<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Delinin Kuyusu &#187; İş Dünyası</title>
	<atom:link href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/category/is-dunyasi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.delininkuyusu.com</link>
	<description>Bir deli, kuyuya bir akıllı atar ve olaylar gelişir!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Feb 2012 23:29:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Ayça Engin Akmeşe</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ayca-engin-akmese.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ayca-engin-akmese.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Feb 2011 23:16:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[ayça engin akmeşe]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul aydın üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[ordinaryüs profesör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3885</guid>
		<description><![CDATA[Anlatılan her başarılı dolandırıcılık hikâyesine eklenen bir yorum vardır. Anlatıcı dolandırıcının yaptıklarını anlatır, sonra da yorumunu ekler: “Abi aslında çok zeki milletiz de kafamız üçkağıda çalışıyor. Kafayı doğru yere çalıştırsak çok başarılı oluruz.” Bugüne kadar kaç dolandırıcı hikâyesi dinlediysem, bir o kadar da bu yorumu duydum. Asla katılmıyorum. Hatta bu yorumu şu şekilde düzelteyim, aslında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-3891 alignleft" title="Firsatlari degerlendir!" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/02/farekedi.jpg" alt="" width="421" height="358" />Anlatılan her başarılı dolandırıcılık hikâyesine eklenen bir yorum vardır. Anlatıcı dolandırıcının yaptıklarını anlatır, sonra da yorumunu ekler: “Abi aslında çok zeki milletiz de kafamız üçkağıda çalışıyor. Kafayı doğru yere çalıştırsak çok başarılı oluruz.” Bugüne kadar kaç dolandırıcı hikâyesi dinlediysem, bir o kadar da bu yorumu duydum.</p>
<p>Asla katılmıyorum. Hatta bu yorumu şu şekilde düzelteyim, aslında o kadar aptalız ki, normal zekada biri çıkıp da diğerlerinin aptallığından veya tembelliğinden yararlanarak bir dolap çevirdiğinde çok zekiymiş gibi görünüyor.</p>
<p>Jetonlu telefona jeton şeklinde buz kalıbı sarkıtmak gibi köylü kurnazlıkları değil benim kastettiğim, polis kılığında esnaftan milyonlar tokatlamak gibi başarılı eylemleri kastediyorum.</p>
<p>Toplum olarak fazlasıyla dikkatsiz, aceleci ve tembel olduğumuzdan, bu özellikleri kolaylıkla aleyhimize kullanabiliyorlar.</p>
<p>Bunun son örneği de Ayça Engin Akmeşe oldu. 39 yaşındaki bu ablamız, tam bir seneden beri İstanbul Aydın Üniversitesi’nde ordinaryüs profesör unvanıyla sanat tarihi dersleri veriyormuş. Unvanının sahte olduğu İstanbul Üniversitesi’ne başvurunca ortaya çıkmış ve hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan dava açılmış.</p>
<p><span id="more-3885"></span>Ayça Hanım ceza alır mı almaz mı bilmem ama bu olay başka bir benzer olayı anımsattı bana. ABD’de akıllının biri 150 dolarlık banknotlar basıp bir marketten alışveriş yapmıştı. Olay ertesi gün ortaya çıkmış ve arkadaşa kalpazanlık suçundan dava açılmıştı.<br />
Sonuç ne oldu peki? Dava düştü. Çünkü gerçekte 150 dolarlık banknot olmadığından sahtesi de yapılamazdı ve kimse sahtekarlıkla suçlanamazdı. Ancak 150 dolarlık banknotu alıp bir de para üstü veren kasiyerin aptallığıyla dalga geçilebilirdi, öyle de oldu.</p>
<p>Ayça Engin Akmeşe’nin nitelikli dolandırıcılıkla suçlanması da bu olaya benziyor. Çünkü kadın üniversiteye “ordinaryüs profesör” unvanıyla başvurmuş ve bu unvan 1980 darbesiyle çıkan yüksek öğrenim kanunuyla iptal edilmiş, zaten 1960’dan beri de kimseye verilmemiş. Yani ordinaryüs diye bir unvan olmadığı için sahtesi de olamaz.</p>
<p>CV’sine göre 1991’de lisansını, 1993’de yüksek lisansını, 1995’de doktorasını tamamlamış, 2000’de doçent, 2004’de profesör ve 2008’de ordinaryüs profesör unvanlarını almış. Alkışlanası bir CV! <em>(Bu <a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/02/ayca1.png" target="_blank">ilk sayfası</a>, şu da <a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/02/ayca2.png" target="_blank">ikinci sayfası</a>.)</em></p>
<p>Bu CV’yi sıradan bir lise öğrencisine gösterseniz hadi lan ordan diyerek kovar sizi başından. Ama İstanbul Aydın Üniversitesi kovmamış, baş tacı etmişler kadını. Bir sene boyunca derslere girmiş, kendisine toplamda 17.000 TL ödenmiş.</p>
<p>Helal olsun o para. Eğitim sistemiyle, üniversitelerin durumuyla göstere göstere taşak geçmek için daha iyi bir yol seçilemezdi.</p>
<p>Ben bu kadına dolandırıcı demem, diyemem. Dolandırıcı olsa profesör unvanıyla kalırdı, dikkat çekmeden parasını cukkalamaya bakardı. Kadın kendine ordinaryüs demiş. Bakalım ne kadar yedirebilirim, bu iş nerede patlar diye sınırları zorlamış resmen.</p>
<p>6 kitap çıkardığını, çeşitli makaleler değil de bildiriler yazdığını, 14 sergi açtığını, 2 ödül aldığını, Mimar Sinan Üniversitesi’nde, Kültür Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştığını iddia ediyor CV’sinde. Ve CV’deki imla hatalarından ödüllere, isimlere kadar her şey bunun dolandırıcılık değil, dalga geçmek maksadıyla yazıldığını gösteriyor.</p>
<p>Ulan basit bir personel alırken bile önceki şirketini ararsın, referans gösterdiği kişilere bir danışırsın. Üniversitene ordinaryüs profesör alıyorsun be, domates değil. O kadar makale, kitap yazdığını söylemiş kadın. Aç birini oku, daha önce çalıştığını iddia ettiği okulları bir ara, nasıl bir hocadır diye sor be. Üniversiteye hoca alırken hiç mi araştırma yapılmıyor, nedir anlamadım ki…</p>
<p>Sıradan bir kadın kendine biçtiği ordinaryüs profesör titriyle üniversitelerde öğretim görevlisi olarak çalışabiliyorsa, diğer eğitim görevlilerinin halini düşünmek bile istemiyorum. Bir sahte kimlikle, Photoshop’da editlenmiş bir diplomayla rektör bile olabiliriz demek ki.</p>
<p>Gelin üniversitelerin durumunu düşünün şimdi. Çocuklarınızı eğitim alsınlar diye gönderdiğiniz, tomarla para bayıldığınız özel üniversiteleri düşünün. Önüne gelenin üniversite açabildiği bir çağda gençlere üniversite bitirmenin önemini anlatalım haydi.</p>
<p>Ayça Engin Akmeşe’nin, nitelikli dolandırıcılık suçundan 20 yıl hapis yeme ihtimali var. Bu ülkede adalet sistemi doğru işleyecekse eğer, onun alacağı cezanın çok daha fazlası İstanbul Aydın Üniversitesi yöneticilerine verilmelidir. Ordinaryüs diye bir unvanın olmadığını bilmeyen, okula alacağı profesörün referanslarını incelemeyen, açıp bir satır yazısını okumayı düşünmeyen, buna rağmen ortalıkta üniversitede yöneticiyim diye gezinen adamlar almalıdır asıl cezayı.</p>
<p>Benim çocuğum bu üniversitede okusaydı Ayça Engin Akmeşe’ye gözümü açtığı için teşekkür eder, okula da ödediğim paralar ve çocuğuma kaybettirdiği zaman için dava açardım. Hem çocuğuma en iyi eğitimi vereceğini iddia edeceksin, hem de sokaktan geçen adamın dalga geçmek için gönderdiği CV’ye inanıp onun başına eğitimci diye dikeceksin.</p>
<p>Bu okulun eğitim öğretime devam etmesi bile yasaklanmalıdır.</p>
<p><em>*Hadi hiçbir makalesini, referansını incelemeyecek kadar tembelsiniz diyelim, hiç olmazsa düşünün. Ayça diye ordinaryüs mü olur lan?</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ayca-engin-akmese.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/02/ayca1-353x500.png' length ='10320'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Sinkaf Telekom</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/sinkaf-telekom.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/sinkaf-telekom.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Aug 2010 11:21:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[dolandırıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[türk telekom]]></category>
		<category><![CDATA[türk telekom dolandırıcılığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3809</guid>
		<description><![CDATA[Bundan tam bir yıl önce taşındım ve taşınırken Türk Telekom Kadıköy Müdürlüğü&#8217;ne giderek dilekçe verip, tüm borçlarını ödeyerek sabit telefon hattımı iptal ettirdim. O telefon numarasının artık benimle ilgisi olmayacaktı. Ancak iki hafta önce Çakır Hukuk Bürosu&#8217;ndan cep telefonuma gelen mesajda &#8220;Türk Telekom&#8217;a borcum olduğu, ödemezsem haciz yoluna gidileceği&#8221; söyleniyordu. Aradım, durumu sordum; bir senedir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-3818 alignleft" title="Turk Telekom" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/08/turktelekom.jpg" alt="" width="421" height="218" />Bundan tam bir yıl önce taşındım ve taşınırken Türk Telekom Kadıköy Müdürlüğü&#8217;ne giderek dilekçe verip, tüm borçlarını ödeyerek sabit telefon hattımı iptal ettirdim. O telefon numarasının artık benimle ilgisi olmayacaktı.</p>
<p>Ancak iki hafta önce Çakır Hukuk Bürosu&#8217;ndan cep telefonuma gelen mesajda &#8220;Türk Telekom&#8217;a borcum olduğu, ödemezsem haciz yoluna gidileceği&#8221; söyleniyordu. Aradım, durumu sordum; bir senedir biriken borçlarımın XXX TL olduğu söylendi. Oysa o hattın iptal edilmiş olması gerekiyordu. &#8220;Neden iptal edilmemiş?&#8221; diye sordum, &#8220;geçen ay (Haziran) borcundan dolayı kapanmış&#8221; yanıtını aldım.</p>
<p>Yani Türk Telekom, iptal edilmesi için dilekçe verdiğim bu hattı iptal etmemiş. Cep telefonumu bilmelerine rağmen (bilmeseler icra bildirimi gönderemezler) bugüne kadar hiç ses de çıkarmamışlar.</p>
