<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Delinin Kuyusu &#187; Pazarlama</title>
	<atom:link href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/category/reklam-pazarlama/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.delininkuyusu.com</link>
	<description>Bir deli, kuyuya bir akıllı atar ve olaylar gelişir!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Feb 2012 23:29:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Esnaf samimiyeti</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/esnaf-samimiyeti.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/esnaf-samimiyeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 00:46:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[esnaf ahlakı]]></category>
		<category><![CDATA[esnaflık]]></category>
		<category><![CDATA[küçük esnaf]]></category>
		<category><![CDATA[marka oluşturmak]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3240</guid>
		<description><![CDATA[Karikatür: Selçuk Erdem Eğri oturup doğru konuşmak lazım. Türkiye birçok konuda gelişmiş ülkelerle aşık atacak seviyede değil, o seviyeye ulaşmasına da çok vakit var. Yine de Türkiye ile gelişmiş ülkeleri birbirinden ayıran en önemli olgulardan biri, Türk insanının samimiyeti ve bu samimiyetin ticarete yansıması diye düşünüyorum. Esnaflık güzeldir Türkiye’de. Küçük esnaflığın birçok detayında Ahilik etkilerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-3244" title="Esnaflik herkesin harci degil" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/12/esnaf.jpg" alt="Esnaflik herkesin harci degil" width="421" height="506" /><em>Karikatür: Selçuk Erdem</em></p>
<p>Eğri oturup doğru konuşmak lazım. Türkiye birçok konuda gelişmiş ülkelerle aşık atacak seviyede değil, o seviyeye ulaşmasına da çok vakit var. Yine de Türkiye ile gelişmiş ülkeleri birbirinden ayıran en önemli olgulardan biri, Türk insanının samimiyeti ve bu samimiyetin ticarete yansıması diye düşünüyorum.</p>
<p>Esnaflık güzeldir Türkiye’de. Küçük esnaflığın birçok detayında Ahilik etkilerini görebilirsiniz. Alışverişlerdeki samimiyette, müşteriye gösterilen alâkada, bulunulan ikramlarda hâlâ önce insan diyen ve kârı ikinci planda tutan Ahiliğin izleri bulunur.</p>
<p>Zaten olması gereken bu tip detaylar, günümüzde marketing derslerinde okutulur, üzerine tezler yazılır; müşterisinin güvenini kazanmak isteyen büyük markalar bu gelenekleri çok yeni bir şeymiş gibi sunup, yararlanmaya çalışırlar.</p>
<p>Ne kadar samimi görünürlerse görünsünler, işin arkasında “karşıdaki dükkân henüz siftah etmedi, kalan alışverişinizi oradan tamamlayın” diyen eski esnafların değil, “rakip markanın iflas etmesi için neler yapabilirim” diye düşünen kâr odaklı şirketlerin mantalitesi olduğu için, yapmacık olur bu ilişkiler.</p>
<p><span id="more-3240"></span>Cep telefonunuza bankanızdan aynı dakikada iki SMS düşebilir. İlk SMS’de “doğum gününüz kutlu olsun, sizi çok seviyoruz, birlikte nice yıllara :)” yazarken, ikinci SMS’de “ödesene lan borcunu, icraya veririm bak” yazabilir.</p>
<p>Kurum kimliğindeki o sıcaklığın, samimiyetin arkasında bir makine olduğunu bilirsiniz.</p>
<p>Elbette ki bunlar olacak. Günümüzün ekonomik gereksinimleri bu yönde. Çünkü siz “karşıdaki dükkân siftah etsin,” diye müşterinizi oraya yolladığınızda, karşıdaki dükkân “bana vergi cezası kestiniz, ona da kesin,” diyecek ve size vergi memurlarını yollayacaktır.</p>
<p>İnsanlar ne kadar bilinçli tüketici rollerine bürünseler de, sizin atacağınız tüm yemleri yutarlar. Müşterinizin doğum gününde atacağınız bir SMS, onun size üç müşteriyle birlikte dönmesini sağlar.</p>
<p>Çok fazla şişirildiğini düşündüğüm sosyal medya ortamlarında birkaç kişiye ürünlerinizden birkaçını hediye ederseniz, ne kadar üçkâğıtçı bir firma olursanız olun, hakkınızda methiyeler düzülür.</p>
<p>Evimin yakınlarında büfe/bakkal karışımı üç dükkân var. Her sabah çıkarken mutlaka sigara alırım, ama sadece birini tercih ederim. Nedeni çok basit.</p>
<p>Buraya taşındığımda diğer iki dükkânı da denedim. Birini ihtiyar bir kadın, diğerini iki genç adam işletiyor. İhtiyar kadın sigara sorduğumda televizyona bakmaktan benimle ilgilenmeye fırsat bulamazdı. Gençler ise daha ikinci günde içeri giren müşteriye aldırmadan akşamki maçı tartışmaya devam edip, beni de tartışmaya dahil etmeye çalıştıkları için kendilerinden de dükkânlarından da tiksindirdiler. İkisini de birer hafta süreyle denedim, olmadı.</p>
<p>Üçüncü hafta, halen alışveriş yapmakta olduğum dükkânı denedim. İki gün üst üste sigara aldım, üçüncü gün dükkâna girdiğimde ben daha bir şey söylemeden raftan sigaramı alıp önüme koydu adam. O zamandan beri, dükkâna her girdiğimde gülümseyip “hoş geldin abi” diyerek verir sigaramı. Ben de sadece sigarayı değil, diğer iki dükkânda belki daha ucuz olabilecek ihtiyaçlarımı bile ondan alırım. Kazıklanmış mı oldum?</p>
<p>Ne kadar basit değil mi? Sadece müşteriyi hatırlamak, güler yüz göstermek ve “hoş geldin” demek yetti beni müşteri olarak garantilemesine.</p>
<p>Bunu büyük marketlerle, iş dünyasıyla karşılaştırıp, “nedir yani Trader Joe’s sana hoş geldin diyor mu, Vons sana sigara mı ikram etti” gibi sorular sormayın. Büyük marketlerde bunu beklemiyoruz zaten.</p>
<p>Ben diğer dükkânlarda daha ucuza bulabileceğim ihtiyaçlarımı bu dükkândan alıyorsam, şu gerizekâlı marketin reklam teması olarak kullandığı öküzlerden biri mi oluyorum? Hani tüm outdoor alanlarını reklamlarıyla kaplamışlardı ya, “burada daha ucuzu varken başka yerden alacak kadar inek miyim?” diye soruyorlardı.</p>
<p>Değilim, bilakis “bizden alışveriş yapmayan öküzdür,” diyecek kadar alçalan, en laubali dille reklam yapan bir firmadan alışveriş yapmayarak doğru yolda gittiğimi biliyorum.</p>
<p>Eski gelenekler, olması gereken şeyler bugün inovasyon diye, müşteri memnuniyeti diye sunuluyor, bilinçli müşteri olmakla övünen “modern” şehir insanı da bunları yiyor ya, en çok ona acıyorum.</p>
<p>Son kullanıcıyla muhatap olmayan bir ithalatçıyım sadece, ama getirdiğim ürünlerin bile kendini büyük marka olarak lanse eden firmaların elinde rezil edildiğini gördükçe kendimden utanıyorum.</p>
<p>Samimiyet ve laubalilik birbirinden çok farklı şeyler. Firma ismi vermeyecektim ama örnek için söylüyorum, samimi olmaya çalışırken kendinden tiksindiren Atlas Jet, Media Markt, Avea gibi firmalardan olmayın. Aradaki farkı koruyun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/esnaf-samimiyeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/12/esnaf-416x500.jpg' length ='85904'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Kulak temizlemede inovasyon fikirleri</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kulak-temizlemede-inovasyon-fikirleri.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kulak-temizlemede-inovasyon-fikirleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Nov 2009 11:55:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[aspiratör yöntemiyle kulak temizleme]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kul-tem kulak temizleme mumları]]></category>
		<category><![CDATA[kulak mumu]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizleme]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizleme çubuğu]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizleme mumu]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizletme]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizliği]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2961</guid>
		<description><![CDATA[Küçükken annelerimiz nasıl temizlerdi kulaklarımızı? Ucu ıslatılmış havluyla kulağı mıncıklananlar kimler? Şahsen en nefret ettiğim şey kulak temizliğiydi küçükken. Küçük çocuklar genelde banyodan kaçar ama ben banyoyu sever, banyo sonrası kulak temizleme seansına gelindiğinde yaygarayı basardım. Evin içindeki uzun kovalamacanın ardından güdümlü anne terliğiyle durdurulur, kulaklarıma giren ıslak havlunun acısına katlanmak zorunda kalırdım. Ta ki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2972" title="Kulak temizleme çocuklar için işkencedir!" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/kulak.jpg" alt="Kulak temizleme çocuklar için işkencedir!" width="420" height="315" />Küçükken annelerimiz nasıl temizlerdi kulaklarımızı? Ucu ıslatılmış havluyla kulağı mıncıklananlar kimler?</p>
