<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Delinin Kuyusu &#187; Havadan Sudan</title>
	<atom:link href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/category/havadan-sudan/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.delininkuyusu.com</link>
	<description>Bir deli, kuyuya bir akıllı atar ve olaylar gelişir!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 14 Aug 2011 01:36:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Ne pis adamlarmışsınız!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ne-pis-adamlarmissiniz.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ne-pis-adamlarmissiniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Aug 2011 01:35:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[oruç kavgası]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3952</guid>
		<description><![CDATA[Oruç tutanlarla tutmayanların kavgaları bir Ramazan klasiğidir. Medya da bu tip olayları çok sever, süsleye süsleye, abarta abarta haber yapar. Medya haberini taraflı yapar, halk okuduğunu kendi istediği şekilde anlayarak okur ve ortaya her zaman, her konuda benzer tablolar çıkar. Voleybolcu Nurcan olayında da aynı şeyi yaşadık. Sosyal medyada Nurcan kavgası görmekten artık tiksinti geldi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-3956 alignleft" title="Kavga gurultu" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/08/fight.jpg" alt="" width="421" height="364" />Oruç tutanlarla tutmayanların kavgaları bir Ramazan klasiğidir. Medya da bu tip olayları çok sever, süsleye süsleye, abarta abarta haber yapar. Medya haberini taraflı yapar, halk okuduğunu kendi istediği şekilde anlayarak okur ve ortaya her zaman, her konuda benzer tablolar çıkar.</p>
<p>Voleybolcu Nurcan olayında da aynı şeyi yaşadık. Sosyal medyada Nurcan kavgası görmekten artık tiksinti geldi. Eminim kendi de bunalmıştır bu durumdan.</p>
<p>Nurcan, ne onu savunanların, ne de yerenlerin umrunda değil aslında. Sağlam bir malzeme verdi insanlara ve bölünmeye, ötekileştirmeye, kavgaya pek meraklı milletimiz de ikiye ayrılıp kıyasıya laf dalaşı yapmaya başladı. Tartışmalarda söylenenlere bakarsanız iki taraf da demokrasiyi, özgürlüğü falan savunuyor da iş icraata gelince &#8220;benim gibi düşünmeyen ölsün&#8221;den öte gidemiyorlar.</p>
<p>İlk habere göre dallamanın biri bu kıza bacakları açık diye yumruk atmış, o da çok üzülmüş, kalbi kırılmış.</p>
<p>Sonradan gelen habere göre bu kızımız otobüste bacaklarını koridora uzatarak oturuyormuş, adam takılıp düşmüş, bacaklarını toplamasını söyleyince bu kızımız da ona bağırmış, tokat atmış.</p>
<p><span id="more-3952"></span>İlk haberin şahidi yok, ikinci haberin şahidi otobüs şoförü. Günlerdir atıp tutan köşe yazarları, halk parçacıkları ve milyonlarca insanın incir çekirdeği kadar bilgisi yok olay hakkında.</p>
<p>Olayın aslını astarını ben de bilmiyorum. Nurcan&#8217;a gerçekten bir dallama denk gelmiş olabilir, bacakları açık diye tokat atmış olabilir. Hayvanımız çok bizim. Laf da atar, tokat da atar.</p>
<p>Diğer türlü düşünürsek, Nurcan yorgundur, bacaklarını uzatmıştır, adam takılınca bacaklarını toplamasını söylemiştir, Nurcan da o yorgunlukla &#8220;öfff sanane be geç işte&#8221; gibisinden bir cümle söylemiştir, iş uzamıştır.</p>
<p>İkisi de olamaz mı? Olabilir. İki türlü insanı da her yerde görmüyor muyuz? Görüyoruz.</p>
<p>Olaya şahit olduk veya şahitlerden biriyle konuştuk mu? Hayır.</p>
<p>Olay hakkında medyanın verdiklerinden başka bilgimiz var mı? Yok.</p>
<p>Bu medyanın 10 söylediğinden dokuzu yalan, biri şüpheli mi? Evet.</p>
<p>E o zaman ne bok yemeye günlerdir kavga ediyorsunuz kardeşim?</p>
<p>Bir taraf bütün oruç tutanları maganda ilan etti, öteki taraf bütün şortlu kadınları orospulukla suçlamaya başladı. Zerre kadar bilgi sahibi olmadığı bir konuda bu kadar kutuplaşan, ağzından köpükler saça saça kavga eden bir toplum olabilir mi?</p>
<p>Siz daha şahit olmadığınız, aslını astarını bilmediğiniz bir kadınla erkeğin kavgasında bu kadar ahmakça kutuplaşıp birbirinizi yiyorsanız, daha büyük olaylarda, başkaları tarafından tezgahlanan daha geniş projelerde birbirinizi kesersiniz be.</p>
<p>Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak yanlıştı hani?</p>
<p>Sağcısı, solcusu yok, alayı aynı bu toplumun. Adalet duygusundan habersiz, olaylara objektif bakmanın ne olduğunu bilmeyecek kadar cahilsiniz.</p>
<p>Bu kafayla giderseniz de daha yüzyıllar boyu birbirinizi yer, yerinizde sayarsınız.</p>
<p>Devam edin. Aferin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ne-pis-adamlarmissiniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/08/fight.jpg' length ='71444'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Benim sadık yarim</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/benim-sadik-yarim.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/benim-sadik-yarim.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Jul 2011 08:24:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[çamur]]></category>
		<category><![CDATA[çamur banyosu]]></category>
		<category><![CDATA[çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[kara toprak]]></category>
		<category><![CDATA[saksı]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<category><![CDATA[yağmurdan sonra toprak kokusu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3943</guid>
		<description><![CDATA[Arasıra avucuma kum alıp parmaklarımın arasından akışını izlerim kum tanelerinin. Zaman da bu kum taneleri gibi akmaktadır. Bir de o anda, dünyanın çeşitli yerlerinde toprağa akıp giden kaç insan vardır kim bilir diye düşünürüm. Özüne geri dönenler. Özüne dönenler diyorum çünkü ben “topraktan gelip toprağa gittiğime” inananlardanım. Toprakla aramızdaki ayrılmaz bağın varlığı da dikkatimi çekmiştir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3944" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/07/toprak.jpg" alt="toprak" width="420" height="333" /><br />
Arasıra avucuma kum alıp parmaklarımın arasından akışını izlerim kum tanelerinin. Zaman da bu kum taneleri gibi akmaktadır. Bir de o anda, dünyanın çeşitli yerlerinde toprağa akıp giden kaç insan vardır kim bilir diye düşünürüm. Özüne geri dönenler. Özüne dönenler diyorum çünkü ben “topraktan gelip toprağa gittiğime” inananlardanım. Toprakla aramızdaki ayrılmaz bağın varlığı da dikkatimi çekmiştir hep.</p>
<p>Birçok insanın sevdiği yağmurdan sonraki toprak kokusunu ele alalım. Ruhun bedenle birleşip insanı meydana getirişi gibi, yağmur toprakla birleşince o eşsiz kokuyu salar etrafa. Ve o kokuyu burnumla değil de ruhumla içime çeker, ferahlarım. Sanki yeniden doğmuşum gibi beni benden alır.</p>
<p><span id="more-3943"></span>Toprakla uğraşmak insan için terapidir diye düşünüyorum. Betondan dört duvar arasına hapsolduğumuzdan beri elimiz toprağa değmez oldu. En azından evimizde saksıda çiçek besleyebiliriz. Bunun psikolojik açıdan faydalı olacağına inanıyorum. Bir çiçeğin ya da başka bir bitkinin filizlendiğini görmek ruhumuzu okşar. Hem yeşil sükunetin rengidir. İnsanı dinlendirir. Hatta bahçeli evi ya da küçük bir arsası olanlar meyve ağacı bile dikebilirler. Toprakla uğraşmanın sağladığı ruhsal deşarjın yanında meyveyi dalından koparıp yemenin hazzını da yaşamış olurlar. Hem insanın kendi yetiştirdiğini yemesi çok daha leziz olur.</p>
<p>Diğer taraftan bir de çamur banyosu vardır. Vücut için şifalı olduğu bilimsel açıdan da kanıtlanmış. Kan dolaşımını arttırıp kasları rahatlattığı, cildi yumuşak ve temiz hale getirip hormon dengesini sağladığı, bağışıklık sistemini kuvvetlendirip stresi azalttığı söyleniyor. Hem de hiçbir yan etkisi olmadan. Elektrik prizlerinde de vardır ya topraklama, tıpkı onun gibi vücuttaki aşırı elektriği toprağa aktarmak, yani topraklanmak.</p>