<p>Sadece beklemişler. Telefonun sabit kullanım bedeli olan 18 TL sürekli birikmiş, biriktikçe üzerine faiz binmiş, bunlar da &#8220;tahsil edilebilir yeterliliğe&#8221; geldiğine kanaat getirdikten sonra bana icra kağıdı göndermişler.</p>
<p><span id="more-3809"></span>Türk Telekom adlı şirket eğer <a href="http://mali.iem.gov.tr/index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=36" target="_blank">nitelikli dolandırıcılık</a> yapmıyorsa, benim merak ettiklerim var.</p>
<p>1. Telefonumun iptal edilmesine dair dilekçe vermeme rağmen hattım neden iptal edilmedi? İptal edilmediyse o gün bana neden &#8220;hattınız iptal edilmiştir&#8221; dendi?</p>
<p>2.Verdiğim dilekçe nereye gitti? Neden durumu anlattığımda benim verdiğim dilekçeyi bulmuyorlar da benden &#8220;hat kapatma makbuzu&#8221; istiyorlar? Türk Telekom kendisine verilen dilekçeleri, yazışmaları saklamıyor mu?</p>
<p>3. Bir telefonun borcu 3 ay ödenmeyince borcundan dolayı kapatılıp, hat sahibine bilgi verilmiyor mu? Bu telefon neden bir sene boyunca kapatılmadı? Borçların iyice birikmesi mi beklendi?</p>
<p>4. Geçen ay FriendFeed&#8217;de <a href="http://ff.im/oiwoK" target="_blank">bu konudan bahsettim</a>, orada da bazı kişiler başlarına benzeri olayların geldiğinden bahsettiler. Türk Telekom hat kapatma başvurularını kafasına göre mi uyguluyor?</p>
<p>5. Elimde &#8220;hat kapatma makbuzu&#8221; olmadığı sürece, Türk Telekom&#8217;a dilekçe vermiş olmama ve Türk Telekom&#8217;un bana &#8220;isteğiniz üzerine hattınızı kapattık&#8221; demesine rağmen aradan bir sene geçince haksız olarak borç tahakkuk ettiriliyor. Türk Telekom tarafından bu şekilde mağdur edilen birçok insan var. Türk adaletinin bu yapılanlardan neden haberi yok?</p>
<p>Eğer bu soruların mantıklı birer yanıtı yoksa, Türk Telekom&#8217;un kanunlardaki boşluklardan yararlanarak nitelikli dolandırıcılık yaptığına, müşterilerini mağdur ettiğine inanıyorum.</p>
<p>Borcum 40 TL de olsa, 40.000 TL de olsa önemli değil. Önemli olan, borcum olmadığı halde Türk Telekom&#8217;un verdiğim dilekçeyi kaybetmesi yüzünden borçluymuş gibi gösterilmem; icrayla, hacizle tehdit edilmem. Türk Telekom Deli Dumrul&#8217;u oynamaya karar verdiyse bunu bilelim, ona göre davranalım.</p>
<p>Bu yapılan ahlâksızlıktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/sinkaf-telekom.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/08/turktelekom.jpg' length ='40226'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Süper teknoloji: Sedasyon</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/super-teknoloji-sedasyon.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/super-teknoloji-sedasyon.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Jul 2010 15:03:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[ali cenk erdem]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatla diş çektirmek]]></category>
		<category><![CDATA[apseli diş çektirmek]]></category>
		<category><![CDATA[diş ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[diş apsesi]]></category>
		<category><![CDATA[diş çektirmek]]></category>
		<category><![CDATA[öncü diş kliniği]]></category>
		<category><![CDATA[sedasyon]]></category>
		<category><![CDATA[sedasyonla diş tedavisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3683</guid>
		<description><![CDATA[Dişçi koltuğundan benim kadar korkan birini daha tanımadım. Öyle ahım şahım olmasa da sağlığına dikkat eden biriyim, hasta olmayı beklemeden arada bir servis bakıma sokarım bünyeyi ama konu diş olunca köşe bucak kaçarım. Allah&#8217;a şükür, dişlerimde rahatsız eden sorunlar olmadığı için de pek fazla ihtiyacım olmuyor dişçi koltuğuna oturmaya. Bundan 6-7 sene önce iki dolgu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-3684 alignleft" title="dislerim sarki soylemeye basladi ahaha" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/dis.jpg" alt="" width="421" height="285" />Dişçi koltuğundan benim kadar korkan birini daha tanımadım. Öyle ahım şahım olmasa da sağlığına dikkat eden biriyim, hasta olmayı beklemeden arada bir servis bakıma sokarım bünyeyi ama konu diş olunca köşe bucak kaçarım. Allah&#8217;a şükür, dişlerimde rahatsız eden sorunlar olmadığı için de pek fazla ihtiyacım olmuyor dişçi koltuğuna oturmaya.</p>
<p>Bundan 6-7 sene önce iki dolgu yaptırmıştım. Hani şu arkadaki, en kocaman dişlere. Biri sağ alt, diğeri sol üst olarak çapraz ateşe aldılar beni. İki dolgu da tam dört sene önce düştü. Diğer dişlere rahatsızlık vermediler, kendileri de arıza çıkarmadılar. Buna benim dişçi korkusu da eklenince uzun süre iyi geçindim bu iki arızalı kardeşle. Bu konuda yaptığım eşekliğin diz boyu olduğunu kabul etmem gerekiyor.</p>
<p><span id="more-3683"></span>Çünkü içindeki boşluktan sıkılan dişler zaman içinde tahriş olmaya ve kırılmaya başladılar. Ve sağ alttaki kerata iki sene önce öyle bir ağrıyla uykumdan uyandırdı ki, biri yanağıma yumruk attı sandım. Dişçi korkusunu falan unutarak ilk gördüğüm hastaneden içeri daldım, doktor hanım apse yapan dişe dokunamayacağını söyleyerek Amoklavin 1000 mg ve Appranax yazarak dehledi beni.</p>
<p>Apse indiğinde gittim aynı doktora, oturup inceledi dişimi. Dedi ki, &#8220;dişlerinizin sağlık durumu harika, hepsi çok sağlam. Ancak bu sorunlu dişiniz tehlikeli boyuta ulaşmış. Onu hemen çekip yerine implant yapalım.&#8221;</p>
<p>Nasıl çekeceğini tarif etmeye kalkmasa tüm korkuyu bir kenara bırakıp o koltuğa oturacaktım. Ama doktor hanım dişin iptal olduğunu, kerpetenle çekemeyeceğini, damağı keserek köke ulaşacağını anlatınca &#8220;bunu yapmak için beni öldürmen gerek dostum,&#8221; diyerek kaçtım oradan.</p>
<p>Korkunun ecele faydası yok tabi. O günden beri sessiz sakin duran diş, geçtiğimiz pazar günü kendini öyle bir hatırlattı ki, ağrıdan duvarları tırmalamaya başladım. Ne Majezik, ne Appranax kâr etmedi, güvenebileceğim bir dişçi bulana kadar günlerimi her akşam ağrı kesici iğne yaptırarak geçirdim.</p>
<p>Sonra, sedasyon diye bir yöntemin varlığını, Türkiye&#8217;de bu yöntemi diş operasyonlarında kullanan ilk doktorun sitesinde öğrendim: <a href="http://www.alicenkerdem.com" target="_blank">Ali Cenk Erdem</a>.</p>
<p>Ağrıdan kısılan gözlerim ve ensemden akan terle sitedeki yazıları okumaya başladım. Okudukça akan ter azaldı, ağrı bile hafiflemeye başladı. Çünkü sedasyon dedikleri yöntemde lokal anestezinin verdiği ızrıdabın zerresi bile görünmüyordu.</p>
<p>Sitede anlatılanlara göre sedasyon yöntemi normal insanlardan ziyade doktor koltuğunda rahat durmayan özürlülere, otistiklere diş tedavisi yapmak için kullanılırmış. Dişçi fobisi olanlara da uygun olduğunu okuyunca hemen Ali Cenk Erdem&#8217;in ofisine koşmaya karar verdim.</p>
<p>Pazardan beri çektiğim acıdan, şişen apseden o kadar bıkmıştım ki, Cuma sabahı arayıp birkaç saat sonrasına randevu alarak, yeni bir İstanbul &#8211; Ankara rekoruyla Kadıköy&#8217;den Kavaklıdere&#8217;ye yetiştim. Normalde dişçiye giderken ayaklarım geri geri gider resmen, ama bu kez -en azından Bestekar Sokak&#8217;a varana kadar- keyfim gayet yerindeydi. Kapının önüne geldiğimde heyecan başlasa da bacaklarımın titremesine aldırmadan, &#8220;dişçi de neymiş ulan&#8221; ifadesiyle çıktım ofisin kapısına.</p>
<p>Her şeyden önce, Ali Bey&#8217;in ofisi diş hekimi muayenehanesine benzemiyor. Gayet şık, otomobil ve uçak maketleriyle dekore edilmiş bir ofisi var. En önemlisi de, hani o diş muayenehanelerinin olduğu apartmanlara bile yayılan tuhaf bir ilacımsı koku olur ya, o kokudan eser yok.</p>
<p>Misafirperverlik mükemmel. Eski bir dostumu ofisinde ziyaret ediyormuş gibi rahatım. Çay kahve ikramından sonra heyecanlı bölüm başlıyor, gözüme engizisyon işkence aletlerinin günümüze uyarlanmışı gibi görünen koltuğun bulunduğu odaya geçiyoruz.</p>
<p>Koltuğa oturduğumda Uzakdoğulu bilimadamlarına benzeyen çok kibar bir beyfendi gelip bana neler yapacaklarını anlatıyor. Cemalettin Bey, kliniğin anestezi uzmanı. Önce biraz ilaç vereceklerini, vücudumun tepkisine göre o ilacı kullanıp kullanmayacaklarına karar vereceklerini söylüyor.</p>
<p>Sol elimden bir damla ilaç girdiğinde, değişmeye başlıyorum. Bir şişe votka içmiş gibiyim. Başım dönüyor, büyük bir keyif yayılıyor bedenime. Uçuyorum, bu ilaçtan başka zaman da bulmam lazım.</p>
<p>O kafayla bir süre muhabbet ediyoruz, o esnada testler tamamlanıyor, Cemalettin Bey minik bir şırıngayı elime enjekte ederken &#8220;ilaç vücudunuza uygun, birazdan bayı&#8230;.&#8221;</p>
<p>Derin bir uykudan uyanır gibiyim, sorduğum ilk soru &#8220;ne zaman bayılacağım?&#8221; oluyor.</p>
<p>Ali Bey&#8217;in yanıtı ilginç: &#8220;Geçmiş olsun, 2.5 saat oldu.&#8221;</p>
<p>Yavaş yavaş hatırlamaya başlıyorum. Her şey rüya gibi. Burnum kaşınıyor, kaşımaya çalışırken birisi &#8220;ben kaşırım&#8221; diyor, kaşıyor. Ağzımın içinde bir şeyler oluyor, derinden gelen gürültüler var. Bir makinenin sesini duyuyorum uzaklardan, hafiften çıtırtılar duyuyorum. Bacaklarımı istemsizce sallıyorum, yattığım yerde tekmeler atıyorum ama neden yaptığımı bilmiyorum. Birileri bir şeyler söylüyor, yanıt vermeye çalışınca rüya bitiyor. Çok değişik.</p>
<p>Beni bir damlasıyla uçuran bir ilaçla uyumuş olmama rağmen uyandığımda hiç rahatsız değilim. Konforlu bir uykudan uyanmış gibiyim.</p>
<p>Çekilen dişlerin yerindeki sargı bezleri ve hissetmediğim dudaklarım haricinde bir sorun yok. Geçirdiğim operasyona ve kış uykusu gibi derin uyumama rağmen 15 dakika sonra arabama binip klinikten ayrılıyorum.</p>