<p>Şahsen en nefret ettiğim şey kulak temizliğiydi küçükken. Küçük çocuklar genelde banyodan kaçar ama ben banyoyu sever, banyo sonrası kulak temizleme seansına gelindiğinde yaygarayı basardım. Evin içindeki uzun kovalamacanın ardından güdümlü anne terliğiyle durdurulur, kulaklarıma giren ıslak havlunun acısına katlanmak zorunda kalırdım.</p>
<p>Ta ki dedemin taktiğini annem de uygulamaya başlayana kadar. Dedem kulağına bir şey sokmazdı çünkü. Kâğıttan huni yapıp ucunu yakar, kulağına dikerdi. Kâğıdın ucu yandıkça oluşan vakum, kulağındaki bütün kirleri o huninin içine çekerdi. Bunu yaparken sık sık görmüştüm dedemi. Hatta arkadaşlarına falan da yapardı aynı işlemi. Sonradan öğrendim ki dedemin fikri değilmiş, yüzyıllardır kullanılan bir yöntemmiş.</p>
<p><span id="more-2961"></span>Zaten beni kulak temizleme ızdırabından kurtaran da dedem oldu. Biraz geç kalsa da, taktiğini anneme öğretti ve kulağımda yanan ateşle mutlu mesut dakikalar geçirdim.</p>
<p>Her kâğıtla olmazdı bu işlem. Gazete kâğıdı olursa hemen biter, kalın bir kâğıt olursa hemen söner. Kasaplarda bunun için yağlı kâğıt satılırdı, kulağa dikince uzun uzun yanardı.</p>
<p>Aslında teknik olarak çok iyi bir fikir. Kulak temizliği önemli bir olay. Ama biz kulaklarımızı temizlediğimizi düşünürken, aslında kendimize zarar veriyoruz. Nasıl temizleriz kulaklarımızı? Duş sonrası kulak temizleme çubuğunu kulağımıza sokup kurcalarız, sonra da pamuğa yapışanları görünce &#8220;vayyy ne pis adammışım lan ben,&#8221; falan deriz. Kulağımızı temizlediğimizi düşünürüz.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-2975" title="Kulak cubugu zari delebilir." src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/kulakzar.jpg" alt="Kulak cubugu zari delebilir." width="420" height="398" /><em>Kulakları temizleme çubuğuyla kurcalamak zarın delinmesine ve sağırlığa yol açabilir! Üstteki şekilde zarı bir ok gibi delip geçen temizleme çubuğu var.</em></p>
<p>Oysa temizlediğimiz falan yok. Yaptığımız işlem biriken kirleri kulağın derinliklerine ittirmekten başka bir şeye yaramıyor. Kulaklarımızı temizlediğimizi düşünüp psikolojik olarak rahatlıyoruz ama dipte birikenler yüzünden gelecekteki sağlık sorunlarına da davetiye çıkarıyoruz. Üstelik üstteki şekilde olduğu gibi, kulak zarını delme tehlikesi de cabası.</p>
<p>Bu kadar uzun uzun neden yazdım? Çünkü süper bir şey keşfettim ben.</p>
<p>Eskisi gibi kasaplardan yağlı kâğıt almakla uğraşmayacağımız bir devirde yaşadığımızın farkına varan bir firma, bu işin mumunu üretmiş. Evet, kulak temizleme mumu!</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-2977" title="Kulak temizleme mumu" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/kulak1.jpg" alt="Kulak temizleme mumu" width="420" height="315" />İnce boru şeklinde, 22 cm uzunluğunda bir mum düşünün. Ucunu yakıp kulağınıza dikiyorsunuz, oluşan vakum etkisi kulakta ne var ne yok çekiyor. Üstelik kasaptan kâğıt alarak elle yaptığınız bir dalgamatik olmadığı için sağa sola külü dökülmüyor, yakmıyor, tertemiz görüyorsunuz işinizi.</p>
<p>Söylediklerimi kafada canlandırmak için bu mumlardan bir tane alın ve kullanın. Hatta önce kulaklarınızı iyice temizleyin, temiz olduğuna inandığınız kulaklarınızda deneyin. Ben öyle yaptım. Elde ettiğim sonucu burada paylaşırsam dalga geçersiniz, o yüzden herkes kendi evinde yapıp kendisiyle dalga geçsin.</p>
<p>Ben işte böyle firmaları seviyorum. &#8220;Amanin kriz var ühüh&#8221; diye ağlayanları veya yenilik ayağına taşı boyayıp satmaya çalışanları değil, insanlara gerçekten faydalı olabilecek ürünleri bulup ortaya çıkaranları&#8230;</p>
<p><a href="http://www.kulaktemizleme.com/" target="_blank">Kul-Tem Kulak Temizleme Mumları&#8217;</a>nın üreticisi Armoni Medikal&#8217;i o nedenle tebrik etmek istiyorum.</p>
<p>Ricamı kırmayıp İstanbul&#8217;dan Los Angeles&#8217;a gönderim yaptıkları için ayrıca bir de teşekkür ederim.</p>
<p>Kulak mumlarının kullanımını tarif eden videoyu aşağıda izleyebilirsiniz.</p>
<div><object width="420" height="339" data="http://www.dailymotion.com/swf/xb62s4" type="application/x-shockwave-flash"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/xb62s4" /><param name="allowfullscreen" value="true" /></object> Mankenleri de hoş kızmış ayrıca, Allah bağışlasın.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kulak-temizlemede-inovasyon-fikirleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/kulak-300x225.jpg' length ='15944'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Sağlık sektörüne para lazım</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/saglik-sektorune-para-lazim.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/saglik-sektorune-para-lazim.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Nov 2009 00:48:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[at gribi]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz et sanayicileri ve damızlıkçılar birliği]]></category>
		<category><![CDATA[carlos alberto morales paitan]]></category>
		<category><![CDATA[domuz gribi]]></category>
		<category><![CDATA[donald rumsfeld]]></category>
		<category><![CDATA[dünya sağlık örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[gıda sektörü]]></category>
		<category><![CDATA[gilead sciences]]></category>
		<category><![CDATA[h1n1]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[köy tavuğu]]></category>
		<category><![CDATA[köy yumurtası]]></category>
		<category><![CDATA[kuş gribi]]></category>
		<category><![CDATA[margaret chan]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[organik tarım]]></category>
		<category><![CDATA[relenza]]></category>
		<category><![CDATA[roche]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı tavuk bilgi platformu]]></category>
		<category><![CDATA[tamiflu]]></category>
		<category><![CDATA[uğur dündar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2946</guid>
		<description><![CDATA[Ben küçükken Şile’ye pikniğe giderdik. Ümraniye yolları stabilizeydi, Ümraniye Sondurak dediğimiz yer gerçekten de son duraktı. Daha ileri gitmezdi otobüsler. Ümraniye’yi geçtikten yol kenarında kızarmış piliç satan dükkânlar olurdu. Biraz daha gidip Ömerli’yi de geçince mevsimine göre mısırcılar, gözlemeciler, meyve sebze satanlar da olurdu. Acarkent falan yoktu o zamanlar, Beykoz Konakları da yoktu. Bugün villaların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2956" title="kus gribi yalan dolandir!" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/kusgribi.jpg" alt="kus gribi yalan dolandir!" width="410" height="268" />Ben küçükken Şile’ye pikniğe giderdik. Ümraniye yolları stabilizeydi, Ümraniye Sondurak dediğimiz yer gerçekten de son duraktı. Daha ileri gitmezdi otobüsler. Ümraniye’yi geçtikten yol kenarında kızarmış piliç satan dükkânlar olurdu. Biraz daha gidip Ömerli’yi de geçince mevsimine göre mısırcılar, gözlemeciler, meyve sebze satanlar da olurdu.</p>
<p>Acarkent falan yoktu o zamanlar, Beykoz Konakları da yoktu. Bugün villaların cirit attığı yerlerde çakalların gezdiği ormanlar vardı. Bunları hatırlıyorum diye 100 yaşında zannetmeyin beni, sadece 15–16 sene öncesinden bahsediyorum.</p>
<p>Çevresindeki ormanları kemire kemire Şile’ye kadar dayanan İstanbul sadece ormanları değil, orman köylüsünü, bir şekilde yaşamaya devam eden o sakin kasaba yaşamını da yok etti.</p>
<p>“Eski günler ne güzeldi üf yaa,” diye ağlayacak değilim, böyle olması gerektiği için böyle oldu. Son 50 yılda milyonlarca insanın koşarak gelip doluştuğu bir şehirden bahsediyoruz, daha farklısı beklenemezdi.</p>
<p>Ben “Ümraniye köydü,” diyorum, babam “Maslak’ta çakallar gezerdi,” diye anlatıyor. Eğer dönüp gelir de İstanbul’da yaşarsam çocuklarım Ömerli&#8217;deki, Şile’deki gökdelenleri, iş merkezlerini gösterip “eskiden ormandı buralar” diyecekler. Göç engellenmedikçe, normal gelişmeler bunlar.</p>
<p>Aslında kafama takılan başka bir şey bugün.</p>
<p>Bütün dünya aylardır Domuz Gribi tantanasıyla yatıp kalkıyor. Aşılar, ilaçlar, maskeler yok satıyor. Türkiye&#8217;de Sağlık Bakanı “herkes aşı olsun,” derken Başbakan kalkıyor, “bana ne ben aşı olmam, gerek yok,” diyor.</p>
<p><span id="more-2946"></span>Plan basit. Eğer salgından ölürseniz Sağlık Bakanı diyecek ki, “size grip aşısı olun dedik, olmadınız. Müstahak size!”</p>