<p>Bugünkü modern hastalıkların (fizyolojik ya da psikolojik), doğanın saflığından koptuğumuz için başımıza geldiği kanısındayım. Fabrikasyon gıdalar vücudumuzun içine ediyor olmalı. Sağlam vücut olmayınca sağlam kafa da olmuyor. Sağlam kafa olmayınca ruhsal bozukluklar da kendini gösteriyor. Bunun için tek çıkar yol; fabrikasyona küsüp, tekrardan doğayla barışmak. Bunu tamamıyla başaramasak da elimizden geldiği kadarını yapmak. Vücut sağlığı için topraktan yetişeni yemek, ruh sağlığı için toprakla oynamak. Sorunlarımızı çözmek ya da rahatlamak için psikologlara ihtiyacımız yok. Bir avuç toprağın daha etkili olabileceğine inanıyorum. Yeter ki toprağı koklayıp, içimize çekebilelim.</p>
<p>Doğadan kopmuşuz, doğal bahçeler yerine yapay teknolojik hapishanelerde yaşıyoruz. Cep telefonları, baz istasyonları, kablosuz internet ağları, monitörler, kablolar, adaptörler vs. Hepsi de hapishanemizin parmaklıkları. Radyasyona maruzuz bu yüzden stres doluyuz. Elektrik yüklüyüz, ama karşı cinsten elektrik alamıyoruz. Ne acayip! Halbuki ruhumuz bu havasız hapishanede bir avuç toprak kokusuna muhtaç.</p>
<p>İnsan ilişkileri de doğallığını yitirdi, samimiyet ortadan kalktı. Olduğu gibi, toprak gibi, saf ve sıradan insanlar yok artık. Onların yerine başını topraktan kaldırıp gökdelenlerin tepesine dikmiş, hırslı, hesapçı ve sıradışı insanlar var. Sıradışılık “in”, sıradanlık “out”!</p>
<p>Çevremde sıklıkla yağmurdan şikayetçi tipler görürüm: “Off, yağmur da yağacak günü buldu, arkadaşlarla gezecektik, saçımı da yeni yaptırmıştım&#8230;” diye yakınırlar. Yağmur yağmasa toprak nasıl ekin verecek, karnı neyle doyacak? Düşünmezler hiç. Nasıl düşünsünler, hayatları boyunca aç kalmamışlar ki. Yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında. Onlar sadece kendi kıçlarının anlık rahatlığını düşünürler.</p>
<p>Nesli tükenmemiş doğal nimetlerimizin -yağmurun, çamurun, toprağın- kıymetini bilmeliyiz. Kendimizi topraktan soyutlamamalıyız. Bir şekilde toprakla ilişki kurmak (bir saksıyla bile olsa) stresimizi alacaktır. Hem ne kadar soyutlayabileceğiz ki topraktan kendimizi, bir gün gelecek dünyanın doyuramadığı gözümüzü bir avuç toprak doyuracak, değil mi?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/benim-sadik-yarim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/07/toprak.jpg' length ='39191'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Gidiyoruz biz!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/gidiyoruz-biz.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/gidiyoruz-biz.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jun 2011 07:21:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gittim gezdim geldim]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3935</guid>
		<description><![CDATA[Rota bu. Bu hat üzerinde bulunan, ağırlamak isteyen, “Ben sizi gezdiririm” diyen varsa el etsin, biz dururuz zaten.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-3937" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="rotta" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/06/rotta.jpg" alt="" width="410" height="224" />Rota bu.</p>
<p>Bu hat üzerinde bulunan, ağırlamak isteyen, “Ben sizi gezdiririm” diyen varsa el etsin, biz dururuz zaten.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/gidiyoruz-biz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/06/rotta.jpg' length ='46200'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Misket</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/misket.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/misket.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Nov 2010 09:43:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[bilye]]></category>
		<category><![CDATA[misket]]></category>
		<category><![CDATA[ütmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3878</guid>
		<description><![CDATA[Dışarıdan çocuk sesleri geliyor. Pencereden evimin önündeki çocuk parkına bakıyorum. Çocuklar misket oynuyorlar. Çocukluğumda oynadığım bu oyunu yılların silemediğine seviniyorum. PC, Playstation, Xbox’ların hüküm sürdüğü bu zamanda sokağa misket oynamaya çıkan çocukları görmek ne güzel. Monitörün esaretinden bir süreliğine de olsa kurtulup sokağa çıkmayı başaran türünün son örnekleri. Akşam ezanı okunup hava kararıncaya kadar birbirlerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3877" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/11/misket.jpg" alt="" width="420" height="280" /><br />
Dışarıdan çocuk sesleri geliyor. Pencereden evimin önündeki çocuk parkına bakıyorum. Çocuklar misket oynuyorlar. Çocukluğumda oynadığım bu oyunu yılların silemediğine seviniyorum. PC, Playstation, Xbox’ların hüküm sürdüğü bu zamanda sokağa misket oynamaya çıkan çocukları görmek ne güzel. Monitörün esaretinden bir süreliğine de olsa kurtulup sokağa çıkmayı başaran türünün son örnekleri. Akşam ezanı okunup hava kararıncaya kadar birbirlerini ütmeye çalışıyorlar. Şakalaşıp, itişip kakışıyorlar. Bazen de bir misket için kavga ediyorlar. Sanal değil, gerçek.</p>
<p>Sosyalleşme monitörün başında değil sokakta başlıyor. Temas ederek, hissederek, terleyerek… Çocuklar; joystick ve gamepad’e basmaktan çok çamur, top, ip ile oynamalılar. Monitörle bakışmaktan çok arkadaşlarıyla yuvarlanıp terlemeliler. Sosyalleşme arkadaşın ziline basıp sokağa çağırmakla başlıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/misket.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yazın yaylaya kaçılır</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yazin-yaylaya-kacilir.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yazin-yaylaya-kacilir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Aug 2010 17:25:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[apollon]]></category>
		<category><![CDATA[aydınoğlu mehmet bey]]></category>
		<category><![CDATA[birgi]]></category>
		<category><![CDATA[bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[cemal usta]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gittim gezdim geldim]]></category>
		<category><![CDATA[gölcük]]></category>
		<category><![CDATA[hursit kebap]]></category>
		<category><![CDATA[kaplan dağ restoran]]></category>
		<category><![CDATA[kebap]]></category>
		<category><![CDATA[lezzet durakları]]></category>
		<category><![CDATA[ödemiş]]></category>
		<category><![CDATA[salihli]]></category>
		<category><![CDATA[tire]]></category>
		<category><![CDATA[umur bey]]></category>
		<category><![CDATA[yayla]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3757</guid>
		<description><![CDATA[Aydın’da bunaltıcı bir yaz mevsimi daha. Hele benim gibi sıcakta aşırı terleyenler için tam bir işkencedir yazları Aydın’da durmak. İyi ki Adana, Mersin ya da Antalya’da falan yaşamıyorum. Oralar, yazları çok daha beter. Eşimle serinleyip kafa dağıtırız dedik ve çok küçükken ailemle gittiğim, hayal meyal hatırladığım Gölcük Yaylasına gitmeye karar verdik. Gölcük, İzmir’in şirin ilçesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3760" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/07072010.jpg" alt="" width="420" height="315" /><br />
Aydın’da bunaltıcı bir yaz mevsimi daha. Hele benim gibi sıcakta aşırı terleyenler için tam bir işkencedir yazları Aydın’da durmak. İyi ki Adana, Mersin ya da Antalya’da falan yaşamıyorum. Oralar, yazları çok daha beter. Eşimle serinleyip kafa dağıtırız dedik ve çok küçükken ailemle gittiğim, hayal meyal hatırladığım Gölcük Yaylasına gitmeye karar verdik. Gölcük, İzmir’in şirin ilçesi Ödemiş’e 28 km uzaklıkta, volkanik göle sahip bir yayla köyü. Rakımı 1050 metre civarında. Yeşilliklerin içinden, dağı tırmanarak, keskin virajları dönerek ulaşıyorsunuz Gölcük’e. Uzunca tırmanışın ardından yeşilin arasındaki krater gölünü görünce insanın bütün yorgunluğu diniyor.<br />