<p>Bu kadar uzun sürmesinin nedenini operasyon boyunca yanımda olan Ozan anlatıyor. &#8220;Yanık kokusu üç metre ileri geliyordu. Doktor öyle bir asılıyordu ki çenen yerinden çıkacak sandım!&#8221; Attığım tekmeleri de açıklıyor, &#8220;sen farkında değildin ama çok acı çekiyordun, çırpınıyordun. O yüzden ayaklarını bağladılar.&#8221; Evet, uyandığımda ayaklarımdan ve belimden yatağa bağlı olduğumu fark etmiştim.</p>
<p>İlacın nasıl bir etkisi varsa artık, vücudun çektiği acıyı beyin algılamıyor ama refleksler çalışıyor. Zaten o nedenle diş operasyonlarında genel anestezi uygulanamazken sedasyon başarılı oluyor.</p>
<p>Sonuç itibariyle keyifle uyuyup, yaşadıklarımı bir rüya gibi görürken artık çene kemiğine etki etmeye başlamış iki dişten kurtuluşum ve komple diş temizliği, sedasyon sayesinde oldu.</p>
<p>Fatura sıradan diş operasyonlarına göre biraz yüksek olsa da, sedasyonla diş tedavisi öylesine keyifli ki, daha fazlasını bile hak ediyor.</p>
<p>Hem çocukluğumdan beri kurtulamadığım dişçi korkusundan, hem de ne yapacağıma bir türlü karar veremediğim iki arızalı dişten beni konforumdan ödün vermeden kurtaran Öncü Diş Kliniği&#8217;ne, Dt. Dr. Ali Cenk Erdem&#8217;e, anestezi uzmanı Cemalettin Bey&#8217;e ve güleryüzüyle kliniğin neşesi olan Hülya Hanım&#8217;a çok çok teşekkür ediyorum.</p>
<p>O ilaçtan birazcık vermediler ama olsun, bulurum bir şekilde.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/super-teknoloji-sedasyon.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/dis.jpg' length ='22124'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Atın intikamı</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/atin-intikami.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/atin-intikami.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jul 2010 11:11:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[hatay]]></category>
		<category><![CDATA[hatay havaalanı]]></category>
		<category><![CDATA[havayolu]]></category>
		<category><![CDATA[işletme]]></category>
		<category><![CDATA[pegasus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3690</guid>
		<description><![CDATA[12 Temmuz İstanbul-Hatay, 17 Temmuz Hatay-İstanbul seferlerinde yaptığın rötarlarla ağzıma tükürdün Pegasus. İnle cinin tek kale maç yaptığı Hatay Havaalanı’nda saatlerce beklettin bizi. Adam gibi bir açıklama yapmayı bile çok gördün. Ucuz etin yahnisinden bahseden atalarıma bir kez daha hak verdim senin yüzünden. Sen ne tırt bir firmasın Pegasus! 12 Temmuz’da her seferin rötarlı kalktı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-3691" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="pegasus" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/pegasus1.jpg" alt="" width="410" height="266" />12 Temmuz İstanbul-Hatay, 17 Temmuz Hatay-İstanbul seferlerinde yaptığın rötarlarla ağzıma tükürdün Pegasus. İnle cinin tek kale maç yaptığı Hatay Havaalanı’nda saatlerce beklettin bizi. Adam gibi bir açıklama yapmayı bile çok gördün. Ucuz etin yahnisinden bahseden atalarıma bir kez daha hak verdim senin yüzünden.</p>
<p>Sen ne tırt bir firmasın Pegasus!</p>
<p><span id="more-3690"></span>12 Temmuz’da her seferin rötarlı kalktı farkında mısın Pegasus!? Yıllardır uçaklarda seyahat ederim, ilk defa rötar denilen hadiseyi yaşadım senin yüzünden!</p>
<p>Sen ne gereksiz bir şirketmişsin Pegasus!</p>
<p>Hatay’a götürdüğün uçağın ne kadar dandikti öyle. Kanadını koli bantıyla yapıştırdığın uçağının koltuk aralıklarındaki darlık yüzünden bir buçuk saatlik yolu 90 derecelik açıyla tamamladım. Ben bundan sonra seni mi tercih ederim yoksa bacaklarımı seven havayoluyla mı giderim? Bi’ düşün hele bunu!</p>
<p>Sen ne dandik bir kuruluşmuşsun Pegasus!</p>
<p>Müşteri memnuniyetiyle uzaktan yakından alakan yok, ilgisizsin. Şu ana kadar bir sürü firmayla yolculuk ettim hiçbirisinde yaşamadığım sıkıntıları sende yaşadım. Reklamlarınla çalışma sistemin arasında dağlar kadar fark var. Koymuşum müşterinin götüne, bana para gelsin diye çalışma zihniyeti olur mu Pegasus!?</p>
<p>Sen ne yanar döner bir işletmeymişsin Pegasus!</p>
<p>Pegasus’la gideceğimizi öğrendiklerinde, “Pegasus’a binmeyin sürünürsünüz” diyenleri haklı çıkardığın için aferin sana Pegasus!</p>
<p>Senin yüzünden Almanya’ya gidecek uçağını kaçıran Hataylı yaşlı amcayı mağdur etmen çok kanıma dokundu. Deden yaşındaki adamları havaalanlarında süründürdüğünü görünce sana çok ağır şeyler söyledim. Kulaklarında yankılandı mı seslerim Pegasus!? Şimdi çevremdeki herkese “Üçüne beşine bakma, biraz daha fazla para ver, adam gibi bir şirketle yolculuk et” diyorum. Bundan sonra gideceğim yerlere bir tek sen uçuyor olsan bile almayacağım biletlerini Pegasus!</p>
<p>Bir daha sana binersem bana da binsinler, anladın mı Pegasus!?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/atin-intikami.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/pegasus1.jpg' length ='36390'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Ben demiştim!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ben-demistim-2.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ben-demistim-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 18:12:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3497</guid>
		<description><![CDATA[Gelişmiş kabul edilen ülkeler, geri kalmış ülkeler için &#8220;gelişmekte olan ülke&#8221; tabirini kullanmazlar. Bu, geri kalmış ülkelerin vatandaşlarının kendilerine geri kalmış dememek için uydurduğu bir tabirdir. Yabancılar bunu sadece o ülke vatandaşlarına hitap ederken, avutma mahiyetinde kullanırlar. Steve Jobs bugün Türkiye&#8217;ye gitse ve herhangi bir konuda medyaya açıklama yapmak zorunda kalsa, Türkiye için geri kalmış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-3508 alignleft" title="ben demistim" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/03/bendemistim.jpg" alt="" width="421" height="316" />Gelişmiş kabul edilen ülkeler, geri kalmış ülkeler için &#8220;gelişmekte olan ülke&#8221; tabirini kullanmazlar. Bu, geri kalmış ülkelerin vatandaşlarının kendilerine geri kalmış dememek için uydurduğu bir tabirdir. Yabancılar bunu sadece o ülke vatandaşlarına hitap ederken, avutma mahiyetinde kullanırlar. Steve Jobs bugün Türkiye&#8217;ye gitse ve herhangi bir konuda medyaya açıklama yapmak zorunda kalsa, Türkiye için geri kalmış ülke değil, &#8220;gelişmekte olan, Ortadoğu&#8217;nun lideri olan ülke&#8221; gibi cümleler kullanır, Türkler de &#8220;yaşasın gelişiyoruz,&#8221; diye sevinirler.</p>
<p>Oysa görünen köy kılavuz istemez, Türkiye geri kalmış bir ülke. Biz bu geri kalmışlığın sorumluluğunu genellikle ülkenin başındakilere atarız. Bir yandan en iyi yönetim biçiminin demokrasi olduğunu iddia eder, bir yandan da 85 yıldır iktidara gelenlerin hepsini kötüleriz.</p>
<p>Birçok nedeni olan bu geri kalmışlığın en büyük nedenlerinden biri de, Türkiye insanının yeniliklere her zaman kapalı olmasıdır. Türkiye&#8217;ye sunulan herhangi bir yenilik, her ne konuda olursa olsun önce büyük tepkiler alır. Kurallarına, alışkanlıklarına, bildiklerine körü körüne bağlı ülkelerden biridir Türkiye.</p>
<p><span id="more-3497"></span>Yeniliklerin Türkiye&#8217;de kabul görebilmesi için Türklerin gelişmiş kabul ettiği ülkelerde daha önce kabul görmüş olması gerekir. Yepyeni bir ürün olan iPhone ilk kez Türkiye&#8217;de üretilip piyasaya sürülseydi bırakın satış rekorları kırmayı, eleştiriden nefes alamazdı. Türkiye&#8217;nin dünyadaki teknolojik gelişmeleri 10 yıl geriden takip etmesinin en büyük nedeni budur. Diğer ülkeler dener, kullanır, kabullenir, Türkiye&#8217;ye sonradan sıra gelir. Yeniliklerden öcü gibi korkan bir ülkenin de dünya piyasasına herhangi bir yenilik sunma ihtimali sıfıra yakındır.</p>
<p>Gelişmiş sayılan ülkeler sürüden ayrılmayı, inovasyon yapmayı, daralan pazarları yeni ürünlerle ferahlatmayı hedeflerken, Türk insanı &#8220;eski köye yeni adet getirme, başımıza icat çıkarma, sürüden ayrılanı kurt kapar&#8221; gibi özlü sözlerle yetiştirilir. Alışılmışın dışında iş yapanlar gelişmiş ülkelerde alkışlanır ve dikkatle takip edilirken, Türkiye&#8217;de aforoz edilir, aşağılanırlar. Hele ki bu girişim başarısızlıkla sonuçlanırsa, söylenecek söz kesin ve nettir: &#8220;Ben demiştim, öyle iş olmaz. Doğru bir iş olsaydı herkes yapardı. 70 milyonun içinde en akıllı adam sen misin?&#8221;</p>
<p>Türkiye&#8217;de neredeyse hiç kimse 70 milyonun içinde en akıllı adam olduğunu kabullenmek istemediği için, hatada yarışmakta ısrar ederler. O nedenle dünya çapında başarıya imza atan Türklerin neredeyse hiçbiri Türkiye&#8217;den çıkmamıştır. Sporda olsun, iş dünyasında olsun, sağlık sektöründe olsun, dünya genelinde başarılı sayılan Türklerin hepsinde bir ABD veya Avrupa geçmişi vardır.</p>
<p>Bu durum, sadece eğitim sisteminin başarısızlığıyla açıklanamaz. Evet, Türkiye&#8217;nin eğitim sistemi çok başarısız ve bu eğitim sisteminin yetiştirdiği insanlar da sistemi daha kötüye götürmekten başka bir şey yapamazlar. Ancak tek sorumlu eğitim sistemi değildir.</p>
<p>Resmî eğitim sistemindeki başarısızlıkların yanında, toplumun alışkanlıklarından ve bildiklerinden vazgeçme korkusu da bu durumun sebeplerinden biridir. Bu ülkenin insanları üretmeyi değil, eleştirmeyi sever. Her alanda dışa bağımlı olan bir ülke olan Türkiye, hiçbir teknolojik ürünü kendi başına üretemez ama dışarıda üretilenleri eleştirmekten de geri durmaz.</p>