<p>Eğer aşının yan etkileri yüzünden sakata gelirseniz de Başbakan diyecek ki, “ben olmadım, size de olmayın dedim, müstahak size.” Ne güzel proje, öyle değil mi?</p>
<p>Bundan önce de Kuş Gribi diye bir tantana olmuştu.</p>
<p>Kuş Gribi dönemi bana çok ilginç gelmişti. Çünkü medyanın Kuş Gribi’yle yatıp kalktığı günlerde ben Ankara’da askerlik yapıyordum.</p>
<p>Askerlik yaptığım kışlanın yemekhanesi 600 kişilikti. Dört kişilik masalarda bir kâse içinde dilimlenmiş ekmekler olur, yemeğini alan masaya kurulurdu. Klasik tabldot sistemi işte. Burada ilginç olan ise şuydu:</p>
<p>Biz yemeğimizi alıp masaya oturmadan önce, ekmeklerimizi kuşlar didiklerdi. Yemekhanede uçuşan onlarca serçe ve bir dünya güvercin ekmekleri yeterince didikledikten sonra biz de masaya oturur, o ekmeklerle birlikte yemeğimizi yerdik.</p>
<p>Yemek sonrası gazinoda sigara çay muhabbeti yaparken televizyonda haberler dönerdi:</p>
<p>“Kuş Gribi yine can aldı sayın seyirciler. Ankara’da şu kadar kişi öldü, önlem için şu kadar ördek itlaf edildi.”</p>
<p>Sonra reklamlar başlardı. Kuş Gribi’ne karşı birleşen tavuk üreticilerinin <a href="http://www.sagliklitavuk.org/" target="_blank">Sağlıklı Tavuk Bilgi Platformu</a> adıyla bir birlik kurduğu, köy tavuklarının tehlikesine karşı çiftlik tavuklarının ne kadar sağlıklı olduğu anlatılırdı reklamlarda. <em>(Bu birliğin adı <a href="http://www.besd-bir.org/" target="_blank">Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliği </a>de olabilir, tam hatırlamıyorum. )</em></p>
<p>Böcek kovalayarak ilerlediği kariyerinde cahil halkın güvenine bol bol mazhar olan <a href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/ugur-dundari-uzmusler.html" target="_blank">Uğur Dündar</a> da bunların reklamlarında galoşla, boneyle fabrika gezer, “evet, fabrika davuu süper bişiy, köy davuu pis bişiy” diye lak lak konuşurdu.</p>
<p>Askerlik öncesi Şile’ye gider, yumruk kadar köy yumurtaları, kocaman ve leziz tavuklar alabilirdim. Askerden dönünce güvercin yumurtası kadar yumurtalara, kayış gibi tavuk etine mecbur kaldım. Çünkü Kuş Gribi bahane edilerek, kümes hayvancılığı bitirilmişti bu ülkede. Köylünün elindeki tavuk itlaf edilmiş, köyünde yaşayan adam bile Banvit’e, Bey Piliç’e muhtaç olmuştu.</p>
<p>Şile yollarındaki kızarmış piliççiler birer birer kapandılar, kızarmış piliç satan dükkânlarda 45 günde tavukluğa erişmiş acayip mahlûklar satılmaya başlandı. Yapay ışıklarla aldatılıp günde iki kez yumurtlatılan tavukların götü daraldı anasını satayım, güvercin yumurtası gibi yumurtalara talim eder olduk.</p>
<p>Köy tavukçuluğu sağlıklı ve lezzetli tavuk üretimini de beraberinde götürdü ölürken. Her zaman söylerim, <strong>sağlık sektörü gıda sektörüyle el ele çalışır. Gıda sektörü size sağlıklı besinler sunarsa sağlık sektörünün işi bozulur.</strong> O nedenle sürekli saçmalamak zorundadır bilim adamları ve gıda sektörünün üreticileri. Bugün ak dediklerine yarın kara diyebilirler, çünkü ilaç firmaları öyle ister.</p>
<p>Lamı cimi yok, eğer Kuş Gribi şişirme değil de gerçekten var olan bir salgın olsaydı, Ankara’daki bütün askerler telef olurdu. Kuş Gribi’nin Türkiye’deki en önemli etkisi tavuk sektöründeki firmalara oldu. Yok edilen köy tavukçuluğundan boşalan pazara da onlar çöreklendiler.</p>
<p>Peki, sadece tavuk firmaları mı oldu bu işten nemalanan? Hayır.</p>
<p>Her yıl iki milyon insanın ishalden öldüğü bir dünyada, Kuş Gribi’nden ölen insan sayısı birkaç yüzü bile zor geçerken bütün dünyanın “Kuş Gribi geldi, hepimiz ölcez ühüh” diye sızlanmasının, medyanın sürekli insanlara gaz vermesinin arkasındaki sebep sizin pek kıymetli sağlığınız değil.</p>
<p>Deli Dana, Kuş Gribi, Kene, Domuz Gribi derken seneye gelecek olan hastalık bile belli: <strong>At Gribi.</strong> İnanmayan bekleyip görsün.</p>
<p>İlaç firmaları güzel kâr ettiler bu salgından. Aşılar, maskeler, ilaçlar gırla gitti, milyarlarca dolarlık bir pazar açtılar kendilerine.</p>
<p>Birkaç gündür Perulu bir doktorun yazdığı iddia edilen bir e-posta dolanıyordu internette. Üşenmedim, Carlos Alberto Morales Paitán adlı bu doktorun yazdığı blogu buldum. <a href="http://diariodawikipedista.blogspot.com/2009/07/gripe-gripe-suina-influenza-a-h1n1_29.html" target="_blank">Evet o yazmış, buradan görebilirsiniz.</a></p>
<p>Yazı Portekizce, eğer İspanyolcanız varsa da az çok anlarsınız ne demek istediğini. Teyit ettiğim için forward maillerde gezen Türkçe tercümesini de ekliyorum:</p>
<p><em>(Bush’un çevresindeki adamların ortak oldukları şirketleri araştırırken denk gelmiştim bu yazıda geçen bilgilerden birine. Donald Rumsfeld denen dallama gerçekten de <a href="http://www.gilead.com/" target="_blank">Gilead Sciences</a> adlı firmanın yöneticisi ve ortağı. Irak&#8217;a saldıracak yürek var ama şirketin <a href="http://www.gilead.com/corporate_overview" target="_blank">halka açık belgelerinde</a> ismini gösterecek göt yok kendisinde. Her yerde var böyle tipler.)</em></p>
<blockquote><p>Dünyada 2000 kişi domuz gribine yakalandı; tüm dünya maske takma yarışında. 25 milyon insan AIDS&#8217;e yakalandı; kimse prezervatif kullanmak istemiyor. Domuz gribinin arkasındaki ekonomik çıkarlar nelerdir? Dünyada her sene milyonlarca insan malaryadan ölüyor. Oysa basit bir tül sineklik onları koruyabilir. Gazeteler bundan bahsetmiyor! Dünyada her sene 2 milyon çocuk ishalden ölüyor. Oysa 23 cm’lik bir serum onları kurtarabilir. Gazeteler bundan bahsetmiyor! Kızamık ve zatürree ve diğer hastalıklardan her sene 10 milyon insan ölüyor. Tüm bu insanlar daha ucuz ilaçlarla kurtulabilir. Gazeteler bunlarda da bahsetmiyor!</p>
<p>Bundan yaklaşık 10 yıl önce kuş gribi çıktığında bütün gazeteler bizi bilgiye boğdu. Gazeteler bütün dünyayı tehdit eden sadece bu tavukların korkunç hastalığından bahsediyordu. O diğer salgınlardan daha tehlikeliydi. Buna rağmen toplam insan kaybı 10 senede 250. Yani senede 25! Normal grip senede yarım milyon can alıyor. 25&#8242;e karşı yarım milyon!</p>
<p>Sadece bir saniye: Niçin kuş gribinden bu kadar bahsedildi?</p>
<p>Çünkü bu tavukların arkasında bir &#8220;horoz&#8221; vardı, büyük ibikli bir horoz.</p>
<p>Uluslararası <strong>Roche</strong> ilaç grubu Asya ülkelerine milyonlarca doz <strong>Tamiflu</strong> sattı, İngiltere hükümeti halkını korumak için 14 milyon doz satın aldı. Kuş gribi sayesinde Roche ve Relenza, iki büyük ilaç grubu milyonlarca dolar kar ettiler. Dün tavuklarla, bugün domuzlarla&#8230;</p>
<p>Evet, bugün domuz gribi psikozu başlatıldı. Tüm dünya medyası sadece bundan bahsediyor.</p>
<p>Ekonomik global krizden bahseden, Guantanamo&#8217;daki işkencelerden bahseden yok!</p>
<p>Sadece domuz gribinden ve domuzlardan bahsediliyor.</p>
<p>Kendi kendime soruyorum: Eğer tavukların arkasında bir &#8220;horoz&#8221; varsa, domuz gribinin arkasında neden büyük bir domuz olmasın?</p>
<p>Kuzey Amerikalı Gilead Sciences Tamiflu’nun sahibi. Bu işletmenin en büyük hissedarıysa tam bir kişilik: <strong>Donald Rumsfeld!</strong> George Bush dönemi savunma bakanı, Irak savaşının stratejisti!</p>
<p>Roche ve Relenza hissedarları milyonlarca dolarlık Tamiflu satışı nedeniyle ellerini ovuşturuyorlardır. Gerçek &#8220;epidemi&#8221; çıkar salgınıdır, sağlık paralı askerlerinin çıkarları.</p>
<p>Çeşitli ülkelerin aldığı önlemleri inkâr etmiyorum.</p>
<p>Eğer domuz gribi söylendiği gibi gerçekten dünyayı tehdit eden büyük bir salgınsa, Dünya Sağlık Örgütü’nün başındaki Çinli Margaret Chan bu hastalıktan o kadar tedirgin oluyorsa neden o zaman bu hastalığı dünya sağlığını tehdit eden bir hastalık olarak ilan edip, hastalığa karşı savaşmak için jenerik türevlerinin üretilmesini önermiyor?</p>
<p>Roche ve Relenza’nın ruhsatlarının iptalini isteyip yerine her ülkenin kendi üreteceği jenerik türevlerini üretmiyorlar?</p></blockquote>
<p>Forward emaillerde gezen yazılardan alıntı yapmak pek adetim değildir ama bu yazının kaynağını bulduğum ve ilginç geldiği için eklemek istedim. Üzerimizde ne oyunlar oynanıyor, uyanın!!!11!1! demiyorum, bilin yeter. Uyanmanıza gerek yok, çünkü değiştirebileceğiniz hiçbir şey yok.</p>