<span id="more-3757"></span></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3758" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/06072010001.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Gölün çevresinde; balık tutan insanlar, günübirlik pikniğe gelmiş mangal keyfi yapan aileler, çadır kurmuş doğa severler temiz yayla havasının tadını çıkartıyor. Göl manzaralı, bahçeli dubleks evleri görünce insanın yazları buraya göçesi geliyor. Havası gayet serin. Geceleri aşağıdaki (ovadaki) insanlar sıcaktan uyuyamazken, burada battaniyesiz uyunmuyor. Dışarıda ancak kabanla durabilirsiniz. Gündüzleri ise kısa kollu dolaşmak mümkün. Yaylalar; benim gibi bunaltıcı yaz sıcaklarında dellenme noktasına gelenler için biçilmiş mekanlardan.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3759" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/06072010002.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3768" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010039.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Konaklama yeri olarak seçtiğimiz otele bizden 1-2 gün sonra kamp için İzmir’in köklü futbol kulüplerinden Altay takımı geldi. Birkaç ay öncesinde otel araştırırken, yazları futbol takımlarının buraya kampa geldiğini duymuştum. O yüzden Altay’lı futbolcuları otel koridorlarında görmek pek şaşırtmadı beni.</p>
<p>3 gün boyunca gölün etrafını gezip, kafa dağıttıktan sonra “nerede hareket, orada bereket” deyip Gölcük’ün biraz üstündeki (1200 metre rakımdaki) Bozdağ Yaylası’nı da aşıp Manisa’nın ilçesi Salihli’ye inmeye karar verdik. Göle nâzır kahvaltımızı yapıp düştük yola. Bozdağ Beldesinin çıkışında “Bozdağ Kayak Merkezi” tabelasını gördük. Bozdağ’ı biraz geçtikten sonra buz gibi akan suların olduğu çeşmede yüzümüzü yıkayıp şeker gibi sudan içtik. Yol kenarındaki çeşme yanı gelen geçen yolcular için mola yeri adeta. Yolun iki kenarında karşılıklı satıcılar mevcut. Burada gözleme yiyebilir, dağda yetişen şifalı otlardan (kokuları etrafı sarmış ve muhteşemdi) satın alabilir, bal gibi yayla kirazının tadına bakabilir, hemen yandaki dere kenarında piknik yapabilirsiniz. Burada biraz oyalandıktan sonra yola koyulduk tekrar.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3786" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/08/08072010029.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Yine yeşillikler arasında dağ manzaralı keskin virajlar beni bekliyordu. Sürüş zevki yaşıyorsunuz. Bozdağ ile Salihli arası yaklaşık 30 km. Zorlu virajları aşıp dağdan indikten sonra karşımıza T şeklinde bir yol ayrımı geldi. Sağ taraf 8 km ötedeki Salihli’ye çıkıyordu. Ancak biz 2 km soldaki Sart Harabeleri’ne doğru kıvrıldık. Sardes kenti M.Ö 7. yüzyılda Lidyalılara başkentlik yapmış. Hatta ilk para Sart çayı kenarındaki altın işleme atölyelerinde basılmış. Daha sonra Perslerin Lidyalılara son vermesiyle Perslere geçmiş. Bizanslı döneminde ise piskoposluk merkezi olmuş. Bugün ise Sart Kasabası’nın içinde kalıyor. Antik kentlerin bugünkü yerleşim birimlerine isim olarak verilmesi güzel bir şey.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3761" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010004.jpg" alt="Sart Harabeleri" width="420" height="315" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3762" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010007.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Harabeleri gezdikten sonra yakınlarda bulunan Artemis Tapınağı’na uğramadan olmaz dedik. Hemen hemen her antik kentte görmeye alıştığım çekik gözlüler burada da karşıma çıktı. Bu Japonlar deli oluyor antik kentlere benim gibi. Artemis’in dev sütunlarının çevresinde 3-4 kişi el ele vererek poz verdiler kameralara. Sütunlar o kadar kalın ki 3-4 kişi kollarını açıp el ele ancak çevresini sarabiliyordu. Çok sempatiklerdi. Aralarında dedem yaşındaki adamlar da vardı. Her antik kentte görüp küfrettiğim manzara burada da vardı. Eserlerin üzerine yine kalp kazınıp, yavuklu ismi yazılmış, karalanmıştı. Sanırım ülkemdeki her antik kentte vardır bu olay. “Artemis çarpsın sizi zibidiler!” deyip burada da bir kaç poz alıp Salihli’ye doğru yola çıktık.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3764" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010018.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3763" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010014.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Gezdiğim yerlerin ünlü mekanlarında yemek yeme gibi bir alışkanlığım vardır. Google’da rastladığım bir lezzet durakları blogu Salihli’deki Cemal Usta’ya dikkat çekmişti. Biz de Salihli’nin ünlü odun köftesi yerine öğle yemeği olarak Cemal Usta’yı tercih ettik. Sora sora bulduk mekanı. Cemal Usta zeytinyağlı ege yemekleri üzerine uzmanlaşmış. Dikkatimizi Bodrum makarnası ve çiftlik kebabı çekti. Üstüne de Cemal Usta’nın tavsiyesi üzerine karadut kompostosu içtik. Ama diğer yemekler de birbirinden güzel gözüküyordu. Cemal Usta’ya “eline sağlık” deyip veda ettikten sonra Salihli merkezinde sürtmeye başladık. Oldukça beyaz tenli olmamdan dolayı sıcakta iyice bir amele yanığı oldum. Yaylanın gözünü seveyim deyip Gölcük’e gitmek üzere vurduk dağa tekrar. Tabi yola çıkmadan önce ünlü odun köftesinden paket yaptırmayı unutmadık.</p>
<p><img src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010025.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<div id="attachment_3765" class="wp-caption alignnone" style="width: 430px"><img class="size-full wp-image-3765" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010023.jpg" alt="" width="420" height="315" /><p class="wp-caption-text">Para döken Lidyalı heykeli (Salihli)</p></div>
<p><img class="size-full wp-image-3767 alignnone" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010026.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>2 gece daha Gölcük’te kaldıktan sonra bir Cumartesi sabahı kahvaltımızı yaptıktan sonra Gölcük’e veda edip Ödemiş’e doğru yola çıktık. Artık eve dönüş başlamıştı. Ödemiş’e varmadan önce ilk durağımız, Gölcük’e çıkarken “dönüşte uğrarırız” dediğimiz Birgi Beldesiydi. Birgi, Ödemiş’e 8 km uzaklıkta, Aydınoğulları Beyliğine başkentlik yapmış, tarihi evleriyle gözde bir belde.İlk önce Birgi’nin en dışında yer alan İmam-ı Birgivi adındaki zatın türbesine gidelim dedik. Türbe bir mezarlığın içinde yer almakta. Mezarlığın hemen altında ise bir mesire alanı mevcut. Milletin rahatça yiyip içebilmesi için betondan masalar yapılmış. Türbede duasını yapanlar, 5 metre aşağıya inip dedikodu yaparak evden pişirip geldiği yemekleri midesine indiriyor. Gerçekten garipti.</p>
<p>Sıradaki durağımız Ege Bölgesinin en eski camilerinden Aydınoğlu Mehmet Bey Camii oldu. Caminin mimarisi çok farklı. Cami kapısının girişindeki merdivenden aşağı inerek caminin içine giriyorsunuz. Bu özellik çok az camide bulunuyor olsa gerek. Hutbe kapısı ve pencere kanatlarında hadisler yazılmış. Ahşap oymacılığının güzel örneklerini görüyorsunuz. Ayrıca caminin dış köşesinde üstte Bizans yapılarında görmeye alıştığımız aslan figürü dikkati çekiyor. Caminin bahçesinde; Aydınoğulları Beyliğinin kurucusu Mehmet Bey, oğlu Umur Bey ve Beyliğin bazı ileri gelen isimlerinin türbeleri bulunuyor. Caminin hemen karşısındaki Umur Bey heykeli bütün haşmetiyle bize bakıyor. Umur Bey (1309 – 1348), 39 yaşında şehit oluncaya kadar 26 savaşa katılmış. Ege’de; Bizans, Ceneviz ve Rodos donanmalarına karşı büyük başarılar kazanıp Rodos’tan Çanakkale’ye kadar Mora ve Rumeli kıyıları da dahil olmak üzere denizlerde kesin bir kontrol sağlamış. İnsan bir anlığına geçmişe gidip geliyor.</p>