<p>Tito manyağı yüzünden bin türlü ızdırap yaşayan sosyalist Yugoslavya&#8217;da bile Zastava Yugo&#8217;ları üretirken, Türkiye yerinde sayıyordu. Yugo dünyanın en tehlikeli otomobili seçilmişti ama bir deneme yapmışlardı en azından. Türk insanı Yugoslavya&#8217;nın artık tedavülden kalkmış olan Yugo&#8217;larını, Çin&#8217;in Chery&#8217;sini, İran&#8217;ın Samand&#8217;ını eleştirir, yerden yere vurur. BMW ve Mercedes markalarının taraftarları birbirlerine diğer markaları kötüler, Adidas ve Nike taraftarları kendi kullandıkları markaları övüp diğerini eleştirmeye çalışırlar.</p>
<p>Bu markaların taraftarlarına &#8220;bu adamları eleştiriyorsun da, sen ne yaptın?&#8221; diye sorduğunuzda, Türklerin çok yüce bir millet olduğunu ama ülkenin başındakiler yüzünden uluslar arası platformda yer alamadıklarını söylerler. Sanırsınız ki meclisteki 550 kişi oraya Kamboçya&#8217;dan ithal edilmiştir.</p>
<p>Alınabilecek yeni bir ürünün veya denenebilecek yeni bir şeyin çıktığını öğrenip, denemek istediğinizi arkadaşlarınıza söylediğinizde, &#8220;sen dene bakalım, güzel bir şeyse ben de alayım&#8221; cümlesini ne kadar az duyuyorsanız o kadar şanslısınız. Çünkü o arkadaşınızın aklından geçen &#8220;Akay bunu denesin, kalitesini anlar,&#8221; değil, &#8220;Akay bunu denesin, başına bir şey gelmezse ben de denerim&#8221; düşüncesidir. Deneyip de memnun kalmadığınızda veya başarısız olduğunuzda size söyleyeceği cümle de zaten hazırdır: &#8220;Ben demiştim!&#8221;</p>
<p>Bu tepkiler, devlet kademelerinden sokaktaki vatandaşa kadar cümle yapısı olarak farklılık gösterse de temelde aynıdır. Yeni bir buluş yaptığınızda devletten ruhsat almakta zorlanabilirsiniz. Avrupa&#8217;da kullanılan ve Türkiye&#8217;de olmayan bir ürünü piyasaya sürmeye çalışmanın ızdırabı daha gümrükte başlar. Devlet babanın, getirdiğiniz ürünü hangi sınıfta değerlendireceğine karar vermeye çalışması size aylar kaybettirebilir. Yani vergisini verebilmek için bile sıkıntı çekebilirsiniz.</p>
<p>Türkiye&#8217;de medyayı da sanayici ve ithalatçılar yönlendirdiği için, piyasaların bu tip sıkıntılarını vatandaş pek görmez. Türkiye&#8217;nin otomotiv ihracatçısı bir ülke olduğunu düşünenler bile vardır. Oysa yapılan işlem bazı Japon ve Avrupa otomobil markalarının üretimini, onların siparişleri doğrultusunda üretmekten ibarettir. Bunu sadece otomotiv olarak düşünmeyip, tekstilden beyaz eşyaya kadar birçok sektöre yayabilirsiniz. Yani sanayimizin Çin&#8217;den pek de farkı yok.</p>
<p>İşte bu nedenlerle Türklerden sadece asker olur ve tarih boyunca da böyle olmuştur. Çünkü askerlik mesleği küçük değişiklikler dışında binlerce yıl aynı zihniyette yaşayabilecek bir meslektir. Türklerden sadece asker olur dediysem, teknolojik anlamda değil, tutuculuk ve statükoculuk anlamında onlara askerlik yakışır anlamında dedim. Yoksa yeni askeri teknolojiler üretmek Türklerin harcı değildir. Öyle olsaydı, ABD&#8217;de egzoz emisyon değerleri yüzünden trafiğe çıkması bile yasaklanan Land Rover Defender&#8217;lar TSK&#8217;nın en önemli taşıtlarından biri olmazdı.</p>
<p>&#8220;Her Türk asker doğar&#8221; iddiası, bu nedenlerle doğrudur. Asıl neden kahramanlık sevdasından ziyade çok yüksek zekâ veya girişimcilik ruhu gerektirmeyen meslekler olan askerlik ve memurluk gibi mesleklere yeten statükocu kafadır.</p>
<p>İtiraf etmeliyim ki bu durum, bir ithalatçı olarak işime geliyor. Eğer Türk insanı &#8220;aptal Amerikalılar&#8221; gibi yeniliğe açık bir karaktere sahip olsaydı, piyasada çok fazla ithalatçı olur, ABD&#8217;deki tüm yenilikler aynı anda Türkiye&#8217;ye de girerdi. Fakat bizim insanımız yeniliklerden köşe bucak kaçtığı ve yeni buluşları eleştirmeye bayıldığı için onları ithal edip Türkiye piyasasına sürmek akıllarına bile gelmiyor. Piyasa da farklı düşünebilen az miktarda insanın eline kalıyor.</p>
<p>Evet bu ithalatçılar getirecek yenilikleri Türkiye&#8217;ye. Ve Türk insanı hopursa da bopursa da, işin başında alay edip &#8220;kendini uyanık sanan kişilerin para tuzağı&#8221; olarak ilan etse de piyasaya yeni çıkan ürünleri, bir süre sonra öğrenip kullanmaya, sevmeye başlayacaklar.</p>
<p>Bu kafa yapısı değişmedikçe tüm teknolojik yenilikleri gelişmiş ülkelerin birkaç yıl gerisinden takip etmeye devam edecek Türkiye.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ben-demistim-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/03/bendemistim.jpg' length ='23480'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Esnaf samimiyeti</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/esnaf-samimiyeti.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/esnaf-samimiyeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 00:46:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[esnaf ahlakı]]></category>
		<category><![CDATA[esnaflık]]></category>
		<category><![CDATA[küçük esnaf]]></category>
		<category><![CDATA[marka oluşturmak]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3240</guid>
		<description><![CDATA[Karikatür: Selçuk Erdem Eğri oturup doğru konuşmak lazım. Türkiye birçok konuda gelişmiş ülkelerle aşık atacak seviyede değil, o seviyeye ulaşmasına da çok vakit var. Yine de Türkiye ile gelişmiş ülkeleri birbirinden ayıran en önemli olgulardan biri, Türk insanının samimiyeti ve bu samimiyetin ticarete yansıması diye düşünüyorum. Esnaflık güzeldir Türkiye’de. Küçük esnaflığın birçok detayında Ahilik etkilerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-3244" title="Esnaflik herkesin harci degil" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/12/esnaf.jpg" alt="Esnaflik herkesin harci degil" width="421" height="506" /><em>Karikatür: Selçuk Erdem</em></p>
<p>Eğri oturup doğru konuşmak lazım. Türkiye birçok konuda gelişmiş ülkelerle aşık atacak seviyede değil, o seviyeye ulaşmasına da çok vakit var. Yine de Türkiye ile gelişmiş ülkeleri birbirinden ayıran en önemli olgulardan biri, Türk insanının samimiyeti ve bu samimiyetin ticarete yansıması diye düşünüyorum.</p>
<p>Esnaflık güzeldir Türkiye’de. Küçük esnaflığın birçok detayında Ahilik etkilerini görebilirsiniz. Alışverişlerdeki samimiyette, müşteriye gösterilen alâkada, bulunulan ikramlarda hâlâ önce insan diyen ve kârı ikinci planda tutan Ahiliğin izleri bulunur.</p>
<p>Zaten olması gereken bu tip detaylar, günümüzde marketing derslerinde okutulur, üzerine tezler yazılır; müşterisinin güvenini kazanmak isteyen büyük markalar bu gelenekleri çok yeni bir şeymiş gibi sunup, yararlanmaya çalışırlar.</p>
<p>Ne kadar samimi görünürlerse görünsünler, işin arkasında “karşıdaki dükkân henüz siftah etmedi, kalan alışverişinizi oradan tamamlayın” diyen eski esnafların değil, “rakip markanın iflas etmesi için neler yapabilirim” diye düşünen kâr odaklı şirketlerin mantalitesi olduğu için, yapmacık olur bu ilişkiler.</p>
<p><span id="more-3240"></span>Cep telefonunuza bankanızdan aynı dakikada iki SMS düşebilir. İlk SMS’de “doğum gününüz kutlu olsun, sizi çok seviyoruz, birlikte nice yıllara :)” yazarken, ikinci SMS’de “ödesene lan borcunu, icraya veririm bak” yazabilir.</p>
<p>Kurum kimliğindeki o sıcaklığın, samimiyetin arkasında bir makine olduğunu bilirsiniz.</p>
<p>Elbette ki bunlar olacak. Günümüzün ekonomik gereksinimleri bu yönde. Çünkü siz “karşıdaki dükkân siftah etsin,” diye müşterinizi oraya yolladığınızda, karşıdaki dükkân “bana vergi cezası kestiniz, ona da kesin,” diyecek ve size vergi memurlarını yollayacaktır.</p>
<p>İnsanlar ne kadar bilinçli tüketici rollerine bürünseler de, sizin atacağınız tüm yemleri yutarlar. Müşterinizin doğum gününde atacağınız bir SMS, onun size üç müşteriyle birlikte dönmesini sağlar.</p>
<p>Çok fazla şişirildiğini düşündüğüm sosyal medya ortamlarında birkaç kişiye ürünlerinizden birkaçını hediye ederseniz, ne kadar üçkâğıtçı bir firma olursanız olun, hakkınızda methiyeler düzülür.</p>
<p>Evimin yakınlarında büfe/bakkal karışımı üç dükkân var. Her sabah çıkarken mutlaka sigara alırım, ama sadece birini tercih ederim. Nedeni çok basit.</p>
<p>Buraya taşındığımda diğer iki dükkânı da denedim. Birini ihtiyar bir kadın, diğerini iki genç adam işletiyor. İhtiyar kadın sigara sorduğumda televizyona bakmaktan benimle ilgilenmeye fırsat bulamazdı. Gençler ise daha ikinci günde içeri giren müşteriye aldırmadan akşamki maçı tartışmaya devam edip, beni de tartışmaya dahil etmeye çalıştıkları için kendilerinden de dükkânlarından da tiksindirdiler. İkisini de birer hafta süreyle denedim, olmadı.</p>
<p>Üçüncü hafta, halen alışveriş yapmakta olduğum dükkânı denedim. İki gün üst üste sigara aldım, üçüncü gün dükkâna girdiğimde ben daha bir şey söylemeden raftan sigaramı alıp önüme koydu adam. O zamandan beri, dükkâna her girdiğimde gülümseyip “hoş geldin abi” diyerek verir sigaramı. Ben de sadece sigarayı değil, diğer iki dükkânda belki daha ucuz olabilecek ihtiyaçlarımı bile ondan alırım. Kazıklanmış mı oldum?</p>
<p>Ne kadar basit değil mi? Sadece müşteriyi hatırlamak, güler yüz göstermek ve “hoş geldin” demek yetti beni müşteri olarak garantilemesine.</p>
<p>Bunu büyük marketlerle, iş dünyasıyla karşılaştırıp, “nedir yani Trader Joe’s sana hoş geldin diyor mu, Vons sana sigara mı ikram etti” gibi sorular sormayın. Büyük marketlerde bunu beklemiyoruz zaten.</p>
<p>Ben diğer dükkânlarda daha ucuza bulabileceğim ihtiyaçlarımı bu dükkândan alıyorsam, şu gerizekâlı marketin reklam teması olarak kullandığı öküzlerden biri mi oluyorum? Hani tüm outdoor alanlarını reklamlarıyla kaplamışlardı ya, “burada daha ucuzu varken başka yerden alacak kadar inek miyim?” diye soruyorlardı.</p>
<p>Değilim, bilakis “bizden alışveriş yapmayan öküzdür,” diyecek kadar alçalan, en laubali dille reklam yapan bir firmadan alışveriş yapmayarak doğru yolda gittiğimi biliyorum.</p>