<p>Şunu bilin sadece: Medya bir konuyu uzun süre gündem malzemesi yapıyorsa, o işin arkasında bir pislik vardır. Bütün medya bir kişiye yüklendiyse, o kişi haklıdır. Bütün medya bir kişiyi yüceltiyorsa, o kişide bir yamukluk vardır. <strong>Medya kim kemik verirse onun ayağını yalar.</strong> Medyayı doyuracak paranız varsa ABD&#8217;ye komünist rejim, Çin&#8217;e İslami rejim getirebilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/saglik-sektorune-para-lazim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/kusgribi-300x196.jpg' length ='16040'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Bazen meslekler de ölür</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bazen-meslekler-de-olur.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bazen-meslekler-de-olur.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2009 14:21:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Sanal Alem]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[korsan müzik]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[sansür]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2257</guid>
		<description><![CDATA[“Büyük marketler bizi bitirdi abi,” diyordu dükkânı kapatırken. 24 yıldır bakkallık yaptığı mahallenin hemen yakınına açılan hipermarkete sitem ediyordu. “Müşteri sadece ekmek, sigara, gazete almak için buraya uğrar oldu, bir de akşamları kapının önünde bira muhabbeti yapmak için. Kapı komşum bile her şeyi marketlerden alıyor, elinde market poşetleriyle geçiyor buradan. O da haklı, ucuza alıyor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2266" title="korsan muzik zararli mi" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/korsanmuzik.jpg" alt="korsan muzik zararli mi" width="420" height="315" />“Büyük marketler bizi bitirdi abi,” diyordu dükkânı kapatırken. 24 yıldır bakkallık yaptığı mahallenin hemen yakınına açılan hipermarkete sitem ediyordu.</p>
<p>“Müşteri sadece ekmek, sigara, gazete almak için buraya uğrar oldu, bir de akşamları kapının önünde bira muhabbeti yapmak için. Kapı komşum bile her şeyi marketlerden alıyor, elinde market poşetleriyle geçiyor buradan. O da haklı, ucuza alıyor marketten. Ben ucuz satamam ki, market şu domatesi tarladan alıyor, ben halden bile alamıyorum.”</p>
<p>“Ne yapacaksın peki?” diye sordum. Mesleği tedavülden kalkıyordu <strong>Bakkal İhsan’</strong>ın.<span id="more-2257"></span></p>
<p>“Yıllarca bakkallık yaptım, başka iş gelmez elimden, memlekete giderim herhalde. Bu yaştan sonra emir altında çalışmak kolay olmaz bana, çoluk çocuk büyüdü hem, ekmek tutuyor elleri.”</p>
<p>Son konuşmamızdı bizim. Birkaç ay sonra Türkiye’ye yeniden uğradığımda CD dükkânı gördüm yerinde.</p>
<p>Bakkal İhsan’ın mesleği uzun ömürlüydü, açtığı dükkânda yıllarca para kazanmış, üç de çocuk büyütmüştü. Onun sattığı ekmeklerle büyüyen Emre’nin açtığı bilgisayar dükkânı o kadar uzun ömürlü olmadı.</p>
<p><strong>Emre,</strong> liseyi bitirince heveslenmişti bilgisayar işine. 90’ların sonunda patlayan bilgisayar ve teknik servis işi, bilgisayardan anlayan her gencin heves ettiği bir meslek dalı oluvermişti.</p>
<p>İhsan Bakkal’ın dört dükkân üstüne bir &#8220;bilgisayarcı&#8221; açtı Emre. Mahallelinin, esnafın, hatta birkaç büyük şirketin de bilgisayar teknik servis işlerine koşar, network kurar, sadece Windows ile ilgilenmez, az çok Linux’tan da anlardı. Yeni çıkan oyunlar, yeni müzik albümlerinin mp3 versiyonları hep Emre’den sorulurdu.</p>
<p>Bilgisayardan da iyi anlardı kerata, beceremediği şey yoktu. Birçok bilgisayar dergisine abone olmuş, kitaplar almıştı kendine. İşinin olmadığı vakitlerde yaşıtları gibi boş boş gezmek yerine kendini geliştirmiş, çevredeki esnafın, şirketlerin en sevdiği “bilgisayarcı” haline gelmişti.</p>
<p>Yeterince para kazandıktan sonra yan dükkânı da kiralayıp güzel bir vitrin yaptı, bilgisayar satmaya başladı. &#8220;Toplama bilgisayar&#8221; satar, marka bilgisayarların zararından, upgrade sorunlarından bahsederek esnafı bilgilendirirdi.</p>
<p>Birkaç yıl sonra mahallenin dışındaki büyük iş merkezinin altına Vatan Bilgisayar bir şube açtı. Emre başlarda pek ilgilenmedi Vatan Bilgisayar’la ama bir süre sonra müşterileri kesilmeye başladı. Onu en seven esnaf arkadaşları bile “dostum haklısın ama Vatan’da senin sattığının yarı fiyatına satılıyor bu bilgisayar. Sana söz, bozulursa teknik servisine sen geleceksin,” demeye başladılar. Tüm marka bilgisayar firmaları garantili teknik servis vermeye başlayınca onun için de aramaz oldular Emre’yi.</p>
<p>Üstelik zaman içinde internet yaygınlaşmış, her evde kullanılır olmuştu. Artık kimse mp3 almak için, oyun yüklemesi için bilgisayar getirmiyordu Emre’ye. Para kazandığı güzel günler geride kalmış, ağzının tadını kaybetmiş, tek başına oturduğu küçük dükkânında bilgisayarda oyun oynar hale gelmişti Bilgisayarcı Emre.<br />
Önce bilgisayar satmak için tuttuğu yan dükkânı bıraktı, ardından kendi dükkânını kapatarak bir firmada işe başladı.</p>
<p>Gülerek “internet bitirdi bizi be,” diyip anlatıyordu; “Ellerimle besledim bu puşt interneti, modem sattım herkese, sayemde bilgisayarı interneti tanıyınca beni unuttular,” diyordu. Bir yandan da büyük bilgisayar mağazalarına veryansın ediyordu, “küçük esnaftım abi ben, devlet korumalıydı bence!”</p>
<p>Devlet korumadı küçük esnafını, Bakkal İhsan’lar, Bilgisayarcı Emre’ler, Terzi Ali’ler dükkânları kapatmak zorunda kaldılar.</p>
<p>Steinbeck, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cennetin_Do%C4%9Fusu_(roman)" target="_blank">Cennet’in Doğusu’</a>nda terzilik yapan <strong>Dessie Hamilton’</strong>dan bahsederken “bütün neşesi kaçmıştı Dessie’nin, dükkânına her gün gelen arkadaşları bile ondan alışveriş yapmaz olmuşlardı. Hazır giyinmek ayıp sayılmıyordu artık, üstelik daha ucuz ve pratikti,” diye anlatır. Dessie de dükkânını kapatıp kardeşinin çiftliğine yerleşmek zorunda kalmıştı.</p>
<p><strong>İnsanlar bazen devrin değiştiğine inanmıyorlar.</strong> Evrim sadece canlıların zaman içinde bulunduğu ortama ayak uydurmak için değişime uğraması değildir. Toplumlarda, meslek gruplarında sürekli bir yenilenme, güncellenme, değişim vardır. Zaten öyle olmasaydı hâlâ ateşin çevresinde oturup mızraklarımızı biliyor olurduk.</p>
<p>İnsanoğlu değiştikçe, geliştikçe yeni alanlar açıyor kendine. Yeni meslekler çıkarken eskileri yok ediyorlar. Bazı meslekler zirve noktasını yaşadıktan sonra az kazandırmaya başlıyor, bazıları da tarihten siliniyorlar.</p>
<p>Otomobiller nalbantları, fotoğraf çeken cep telefonları şipşak fotoğrafçıları, dijital fotoğraf makineleri film üreticilerini, marketler bakkalları, masaj salonları kaldırım orospularını, büyük mağazalar küçük esnafı bitirdi. Bu devinim devam edecek ve bugün gayet popüler olan ve iyi kazandıran birçok meslek 20 yıl sonra olmayacak. Bazen işsiz kalır insanlar, bazen ziyan olur tecrübeler, bazen boşa gider bazı ömürler. Ağlamak yok.</p>
<p>Anadolu’ya gittiğimizde veya Anadolu’yla ilgili televizyon programlarında denk geldiğimizde “vay be, neler varmış eskiden,” diyerek romantik gözlerle izlediğimiz <strong>süpürgeciler, nalbantlar, çömlekçiler, bakırcılar, kalaycılar</strong> artık yok. Mahallemizde dolaşıp <strong>elma şekeri, süt, yoğurt satanlar, bohçacı kadınlar</strong> işlerini bırakmak zorunda kaldılar.</p>
<p>Çünkü insanoğlu alternatifler buldu. Bu alternatifler hem daha kolay ulaşılabilir, hem de daha ucuz olunca <strong>eski mesleklere ihtiyaç kalmadı.</strong></p>
<p>Kimisi uzun ömürlü, kimisi kısa bir moda şeklinde devam eden ve zaman içinde yok olan mesleklere, müzik yapımcılığı da eklenecek yakında. Karşı çıkanlar sadece aşağılanarak, dalga geçilerek hatırlanacaklar gelecekte.</p>
<p>Milli Eğitim size matbaaya karşı çıkanların &#8220;gâvur icadı!&#8221; diyerek karşı çıktığını öğretir. Avrupa&#8217;da matbaanın yayılmasına karşı çıkan <strong>papazlar da mı gâvur icadı dediler matbaaya?</strong> Asıl mesele yüzlerce yıllık kâtiplik mesleğinin yok olması, el yazmacıların işsiz kalmasıydı. Babadan kalma mesleğin yok olmasına gönülleri razı gelmedi, önce romantikleştiler, sonra isyan ettiler.</p>
<p>El yazmacıları yazarlardan daha çok kazanırlardı. Yazar kitaptan bir kez kazanır, yazmacılar yıllarca kazanırdı. Müzik dünyası farklı mı sizce?</p>
<p>Günümüzde dijital müziğe karşı yaygara yapan müzik yapımcıları da onların yolunu takip ediyorlar.</p>
