Yaramaz haydut John Dillinger
1930’da yaşanan Büyük Buhran, Amerikalının hayatını kabusa çevirir. Vatandaşın cebi para görmediği için kimse evine ekmek götüremez, aç kalanlar birbirlerini yerler. O dönemin büyük vurguncuları bankacılardır, hortumlamazlar ama cukkayı usulüne uygun olarak indirirler. Amerikalılar bir tas sıcak çorbanın hayalini kurarken hamuduyla götüren bankacıların başına bir isim musallat olur. Yakın arkadaşları John der, mesafeli duranlar Bay Dillinger diye bahsederler.
John Dillinger, Amerika’nın gördüğü en azılı haydutlardandır; Al Capone’a, Doc Barker’a, Bonnie ve Clyde ikilisine rahmet okutur. Koca Birleşik Devletleri peşine takar, polislere uykusuz geceler yaşatır. Zeki adamdır, gözünü budaktan sakınmaz. Kafasına koyduğunu yapmadan başını yastığa koymaz. Bay Dillinger, ihtisasını soygun ve çetecilik üzerine yapmıştır. Hapishaneden kaçmayı da yan dal olarak almıştır.
Devam


Hava akşama dönmek üzereyken Eskişehir’den Balıkesir’e doğru yola çıktık. Gezinin en sıkıntılı, en iğrenç, en bezdiren, çocuklardan lanet ettiren yolculuğu başlamıştı. Kayseri’ye giderken trende gecenin bir yarısı bağıra çağıra konuşan yavşaklardan edindiğimiz tecrübe gereği trende uyumak zordu ve bunu en iyi çözebilecek olan da bir uyku ilacıydı. O güvenle bindik trene…
Nevşehir’de son bulduğumuz otobüsle planlarımızın aksine beklenmedik bir şekilde Kayseri’ye geri dönmüştük. Konya’ya gidemeyeceğimizi anlayınca rota üzerindeki son değişikliği yapıp geceyi yolda geçirerek Eskişehir’e dönmeyi ve batıyı gezmeye karar verdik. Kayseri’den Eskişehir’e direkt tren bulamayınca, nasıl olsa Ankara’dan buluruz diyerek başkente gittik ilk önce. Ankara’yı ilk gidişimizde sevmemiştik ve bu yüzden vaktimizi garda katletmeye karar verdik.
Bir film düşünün. Oliver Stone çekmiş, Colin Farrell, Val Kilmer, Jared Leto gibi adamlar oynamış. Rosario Dawson bile var. Yetmez mi? Müziklerini de Vangelis yapmış!



Son Yorumlar