<p>Eski gelenekler, olması gereken şeyler bugün inovasyon diye, müşteri memnuniyeti diye sunuluyor, bilinçli müşteri olmakla övünen “modern” şehir insanı da bunları yiyor ya, en çok ona acıyorum.</p>
<p>Son kullanıcıyla muhatap olmayan bir ithalatçıyım sadece, ama getirdiğim ürünlerin bile kendini büyük marka olarak lanse eden firmaların elinde rezil edildiğini gördükçe kendimden utanıyorum.</p>
<p>Samimiyet ve laubalilik birbirinden çok farklı şeyler. Firma ismi vermeyecektim ama örnek için söylüyorum, samimi olmaya çalışırken kendinden tiksindiren Atlas Jet, Media Markt, Avea gibi firmalardan olmayın. Aradaki farkı koruyun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/esnaf-samimiyeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/12/esnaf-416x500.jpg' length ='85904'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Kulak temizlemede inovasyon fikirleri</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kulak-temizlemede-inovasyon-fikirleri.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kulak-temizlemede-inovasyon-fikirleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Nov 2009 11:55:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[aspiratör yöntemiyle kulak temizleme]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kul-tem kulak temizleme mumları]]></category>
		<category><![CDATA[kulak mumu]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizleme]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizleme çubuğu]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizleme mumu]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizletme]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizliği]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2961</guid>
		<description><![CDATA[Küçükken annelerimiz nasıl temizlerdi kulaklarımızı? Ucu ıslatılmış havluyla kulağı mıncıklananlar kimler? Şahsen en nefret ettiğim şey kulak temizliğiydi küçükken. Küçük çocuklar genelde banyodan kaçar ama ben banyoyu sever, banyo sonrası kulak temizleme seansına gelindiğinde yaygarayı basardım. Evin içindeki uzun kovalamacanın ardından güdümlü anne terliğiyle durdurulur, kulaklarıma giren ıslak havlunun acısına katlanmak zorunda kalırdım. Ta ki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2972" title="Kulak temizleme çocuklar için işkencedir!" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/kulak.jpg" alt="Kulak temizleme çocuklar için işkencedir!" width="420" height="315" />Küçükken annelerimiz nasıl temizlerdi kulaklarımızı? Ucu ıslatılmış havluyla kulağı mıncıklananlar kimler?</p>
<p>Şahsen en nefret ettiğim şey kulak temizliğiydi küçükken. Küçük çocuklar genelde banyodan kaçar ama ben banyoyu sever, banyo sonrası kulak temizleme seansına gelindiğinde yaygarayı basardım. Evin içindeki uzun kovalamacanın ardından güdümlü anne terliğiyle durdurulur, kulaklarıma giren ıslak havlunun acısına katlanmak zorunda kalırdım.</p>
<p>Ta ki dedemin taktiğini annem de uygulamaya başlayana kadar. Dedem kulağına bir şey sokmazdı çünkü. Kâğıttan huni yapıp ucunu yakar, kulağına dikerdi. Kâğıdın ucu yandıkça oluşan vakum, kulağındaki bütün kirleri o huninin içine çekerdi. Bunu yaparken sık sık görmüştüm dedemi. Hatta arkadaşlarına falan da yapardı aynı işlemi. Sonradan öğrendim ki dedemin fikri değilmiş, yüzyıllardır kullanılan bir yöntemmiş.</p>
<p><span id="more-2961"></span>Zaten beni kulak temizleme ızdırabından kurtaran da dedem oldu. Biraz geç kalsa da, taktiğini anneme öğretti ve kulağımda yanan ateşle mutlu mesut dakikalar geçirdim.</p>
<p>Her kâğıtla olmazdı bu işlem. Gazete kâğıdı olursa hemen biter, kalın bir kâğıt olursa hemen söner. Kasaplarda bunun için yağlı kâğıt satılırdı, kulağa dikince uzun uzun yanardı.</p>
<p>Aslında teknik olarak çok iyi bir fikir. Kulak temizliği önemli bir olay. Ama biz kulaklarımızı temizlediğimizi düşünürken, aslında kendimize zarar veriyoruz. Nasıl temizleriz kulaklarımızı? Duş sonrası kulak temizleme çubuğunu kulağımıza sokup kurcalarız, sonra da pamuğa yapışanları görünce &#8220;vayyy ne pis adammışım lan ben,&#8221; falan deriz. Kulağımızı temizlediğimizi düşünürüz.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-2975" title="Kulak cubugu zari delebilir." src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/kulakzar.jpg" alt="Kulak cubugu zari delebilir." width="420" height="398" /><em>Kulakları temizleme çubuğuyla kurcalamak zarın delinmesine ve sağırlığa yol açabilir! Üstteki şekilde zarı bir ok gibi delip geçen temizleme çubuğu var.</em></p>
<p>Oysa temizlediğimiz falan yok. Yaptığımız işlem biriken kirleri kulağın derinliklerine ittirmekten başka bir şeye yaramıyor. Kulaklarımızı temizlediğimizi düşünüp psikolojik olarak rahatlıyoruz ama dipte birikenler yüzünden gelecekteki sağlık sorunlarına da davetiye çıkarıyoruz. Üstelik üstteki şekilde olduğu gibi, kulak zarını delme tehlikesi de cabası.</p>
<p>Bu kadar uzun uzun neden yazdım? Çünkü süper bir şey keşfettim ben.</p>
<p>Eskisi gibi kasaplardan yağlı kâğıt almakla uğraşmayacağımız bir devirde yaşadığımızın farkına varan bir firma, bu işin mumunu üretmiş. Evet, kulak temizleme mumu!</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-2977" title="Kulak temizleme mumu" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/kulak1.jpg" alt="Kulak temizleme mumu" width="420" height="315" />İnce boru şeklinde, 22 cm uzunluğunda bir mum düşünün. Ucunu yakıp kulağınıza dikiyorsunuz, oluşan vakum etkisi kulakta ne var ne yok çekiyor. Üstelik kasaptan kâğıt alarak elle yaptığınız bir dalgamatik olmadığı için sağa sola külü dökülmüyor, yakmıyor, tertemiz görüyorsunuz işinizi.</p>
<p>Söylediklerimi kafada canlandırmak için bu mumlardan bir tane alın ve kullanın. Hatta önce kulaklarınızı iyice temizleyin, temiz olduğuna inandığınız kulaklarınızda deneyin. Ben öyle yaptım. Elde ettiğim sonucu burada paylaşırsam dalga geçersiniz, o yüzden herkes kendi evinde yapıp kendisiyle dalga geçsin.</p>
<p>Ben işte böyle firmaları seviyorum. &#8220;Amanin kriz var ühüh&#8221; diye ağlayanları veya yenilik ayağına taşı boyayıp satmaya çalışanları değil, insanlara gerçekten faydalı olabilecek ürünleri bulup ortaya çıkaranları&#8230;</p>
<p><a href="http://www.kulaktemizleme.com/" target="_blank">Kul-Tem Kulak Temizleme Mumları&#8217;</a>nın üreticisi Armoni Medikal&#8217;i o nedenle tebrik etmek istiyorum.</p>
<p>Ricamı kırmayıp İstanbul&#8217;dan Los Angeles&#8217;a gönderim yaptıkları için ayrıca bir de teşekkür ederim.</p>
<p>Kulak mumlarının kullanımını tarif eden videoyu aşağıda izleyebilirsiniz.</p>
<div><object width="420" height="339" data="http://www.dailymotion.com/swf/xb62s4" type="application/x-shockwave-flash"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/xb62s4" /><param name="allowfullscreen" value="true" /></object> Mankenleri de hoş kızmış ayrıca, Allah bağışlasın.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kulak-temizlemede-inovasyon-fikirleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/kulak-300x225.jpg' length ='15944'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Sağlık sektörüne para lazım</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/saglik-sektorune-para-lazim.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/saglik-sektorune-para-lazim.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Nov 2009 00:48:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[at gribi]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz et sanayicileri ve damızlıkçılar birliği]]></category>
		<category><![CDATA[carlos alberto morales paitan]]></category>
		<category><![CDATA[domuz gribi]]></category>
		<category><![CDATA[donald rumsfeld]]></category>
		<category><![CDATA[dünya sağlık örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[gıda sektörü]]></category>
		<category><![CDATA[gilead sciences]]></category>
		<category><![CDATA[h1n1]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[köy tavuğu]]></category>
		<category><![CDATA[köy yumurtası]]></category>
		<category><![CDATA[kuş gribi]]></category>
		<category><![CDATA[margaret chan]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[organik tarım]]></category>
		<category><![CDATA[relenza]]></category>
		<category><![CDATA[roche]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı tavuk bilgi platformu]]></category>
		<category><![CDATA[tamiflu]]></category>
		<category><![CDATA[uğur dündar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2946</guid>
		<description><![CDATA[Ben küçükken Şile’ye pikniğe giderdik. Ümraniye yolları stabilizeydi, Ümraniye Sondurak dediğimiz yer gerçekten de son duraktı. Daha ileri gitmezdi otobüsler. Ümraniye’yi geçtikten yol kenarında kızarmış piliç satan dükkânlar olurdu. Biraz daha gidip Ömerli’yi de geçince mevsimine göre mısırcılar, gözlemeciler, meyve sebze satanlar da olurdu. Acarkent falan yoktu o zamanlar, Beykoz Konakları da yoktu. Bugün villaların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2956" title="kus gribi yalan dolandir!" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/kusgribi.jpg" alt="kus gribi yalan dolandir!" width="410" height="268" />Ben küçükken Şile’ye pikniğe giderdik. Ümraniye yolları stabilizeydi, Ümraniye Sondurak dediğimiz yer gerçekten de son duraktı. Daha ileri gitmezdi otobüsler. Ümraniye’yi geçtikten yol kenarında kızarmış piliç satan dükkânlar olurdu. Biraz daha gidip Ömerli’yi de geçince mevsimine göre mısırcılar, gözlemeciler, meyve sebze satanlar da olurdu.</p>