<p>Demiryollarına karşı çıkanlar, matbaaya karşı çıkanlar gibi gerici kafalar nasıl aşağılanıyorsa bugün, dijital film ve müziğe karşı çıkanlar da aynı şekilde hatırlanacaklar.</p>
<p><strong>Ancak müzik bitmeyecek.</strong> Kaliteli olan bir şey, ne kadar eski olursa olsun değerlidir. Kayıt cihazlarının bile olmadığı bir dönemde müzik yapan <strong>Pachelbel, Händel</strong> gibi sanatçıların eserlerini bugün nasıl dinleyebiliyorsak, günümüzde kaliteli müzik yapan sanatçıları da müzik yapımcıları olsa da olmasa da dinleyeceğiz gelecekte.</p>
<p>İnternet müziğe değil, yapımcıların verip medyanın kutsadığı sanatçı kimliğiyle ortalıkta dolaşan, gerçekte hiçbir değeri olmayanlara zarar verecek. <strong>Zaman kaliteli olanı koruyacak.</strong></p>
<p>Diğerleri ağlamaya devam edecekler. Bakkal İhsan, Terzi Dessie veya Bilgisayarcı Emre gibi “devlet bizi korumalıydı,” diyecekler köylerine geri dönerken.</p>
<p>Müzik binlerce yıldır insanoğlunun hayatında. 100 yıl önce birileri müziğin kaydedilebileceğini keşfetti ve yepyeni bir meslek dalı doğdu. Önce taş plaklar çıktı, sonra kasetler, CD’ler derken <strong>müziği kaydedip satarak para kazanmak</strong> büyük bir endüstri haline geldi.</p>
<p>Satılan albümlerden en büyük parayı da sanatçılar yerine yapımcılar, dağıtıcılar, avukatlar, telif hakkı uzmanları, menajerler kazandılar. Müziğin gerçek sahibi olan besteciler ve o müziği insanların dinlemesini sağlayan şarkıcılar, aranjörler, ne kazandıysa onunla yetinmeye çalıştılar.</p>
<p>Bu dönem, sanat ve ticareti birbirine karıştırarak, müzikle ilgilenen herkesin sanatçı olarak anılmasına neden oldu. <strong>Sanat yıllarca aşağılandı,</strong> zanaat ile karıştırıldı, bir albümle piyasaya çıkıp tek şarkıyla ünlü olan şarkıcıların yanında, gerçek sanatçıların esamisi okunmadı.</p>
<p>Gençliğinde tablolarını yakarak ısınan <strong>Picasso,</strong> bir beste için aylarını veren <strong>Händel,</strong> kitaplarını akıl hastanesinde yazacak kadar düşen <strong>Marquis de Sade</strong> gibi adamlar “hmm, büyük sanatçı” olarak anılıp bir kalemde geçilirken, 100 yıl sonra kimsenin hatırlamayacağı <strong>Ajda Pekkan, Hande Yener, Lady GaGa, Britney Spears</strong> gibi şarkıcılar <strong>Malibu’da, Brentwood’da, Nişantaşı&#8217;</strong>nda en rahat hayatları sürdüler.</p>
<p>Händel’in menajeri, yapımcısı, pazarlamacısı, reklâmcısı yoktu. <strong>Sanat için müzik yaptı,</strong> hepimiz kullandık bu müziği. Hatta utanmadık, <strong>Mozart’</strong>ın bestelerinden kapı zili, <strong>Pachelbel’</strong>in eserlerinden kamyon kornası yaptık. Gerçek müziği yapan o büyük besteciler ağlayıp zırlamadılar, hakaret etmediler hiçbirimize.</p>
<p>Fakat Hande Yener gibilerinin birkaç şarkısı <a href="http://www.youtube.com" target="_blank">YouTube’</a>da yayınlandı diye, Hande Yener’den önce MÜ-YAP ortama atlayarak sitenin kapanmasına yönelik dava açtı. Müziğin orada yayınlanması Hande’den çok ona zarar veriyordu çünkü. <strong>Ömrünün sonuna gelmiş bir meslek grubunun</strong> son temsilcilerinden biri olması, Bakkal İhsan’la aynı kaderi paylaşmaktan korkmasına sebep oluyordu.</p>
<p>Gazetelere çarşaf çarşaf haberler girmeye başladılar. “Korsan müzik yüzünden batıyoruz, sanatçılar albüm yapamaz hale geldi, bu gidişle müzik olmayacak!” dediler. Sanatçı diye savundukları, önce milyonlarca lira kazanıp ömrünün sonunda sefillik çeken, her fırsatta “devlet bize yardım etsin,” diye mızmızlanan ihtiyarların torunlarıydı.</p>
<p>Hande Yener albüm satışlarından gelecek parayla İstinye’de yeni bir ev alamayacağını anladı. Lady GaGa Santa Monica’nın kuzeyine çıkamayacağını, İbrahim Erkal yeni bir araba alamayacağını anladı.</p>
<p>Yapımcılar daha fazla kazanamayacaklarını, çok paraları olmadığı için televizyonlara çıkıp bilirkişi edalarıyla caka satamayacaklarını anladılar.</p>
<p>Ondan bu kavga. “İnternette müzik olmasın, aç kalırız” demekte haklılar. Yapım firmaları, dağıtıcılar aç kalacak, sanatçı adıyla ortalıkta dolaşan gereksizler temizlenecek, gerçek müzik ve gerçek sanatçı ise hiçbir zaman kaybolmayacak.</p>
<p>Çok sayıda arkadaşım var müzik ve sanat dünyasında çalışan, üzgünüm onlar için. Müzik, olması gerektiği gibi, sanat başlığında yer alacaksa, bir ressamın, bir heykeltıraşın standartlarında yaşayacak şarkıcılar da.</p>
<p>Müziğin kaydedilebildiğinin keşfi, müzisyenleri diğer sanatçılardan ayırarak zenginlik getirdi bir süreliğine. Ama <strong>artık o dönem bitti.</strong> Kim bilir, belki bir gün ressamlara da çok para kazandıracak bir meslek çıkabilir, bir süredir herkesin şarkıcılığa heveslenmiş olması gibi, o zaman da herkes ressamlığa heveslenir.</p>
<p>Kimse masal anlatmasın. Sanat naiftir. Bu kadar kaba bir toplumda bu kadar fazla sanatçı olmaz. Elimizi sallasak sanatçıya değen bir toplumda yaşıyoruz, bakalım gerçekten o kadar sanatçı ruhlu muyuz?</p>
<p>Günümüzde şarkıcıların bu kadar fazla olmasının sebebi insanoğlunun çok gelişip sanatın değerini yükseltmesi mi, yoksa müzik endüstrisinde iyi para olması mı?</p>
<p>Bir sanat dalı ne kadar çok para kazandırırsa o kadar popülerleşir, zanaata döner, bir o kadar da özelliğini yitirir. Çok para kazandırıyor diye ortalığı şarkı çöplüğüne çeviren şarkıcılar, üzerinden büyük kâr elde edebildiği için en dandik şarkıları bile çok büyük marifetmiş gibi pazarlayan yapımcılar, menajerler Bakkal İhsan’ın memleketine gidebilirler.</p>
<p>Şimdilik Facebook’da <strong>FarmVille</strong> oynayarak başlayın antrenman yapmaya, birkaç yıla kadar gidersiniz.</p>
<p>Bunu istemiyor musunuz?</p>
<p>O zaman kendinize yeni bir iş bulun.</p>
<p>Onu da mı istemiyorsunuz?</p>
<p><strong>O zaman sevgili müzik insanları, şapkanızı önünüze koyup düşünün.</strong> Hızla gelişen dijital dünyaya düşman olmak yerine ayak uydurmaya bakın. <strong>Müzik demek albüm satmak değildir,</strong> onu sizden bir önceki jenerasyon buldu ve uzun yıllar kaymağını yediniz. Artık, mesleğinizin bittiğini kabul edin, yeni bir yöntem bulun.</p>
<p>Dijital dünyayla iyi geçinmeye bakın. Site yasaklatmak hiçbir işinize yaramaz, bunu öğrenin. Taksim’in ortasında cep telefonumu açsam, binlerce insanın telefonuna onlarca şarkıyı transfer ederim, <strong>cep telefonlarını da mı yasaklayacaksınız?</strong></p>
<p>Bu teknolojiye düşman olmak yerine bu teknolojiden para kazanmayı öğrenemezseniz, birkaç yıl içinde Bakkal İhsan’la birlikte süt sağmaya başlayacaksınız, haberiniz olsun.</p>
<p>Haydi kalın sağlıcakla.</p>
<p><em>Not: Sevgili müzik dünyası, size bir tüyo vereyim. Orijinal albüm alırım ben. Ama herkesin albümünü değil. Tanımadığım sanatçıları keşfetme konusunda en büyük desteği de internetten alırım. İsmini ilk kez duyduğum bir şarkıcının albümüne müzik markette para verip almam, bunu kimse yapmaz.</em></p>
<p><em>Herhangi bir şarkısına internette denk geldiğim grubun/şarkıcının birkaç mp3&#8242;ünü indirip dinlerim, eğer beğenir ve dinlemeye karar verirsem bazen CD alırım, bazen iTunes&#8217;dan alırım. Çünkü beğendiğim müziği yapan kişinin para kazanmasını isterim. Şarkılarını beğenmediğim kişilerin albümlerini ne bedava, ne de para vererek dinlerim. (Yani beni Hande Yener mp3&#8242;ü indirdim diye suçlamayın, potansiyel müşteriniz değilim. O kadının albümünü internet olmasa da almayacaktım ki&#8230;)<br />
</em></p>
<p><em>İnternet, müziğin yayılması için en büyük etkendir. Eğer internet olmasaydı, kimse bu kadar fazla şarkıcıyı, müzik türünü tanıyamazdı. En büyük reklâmdır internet, korkmayın. Ama asıl korkunuz alternatif sanatçıları keşfeden internet kullanıcılarının sizin kakaladıklarınıza yüz vermemesiyse, o zaman yine Bakkal İhsan&#8217;a gitmek zorunda kalırsınız.<br />
</em></p>
<p><em>İnternette müziğin yasaklanması demek, benim ve benim gibi milyonlarca insanın farklı müziklere ulaşmasını ve beğenip satın almasını engeller. O zaman hiçbir şey satamazsınız. Korsanla gerçekten mücadele etmek istiyorsanız potansiyel müşterilerinizle dalaşarak değil, sokaktaki korsan müzik dükkânlarına dur diyerek başlayın. Engellediğiniz siteye her şekilde, her zaman girerim. Ama bir korsan müzik dükkânını kapattırdığınızda siz görmeden kimse girmez o dükkâna. Anlayın ulan artık, salak mısınız?</em></p>