<div id="attachment_3770" class="wp-caption alignnone" style="width: 430px"><img class="size-full wp-image-3770" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/10072010019.jpg" alt="" width="420" height="315" /><p class="wp-caption-text">Aydınoğlu Mehmet Bey Camii</p></div>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3772" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/10072010033.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Camiden çıktıktan sonra tarihi Çakırağa Konağı’na doğru yürüdük. Ama sadece bahçesini gezmekle yetindik. Çünkü içi restorasyondaymış. Dıştan görmek bile ağzımızı açık bırakmaya yetti.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3771" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/10072010024.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Biraz daha Birgi’de oyalandıktan sonra Ödemiş’e doğru yola çıktık. Kısa bir süre sonra kendimizi kalabalık Ödemiş pazarında bulduk. Cumartesi günleri, Ödemiş’in halk pazarıymış. Pazarda herşey çok taze, istediğiniz ot, sebze, meyve ne ararsanız var. Ayrı bir bölüm olarak teyzelerin ördüğü el işi ürünleri de geniş bir alanı kaplıyor. Genç kızlar için çeyizlik herşey mevcut. Google hazretlerinin dediğine göre Ödemiş köftesi Hurşit Kebap’ta yenirmiş. Arayıp bulduk hemen. O gün ilçenin pazarı olması sebebiyle tıklım tıklım doluydu mekan. Çok da büyük bir yer değil zaten. Masaların biri boşalıp biri doluyordu. Hemen yeni boşalmış bir masayı kapıp, soğuk ayranla Ödemiş köftesi’ni afiyetle midemize indirdik.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3774" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/10072010036.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Ödemiş’te 1 gün konakladıktan sonra ertesi gün Tire’ye doğru yola çıktık. Aydın’a dönmeden önce son durağımız, Tire’ye bağlı Kaplan köyünde bulunan bir lezzet durağıydı. Ot yemekleriyle Türkiye’de sayılı bir mekan: Kaplan Dağ Restoran. Tire’ye gelip 4 km daha köye tırmandıktan sonra vardık Kaplan köyüne. Köyün içinden geze geze restorana vardık. Mönü beklerken garson kocaman bir tepsi ve içinde 15’e yakın mezeyle geldi. Hepsi birbirinden güzel mezelerden 5 tanesini seçtik. Ondan sonra ana menü olarak “Tire köftesi mi çiftlik kebabı mı?” diye düşünürken Ödemiş’te köfte yemiş olduğumuz için değişiklik olsun diye çiftlik kebabı söyledik. İyi de yapmışız. Mantar, kaşar ve etin uyumu mükemmeldi. Otantik mekan, hoş müzik, Tire ovası manzarası, dağın göz kamaştıran yeşilliği ve lezzetli yemekler. Buraya son gelişimiz olmayacaktı. Üstüne bir de acı kahvelerimizi içip çıktık restorandan. Eve dönüş başlamıştı. Tire’den sonra yine bir İzmir ilçesi Selçuk geliyor. Dev antik kent Efes hala kendisini görmemiş tarih severleri bekliyor, bilginize.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3775" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/11072010010.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3776" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/11072010011.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<div id="attachment_3777" class="wp-caption alignnone" style="width: 430px"><img class="size-full wp-image-3777" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/11072010012.jpg" alt="" width="420" height="315" /><p class="wp-caption-text">Çiftlik Kebabı</p></div>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3778" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/11072010015.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<div style="width: 1px;height: 1px;overflow: hidden">Aydın’da bunaltıcı bir yaz mevsimi daha. Hele benim gibi sıcakta aşırı terleyenler için tam bir işkencedir yazları Aydın’da durmak. İyi ki Adana, Mersin ya da Antalya’da falan yaşamıyorum. Oralar, yazları çok daha beter. Eşimle serinleyip kafa dağıtırız dedik ve çok küçükken ailemle gittiğim, hayal meyal hatırladığım Gölcük Yaylasına gitmeye karar verdik. Gölcük, İzmir’in şirin ilçesi Ödemiş’e 28 km uzaklıkta, volkanik göle sahip bir yayla köyü. Rakımı 1050 metre civarında. Yeşilliklerin içinden, dağı tırmanarak, keskin virajları dönerek ulaşıyorsunuz Gölcük’e. Uzunca tırmanışın ardından yeşilin arasındaki krater gölünü görünce insanın bütün yorgunluğu diniyor.<br />
Gölün çevresinde; balık tutan insanlar, günübirlik pikniğe gelmiş mangal keyfi yapan aileler, çadır kurmuş doğa severler temiz yayla havasının tadını çıkartıyor. Göl manzaralı, bahçeli dubleks evleri görünce insanın yazları buraya göçesi geliyor. Havası gayet serin. Geceleri aşağıdaki (ovadaki) insanlar sıcaktan uyuyamazken, burada battaniyesiz uyunmuyor. Dışarıda ancak kabanla durabilirsiniz. Gündüzleri ise kısa kollu dolaşmak mümkün. Yaylalar; benim gibi bunaltıcı yaz sıcaklarında dellenme noktasına gelenler için biçilmiş mekanlardan.<br />
Konaklama yeri olarak seçtiğimiz otele bizden 1-2 gün sonra kamp için İzmir’in köklü futbol kulüplerinden Altay takımı geldi. Birkaç ay öncesinde otel araştırırken, yazları futbol takımlarının buraya kampa geldiğini duymuştum. O yüzden Altay’lı futbolcuları otel koridorlarında görmek pek şaşırtmadı beni.<br />
3 gün boyunca gölün etrafını gezip, kafa dağıttıktan sonra “nerede hareket, orada bereket” deyip Gölcük’ün biraz üstündeki (1200 metre rakımdaki) Bozdağ Yaylası’nı da aşıp Manisa’nın ilçesi Salihli’ye inmeye karar verdik. Göle nâzır kahvaltımızı yapıp düştük yola. Bozdağ Beldesinin çıkışında “Bozdağ Kayak Merkezi” tabelasını gördük. Bozdağ’ı biraz geçtikten sonra buz gibi akan suların olduğu çeşmede yüzümüzü yıkayıp şeker gibi sudan içtik. Yol kenarındaki çeşme yanı gelen geçen yolcular için mola yeri adeta. Yolun iki kenarında karşılıklı satıcılar mevcut. Burada gözleme yiyebilir, dağda yetişen şifalı otlardan (kokuları etrafı sarmış ve muhteşemdi) satın alabilir, bal gibi yayla kirazının tadına bakabilir, hemen yandaki dere kenarında piknik yapabilirsiniz. Burada biraz oyalandıktan sonra yola koyulduk tekrar.<br />
Yine yeşillikler arasında dağ manzaralı keskin virajlar beni bekliyordu. Sürüş zevki yaşıyorsunuz. Bozdağ ile Salihli arası yaklaşık 30 km. Zorlu virajları aşıp dağdan indikten sonra karşımıza T şeklinde bir yol ayrımı geldi. Sağ taraf 8 km ötedeki Salihli’ye çıkıyordu. Ancak biz 2 km soldaki Sart Harabeleri’ne doğru kıvrıldık. Sardes kenti M.Ö 7. yüzyılda Lidyalılara başkentlik yapmış. Hatta ilk para Sart çayı kenarındaki altın işleme atölyelerinde basılmış. Daha sonra Perslerin Lidyalılara son vermesiyle Perslere geçmiş. Bizanslı döneminde ise piskoposluk merkezi olmuş. Bugün ise Sart Kasabası’nın içinde kalıyor. Antik kentlerin bugünkü yerleşim birimlerine isim olarak verilmesi güzel bir şey.<br />
Harabeleri gezdikten sonra yakınlarda bulunan Artemis Tapınağı’na uğramadan olmaz dedik. Hemen hemen her antik kentte görmeye alıştığım çekik gözlüler burada da karşıma çıktı. Bu Japonlar deli oluyor antik kentlere benim gibi. Artemis’in dev sütunlarının çevresinde 3-4 kişi el ele vererek poz verdiler kameralara. Sütunlar o kadar kalın ki 3-4 kişi kollarını açıp el ele ancak çevresini sarabiliyordu. Çok sempatiklerdi. Aralarında dedem yaşındaki adamlar da vardı. Her antik kentte görüp küfrettiğim manzara burada da vardı. Eserlerin üzerine yine kalp kazınıp, yavuklu ismi yazılmış, karalanmıştı. Sanırım ülkemdeki her antik kentte vardır bu olay. “Artemis çarpsın sizi zibidiler!” deyip burada da bir kaç poz alıp Salihli’ye doğru yola çıktık.<br />
Gezdiğim yerlerin ünlü mekanlarında yemek yeme gibi bir alışkanlığım vardır. Google’da rastladığım bir lezzet durakları blogu Salihli’deki Cemal Usta’ya dikkat çekmişti. Biz de Salihli’nin ünlü odun köftesi yerine öğle yemeği olarak Cemal Usta’yı tercih ettik. Sora sora bulduk mekanı. Cemal Usta zeytinyağlı ege yemekleri üzerine uzmanlaşmış. Dikkatimizi Bodrum makarnası ve çiftlik kebabı çekti. Üstüne de Cemal Usta’nın tavsiyesi üzerine karadut kompostosu içtik. Ama diğer yemekler de birbirinden güzel gözüküyordu. Cemal Usta’ya “eline sağlık” deyip veda ettikten sonra Salihli merkezinde sürtmeye başladık. Oldukça beyaz tenli olmamdan dolayı sıcakta iyice bir amele yanığı oldum. Yaylanın gözünü seveyim deyip Gölcük’e gitmek üzere vurduk dağa tekrar. Tabi yola çıkmadan önce ünlü odun köftesinden paket yaptırmayı unutmadık.<br />