<p>Acarkent falan yoktu o zamanlar, Beykoz Konakları da yoktu. Bugün villaların cirit attığı yerlerde çakalların gezdiği ormanlar vardı. Bunları hatırlıyorum diye 100 yaşında zannetmeyin beni, sadece 15–16 sene öncesinden bahsediyorum.</p>
<p>Çevresindeki ormanları kemire kemire Şile’ye kadar dayanan İstanbul sadece ormanları değil, orman köylüsünü, bir şekilde yaşamaya devam eden o sakin kasaba yaşamını da yok etti.</p>
<p>“Eski günler ne güzeldi üf yaa,” diye ağlayacak değilim, böyle olması gerektiği için böyle oldu. Son 50 yılda milyonlarca insanın koşarak gelip doluştuğu bir şehirden bahsediyoruz, daha farklısı beklenemezdi.</p>
<p>Ben “Ümraniye köydü,” diyorum, babam “Maslak’ta çakallar gezerdi,” diye anlatıyor. Eğer dönüp gelir de İstanbul’da yaşarsam çocuklarım Ömerli&#8217;deki, Şile’deki gökdelenleri, iş merkezlerini gösterip “eskiden ormandı buralar” diyecekler. Göç engellenmedikçe, normal gelişmeler bunlar.</p>
<p>Aslında kafama takılan başka bir şey bugün.</p>
<p>Bütün dünya aylardır Domuz Gribi tantanasıyla yatıp kalkıyor. Aşılar, ilaçlar, maskeler yok satıyor. Türkiye&#8217;de Sağlık Bakanı “herkes aşı olsun,” derken Başbakan kalkıyor, “bana ne ben aşı olmam, gerek yok,” diyor.</p>
<p><span id="more-2946"></span>Plan basit. Eğer salgından ölürseniz Sağlık Bakanı diyecek ki, “size grip aşısı olun dedik, olmadınız. Müstahak size!”</p>
<p>Eğer aşının yan etkileri yüzünden sakata gelirseniz de Başbakan diyecek ki, “ben olmadım, size de olmayın dedim, müstahak size.” Ne güzel proje, öyle değil mi?</p>
<p>Bundan önce de Kuş Gribi diye bir tantana olmuştu.</p>
<p>Kuş Gribi dönemi bana çok ilginç gelmişti. Çünkü medyanın Kuş Gribi’yle yatıp kalktığı günlerde ben Ankara’da askerlik yapıyordum.</p>
<p>Askerlik yaptığım kışlanın yemekhanesi 600 kişilikti. Dört kişilik masalarda bir kâse içinde dilimlenmiş ekmekler olur, yemeğini alan masaya kurulurdu. Klasik tabldot sistemi işte. Burada ilginç olan ise şuydu:</p>
<p>Biz yemeğimizi alıp masaya oturmadan önce, ekmeklerimizi kuşlar didiklerdi. Yemekhanede uçuşan onlarca serçe ve bir dünya güvercin ekmekleri yeterince didikledikten sonra biz de masaya oturur, o ekmeklerle birlikte yemeğimizi yerdik.</p>
<p>Yemek sonrası gazinoda sigara çay muhabbeti yaparken televizyonda haberler dönerdi:</p>
<p>“Kuş Gribi yine can aldı sayın seyirciler. Ankara’da şu kadar kişi öldü, önlem için şu kadar ördek itlaf edildi.”</p>
<p>Sonra reklamlar başlardı. Kuş Gribi’ne karşı birleşen tavuk üreticilerinin <a href="http://www.sagliklitavuk.org/" target="_blank">Sağlıklı Tavuk Bilgi Platformu</a> adıyla bir birlik kurduğu, köy tavuklarının tehlikesine karşı çiftlik tavuklarının ne kadar sağlıklı olduğu anlatılırdı reklamlarda. <em>(Bu birliğin adı <a href="http://www.besd-bir.org/" target="_blank">Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliği </a>de olabilir, tam hatırlamıyorum. )</em></p>
<p>Böcek kovalayarak ilerlediği kariyerinde cahil halkın güvenine bol bol mazhar olan <a href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/ugur-dundari-uzmusler.html" target="_blank">Uğur Dündar</a> da bunların reklamlarında galoşla, boneyle fabrika gezer, “evet, fabrika davuu süper bişiy, köy davuu pis bişiy” diye lak lak konuşurdu.</p>
<p>Askerlik öncesi Şile’ye gider, yumruk kadar köy yumurtaları, kocaman ve leziz tavuklar alabilirdim. Askerden dönünce güvercin yumurtası kadar yumurtalara, kayış gibi tavuk etine mecbur kaldım. Çünkü Kuş Gribi bahane edilerek, kümes hayvancılığı bitirilmişti bu ülkede. Köylünün elindeki tavuk itlaf edilmiş, köyünde yaşayan adam bile Banvit’e, Bey Piliç’e muhtaç olmuştu.</p>
<p>Şile yollarındaki kızarmış piliççiler birer birer kapandılar, kızarmış piliç satan dükkânlarda 45 günde tavukluğa erişmiş acayip mahlûklar satılmaya başlandı. Yapay ışıklarla aldatılıp günde iki kez yumurtlatılan tavukların götü daraldı anasını satayım, güvercin yumurtası gibi yumurtalara talim eder olduk.</p>
<p>Köy tavukçuluğu sağlıklı ve lezzetli tavuk üretimini de beraberinde götürdü ölürken. Her zaman söylerim, <strong>sağlık sektörü gıda sektörüyle el ele çalışır. Gıda sektörü size sağlıklı besinler sunarsa sağlık sektörünün işi bozulur.</strong> O nedenle sürekli saçmalamak zorundadır bilim adamları ve gıda sektörünün üreticileri. Bugün ak dediklerine yarın kara diyebilirler, çünkü ilaç firmaları öyle ister.</p>
<p>Lamı cimi yok, eğer Kuş Gribi şişirme değil de gerçekten var olan bir salgın olsaydı, Ankara’daki bütün askerler telef olurdu. Kuş Gribi’nin Türkiye’deki en önemli etkisi tavuk sektöründeki firmalara oldu. Yok edilen köy tavukçuluğundan boşalan pazara da onlar çöreklendiler.</p>
<p>Peki, sadece tavuk firmaları mı oldu bu işten nemalanan? Hayır.</p>
<p>Her yıl iki milyon insanın ishalden öldüğü bir dünyada, Kuş Gribi’nden ölen insan sayısı birkaç yüzü bile zor geçerken bütün dünyanın “Kuş Gribi geldi, hepimiz ölcez ühüh” diye sızlanmasının, medyanın sürekli insanlara gaz vermesinin arkasındaki sebep sizin pek kıymetli sağlığınız değil.</p>
<p>Deli Dana, Kuş Gribi, Kene, Domuz Gribi derken seneye gelecek olan hastalık bile belli: <strong>At Gribi.</strong> İnanmayan bekleyip görsün.</p>
<p>İlaç firmaları güzel kâr ettiler bu salgından. Aşılar, maskeler, ilaçlar gırla gitti, milyarlarca dolarlık bir pazar açtılar kendilerine.</p>
<p>Birkaç gündür Perulu bir doktorun yazdığı iddia edilen bir e-posta dolanıyordu internette. Üşenmedim, Carlos Alberto Morales Paitán adlı bu doktorun yazdığı blogu buldum. <a href="http://diariodawikipedista.blogspot.com/2009/07/gripe-gripe-suina-influenza-a-h1n1_29.html" target="_blank">Evet o yazmış, buradan görebilirsiniz.</a></p>
<p>Yazı Portekizce, eğer İspanyolcanız varsa da az çok anlarsınız ne demek istediğini. Teyit ettiğim için forward maillerde gezen Türkçe tercümesini de ekliyorum:</p>
<p><em>(Bush’un çevresindeki adamların ortak oldukları şirketleri araştırırken denk gelmiştim bu yazıda geçen bilgilerden birine. Donald Rumsfeld denen dallama gerçekten de <a href="http://www.gilead.com/" target="_blank">Gilead Sciences</a> adlı firmanın yöneticisi ve ortağı. Irak&#8217;a saldıracak yürek var ama şirketin <a href="http://www.gilead.com/corporate_overview" target="_blank">halka açık belgelerinde</a> ismini gösterecek göt yok kendisinde. Her yerde var böyle tipler.)</em></p>
<blockquote><p>Dünyada 2000 kişi domuz gribine yakalandı; tüm dünya maske takma yarışında. 25 milyon insan AIDS&#8217;e yakalandı; kimse prezervatif kullanmak istemiyor. Domuz gribinin arkasındaki ekonomik çıkarlar nelerdir? Dünyada her sene milyonlarca insan malaryadan ölüyor. Oysa basit bir tül sineklik onları koruyabilir. Gazeteler bundan bahsetmiyor! Dünyada her sene 2 milyon çocuk ishalden ölüyor. Oysa 23 cm’lik bir serum onları kurtarabilir. Gazeteler bundan bahsetmiyor! Kızamık ve zatürree ve diğer hastalıklardan her sene 10 milyon insan ölüyor. Tüm bu insanlar daha ucuz ilaçlarla kurtulabilir. Gazeteler bunlarda da bahsetmiyor!</p>
<p>Bundan yaklaşık 10 yıl önce kuş gribi çıktığında bütün gazeteler bizi bilgiye boğdu. Gazeteler bütün dünyayı tehdit eden sadece bu tavukların korkunç hastalığından bahsediyordu. O diğer salgınlardan daha tehlikeliydi. Buna rağmen toplam insan kaybı 10 senede 250. Yani senede 25! Normal grip senede yarım milyon can alıyor. 25&#8242;e karşı yarım milyon!</p>
<p>Sadece bir saniye: Niçin kuş gribinden bu kadar bahsedildi?</p>
<p>Çünkü bu tavukların arkasında bir &#8220;horoz&#8221; vardı, büyük ibikli bir horoz.</p>
<p>Uluslararası <strong>Roche</strong> ilaç grubu Asya ülkelerine milyonlarca doz <strong>Tamiflu</strong> sattı, İngiltere hükümeti halkını korumak için 14 milyon doz satın aldı. Kuş gribi sayesinde Roche ve Relenza, iki büyük ilaç grubu milyonlarca dolar kar ettiler. Dün tavuklarla, bugün domuzlarla&#8230;</p>
<p>Evet, bugün domuz gribi psikozu başlatıldı. Tüm dünya medyası sadece bundan bahsediyor.</p>
<p>Ekonomik global krizden bahseden, Guantanamo&#8217;daki işkencelerden bahseden yok!</p>
<p>Sadece domuz gribinden ve domuzlardan bahsediliyor.</p>
<p>Kendi kendime soruyorum: Eğer tavukların arkasında bir &#8220;horoz&#8221; varsa, domuz gribinin arkasında neden büyük bir domuz olmasın?</p>
<p>Kuzey Amerikalı Gilead Sciences Tamiflu’nun sahibi. Bu işletmenin en büyük hissedarıysa tam bir kişilik: <strong>Donald Rumsfeld!</strong> George Bush dönemi savunma bakanı, Irak savaşının stratejisti!</p>
<p>Roche ve Relenza hissedarları milyonlarca dolarlık Tamiflu satışı nedeniyle ellerini ovuşturuyorlardır. Gerçek &#8220;epidemi&#8221; çıkar salgınıdır, sağlık paralı askerlerinin çıkarları.</p>
<p>Çeşitli ülkelerin aldığı önlemleri inkâr etmiyorum.</p>
<p>Eğer domuz gribi söylendiği gibi gerçekten dünyayı tehdit eden büyük bir salgınsa, Dünya Sağlık Örgütü’nün başındaki Çinli Margaret Chan bu hastalıktan o kadar tedirgin oluyorsa neden o zaman bu hastalığı dünya sağlığını tehdit eden bir hastalık olarak ilan edip, hastalığa karşı savaşmak için jenerik türevlerinin üretilmesini önermiyor?</p>
<p>Roche ve Relenza’nın ruhsatlarının iptalini isteyip yerine her ülkenin kendi üreteceği jenerik türevlerini üretmiyorlar?</p></blockquote>
<p>Forward emaillerde gezen yazılardan alıntı yapmak pek adetim değildir ama bu yazının kaynağını bulduğum ve ilginç geldiği için eklemek istedim. Üzerimizde ne oyunlar oynanıyor, uyanın!!!11!1! demiyorum, bilin yeter. Uyanmanıza gerek yok, çünkü değiştirebileceğiniz hiçbir şey yok.</p>