<p><em>(Delikanlı gibi çıkıp &#8220;interneti savunan yok, o yüzden yasaklatıyoruz ama sokaktaki korsan müzik mafyasıyla dalaşmayı götümüz yemiyor,&#8221; derseniz dalga geçmeyeceğim, söz.)</em></p>
<p><span style="color: #666699;"><em>Düt: Çok fazla Hande Yener demişim. Hande kızımız burada sadece bir örnektir, siz o ismi keyfinize göre değiştirip Kendi, Lady GaGa, Ajda Pekkan, </em><em>İbrahim Erkal, Demet Akalın, hatta Metallica (oha!) falan koyabilirsiniz. Zevkler tartışılmaz. </em></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bazen-meslekler-de-olur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/korsanmuzik-300x225.jpg' length ='18808'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Limonata savaşı</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/limonata-savasi.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/limonata-savasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Sep 2009 18:34:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[aroma limonata]]></category>
		<category><![CDATA[aroma meyve suyu]]></category>
		<category><![CDATA[cappy limonata]]></category>
		<category><![CDATA[chat limonata]]></category>
		<category><![CDATA[doğanay limonata]]></category>
		<category><![CDATA[doğanay naneli limonata]]></category>
		<category><![CDATA[exotic limonata]]></category>
		<category><![CDATA[exotic meyve suyu]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim reklamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[limonata]]></category>
		<category><![CDATA[pınar limonata]]></category>
		<category><![CDATA[sunpride meyve suyu]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[ülker limonata]]></category>
		<category><![CDATA[uludağ limonata]]></category>
		<category><![CDATA[uludağ şekersiz limonata]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2178</guid>
		<description><![CDATA[Yeni pazarlar açan firmaları seviyorum. Açacağı yeni yolun tüm riskini üstlenen bu girişimciler başarısız olduklarında kimseye dertlerini anlatamazlar, tüketiciden ve rakiplerinden yedikleri beceriksiz yaftasıyla köşelerine çekilmek zorunda kalırlar. Ancak başarılı olurlarsa rakipler anında taklit ederler. Yıllardır pastanelerde, büfelerde satılan limonatayı şişelemek Uludağ’ın fikri sanıyordum, değilmiş. Cappy 2001 yılında denemiş bunu, başaramayınca bir daha denememiş. Fakat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2202" title="bir surahi buzz gibi limon" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/limonata1.jpg" alt="bir surahi buzz gibi limon" width="420" height="280" />Yeni pazarlar açan firmaları seviyorum. Açacağı yeni yolun tüm riskini üstlenen bu girişimciler başarısız olduklarında kimseye dertlerini anlatamazlar, tüketiciden ve rakiplerinden yedikleri beceriksiz yaftasıyla köşelerine çekilmek zorunda kalırlar. Ancak başarılı olurlarsa rakipler anında taklit ederler.</p>
<p>Yıllardır pastanelerde, büfelerde satılan limonatayı şişelemek <strong>Uludağ’</strong>ın fikri sanıyordum, değilmiş. <strong>Cappy</strong> 2001 yılında denemiş bunu, başaramayınca bir daha denememiş.</p>
<p>Fakat Uludağ geçen yıl o kadar başarılı bir deneme yaptı ki, büfelerde ayaküstü atıştırırken içtiğimiz limonata bir anda <strong>en popüler</strong> şişe içeceklerden biri haline geldi.<span id="more-2178"></span></p>
<p>Ev limonatasına benzemeyecek tabi ki, Domino’s da Roma cafelerinde yediğimiz pizzalara <strong>benzemiyor.</strong> Seri üretimle satışa sunulan bir ürün mecburen uzaklaşır orijinalinden. Önemli olan, <strong>kendine has lezzeti yakalamasıdır.</strong></p>
<p>Uludağ Limonata bunu başardı. Evde yaptığımız limonataya benzemiyor belki ama, kendine has lezzetli bir tat buldu. Bu sayede <strong>%693 ciro artışı sağladı,</strong> marka bilinirliğini belki de birkaç kat yükseltti. <em>(Kesin sonuçlar, firmanın çalıştığı ajans olan <strong>İletişim Reklam</strong>‘dan elde edilebilir sanırım.)</em></p>
<p>Diğer içecek firmaları önce hiç kımıldayamadılar. Çünkü tam yaz mevsimine girerken piyasaya aniden dalan Uludağ, diğerlerinin o pazara girmesine bile fırsat vermemişti. Fakat sezon bitince, <em>“takdir edilen, takdir edilir”</em> atasözünden ilham alan iki firma daha dalıverdi limonata pazarına: <strong>Doğanay</strong> ve <strong>Cappy.</strong></p>
<p>Bu firmalar kadar agresif reklam kampanyalarıyla girmemiş olsalar da, Aroma Limonata, Chat Limonata, Exotic Limonata, Ülker Limonata ve Pınar Limonata da çıkıverdi piyasaya. Bunca yıldır elini taşın altına sokup da piyasaya bir yenilik getirmeyi düşünmemiş birçok şirket Uludağ’ın açtığı limonata pazarına doluşuverdiler.</p>
<p><strong><img class="alignleft size-full wp-image-2203" title="limonata" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/limonata2.jpg" alt="limonata" width="420" height="279" />Sunpride’</strong>ın ardından en leziz meyve nektarlarını ürettiğini düşündüğüm <strong>Aroma’</strong>nın limonatası, beklediğim kadar başarılı değildi.</p>
<p><strong>Cappy</strong> de “baştan denedik beceremedik; moda olmuşken bi’ daha deneyelim,” diyerek girdi sanırım, herhangi bir yenilik getirmedi.</p>
<p><strong>Chat Limonata&#8217;</strong>yı hiç denemedim.</p>
<p>Yıllardır sadece şalgam suyuyla ismini duyduğum <strong>Doğanay</strong>, pazarda kendine yer bulabilmek için <strong>naneli limonata </strong>fikrini takip etti. Uludağ Limonata&#8217;yı iyice soğuttuktan sonra içine nane atmak yerine Doğanay’ın naneli limonatasını almak daha rahat oldu.</p>
<p><strong>Exotic Limonata </strong>ise piyasadaki en iyi limonata oluverdi. Açıkçası limonatayı şişeleme fikrini de Türkiye’de sıkma meyve suyu üreten tek firma olan Exotic’den beklerdim. Geç kalsalar da tahmin ettiğim kalitede, çok başarılı bir ürün çıkardılar.</p>
<p><strong>Pınar Limonata&#8217;</strong>nın da tadı gayet nefisti ancak o tada sadece satış noktalarını bulabilenler ulaşabildi. Sadece birkaç kez deneyebildim.</p>
<p><strong>Ülker</strong>, “kambersiz düğün olmaz,” düşüncesiyle piyasaya girerken limon kolonyasıyla limonatanın formüllerini karıştırdı sanırım, birkaç yudum denemek uzak durmam için yeterli oldu.</p>
<p>Tüm bu firmalar piyasaya girip pazarını zorlarken, Uludağ da boş durmadı ve kendi ürününde bir geliştirmeye giderek <strong>şekersiz limonata</strong> çıkardı. Ve Uludağ Şekersiz Limonata bu yaz favori içeceğim oldu.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-2204" title="naneli limonata" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/limonata3.jpg" alt="naneli limonata" width="420" height="315" />Elbette bu kadar firmanın sadece pazara girmesi değildir önemli olan, lezzetin yanında pazarlama ağı da çok önemliydi. Gözlemlediğim kadarıyla pazarlama konusunda Uludağ ve Doğanay çok başarılı oldular, diğerlerini birçok yerde bulamadım. Exotic nev-i şahsına münhasır bir firma zaten, her yerde ürünlerini aramak firmaya hakaret olur fakat Aroma ve Pınar dağıtım ağlarına göre çok yetersiz kaldılar.</p>
<p>Sonuçta, Uludağ’ın yüzlerce yıllık limonatayı şişeleyip satma başarısı, yedi farklı firmaya daha bu krizde pazar imkanı verdi. Benim hoşuma giden de bu. Krizde oturup ağlamak veya devleti suçlamak yerine yeni fikirler ortaya koymak.</p>
<p>Tebrikler Uludağ.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/limonata-savasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/limonata1-300x200.jpg' length ='13848'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Çok sosyal kulüp Beşiktaş</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/cok-sosyal-kulup-besiktas.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/cok-sosyal-kulup-besiktas.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Aug 2009 06:48:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[beşiktaş]]></category>
		<category><![CDATA[beşiktaş forması sırt reklamı]]></category>
		<category><![CDATA[beşiktaş jk]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[forma]]></category>
		<category><![CDATA[forma reklamı]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[kızılay]]></category>
		<category><![CDATA[mizah]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[sırt reklamı]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[yıldırım demirören]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2111</guid>