2 gece daha Gölcük’te kaldıktan sonra bir Cumartesi sabahı kahvaltımızı yaptıktan sonra Gölcük’e veda edip Ödemiş’e doğru yola çıktık. Artık eve dönüş başlamıştı. Ödemiş’e varmadan önce ilk durağımız, Gölcük’e çıkarken “dönüşte uğrarırız” dediğimiz Birgi Beldesiydi. Birgi, Ödemiş’e 8 km uzaklıkta, Aydınoğulları Beyliğine başkentlik yapmış, tarihi evleriyle gözde bir belde.İlk önce Birgi’nin en dışında yer alan İmam-ı Birgivi adındaki zatın türbesine gidelim dedik. Türbe bir mezarlığın içinde yer almakta. Mezarlığın hemen altında ise bir mesire alanı mevcut. Milletin rahatça yiyip içebilmesi için betondan masalar yapılmış. Türbede duasını yapanlar, 5 metre aşağıya inip dedikodu yaparak evden pişirip geldiği yemekleri midesine indiriyor. Gerçekten garipti.<br />
Sıradaki durağımız Ege Bölgesinin en eski camilerinden Aydınoğlu Mehmet Bey Camii oldu. Caminin mimarisi çok farklı. Cami kapısının girişindeki merdivenden aşağı inerek caminin içine giriyorsunuz. Bu özellik çok az camide bulunuyor olsa gerek. Hutbe kapısı ve pencere kanatlarında hadisler yazılmış. Ahşap oymacılığının güzel örneklerini görüyorsunuz. Ayrıca caminin dış köşesinde üstte Bizans yapılarında görmeye alıştığımız aslan figürü dikkati çekiyor. Caminin bahçesinde; Aydınoğulları Beyliğinin kurucusu Mehmet Bey, oğlu Umur Bey ve Beyliğin bazı ileri gelen isimlerinin türbeleri bulunuyor. Caminin hemen karşısındaki Umur Bey heykeli bütün haşmetiyle bize bakıyor. Umur Bey (1309 – 1348), 39 yaşında şehit oluncaya kadar 26 savaşa katılmış. Ege’de; Bizans, Ceneviz ve Rodos donanmalarına karşı büyük başarılar kazanıp Rodos’tan Çanakkale’ye kadar Mora ve Rumeli kıyıları da dahil olmak üzere denizlerde kesin bir kontrol sağlamış. İnsan bir anlığına geçmişe gidip geliyor.<br />
Camiden çıktıktan sonra tarihi Çakırağa Konağı’na doğru yürüdük. Ama sadece bahçesini gezmekle yetindik. Çünkü içi restorasyondaymış. Dıştan görmek bile ağzımızı açık bırakmaya yetti. Biraz daha Birgi’de oyalandıktan sonra Ödemiş’e doğru yola çıktık. Kısa bir süre sonra kendimizi kalabalık Ödemiş pazarında bulduk. Cumartesi günleri, Ödemiş’in halk pazarıymış. Pazarda herşey çok taze, istediğiniz ot, sebze, meyve ne ararsanız var. Ayrı bir bölüm olarak teyzelerin ördüğü el işi ürünleri de geniş bir alanı kaplıyor. Genç kızlar için çeyizlik herşey mevcut. Google hazretlerinin dediğine göre Ödemiş köftesi Hurşit Kebap’ta yenirmiş. Arayıp bulduk hemen. O gün ilçenin pazarı olması sebebiyle tıklım tıklım doluydu mekan. Çok da büyük bir yer değil zaten. Masaların biri boşalıp biri doluyordu. Hemen yeni boşalmış bir masayı kapıp, soğuk ayranla Ödemiş köftesi’ni afiyetle midemize indirdik.<br />
Ödemiş’te 1 gün konakladıktan sonra ertesi gün Tire’ye doğru yola çıktık. Aydın’a dönmeden önce son durağımız, Tire’ye bağlı Kaplan köyünde bulunan bir lezzet durağıydı. Ot yemekleriyle Türkiye’de sayılı bir mekan: Kaplan Dağ Restoran. Tire’ye gelip 4 km daha köye tırmandıktan sonra vardık Kaplan köyüne. Köyün içinden geze geze restorana vardık. Mönü beklerken garson kocaman bir tepsi ve içinde 15’e yakın mezeyle geldi. Hepsi birbirinden güzel mezelerden 5 tanesini seçtik. Ondan sonra ana menü olarak “Tire köftesi mi çiftlik kebabı mı?” diye düşünürken Ödemiş’te köfte yemiş olduğumuz için değişiklik olsun diye çiftlik kebabı söyledik. İyi de yapmışız. Mantar, kaşar ve etin uyumu mükemmeldi. Otantik mekan, hoş müzik, Tire ovası manzarası, dağın göz kamaştıran yeşilliği ve lezzetli yemekler. Buraya son gelişimiz olmayacaktı. Üstüne bir de acı kahvelerimizi içip çıktık restorandan. Eve dönüş başlamıştı. Tire’den sonra yine bir İzmir ilçesi Selçuk geliyor. Dev antik kent Efes hala kendisini görmemiş tarih severleri bekliyor, bilginize.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yazin-yaylaya-kacilir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/06072010001.jpg' length ='61975'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Gittim Gezdim Geldim / Bodrum</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/gittim-gezdim-geldim-bodrum.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/gittim-gezdim-geldim-bodrum.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 19:22:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[bodrum]]></category>
		<category><![CDATA[bodrum kalesi]]></category>
		<category><![CDATA[dalgıç]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gittim gezdim geldim]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[kum]]></category>
		<category><![CDATA[sain jean şövalyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3722</guid>
		<description><![CDATA[Geçen seneki tatilden döndükten sonra, “Hacı senin tatil çok güzelmiş ya, beraber böyle bir beraber yapalım” diyen eril ve dişilerin yan çizmesi sonucu kendimi bir anda Bodrum’un kızgın kumlarında, kulağımda Hande Yener’in “Bodrum’a da gittik beraber, Eestanbul’da da yaşadık” diye bağıran sesiyle buldum sepsevgili okur. Denizle kumun birleştiği tatillerden çok fazla hazzetmesem de insan mecbur [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-3723" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="Bodrum (10)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-101.jpg" alt="" width="410" height="278" />Geçen seneki tatilden döndükten sonra, “Hacı senin tatil çok güzelmiş ya, beraber böyle bir beraber yapalım” diyen eril ve dişilerin yan çizmesi sonucu kendimi bir anda Bodrum’un kızgın kumlarında, kulağımda Hande Yener’in “Bodrum’a da gittik beraber, Eestanbul’da da yaşadık” diye bağıran sesiyle buldum sepsevgili okur. Denizle kumun birleştiği tatillerden çok fazla hazzetmesem de insan mecbur kalınca uzanıyor şezlonga. “Ben dağ, bayır gezemem hacı” diyenlere sözüm yok ama “Abi seneye de Karadeniz turu yapalım yaa” deyip yan çizenleri huzurlarınızda bir kez daha en sinkaflı duygularımla anıyorum.</p>
<p>Bodrum’a giderken bir günün nasıl geçeceğini tahmin ediyordum. Kahvaltı, deniz, öğle yemeği, havuz, akşam yemeği, okey masası, bilumum aktivite ve yatış. İşte genel hatlarıyla tahminlerim bu şekildeydi, tahminlerimde de yanılmadım anasını satayım! Dört kişilik bir tatil ekibiyle İngiliz, İrlandalı ve Hollandalıların cirit attığı Bodrum&#8217;da aklımdan geçen programa son derece sadık kaldık.</p>
<p><span id="more-3722"></span>“Yemişim tarihini, kültürünü; ben dalıyorum hacı, geliyor musun” diyen bir ekibe dahil olduğum için Bodrum’un tarihi, turistik yerlerini son güne kadar göremedik bir türlü. Çünkü ekibin bir kısmı gün boyu plajda kalma taraftarıydı. Uzun süredir tatile çıkamadıklarını bildiğimiz için de vazgeçtik gezip tozma işinden. Bodrum’da gezilebilecek her şeyi merkezde toplamışlar zaten. Onun için hepsini son güne sakladık ve bir anda gezdik. Başka yerler varsa da kaçırdık artık; canımız sağolsun.</p>
<p>Bodrum’u fakir turistler doldurmuş. Gözlemlerimde ilk dikkatimi çeken bu oldu. Adamlar sabahtan akşama kadar otelde oturarak vakit geçiriyorlar. Turistin otelden dışarı çıkmaması, esnafın kasasına yansıyor. Esnaflar da dükkanlarına gelen giden olmayınca adres sormak için girenleri bile ayakta şey yapıyorlar. İstanbul’da 2 liraya bulabileceğiniz herhangi bir şeyin etiketine 5 lira yazıyorlar haliyle. “Hepsi dahil” uygulamasının ceremesini çekiyoruz millet olarak. Akşam üstü uyanıp yalandan havuza giren ve gece yarısını bekleyip barlara koşturanlar haricinde kimse bir şey kazandırmıyor esnafa. Onların kazandırdığı esnaf da belli; barlar, diskolar, eczaneler&#8230;</p>
<p>İşte bu sebepten Bodrum’a giderken yapmayı planladığım bir takım aktiviteleri gerçekleştiremedim. 10 dakikalık parasailing için anasının nikahı kadar ücret isteyen adamlar hevesimi kursağımda bıraktı.</p>
<p>İlk defa gittiğim Bodrum’un neden bu kadar popüler bir yer olduğunu çözemedim açıkçası. Denizi, plajları, koyları güzel ama sadece bu kriterleri dikkate alıp da tatile gidilmez. Ya da bu şekildeki tatiller ilgimi çekmediği için öyle geliyor bana. Adamların suyu bile tuzlu akıyor anasını satayım. Normal çeşmeden akan su, gazı kaçmış ve güneşte beklemiş sodayı andırıyor. O ne garip bir tat öyle, tarifi mümkün değil. İnsanoğlu tarih boyunca su kaynaklarına yakın yerlere yerleşmiş; savaşlar, göçler hep su yüzünden olmuş. Bodrumluların ataları da bula bula burayı bulmuş. Mantıksız herifler!</p>