<p>Şunu bilin sadece: Medya bir konuyu uzun süre gündem malzemesi yapıyorsa, o işin arkasında bir pislik vardır. Bütün medya bir kişiye yüklendiyse, o kişi haklıdır. Bütün medya bir kişiyi yüceltiyorsa, o kişide bir yamukluk vardır. <strong>Medya kim kemik verirse onun ayağını yalar.</strong> Medyayı doyuracak paranız varsa ABD&#8217;ye komünist rejim, Çin&#8217;e İslami rejim getirebilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/saglik-sektorune-para-lazim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/kusgribi-300x196.jpg' length ='16040'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Pit Cafe</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/pit-cafe.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/pit-cafe.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Sep 2009 14:22:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Sanal Alem]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[motor sporları]]></category>
		<category><![CDATA[otomotiv]]></category>
		<category><![CDATA[pit cafe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2419</guid>
		<description><![CDATA[Otomotiv ve motor sporları hakkında bir blog açmayı uzun zamandır düşünüyordum ama bir türlü harekete geçmemiştim. Birkaç gün önce bir arkadaşım, daha önce kendi projesi için aldığı domaini bana vermeyi teklif edince apar topar bir WordPress tema atarak siteyi yayına açıverdim. Pit Cafe&#8217;de otomotiv sektörü, Formula 1 başta olmak üzere motor sporları, transferler, sponsorluk ilişkileri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Otomotiv ve motor sporları hakkında bir blog açmayı uzun zamandır düşünüyordum ama bir türlü harekete geçmemiştim. Birkaç gün önce bir arkadaşım, daha önce kendi projesi için aldığı domaini bana vermeyi teklif edince apar topar bir WordPress tema atarak siteyi yayına açıverdim.</p>
<p>Pit Cafe&#8217;de otomotiv sektörü, Formula 1 başta olmak üzere motor sporları, transferler, sponsorluk ilişkileri hakkındaki düşüncelerimi yazıya dökmeyi düşünüyorum.</p>
<p>Pit Cafe&#8217;yi <a href="http://www.pitcafe.com" target="_blank">www.pitcafe.com</a> adresinde ziyaret edebilirsiniz, bekleriz efendim :)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/pit-cafe.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/colinmcrae-300x240.jpg' length ='20113'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Bazen meslekler de ölür</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bazen-meslekler-de-olur.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bazen-meslekler-de-olur.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2009 14:21:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Sanal Alem]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[korsan müzik]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[sansür]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2257</guid>
		<description><![CDATA[“Büyük marketler bizi bitirdi abi,” diyordu dükkânı kapatırken. 24 yıldır bakkallık yaptığı mahallenin hemen yakınına açılan hipermarkete sitem ediyordu. “Müşteri sadece ekmek, sigara, gazete almak için buraya uğrar oldu, bir de akşamları kapının önünde bira muhabbeti yapmak için. Kapı komşum bile her şeyi marketlerden alıyor, elinde market poşetleriyle geçiyor buradan. O da haklı, ucuza alıyor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2266" title="korsan muzik zararli mi" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/korsanmuzik.jpg" alt="korsan muzik zararli mi" width="420" height="315" />“Büyük marketler bizi bitirdi abi,” diyordu dükkânı kapatırken. 24 yıldır bakkallık yaptığı mahallenin hemen yakınına açılan hipermarkete sitem ediyordu.</p>
<p>“Müşteri sadece ekmek, sigara, gazete almak için buraya uğrar oldu, bir de akşamları kapının önünde bira muhabbeti yapmak için. Kapı komşum bile her şeyi marketlerden alıyor, elinde market poşetleriyle geçiyor buradan. O da haklı, ucuza alıyor marketten. Ben ucuz satamam ki, market şu domatesi tarladan alıyor, ben halden bile alamıyorum.”</p>
<p>“Ne yapacaksın peki?” diye sordum. Mesleği tedavülden kalkıyordu <strong>Bakkal İhsan’</strong>ın.<span id="more-2257"></span></p>
<p>“Yıllarca bakkallık yaptım, başka iş gelmez elimden, memlekete giderim herhalde. Bu yaştan sonra emir altında çalışmak kolay olmaz bana, çoluk çocuk büyüdü hem, ekmek tutuyor elleri.”</p>
<p>Son konuşmamızdı bizim. Birkaç ay sonra Türkiye’ye yeniden uğradığımda CD dükkânı gördüm yerinde.</p>
<p>Bakkal İhsan’ın mesleği uzun ömürlüydü, açtığı dükkânda yıllarca para kazanmış, üç de çocuk büyütmüştü. Onun sattığı ekmeklerle büyüyen Emre’nin açtığı bilgisayar dükkânı o kadar uzun ömürlü olmadı.</p>
<p><strong>Emre,</strong> liseyi bitirince heveslenmişti bilgisayar işine. 90’ların sonunda patlayan bilgisayar ve teknik servis işi, bilgisayardan anlayan her gencin heves ettiği bir meslek dalı oluvermişti.</p>
<p>İhsan Bakkal’ın dört dükkân üstüne bir &#8220;bilgisayarcı&#8221; açtı Emre. Mahallelinin, esnafın, hatta birkaç büyük şirketin de bilgisayar teknik servis işlerine koşar, network kurar, sadece Windows ile ilgilenmez, az çok Linux’tan da anlardı. Yeni çıkan oyunlar, yeni müzik albümlerinin mp3 versiyonları hep Emre’den sorulurdu.</p>
<p>Bilgisayardan da iyi anlardı kerata, beceremediği şey yoktu. Birçok bilgisayar dergisine abone olmuş, kitaplar almıştı kendine. İşinin olmadığı vakitlerde yaşıtları gibi boş boş gezmek yerine kendini geliştirmiş, çevredeki esnafın, şirketlerin en sevdiği “bilgisayarcı” haline gelmişti.</p>
<p>Yeterince para kazandıktan sonra yan dükkânı da kiralayıp güzel bir vitrin yaptı, bilgisayar satmaya başladı. &#8220;Toplama bilgisayar&#8221; satar, marka bilgisayarların zararından, upgrade sorunlarından bahsederek esnafı bilgilendirirdi.</p>
<p>Birkaç yıl sonra mahallenin dışındaki büyük iş merkezinin altına Vatan Bilgisayar bir şube açtı. Emre başlarda pek ilgilenmedi Vatan Bilgisayar’la ama bir süre sonra müşterileri kesilmeye başladı. Onu en seven esnaf arkadaşları bile “dostum haklısın ama Vatan’da senin sattığının yarı fiyatına satılıyor bu bilgisayar. Sana söz, bozulursa teknik servisine sen geleceksin,” demeye başladılar. Tüm marka bilgisayar firmaları garantili teknik servis vermeye başlayınca onun için de aramaz oldular Emre’yi.</p>
<p>Üstelik zaman içinde internet yaygınlaşmış, her evde kullanılır olmuştu. Artık kimse mp3 almak için, oyun yüklemesi için bilgisayar getirmiyordu Emre’ye. Para kazandığı güzel günler geride kalmış, ağzının tadını kaybetmiş, tek başına oturduğu küçük dükkânında bilgisayarda oyun oynar hale gelmişti Bilgisayarcı Emre.<br />
Önce bilgisayar satmak için tuttuğu yan dükkânı bıraktı, ardından kendi dükkânını kapatarak bir firmada işe başladı.</p>
<p>Gülerek “internet bitirdi bizi be,” diyip anlatıyordu; “Ellerimle besledim bu puşt interneti, modem sattım herkese, sayemde bilgisayarı interneti tanıyınca beni unuttular,” diyordu. Bir yandan da büyük bilgisayar mağazalarına veryansın ediyordu, “küçük esnaftım abi ben, devlet korumalıydı bence!”</p>
<p>Devlet korumadı küçük esnafını, Bakkal İhsan’lar, Bilgisayarcı Emre’ler, Terzi Ali’ler dükkânları kapatmak zorunda kaldılar.</p>
<p>Steinbeck, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cennetin_Do%C4%9Fusu_(roman)" target="_blank">Cennet’in Doğusu’</a>nda terzilik yapan <strong>Dessie Hamilton’</strong>dan bahsederken “bütün neşesi kaçmıştı Dessie’nin, dükkânına her gün gelen arkadaşları bile ondan alışveriş yapmaz olmuşlardı. Hazır giyinmek ayıp sayılmıyordu artık, üstelik daha ucuz ve pratikti,” diye anlatır. Dessie de dükkânını kapatıp kardeşinin çiftliğine yerleşmek zorunda kalmıştı.</p>
<p><strong>İnsanlar bazen devrin değiştiğine inanmıyorlar.</strong> Evrim sadece canlıların zaman içinde bulunduğu ortama ayak uydurmak için değişime uğraması değildir. Toplumlarda, meslek gruplarında sürekli bir yenilenme, güncellenme, değişim vardır. Zaten öyle olmasaydı hâlâ ateşin çevresinde oturup mızraklarımızı biliyor olurduk.</p>
<p>İnsanoğlu değiştikçe, geliştikçe yeni alanlar açıyor kendine. Yeni meslekler çıkarken eskileri yok ediyorlar. Bazı meslekler zirve noktasını yaşadıktan sonra az kazandırmaya başlıyor, bazıları da tarihten siliniyorlar.</p>
<p>Otomobiller nalbantları, fotoğraf çeken cep telefonları şipşak fotoğrafçıları, dijital fotoğraf makineleri film üreticilerini, marketler bakkalları, masaj salonları kaldırım orospularını, büyük mağazalar küçük esnafı bitirdi. Bu devinim devam edecek ve bugün gayet popüler olan ve iyi kazandıran birçok meslek 20 yıl sonra olmayacak. Bazen işsiz kalır insanlar, bazen ziyan olur tecrübeler, bazen boşa gider bazı ömürler. Ağlamak yok.</p>
<p>Anadolu’ya gittiğimizde veya Anadolu’yla ilgili televizyon programlarında denk geldiğimizde “vay be, neler varmış eskiden,” diyerek romantik gözlerle izlediğimiz <strong>süpürgeciler, nalbantlar, çömlekçiler, bakırcılar, kalaycılar</strong> artık yok. Mahallemizde dolaşıp <strong>elma şekeri, süt, yoğurt satanlar, bohçacı kadınlar</strong> işlerini bırakmak zorunda kaldılar.</p>
<p>Çünkü insanoğlu alternatifler buldu. Bu alternatifler hem daha kolay ulaşılabilir, hem de daha ucuz olunca <strong>eski mesleklere ihtiyaç kalmadı.</strong></p>
<p>Kimisi uzun ömürlü, kimisi kısa bir moda şeklinde devam eden ve zaman içinde yok olan mesleklere, müzik yapımcılığı da eklenecek yakında. Karşı çıkanlar sadece aşağılanarak, dalga geçilerek hatırlanacaklar gelecekte.</p>