		<description><![CDATA[Ben tatildeyken olmuş bu olay. Daha yeni inceledim neymiş ne değilmiş diye. Beşiktaş, formasının sırtına Kızılay’ın reklamını almış. Sosyal kulübüz, halkın takımıyız, yardımseveriz teranelerinin son şekli. Başkan Yıldırım Demirören olayla ilgili “Bunları yaparsak Beşiktaş sevgisini, dürüstlüğünü insanlara gösteririz. Beşiktaş gibi bir kulüp senede 2-3 milyon dolar kazanacak diye formasının sırtına reklam almaz. Türk Kızılayı’nın reklamıyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2110" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="kizilay" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/08/kizilay.jpg" alt="kizilay" width="420" height="589" />Ben tatildeyken olmuş bu olay. Daha yeni inceledim neymiş ne değilmiş diye. Beşiktaş, formasının sırtına Kızılay’ın reklamını almış. Sosyal kulübüz, halkın takımıyız, yardımseveriz teranelerinin son şekli. Başkan Yıldırım Demirören olayla ilgili “Bunları yaparsak Beşiktaş sevgisini, dürüstlüğünü insanlara gösteririz. <strong>Beşiktaş gibi bir kulüp senede 2-3 milyon dolar kazanacak diye formasının sırtına reklam almaz.</strong> Türk Kızılayı’nın reklamıyla gelecek hafta sahaya çıkacağız. Bu şekilde topluma Kızılay’ın önemini anlatmak istiyoruz’’ demiş.</p>
<p>Sen kulübünde çalışan personelinin maaşını paramız yok diye vaktinde yatırma, maaşı taksit taksit vererek parayı piç et, kredi taksidi olanlar senin yüzünden bir sonraki ay faiziyle ödesin, 4 yıl içerisinde bir kere zam yap, en başarılı branşın olan hentbol takımına para yüzü gösterme, amatör branşların kan ağlasın ondan sonra da sosyal kulübüz, dürüstüz, kılız, yünüz; <strong>2-3 milyon dolara kafamız girsin</strong> diye dolaş ortada.</p>
<p>Ya reklam verecek kimseyi bulamadılar ya da gerçekten ahmaklar. Personel maaşını iki kuruş faiz gelsin diye <strong>ayın yedisinden önce yatırmayan</strong> kulübe mi kalmış sosyal sorumluluk çerçevesinde ücretsiz reklam almak.</p>
<p>Beşiktaş gibi bir kulüp senede 2-3 milyon dolar kazanacak diye formasının sırtına reklam almazmış. Yürü be kartal parçası, ayranın yok içmeye atla gidiyorsun çeşmeye!?</p>
<p>Bu yüzyılda bu zihniyetle köy yönetmeye kalksan davar sürüsü vermezler adamın eline.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/cok-sosyal-kulup-besiktas.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/08/kazalay-300x219.jpg' length ='21709'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Kitapla fantezi yapmak</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kitapla-fantezi-yapmak.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kitapla-fantezi-yapmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2009 15:30:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[alexandre dumas]]></category>
		<category><![CDATA[ali çankırılı]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[monte kristo]]></category>
		<category><![CDATA[monte kristo kontu]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[timaş]]></category>
		<category><![CDATA[timaş yayınevi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=1800</guid>
		<description><![CDATA[Yıllar önce okuduğum Monte Kristo Kontu’ndan büyük bir keyif almıştım. Geçenlerde Timaş’ta yaklaşık 600 sayfalık geniş bir çevirisini bulunca dayanamadım verdim parayı, okudum tekrar. Hem klasikler önemlidir, dursun bir kenarda. Kitapları genellikle bana yakın olduğu için Kabalcı’dan ya da Alkım’dan alırım. Timaş’la fazla dirsek temasım olmadı, bugünden sonra da olacağını düşünmüyorum. Timaş’tan aldığım Monte Kristo [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1801" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="montekristo" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/11qk8.jpg" alt="montekristo" width="410" height="530" />Yıllar önce okuduğum Monte Kristo Kontu’ndan büyük bir keyif almıştım. Geçenlerde Timaş’ta yaklaşık 600 sayfalık geniş bir çevirisini bulunca dayanamadım verdim parayı, okudum tekrar. <strong>Hem klasikler önemlidir, dursun bir kenarda.</strong> Kitapları genellikle bana yakın olduğu için Kabalcı’dan ya da Alkım’dan alırım. <strong>Timaş’la fazla dirsek temasım olmadı, bugünden sonra da olacağını düşünmüyorum.</strong></p>
<p>Timaş’tan aldığım Monte Kristo Kontu’na büyük bir heyecanla başlamıştım. Ama sayfaları erittikçe kocaman bir hayal kırıklığı yaşadım. <strong>Çevirmen Ali Çankırılı kitaba resmen tecavüz etmiş.</strong> Din propagandasının suyunu çıkartmışlar. <strong>Sanki okuduğum bir batı klasiği değil de menkıbeler kitabı.</strong> Kitabın ortalarına geldiğimde bir an Edmond Dantes, Kelime-i Şehadet getirerek müslüman olacak sandım. Hatta sonlara yaklaştığımda Katalan cıvırı Mercedes çoktan iman etmiş diye düşünüyordum.<span id="more-1800"></span></p>
<p>Böyle rezillik, bu kadar kepazelik olmaz. İnandıklarını topluma empoze etmeyi düşünüyorsan bunun bir sürü yolu var. Oturur yeni bir kitap yazarsın, elindeki reklam ve medya gücüyle bunu çok kolay bir şekilde okunan kitap haline getirebilirsin. <strong>Ben de müslümanım ama başkasının eserinin piç edilmesinin saygısızlık olduğunu bilecek kadar müslümanım.</strong> Benim dinim hırsızlığın her çeşidini yasaklar. Timaş emek hırsızlığının daniskasını yapmış. Alexandre Dumas’tan etkilenerek ortaya yepyeni bir kitap çıkartmışlar. Ama konu genel hatlarıyla, isimleriyle falan aynı.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/resim002.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1802" title="montekristo2" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/resim002.jpg" alt="montekristo2" width="410" height="277" /></a>Çevirmen anlatmamış ama ben eminim ki; Dantes ile hapishanede tanıştığı yaşlı adam cemaat olup namaz kılmışlardır. Ramazan ayında sahura kalkıp, akşam namazını eda ettikten sonra birlikte iftara oturmuşlardır. Boş vakitlerinde bereketlenmek için hocaefendinin kitaplarını da kesin okumuşlardır. Çevirmenin küçük dünyasında bunlar mutlaka olmuştur ama oturup yazmaya eli gitmemiştir. Minnettarım kendisine! Dantes, yazar için öyle salih bir müslümanki, “benim” diyeni cebinden çıkartır. <strong>Maşallah her işe Besmele çekerek başlıyor.</strong></p>
<p><strong>Bundan sonra ne Timaş’a uğrarım ne de eserlerine göz atarım.</strong> Hıristiyan bir yazarın eseri de olsa emeğe saygı göstermeyenlerin inanç sistemine şüpheyle bakarım.</p>
<p>&#8220;<strong>İyi</strong> ki <strong>kitaplar</strong> var&#8221; diyorsunuz ya kelime oyunu yaparak, şimdi düştü jeton. Millet atın, eşeğin, tavuğun ırzına geçer siz de kitaplara göz koymuşsunuz belliki. Evet iyi ki kitaplar var da biz beri tarafımızı koruyabilmişiz.</p>
<p>Ali Çankırılı, Alexandre Dumas’ı mezarında ters çevirmiş bu başyapıtıyla. <strong>Alın size kitap nasıl piç edilir, kitaba tecavüz nasıl gerçekleştirilir en güzel örneği.</strong></p>
<p>Kitabın karakterlerinden Albert, annesi Mercedes’e sarılıyor.</p>
<p><em>Anne kucağı, büyümüş de olsa, bir çocuğun sığınabileceği en emin kale idi&#8230;<br />
</em><em>Tercümeye sadakatsizlik olsa da, burada bir Türkçe dörtlüğü terennüm etmeden geçemeyeceğiz:</em></p>
<p><em>Anne başa taç imiş!<br />
Her derde ilaç imiş!<br />
Bir evlat pir olsa da<br />
Anneye muhtaç imiş.</em></p>
<p><strong>Terennümcüler kovalasın sizi emi!</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kitapla-fantezi-yapmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/11qk8-232x300.jpg' length ='22716'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Devesini özleyen adam</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/devesini-ozleyen-adam.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/devesini-ozleyen-adam.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2009 06:24:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[arturo fuente puro]]></category>
		<category><![CDATA[ayrton esnna]]></category>
		<category><![CDATA[camel]]></category>
		<category><![CDATA[camel full flavor]]></category>
		<category><![CDATA[camel paket esprileri]]></category>
		<category><![CDATA[camel paketi geyikleri]]></category>
		<category><![CDATA[camel sigarası]]></category>
		<category><![CDATA[camel trophy]]></category>
		<category><![CDATA[charles bukowski]]></category>
		<category><![CDATA[deve joe]]></category>
		<category><![CDATA[doğum günü]]></category>