<p>En başa dönersek; sıkıntılı bir yolculukla ulaştık Bodrum’a. Yollar uzadıkça uzadı, bitmedi bir türlü. Gece yarısı başlayan yolculukta kahvaltı yeri için Balıkesir yakınlarındaki kamyoncu lokantalarından birini tercih eden yol arkadaşlarım yüzünden yumurta yerine civciv yiyerek başlayacaktık yeni güne. Kapısından girerken anlamıştım ne menem bir yer olduğunu ama ikna edememiştim yanımdakileri. Yumurtadan çıkan civciv gagasıyla daha fazla vakit kaybetmeden kahvaltı için daha insani bir yer bulduk akabinde. Yorucu ama keyifli bir yolculuğun sonrasında ulaştığımız Bodrum’da güneş batmak üzereydi ve ilk günümüz uyuklayarak geçti. Sonraki günlerimiz de az önce bahsettiğim şekilde sona erdi; durmadan yüzdük. Sigaranın sağlığa zararlı bir madde olduğunu yüzerken daha iyi anladım aslında.</p>
<p>Bu arada aklıma gelmişken hemen belirteyim, yollarda hummalı çalışmalar var. Genellikle genişletiyorlar,  hatta bazı yerlere yeni yollar yapıyorlar. Bu devletin başında çalışan  birilerinin olduğunu görmek sevindiriyor insanı.</p>
<p>Plajlardan sıkılınca mavi turla koylarda yüzmeye karar verdik. Koylardan ziyade Avrupalı cıvırlar heyecanlandırıyordu bizi ama nasıl bir tekneyi tercih ettiysek o cıvırların dedeleri ve neneleri çıktı kısmetimize. Yolcularının yaş ortalaması 50 olan bir tekneyle gördük Bodrum’un güzelliklerini. Teknenin en çıtır hatunu kolları jiletli bir Ankaralıydı, varın gerisini siz düşünün&#8230;</p>
<p>Sirkeci’deki kalabalık haricinde başka kalabalıklardan hiç hazzetmem. Bodrum’un merkezindeki insan sürüsü bu fikrimi değiştirebilir diye düşünmüştüm ama olmadı. Bodrum’un cıvıl ve cıbıl insanları da etkilemedi fikrimi.</p>
<p>Bu tatilin en keyifli anlarını dönüş yolunda yaşadık. Mangalımızı, etimizi, soğanımızı, biberimizi alarak Bafa Gölü’nde mangal yapmaya karar vermiştik ama yolları şaşırınca Aydın’da çekebildik sağ tarafa. Ne kısmetli adamlarsak, sağdan girdiğimiz yol bizi Topbaşı Barajı’na çıkardı. Baraj kenarında kemirdik tavukları, kanatları.</p>
<p>Bodrum tatili keyifli geçmesine rağmen beklentilerimi karşılayamadı özetle. Zaten yazı da gayet gevrek olmuş, şimdi okuyunca farkettim. Geri kalanlarını da fotoğraflarla anlatayım en iyisi.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-3724" title="Bodrum (5)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-5.jpg" alt="" width="410" height="278" /> İlk olarak Silivri&#8217;de görmüştüm bu rüzgardan enerji üreten zımbırtıları. Sevindim başka bir yerde daha görünce. Güzel şeyler tabii ki bunlar.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-3725" title="Bodrum (11)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-11.jpg" alt="" width="410" height="547" /> Manisa&#8217;da Atamız için yine en güzel heykellerden birisini yapmışlar. Demirağlardan sonra Atatürk heykelleriyle örülmüş ana yurt dört baştan. Kemalizm sen nasıl bir şeysin ya.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-3726" title="Bodrum (12)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-12.jpg" alt="" width="410" height="308" />Bu tepe, Kemalizm&#8217;e hediyem olsun. Belki yanından defalarca gelip geçtiniz ama farketmemiş olabilirsiniz. Gördüğünüz tepede ufak tefek rötuşlar yaparsanız yansıyan gölgeyi Atatürk silüetine benzetebilirsiniz. Böylelikle gelecek nesiller Atamızın büyüklüğünü daha iyi anlarlar. Hem turizme de hareket gelir.<br />
<img class="alignleft size-full wp-image-3727" title="Bodrum (3)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-3.jpg" alt="" width="410" height="200" />Bodrum&#8217;da genel manzara bu şekilde. Çıplak tepeler beyaz badanalı yazlıklarla dolu.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-3731" title="bodrum_kalesi" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/bodrum_kalesi.jpg" alt="" width="410" height="267" /><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bodrum_Kalesi" target="_blank">Bodrum Kalesi</a>, Bodrum&#8217;un en önemli sembollerinden olması hasebiyle görülmesi gereken birkaç yerden bir tanesi. Saint Jean Şövalyeleri&#8217;nin mirasıdır aynı zamanda.<br />
<img class="alignleft size-full wp-image-3732" title="Bodrum (6)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-6.jpg" alt="" width="410" height="547" /> Bodrum Kalesi&#8217;ndeki arkeoloji müzesinin eserleri bunlar. Birçoğu zeytinyağı için kullanılmış bu testilerin.<br />
<img class="alignleft size-full wp-image-3733" title="Bodrum (13)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-13.jpg" alt="" width="410" height="308" />Bodrum Kalesi&#8217;nde bir zamanlar kilise, Osmanlı&#8217;dayken cami olan bir yapının içinde Roma gemisi maketi yapmışlar. Yukarıda gördüğünüz testiler bu şekilde istifleniyormuş gemiye.<br />
<img class="alignleft size-full wp-image-3734" title="Bodrum (14)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-14.jpg" alt="" width="410" height="308" />&#8220;Bu çivi Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Sayın Süleyman DEMİREL tarafından çakılmıştır. 10 Eylül 1997&#8243; Geminin üzerinde böyle bir şey var. &#8220;Ne alaka?&#8221; diyorsun, ben de demiştim.<br />
<img class="alignleft size-full wp-image-3736" title="Bodrum (9)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-91.jpg" alt="" width="410" height="308" />Bodrum Kalesi&#8217;ndeki İngiliz Kulesi&#8217;nde böyle bir aslan kafası bulunuyor. Gayet orijinal, bildiğin aslan. Duvardayken gayet sevimli duruyor.<br />
<img class="alignleft size-full wp-image-3737" title="Bodrum (8)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-8.jpg" alt="" width="410" height="579" />Aslan Kafası vs Altay Kafası<br />
<img class="alignleft size-full wp-image-3738" title="Bodrum (15)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-15.jpg" alt="" width="410" height="272" /> Bi gün mavi tura çıktık işte böyle gidiyoruz&#8230;</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-3739" title="Bodrum (2)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-2.jpg" alt="" width="410" height="196" />Deniz, kum, güneş çok rererö desen de İstanbul&#8217;un nemli havasını yiyince özlemle anıyosun bu günleri.<br />
<img class="alignleft size-full wp-image-3740" title="Bodrum (4)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-4.jpg" alt="" width="410" height="212" />Eğer benim gibi kulakları arızalı bir insansanız dalanları böyle yukarıdan izlersiniz. Allem ettim, kallem ettim ama dalış hocalarını kulaklarıma rağmen dalabileceğime ikna edemedim. Nasip değilmiş. İyi bakın kulaklarınıza.</p>
<p><strong>Gittim Gezdim Geldim &#8211; 2009<br />
</strong><a href="../?p=2071" target="_blank">Gittim Gezdim Geldim</a><br />
<a href="../?p=2078" target="_blank">Gittim Gezdim Geldim / Ankara<br />
</a><a href="../?p=2098#" target="_blank">Gittim Gezdim Geldim / Kayseri-1</a><a href="../?p=2400"><br />
</a><a href="../?p=2400">Gittim Gezdim Geldim / Kayseri-2</a><br />
<a href="../?p=2464" target="_blank">Gittim Gezdim Geldim / Kayseri-3</a><br />
<a href="../index.php/gittim-gezdim-geldim-nevsehir.html" target="_blank">Gittim Gezdim Geldim / Nevşehir</a><br />
<a href="../index.php/gittim-gezdim-geldim-eskisehir.html" target="_blank">Gittim Gezdim Geldim / Eskişehir</a><br />
<a href="../index.php/gittim-gezdim-geldim-balikesir.html" target="_blank">Gittim Gezdim Geldim / Balıkesir</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/gittim-gezdim-geldim-bodrum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-101.jpg' length ='46117'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Atın intikamı</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/atin-intikami.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/atin-intikami.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jul 2010 11:11:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[hatay]]></category>
		<category><![CDATA[hatay havaalanı]]></category>
