'İnceleme' Kategorisi Incileri

Koşun koşun altın bulmuşlar!

Kosun kosun altin bulmuslar!California’da altın aramaya davet eden afişlerden biri.

1803′de Almanya’nın Kandern kasabasında doğan John Augustus Sutter, doğduğu yerden çok uzaklarda, alabildiğine vahşi girişimlerle bir dünya kurulmasına önayak olacağını biliyor muydu acaba… O sadece bir köylü çocuğuydu ve kendini kurtarabilmenin, para kazanmanın derdindeydi.

Amerika’ya gitmenin hayaliyle büyüdü, sadece hayal kurmakla kalmayıp orada lazım olabilecek şeyleri de daha Almanya’dayken öğrendi. New York’a indiğinde İspanyolca ve İngilizceyi gayet akıcı konuşabiliyordu.

Askerliğini İsviçre ordusunda yaptıktan sonra bulduğu ilk fırsatta gemiye atlayarak 1834 yılında yeni dünya Amerika’ya indi. Çatışmalar, kavga gürültüler arasında kendini kurtarıp ülke kurmaya çalışan Amerikalıların arasına o da katıldı. New York’daki çeşitli maceralarının ardından 1839 yılında asıl hedefi olan Meksika’nın Yerba Buena (California ABD’ye katılınca Yerba Buena’nın ismi San Francisco olarak değişecekti) kentine ulaşmayı başardı.


Devam

Kulak temizlemede inovasyon fikirleri

Kulak temizleme çocuklar için işkencedir!Küçükken annelerimiz nasıl temizlerdi kulaklarımızı? Ucu ıslatılmış havluyla kulağı mıncıklananlar kimler?

Şahsen en nefret ettiğim şey kulak temizliğiydi küçükken. Küçük çocuklar genelde banyodan kaçar ama ben banyoyu sever, banyo sonrası kulak temizleme seansına gelindiğinde yaygarayı basardım. Evin içindeki uzun kovalamacanın ardından güdümlü anne terliğiyle durdurulur, kulaklarıma giren ıslak havlunun acısına katlanmak zorunda kalırdım.

Ta ki dedemin taktiğini annem de uygulamaya başlayana kadar. Dedem kulağına bir şey sokmazdı çünkü. Kâğıttan huni yapıp ucunu yakar, kulağına dikerdi. Kâğıdın ucu yandıkça oluşan vakum, kulağındaki bütün kirleri o huninin içine çekerdi. Bunu yaparken sık sık görmüştüm dedemi. Hatta arkadaşlarına falan da yapardı aynı işlemi. Sonradan öğrendim ki dedemin fikri değilmiş, yüzyıllardır kullanılan bir yöntemmiş.


Devam

Sağlık sektörüne para lazım

kus gribi yalan dolandir!Ben küçükken Şile’ye pikniğe giderdik. Ümraniye yolları stabilizeydi, Ümraniye Sondurak dediğimiz yer gerçekten de son duraktı. Daha ileri gitmezdi otobüsler. Ümraniye’yi geçtikten yol kenarında kızarmış piliç satan dükkânlar olurdu. Biraz daha gidip Ömerli’yi de geçince mevsimine göre mısırcılar, gözlemeciler, meyve sebze satanlar da olurdu.

Acarkent falan yoktu o zamanlar, Beykoz Konakları da yoktu. Bugün villaların cirit attığı yerlerde çakalların gezdiği ormanlar vardı. Bunları hatırlıyorum diye 100 yaşında zannetmeyin beni, sadece 15–16 sene öncesinden bahsediyorum.

Çevresindeki ormanları kemire kemire Şile’ye kadar dayanan İstanbul sadece ormanları değil, orman köylüsünü, bir şekilde yaşamaya devam eden o sakin kasaba yaşamını da yok etti.

“Eski günler ne güzeldi üf yaa,” diye ağlayacak değilim, böyle olması gerektiği için böyle oldu. Son 50 yılda milyonlarca insanın koşarak gelip doluştuğu bir şehirden bahsediyoruz, daha farklısı beklenemezdi.

Ben “Ümraniye köydü,” diyorum, babam “Maslak’ta çakallar gezerdi,” diye anlatıyor. Eğer dönüp gelir de İstanbul’da yaşarsam çocuklarım Ömerli’deki, Şile’deki gökdelenleri, iş merkezlerini gösterip “eskiden ormandı buralar” diyecekler. Göç engellenmedikçe, normal gelişmeler bunlar.

Aslında kafama takılan başka bir şey bugün.

Bütün dünya aylardır Domuz Gribi tantanasıyla yatıp kalkıyor. Aşılar, ilaçlar, maskeler yok satıyor. Türkiye’de Sağlık Bakanı “herkes aşı olsun,” derken Başbakan kalkıyor, “bana ne ben aşı olmam, gerek yok,” diyor.


Devam

Yaramaz haydut John Dillinger

dillinger11930’da yaşanan Büyük Buhran, Amerikalının hayatını kabusa çevirir. Vatandaşın cebi para görmediği için kimse evine ekmek götüremez, aç kalanlar birbirlerini yerler. O dönemin büyük vurguncuları bankacılardır, hortumlamazlar ama cukkayı usulüne uygun olarak indirirler. Amerikalılar bir tas sıcak çorbanın hayalini kurarken hamuduyla götüren bankacıların başına bir isim musallat olur. Yakın arkadaşları John der, mesafeli duranlar Bay Dillinger diye bahsederler.

John Dillinger, Amerika’nın gördüğü en azılı haydutlardandır; Al Capone’a, Doc Barker’a, Bonnie ve Clyde ikilisine rahmet okutur. Koca Birleşik Devletleri peşine takar, polislere uykusuz geceler yaşatır. Zeki adamdır, gözünü budaktan sakınmaz. Kafasına koyduğunu yapmadan başını yastığa koymaz. Bay Dillinger, ihtisasını soygun ve çetecilik üzerine yapmıştır. Hapishaneden kaçmayı da yan dal olarak almıştır.
Devam

Gittim Gezdim Geldim / Bergama

altay1Balıkesir’de fazla vakit kaybetmeden öğleden sonra Bergama’ya doğru yola çıktık. Gittim Gezdim Geldim serisinin başlarında Anadolu’da ulaşım zor demiştik. Bunu bir kez daha yakından gördük. Bergama’ya ulaşabilmek için ilk önce trenle Soma’ya gittik. Orada iki vasıta değişikliği yaparak Bergama’ya giden minibüslerden birine atladık ve bir saatlik yolculukla Ege’nin arka mahallelerini seyrederek Bergama’ya ulaştık.

Bergama’da bizi ilk karşılayan aşırı sıcak bir hava oldu. Kayseri’de Nevşehir’de sadece ışık verdiğini düşündüğüm güneş, Ege’de diğer işlevinin de sıcaklık yaymak olduğunu hatırlattı, akşam üzeri olmasına rağmen beynimizi sulandırdı.
Devam