<p>Milli Eğitim size matbaaya karşı çıkanların &#8220;gâvur icadı!&#8221; diyerek karşı çıktığını öğretir. Avrupa&#8217;da matbaanın yayılmasına karşı çıkan <strong>papazlar da mı gâvur icadı dediler matbaaya?</strong> Asıl mesele yüzlerce yıllık kâtiplik mesleğinin yok olması, el yazmacıların işsiz kalmasıydı. Babadan kalma mesleğin yok olmasına gönülleri razı gelmedi, önce romantikleştiler, sonra isyan ettiler.</p>
<p>El yazmacıları yazarlardan daha çok kazanırlardı. Yazar kitaptan bir kez kazanır, yazmacılar yıllarca kazanırdı. Müzik dünyası farklı mı sizce?</p>
<p>Günümüzde dijital müziğe karşı yaygara yapan müzik yapımcıları da onların yolunu takip ediyorlar.</p>
<p>Demiryollarına karşı çıkanlar, matbaaya karşı çıkanlar gibi gerici kafalar nasıl aşağılanıyorsa bugün, dijital film ve müziğe karşı çıkanlar da aynı şekilde hatırlanacaklar.</p>
<p><strong>Ancak müzik bitmeyecek.</strong> Kaliteli olan bir şey, ne kadar eski olursa olsun değerlidir. Kayıt cihazlarının bile olmadığı bir dönemde müzik yapan <strong>Pachelbel, Händel</strong> gibi sanatçıların eserlerini bugün nasıl dinleyebiliyorsak, günümüzde kaliteli müzik yapan sanatçıları da müzik yapımcıları olsa da olmasa da dinleyeceğiz gelecekte.</p>
<p>İnternet müziğe değil, yapımcıların verip medyanın kutsadığı sanatçı kimliğiyle ortalıkta dolaşan, gerçekte hiçbir değeri olmayanlara zarar verecek. <strong>Zaman kaliteli olanı koruyacak.</strong></p>
<p>Diğerleri ağlamaya devam edecekler. Bakkal İhsan, Terzi Dessie veya Bilgisayarcı Emre gibi “devlet bizi korumalıydı,” diyecekler köylerine geri dönerken.</p>
<p>Müzik binlerce yıldır insanoğlunun hayatında. 100 yıl önce birileri müziğin kaydedilebileceğini keşfetti ve yepyeni bir meslek dalı doğdu. Önce taş plaklar çıktı, sonra kasetler, CD’ler derken <strong>müziği kaydedip satarak para kazanmak</strong> büyük bir endüstri haline geldi.</p>
<p>Satılan albümlerden en büyük parayı da sanatçılar yerine yapımcılar, dağıtıcılar, avukatlar, telif hakkı uzmanları, menajerler kazandılar. Müziğin gerçek sahibi olan besteciler ve o müziği insanların dinlemesini sağlayan şarkıcılar, aranjörler, ne kazandıysa onunla yetinmeye çalıştılar.</p>
<p>Bu dönem, sanat ve ticareti birbirine karıştırarak, müzikle ilgilenen herkesin sanatçı olarak anılmasına neden oldu. <strong>Sanat yıllarca aşağılandı,</strong> zanaat ile karıştırıldı, bir albümle piyasaya çıkıp tek şarkıyla ünlü olan şarkıcıların yanında, gerçek sanatçıların esamisi okunmadı.</p>
<p>Gençliğinde tablolarını yakarak ısınan <strong>Picasso,</strong> bir beste için aylarını veren <strong>Händel,</strong> kitaplarını akıl hastanesinde yazacak kadar düşen <strong>Marquis de Sade</strong> gibi adamlar “hmm, büyük sanatçı” olarak anılıp bir kalemde geçilirken, 100 yıl sonra kimsenin hatırlamayacağı <strong>Ajda Pekkan, Hande Yener, Lady GaGa, Britney Spears</strong> gibi şarkıcılar <strong>Malibu’da, Brentwood’da, Nişantaşı&#8217;</strong>nda en rahat hayatları sürdüler.</p>
<p>Händel’in menajeri, yapımcısı, pazarlamacısı, reklâmcısı yoktu. <strong>Sanat için müzik yaptı,</strong> hepimiz kullandık bu müziği. Hatta utanmadık, <strong>Mozart’</strong>ın bestelerinden kapı zili, <strong>Pachelbel’</strong>in eserlerinden kamyon kornası yaptık. Gerçek müziği yapan o büyük besteciler ağlayıp zırlamadılar, hakaret etmediler hiçbirimize.</p>
<p>Fakat Hande Yener gibilerinin birkaç şarkısı <a href="http://www.youtube.com" target="_blank">YouTube’</a>da yayınlandı diye, Hande Yener’den önce MÜ-YAP ortama atlayarak sitenin kapanmasına yönelik dava açtı. Müziğin orada yayınlanması Hande’den çok ona zarar veriyordu çünkü. <strong>Ömrünün sonuna gelmiş bir meslek grubunun</strong> son temsilcilerinden biri olması, Bakkal İhsan’la aynı kaderi paylaşmaktan korkmasına sebep oluyordu.</p>
<p>Gazetelere çarşaf çarşaf haberler girmeye başladılar. “Korsan müzik yüzünden batıyoruz, sanatçılar albüm yapamaz hale geldi, bu gidişle müzik olmayacak!” dediler. Sanatçı diye savundukları, önce milyonlarca lira kazanıp ömrünün sonunda sefillik çeken, her fırsatta “devlet bize yardım etsin,” diye mızmızlanan ihtiyarların torunlarıydı.</p>
<p>Hande Yener albüm satışlarından gelecek parayla İstinye’de yeni bir ev alamayacağını anladı. Lady GaGa Santa Monica’nın kuzeyine çıkamayacağını, İbrahim Erkal yeni bir araba alamayacağını anladı.</p>
<p>Yapımcılar daha fazla kazanamayacaklarını, çok paraları olmadığı için televizyonlara çıkıp bilirkişi edalarıyla caka satamayacaklarını anladılar.</p>
<p>Ondan bu kavga. “İnternette müzik olmasın, aç kalırız” demekte haklılar. Yapım firmaları, dağıtıcılar aç kalacak, sanatçı adıyla ortalıkta dolaşan gereksizler temizlenecek, gerçek müzik ve gerçek sanatçı ise hiçbir zaman kaybolmayacak.</p>
<p>Çok sayıda arkadaşım var müzik ve sanat dünyasında çalışan, üzgünüm onlar için. Müzik, olması gerektiği gibi, sanat başlığında yer alacaksa, bir ressamın, bir heykeltıraşın standartlarında yaşayacak şarkıcılar da.</p>
<p>Müziğin kaydedilebildiğinin keşfi, müzisyenleri diğer sanatçılardan ayırarak zenginlik getirdi bir süreliğine. Ama <strong>artık o dönem bitti.</strong> Kim bilir, belki bir gün ressamlara da çok para kazandıracak bir meslek çıkabilir, bir süredir herkesin şarkıcılığa heveslenmiş olması gibi, o zaman da herkes ressamlığa heveslenir.</p>
<p>Kimse masal anlatmasın. Sanat naiftir. Bu kadar kaba bir toplumda bu kadar fazla sanatçı olmaz. Elimizi sallasak sanatçıya değen bir toplumda yaşıyoruz, bakalım gerçekten o kadar sanatçı ruhlu muyuz?</p>
<p>Günümüzde şarkıcıların bu kadar fazla olmasının sebebi insanoğlunun çok gelişip sanatın değerini yükseltmesi mi, yoksa müzik endüstrisinde iyi para olması mı?</p>
<p>Bir sanat dalı ne kadar çok para kazandırırsa o kadar popülerleşir, zanaata döner, bir o kadar da özelliğini yitirir. Çok para kazandırıyor diye ortalığı şarkı çöplüğüne çeviren şarkıcılar, üzerinden büyük kâr elde edebildiği için en dandik şarkıları bile çok büyük marifetmiş gibi pazarlayan yapımcılar, menajerler Bakkal İhsan’ın memleketine gidebilirler.</p>
<p>Şimdilik Facebook’da <strong>FarmVille</strong> oynayarak başlayın antrenman yapmaya, birkaç yıla kadar gidersiniz.</p>
<p>Bunu istemiyor musunuz?</p>
<p>O zaman kendinize yeni bir iş bulun.</p>
<p>Onu da mı istemiyorsunuz?</p>
<p><strong>O zaman sevgili müzik insanları, şapkanızı önünüze koyup düşünün.</strong> Hızla gelişen dijital dünyaya düşman olmak yerine ayak uydurmaya bakın. <strong>Müzik demek albüm satmak değildir,</strong> onu sizden bir önceki jenerasyon buldu ve uzun yıllar kaymağını yediniz. Artık, mesleğinizin bittiğini kabul edin, yeni bir yöntem bulun.</p>
<p>Dijital dünyayla iyi geçinmeye bakın. Site yasaklatmak hiçbir işinize yaramaz, bunu öğrenin. Taksim’in ortasında cep telefonumu açsam, binlerce insanın telefonuna onlarca şarkıyı transfer ederim, <strong>cep telefonlarını da mı yasaklayacaksınız?</strong></p>
<p>Bu teknolojiye düşman olmak yerine bu teknolojiden para kazanmayı öğrenemezseniz, birkaç yıl içinde Bakkal İhsan’la birlikte süt sağmaya başlayacaksınız, haberiniz olsun.</p>
<p>Haydi kalın sağlıcakla.</p>
<p><em>Not: Sevgili müzik dünyası, size bir tüyo vereyim. Orijinal albüm alırım ben. Ama herkesin albümünü değil. Tanımadığım sanatçıları keşfetme konusunda en büyük desteği de internetten alırım. İsmini ilk kez duyduğum bir şarkıcının albümüne müzik markette para verip almam, bunu kimse yapmaz.</em></p>
<p><em>Herhangi bir şarkısına internette denk geldiğim grubun/şarkıcının birkaç mp3&#8242;ünü indirip dinlerim, eğer beğenir ve dinlemeye karar verirsem bazen CD alırım, bazen iTunes&#8217;dan alırım. Çünkü beğendiğim müziği yapan kişinin para kazanmasını isterim. Şarkılarını beğenmediğim kişilerin albümlerini ne bedava, ne de para vererek dinlerim. (Yani beni Hande Yener mp3&#8242;ü indirdim diye suçlamayın, potansiyel müşteriniz değilim. O kadının albümünü internet olmasa da almayacaktım ki&#8230;)<br />
</em></p>
<p><em>İnternet, müziğin yayılması için en büyük etkendir. Eğer internet olmasaydı, kimse bu kadar fazla şarkıcıyı, müzik türünü tanıyamazdı. En büyük reklâmdır internet, korkmayın. Ama asıl korkunuz alternatif sanatçıları keşfeden internet kullanıcılarının sizin kakaladıklarınıza yüz vermemesiyse, o zaman yine Bakkal İhsan&#8217;a gitmek zorunda kalırsınız.<br />
</em></p>
<p><em>İnternette müziğin yasaklanması demek, benim ve benim gibi milyonlarca insanın farklı müziklere ulaşmasını ve beğenip satın almasını engeller. O zaman hiçbir şey satamazsınız. Korsanla gerçekten mücadele etmek istiyorsanız potansiyel müşterilerinizle dalaşarak değil, sokaktaki korsan müzik dükkânlarına dur diyerek başlayın. Engellediğiniz siteye her şekilde, her zaman girerim. Ama bir korsan müzik dükkânını kapattırdığınızda siz görmeden kimse girmez o dükkâna. Anlayın ulan artık, salak mısınız?</em></p>
<p><em>(Delikanlı gibi çıkıp &#8220;interneti savunan yok, o yüzden yasaklatıyoruz ama sokaktaki korsan müzik mafyasıyla dalaşmayı götümüz yemiyor,&#8221; derseniz dalga geçmeyeceğim, söz.)</em></p>
<p><span style="color: #666699;"><em>Düt: Çok fazla Hande Yener demişim. Hande kızımız burada sadece bir örnektir, siz o ismi keyfinize göre değiştirip Kendi, Lady GaGa, Ajda Pekkan, </em><em>İbrahim Erkal, Demet Akalın, hatta Metallica (oha!) falan koyabilirsiniz. Zevkler tartışılmaz. </em></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bazen-meslekler-de-olur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/korsanmuzik-300x225.jpg' length ='18808'  type='image/jpg' />	</item>
	</channel>
</rss>

