerleyen kahramanın doğradığı isimsiz karakterdir. Mızrakçı, hikayeye atılabilecek bir kağıt mendil gibi kullanılmak için konmuş bir karakterdir. Bir hikayede bir mızrakçı, asla birden mızrağını kenara atıp &#8220;İstifa ettim. Kullanılmak istemiyorum&#8221; demez. Onlar ya atmosfer ya da kahramanın yolundaki ufak engel olmak için oradadırlar. İşin kötüsü herkes bir mızrakçılar dünyasında yaşayan kendi kahramanıdır. Biz kullanılıp atılmaktan hiçbir zevk almayız.</p>
<p><em>Mia Havero / Ergenlik Ayini (Alexei Panshin) Sayfa 209</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kahramanlar-ve-mizrakcilar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