		<category><![CDATA[havayolu]]></category>
		<category><![CDATA[işletme]]></category>
		<category><![CDATA[pegasus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3690</guid>
		<description><![CDATA[12 Temmuz İstanbul-Hatay, 17 Temmuz Hatay-İstanbul seferlerinde yaptığın rötarlarla ağzıma tükürdün Pegasus. İnle cinin tek kale maç yaptığı Hatay Havaalanı’nda saatlerce beklettin bizi. Adam gibi bir açıklama yapmayı bile çok gördün. Ucuz etin yahnisinden bahseden atalarıma bir kez daha hak verdim senin yüzünden. Sen ne tırt bir firmasın Pegasus! 12 Temmuz’da her seferin rötarlı kalktı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-3691" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="pegasus" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/pegasus1.jpg" alt="" width="410" height="266" />12 Temmuz İstanbul-Hatay, 17 Temmuz Hatay-İstanbul seferlerinde yaptığın rötarlarla ağzıma tükürdün Pegasus. İnle cinin tek kale maç yaptığı Hatay Havaalanı’nda saatlerce beklettin bizi. Adam gibi bir açıklama yapmayı bile çok gördün. Ucuz etin yahnisinden bahseden atalarıma bir kez daha hak verdim senin yüzünden.</p>
<p>Sen ne tırt bir firmasın Pegasus!</p>
<p><span id="more-3690"></span>12 Temmuz’da her seferin rötarlı kalktı farkında mısın Pegasus!? Yıllardır uçaklarda seyahat ederim, ilk defa rötar denilen hadiseyi yaşadım senin yüzünden!</p>
<p>Sen ne gereksiz bir şirketmişsin Pegasus!</p>
<p>Hatay’a götürdüğün uçağın ne kadar dandikti öyle. Kanadını koli bantıyla yapıştırdığın uçağının koltuk aralıklarındaki darlık yüzünden bir buçuk saatlik yolu 90 derecelik açıyla tamamladım. Ben bundan sonra seni mi tercih ederim yoksa bacaklarımı seven havayoluyla mı giderim? Bi’ düşün hele bunu!</p>
<p>Sen ne dandik bir kuruluşmuşsun Pegasus!</p>
<p>Müşteri memnuniyetiyle uzaktan yakından alakan yok, ilgisizsin. Şu ana kadar bir sürü firmayla yolculuk ettim hiçbirisinde yaşamadığım sıkıntıları sende yaşadım. Reklamlarınla çalışma sistemin arasında dağlar kadar fark var. Koymuşum müşterinin götüne, bana para gelsin diye çalışma zihniyeti olur mu Pegasus!?</p>
<p>Sen ne yanar döner bir işletmeymişsin Pegasus!</p>
<p>Pegasus’la gideceğimizi öğrendiklerinde, “Pegasus’a binmeyin sürünürsünüz” diyenleri haklı çıkardığın için aferin sana Pegasus!</p>
<p>Senin yüzünden Almanya’ya gidecek uçağını kaçıran Hataylı yaşlı amcayı mağdur etmen çok kanıma dokundu. Deden yaşındaki adamları havaalanlarında süründürdüğünü görünce sana çok ağır şeyler söyledim. Kulaklarında yankılandı mı seslerim Pegasus!? Şimdi çevremdeki herkese “Üçüne beşine bakma, biraz daha fazla para ver, adam gibi bir şirketle yolculuk et” diyorum. Bundan sonra gideceğim yerlere bir tek sen uçuyor olsan bile almayacağım biletlerini Pegasus!</p>
<p>Bir daha sana binersem bana da binsinler, anladın mı Pegasus!?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/atin-intikami.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/pegasus1.jpg' length ='36390'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Vaka-i Halka</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/vaka-i-halka.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/vaka-i-halka.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2010 16:58:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[burjuva]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[fatih]]></category>
		<category><![CDATA[hardcore]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[lüks]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[oğlan]]></category>
		<category><![CDATA[pırlanta]]></category>
		<category><![CDATA[sakal]]></category>
		<category><![CDATA[softcore]]></category>
		<category><![CDATA[yüzük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3429</guid>
		<description><![CDATA[Evlilik niyetiyle görüştüğüm bir kız vardı. 2 hafta boş şeyler konuştuktan sonra sadede geldi. Bana eskiden beri hayali olan nişan yüzüğünden bahsetti. Kendisi tektaş sevmiyormuş. Tektaşı herkes takıyormuş, onunki farklı olmalıymış. Ve bana yukarıda gördüğünüz boru değerindeki pırlanta yüzüğün linkini gönderdi. Bir müddet düşündükten sonra kendisiyle yapamayacağımı söyledim. Aylık kazancım çok olmasa da ülke standartlarına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3430" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/pirlanta_yuzuk.jpg" alt="pirlanta_yuzuk" width="420" height="300" /><br />
Evlilik niyetiyle görüştüğüm bir kız vardı. 2 hafta boş şeyler konuştuktan sonra sadede geldi. Bana eskiden beri hayali olan nişan yüzüğünden bahsetti. Kendisi tektaş sevmiyormuş. Tektaşı herkes takıyormuş, onunki farklı olmalıymış. Ve bana yukarıda gördüğünüz boru değerindeki pırlanta yüzüğün linkini gönderdi. Bir müddet düşündükten sonra kendisiyle yapamayacağımı söyledim.</p>
<p>Aylık kazancım çok olmasa da ülke standartlarına göre iyi çok şükür. Zaten parada da gözüm olmadı hiç. “Azıcık aşım, ağrısız başım” prensibim olmuştur hep. Hayatım boyunca gösterişten, lüks şeylerden nefret ettim. O yüzden param ganî olsa bile almam böyle bir yüzük. Ünlü devrimci Muro ne de güzel demiş: “Lanet olsun kapitalist burjuva düzeni!”</p>
<p><span id="more-3429"></span>İlk başta inancıma ters zaten. Dışarıdaki fukaranın hakkı var bu yüzükte. Komşusu açken tok yatamayan bu yüzüğü nasıl taksın? Peygamber’in 2 çift giysisi yokmuş, çok da aç yatmış. Bizim tıka basa dolu giysi dolaplarımız var, bir de takı koleksiyonlarımız. Kanaatın yerini şatafat almış. İslam tarihi, tüm mal varlığı yanında götürdüğü kefen olan ulvî şahsiyetlerle dolu. Sadece evliyalar değil, ünlü kumandanlar da var içlerinde. O eski çağlardaki mübarekler mallarını dağıtmada birbirleriyle yarışırken, günümüz burjuva müslümanları biriktirmede yarışıyor. Hani halterde ‘silkme’ve ‘koparma’ diye 2 ayrı kategori vardır ya. Onlar ellerindekileri silkmişler, biz dışarıdakileri koparmaya çabalıyoruz.</p>
<p>Nasıl mı bu hale geldik? Ne zaman Batıya benzemek için sakalımızı kestik, işte o gün heybetimizi kaybettik, ve dejenere olmaya başladık. Her gün sakal traşı olan parlak bir erkekten hayır gelir mi? Ondan ancak kapitalizmin kölesi olur. Bi&#8217; de gelir elin gâvuru, makas alır yanağından. Sakallı olsan o eller uzanabilir miydi yanağına? Hatta ileri gidip çuval bile geçirebilirler kafana. Ne derseniz deyin “keramet” sakalda, beyler bayanlar. Bir Batı sevgisi ki senin sakalını bile kestirtebiliyorsa iş bitmiştir. Biz neyi tartışalım ki daha? Dibine kadar özentiyiz işte. “Milliyetçilik” demiyorlar mı bi’ de. <strong>Fatih</strong>, bu milliyetçileri görse beyinlerine tükürürdü.</p>
<p>Neyse asıl konumuza geri dönelim. Kızlar sürekli istiyor ve bu isteklerini yerine getirmek için erkekler it gibi çalışmak zorunda. Yurdum erkeği kızlar için ne kadar didinse de yine yaranamıyor, üstüne bir de fırça yiyor. At sırtında diyar diyar koşturan ecdadın torunları hatunların kölesi olmuş durumda. Sevgililer günü, ilk buluşma günü, ilk öpüşme günü, evlilik yıldönümü diye koşturur olmuşlar mağaza mağaza. Hardcore yiğitler, softcore oğlanlara dönmüş. Lüzumsuza çuvalla para verirler. Maddî sıkıntıya düşünce, kredi kartı mağduru olunca da ağlar dururlar. Sürünün ulan! Hatunun bir dediğini iki etmeyene her şey müstehak. Ey yurdum erkeği, titre ve kendine gel!</p>
<p>Avrupa’da gâvur dediğimiz profesör toplu taşıma araçlarıyla üniversitesine giderken; bizim memurumuz bankadan kredi çekerek aldığı son model arabayla işine gidiyor. Mütevazilik, kanaat onlarda; hava-civa, gösteriş bizde. İnsan düşündükçe, ürettikçe mütevazileşiyor mu acaba? Filozoflara da baktığımızda paspal tipler hep. Saç sakal birbirine karışmış, dünyadan vazgeçmiş deliler. Boş teneke beyinler ise dünyaya aşık, gösteriş peşinde hep.</p>
<p>Durum bu kadar vahim olsa da hayat felsefesi ‘<strong>istememek</strong>’ üzerine kurulu mübarek hatunlar var hala. Ben bizzat gördüm. Nesilleri tükenmekte olsa da hiç ummadığınız bir anda karşınıza çıkabilirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/vaka-i-halka.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/pirlanta_yuzuk.jpg' length ='30171'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>F klavye candır, canandır</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/f-klavye-candir-canandir.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/f-klavye-candir-canandir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 12:15:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Sanal Alem]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[emo]]></category>
		<category><![CDATA[f klavye]]></category>
		<category><![CDATA[f klavye üretim zorunluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[ihsan sıtkı yener]]></category>
		<category><![CDATA[klavye]]></category>
		<category><![CDATA[q klavye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3462</guid>
		<description><![CDATA[Kendimi bildim bileli F klavye kullanan bir insan olarak hükümetin F klavye açılımını şiddetle destekliyorum. Bir aksilik olmazsa hükümet, Türkiye’de satış yapan bilgisayar firmalarının F klavye üretmesini de zorunlu kılacak. Böylelikle benim gibi feseverler artık rahatlayacak, sıkıntılı ve zor zamanlar geçirmekten kurtulacaklar. F klavye, daktilo öğretmeni İhsan Sıtkı Yener tarafından bulunup 1955’te Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-3463" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="klavye" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/03/klavye.jpg" alt="" width="420" height="291" />Kendimi bildim bileli F klavye kullanan bir insan olarak hükümetin F klavye açılımını şiddetle destekliyorum. Bir aksilik olmazsa hükümet, Türkiye’de satış yapan bilgisayar firmalarının F klavye üretmesini de zorunlu kılacak. Böylelikle benim gibi feseverler artık rahatlayacak, sıkıntılı ve zor zamanlar geçirmekten kurtulacaklar.</p>
<p>F klavye, daktilo öğretmeni İhsan Sıtkı Yener tarafından bulunup 1955’te Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesi tarafından Standart Türk Klavyesi olarak kabul edilmiş. F klavyeyi en çok gazeteciler ve muhasebeciler kullanıyor. Ama dağdan gelip bağdakini kovan dış mihrak Q klavye neredeyse tüm bilgisayar kullanıcılarını zaptetti, tüm tersanelerimize girdi. F klavye kullanıcıları olarak yıllarca bu durumun zorluğunu yaşadık. Nereye elimizi atsak emperyalistlerin bir marifeti olan Q klavye karşıladı bizi. 10 dakikada yazabileceğimiz yazıları bitirmek saatler sürdü. F klavyeye tam anlamıyla hakim olup on parmak yazmaya başlayınca rahatlayacağız diye düşündük ancak bu sefer karşımıza emperyalistlerin iç destekçileri çıktı. Akay Perker gibi “Değiştirme olm şu klavyeyi” diyerek Q klavyeye mecbur bıraktılar bizi. Yani kendi bilgisayarlarımız haricinde çok sıkıntılı zamanlar yaşadık sevgili okur.</p>
<p><span id="more-3462"></span>Türkçeye en uygun klavye çeşidi olan F klavyede harflerin dizilişi o kadar yerli yerinde ki tuşlara kafanıza göre bastığınızda bile anlamlı kelimeler yazabiliyorsunuz. Ama Q klavyede durum böyle değil. Harfler saçma sapan yerlerde. Zaten ne zaman Q klavyede bir şeyler yazmaya kalksam kendimi piyanosunun üzerine eğilip tuşlarla kavga eden piyanist gibi hissediyorum. Çünkü yazacağınız kelimedeki harfler hep bir köşede toplanmış oluyor. Mesela popülizm yazacaksınız, klavyenin sağ tarafına yükleniyorsunuz. Esaret yazacaksınız, bütün harfler sol tarafta toplandığı için solcu oluyorsunuz bu sefer. Ama benim cânım F klavyemde öyle değil. Bir kelime için iki ele de birer harf düşüyor. Bi sağ elinizdeki parmaklarla basıyorsunuz, bi sol elinizdekilerle&#8230;</p>
<p>Şu anda on parmak Q klavye kullanan bir sürü insan var. Onlar artık iflah olmazlar. İçlerine kaçan şeytanın onların yakalarını bırakmayacak ve kanlarını emmeye devam edecek. Kurtuluşları imkansız&#8230;</p>
<p>Ama gelecek nesli Q klavyenin sömürüsünden kurtarabiliriz!</p>
<p>Ayrıca F klavyeyi öğrenmesi daha kolay. Misal, Q klavyeyi altı ayda öğrenebilen bir insan F klavyeyi 2 ayda söker. Hatta bir akşam oturup otuz sayfa yazı yazsa ertesi sabah kalktığında F klavyeyi yalamış, yutmuş olur. Çünkü kullandığımız kelimelere en yakın kombinasyon F klavyede olduğu için daha az çabayla net sonuç elde edebiliriz.</p>
<p>Bu arada F klavye dildeki yozlaşmanın ve emoculuk sektörünün önüne geçebilecek kapasitede. Yurtdışından ithal ettiğimiz emoculuk, bildiğiniz gibi garip garip şekillere bürünen duygusal ve isyankar gençleri bünyesinde barındıran bir akım. Her ne kadar ucube ve gudubet de olsalar kendi aralarında iletişimlerini sağlayan bir dil var. Konuşurken Türkçeye benzeyen ancak yazarken neye benzediğini bilemediğimiz bu dil, Türkiye’ye tabii ki muzun içindeki böcekle gelmedi. Q klavye ile geldi. Çünkü F klavye <strong>“SéniN HaFanıN oLduqu yHéRDé ßéN!m rüsqaRıM YéTéR Sén!N cıRqıNıq FaR oLmaYa caLı$TıqıN yéRDé ßéNiM $éqLim yéTéR.!!!”</strong> diye bir cümle yazabilmenize asla imkan vermez. Zira yıllardır F klavye kullanmama rağmen accent aigu, F klavyenin neresinde saklanmıştır, hangi tuşlara beraber basılırsa elde edilir bilmiyorum. Yok galiba. E hadi ona var diyelim, <strong>“¹º§uz olmªz”</strong> diye bir şeyi sittin sene yazamazsınız bizim klavyelerimizde.</p>
<p>Dolayısıyla F klavyede emo olmaya çalışan bir genç bütün çabalarının boşa çıktığını görüp vazgeçebilir. Zira bizim klavyemiz bu harfimsi karakterlere izin vermiyor (Belki vardır ama ben yıllardır bulamadım). Bundan ötürü F klavyenin yaygınlaşması emoculuğun önüne geçecek ve aşılması güç bir set olacaktır.</p>
<p>Ey anneler ve babalar çocuğunuzun normal bir insanoğlu gibi yetişmesini istiyorsanız onları F klavye ile yetiştirin!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/f-klavye-candir-canandir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/03/klavye.jpg' length ='154142'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Bi gün bi arkadaşla oturuyoruz&#8230;</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bi-gun-bi-arkadasla.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bi-gun-bi-arkadasla.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Feb 2010 10:27:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[emir akın]]></category>
		<category><![CDATA[gittim gezdim geldim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3353</guid>
		<description><![CDATA[Emir’le birlikte Gittim Gezdim Geldim serisinin başlamasına vesile olan gezinin ilk gününde yorgunluktan bezmiş bir vaziyette Ankara’da bir parkta oturmuş konuşuyorduk. Mevzu nereden açıldı hatırlamıyorum ama sonunu Emir şöyle bağladı: “Olm şimdi bunu bir yarış olarak düşün. Adamlar bize tur bindirmiş defalarca. Tur bindirirken yanımızdan geçiyorlar ya, işte o zaman devletlüler meydana çıkıp (Gördüğünüz gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/medeniyet.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3354" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="medeniyet" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/medeniyet.jpg" alt="medeniyet" width="420" height="629" /></a>Emir’le birlikte <a href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/tag/gittim-gezdim-geldim" target="_blank">Gittim Gezdim Geldim</a> serisinin başlamasına vesile olan gezinin ilk gününde yorgunluktan bezmiş bir vaziyette Ankara’da bir parkta oturmuş konuşuyorduk. Mevzu nereden açıldı hatırlamıyorum ama sonunu Emir şöyle bağladı: “Olm şimdi bunu bir yarış olarak düşün. Adamlar bize tur bindirmiş defalarca. Tur bindirirken yanımızdan geçiyorlar ya, işte o zaman devletlüler meydana çıkıp (Gördüğünüz gibi muasır medeniyetlerle aynı seviyedeyiz) diyorlar. Bizim medeniyetimiz budur işte.&#8221;</p>
<p>Sonra bu güzel tesbiti için &#8220;Aferin lan keranacı&#8221; diyerek tebrik ettim Emir&#8217;i.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bi-gun-bi-arkadasla.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/medeniyet-333x500.jpg' length ='33359'  type='image/jpg' />	</item>
	</channel>
</rss>