		<category><![CDATA[eski camel]]></category>
		<category><![CDATA[formula 1]]></category>
		<category><![CDATA[grup vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[hoyo de monterrey puro]]></category>
		<category><![CDATA[japan international tobacco]]></category>
		<category><![CDATA[joe camel]]></category>
		<category><![CDATA[jti]]></category>
		<category><![CDATA[kim ki duk]]></category>
		<category><![CDATA[kısa camel]]></category>
		<category><![CDATA[lotus honda]]></category>
		<category><![CDATA[lucky strike]]></category>
		<category><![CDATA[metallica]]></category>
		<category><![CDATA[muratti]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı ve amerika arasında ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlının amerikaya yardım etmesi]]></category>
		<category><![CDATA[pall mall]]></category>
		<category><![CDATA[pink floyd]]></category>
		<category><![CDATA[procol harum]]></category>
		<category><![CDATA[red bull]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[shi gan]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[turkish cowboylar]]></category>
		<category><![CDATA[west ice]]></category>
		<category><![CDATA[zippo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=1425</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Hayatta bir fincan kahve ve iyi bir sigaradan daha güzel bir şey yok.&#8221; Johnny, Johnny Guitar &#8220;Sigara tiryakileri ikiye ayrılır. Camel içenler ve sigara içenler.&#8221; Akay Perker, Beykoz civarları, 1998  falan&#8230; &#8220;Camel sihirli bir sigaraydı.&#8221; Charles Bukowski, Ham on Rye (Ekmek Arası) 10 gün sonra 29 yaşıma giriyorum. Her doğum günümde bir sonraki senenin planını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1427" style="margin-right: 10px;" title="eski camel" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/06/camel.jpg" alt="eski camel" width="420" height="521" /><em>&#8220;Hayatta bir fincan kahve ve iyi bir sigaradan daha güzel bir şey yok.&#8221;</em></p>
<p><em>Johnny, Johnny Guitar</em></p>
<p><em>&#8220;Sigara tiryakileri ikiye ayrılır. Camel içenler ve sigara içenler.&#8221;</em></p>
<p><em>Akay Perker, Beykoz civarları, 1998  falan&#8230;</em></p>
<p><em>&#8220;Camel sihirli bir sigaraydı.&#8221;</em></p>
<p><em>Charles Bukowski, Ham on Rye (Ekmek Arası)<br />
</em></p>
<p>10 gün sonra 29 yaşıma giriyorum. Her doğum günümde bir sonraki senenin planını yapıp önceki senenin bilançosunu inceler ve &#8220;yine bi&#8217; bok olamamışız,&#8221; diyerek bir çizik atarım geçen yılların üzerine.</p>
<p>Bugün aklıma farklı bir bilanço geldi. Ortaokul 3. sınıfta başlamıştım sigaraya, yıl 1995! Yani toplam 14 yıl bilfiil, bırakmayı hiç düşünmeden sigara içmişim. Gelecekte pişman olacağımı çok iyi bilsem de, şimdilik herhangi bir pişmanlık yok.</p>
<p>Sigara aşk gibidir falan derler ya,<strong> benim ilk aşkımdı sigara.</strong> İlkokul aşklarım Esra ve Göknur&#8217;u saymazsak, dudaklarıma dokunan ilk yabancı,<strong> Camel</strong> olmuştu. İlk aşk değildir de nedir o zaman?<span id="more-1425"></span></p>
<p>Hiç unutmam, Ömerli Barajı&#8217;na pikniğe gitmiştik sınıf olarak. Orada, baraj gölünün kenarında, sınıfın en fırlamalarıyla beraber (<strong>Fırat&#8217;ın</strong> arkadaşı psikopat Bahattin&#8217;i düşünün) bir sandalın gölgesine saklanmış, büyük bir heyecan içinde Kenan&#8217;ın getirdiği <strong>kısa Camel</strong> paketini açmıştık. Hepimizin ilk sigarası olacaktı bu, o anda hissettiğim heyecanı ilk öpüşmemde bile yaşamamıştım daha sonra.</p>
<p><strong>O ilk sigaranın tadını, kokusunu yıllardır unutamadım.</strong> İlk nefesi çektiğimde boğazımda oluşan o tok ve acımsı tat, geriye üflediğim yoğun duman ve ardından gelen orgazmik baş dönmesini sonraki yıllarda ne sigaralardan ne cıgaralardan alamadım.</p>
<p>Belki de o tadı, o heyecanı aradığım içindir, 14 yıldır aynı beklentiyle içmeye devam ediyorum sigarayı.</p>
<p><strong>Ne kadar Kazanova da olsanız, en fırlama Rasputin de olsanız, ilk aşkınızı unutmanız zordur.</strong> Sigara macerasındaki ilk aşkım Camel da, 2001&#8242;de beni terk etmesine rağmen aklımdan hiç çıkmadı.</p>
<p>Bir gün her zamanki markete gidip sigara istediğimde elime verilen ne idüğü belirsiz pakete bakakalmıştım. &#8220;Nedir bu?&#8221; dediğimde, Camel&#8217;in yeni paketi olduğunu söyledi kasiyer kız. <strong>Üzerinde binbir geyik çevirdiğimiz, açtıktan sonra kırmızı şeridini özenle çevresine sardığımız paket gitmiş,</strong> yerine garip, alelade bir paket gelmişti.</p>
<p>Hemen marketin kapısına koşup yaktım bir tane ve paketi gördüğümde içimi kemiren korkunun başıma geldiğini fark ettim. Tadı değişmişti. O tok, sıcak Camel tadı yerine sıradan bir sigaranın tadını alıyordum. Zaten paketin arkasını okuduğumda o tadın bir daha geri gelmeyeceğini anladım. <strong>&#8220;Distinctive blend of the finest Turkish and Domestic tobaccos&#8221;</strong> yazmıyordu artık.</p>
<p><strong>19 Haziran 2001, Japan International Tobacco&#8217;nun (JTI) Türkiye dahil birçok ülkede Camel efsanesinin köküne dinamit yerleştirdiği gündür.</strong></p>
<p>Sigarayı bırakma kampanyalarını, duman avcılarını falan boş verin. Eğer bu toplumun sigara içmesini istemiyorsanız, üretim haklarını bir şekilde Japonlara devredin. Onlar insanları sigaradan soğutmayı başaracaklardır.</p>
<p>Dünyanın en kaliteli tütününü üreten ülkede, dünyanın en adi sigaralarını üretmek gibi gerzekçe bir başarımız var. Tüm dünyanın giderek sigaradan soğuduğuna, sigara satışlarının düşüş oranlarına bakarsanız, bu saatten sonra Samsun&#8217;un kalitesini yükseltmek de kaçan pazarı geri getirmeyecek, tren çoktan kaçtı. Hem kendimiz üretemedik, hem de Avrupa&#8217;nın en iyi markalarını Türkiye&#8217;ye adi bir taklit şeklinde soktuk. (Pall Mall gibi, Muratti gibi)</p>
<p><strong>Camel, dünyada reklam sektörünün temellerini atan şirketti.</strong> &#8220;Develer Geliyor&#8221; adlı şarkıyla birlikte hazırladıkları reklam filmleri, dünyanın ilk reklam filmleri arasındaydı.</p>
<p>Önce <strong>Mickey Mouse, Bugs Bunny, Fred Çakmaktaş</strong> gibi çizgi karakterleri ve daha sonra <strong>Old Joe</strong> olarak anılacak olan deveyi maskot olarak kullandılar. 1970&#8242;lerde Fransa&#8217;da yapılan bir reklam kampanyası için çizilen <strong>Joe Camel</strong> o kadar sempatik bulundu ki, diğer tüm maskotları rafa kaldırarak Camel paketlerini ele geçirdi. 1913&#8242;de markayla birlikte doğan ilk çizim ise Old Joe olarak isimlendirilip arşivlere kaldırıldı.</p>
<p>(Camel hakkındaki şehir efsanelerinden biri de, Joe Camel&#8217;ın (Deve Joe) hem Türk tütününe, hem de bağımsızlık savaşında ABD&#8217;ye yardım olarak deve gönderen Osmanlı Devleti&#8217;ne ithafen çizildiğidir. Çöllerde kızılderililerle çarpışan beyazların atları yetersiz kalır ve bu iş için en iyi aracın deve olduğuna karar verirler. Osmanlı İmparatorluğu&#8217;ndan 50 deve ithal ederler ve Sultan Abdülaziz Han, fazladan iki deveyi de hediye olarak gönderir. ABD, buna bir teşekkür olarak Türkiye ile tütün ticaretine de başlar ve Türkiye&#8217;den ithal ettiği tütünlerle ürettiği sigaraya, bu develere ithafen Camel adını verir. Bizim sevdiğimiz, &#8220;ahaha işeyen adamı gördün mü olm?&#8221; şeklinde geyik yaptığımız deve, Osmanlı&#8217;nın ABD&#8217;ye gönderdiği tek hörgüçlü Arabistan develerinin bir ilüstrasyonu olabilir yani)</p>
<p><strong>Camel, sadece sigara olarak girmemişti hayatımıza.</strong> Kalitesinin yanında o kadar başarılı bir marka stratejisi vardı ki, o kaliteyi hiçbir sigara markası tutturamadı.</p>
<p>Formula 1 pistlerinin efsane pilotu, motor sporları hastası olmamın en büyük nedeni olan <strong>Ayrton Senna</strong>, ilk zaferi olan Estoril GP&#8217;yi kazandığında <strong>Lotus Honda</strong> takımında, Camel sponsorluğunda yarışıyordu. (Biz göremedik o yarışları tabi, 7 yaşında tıfıl ne anlar yarıştan falan? İlkokulda Formula 1&#8242;le tek ilgim, üzerinde Ayrton Senna&#8217;nın <strong>Marlboro logolu McLaren Honda&#8217;sı olan mıknatıslı kalem kutusuydu</strong> ki hala saklarım.)</p>
<p>Pistlerde Formula 1 ile reklam yapan Camel, <strong>Red Bull&#8217;un bugün gerçekleştirdiği alternatif reklam organizasyonlarını ta o zamanlar düzenliyor </strong>ve Camel Trophy ile balta girmemiş ormanlarda dayanıklılık yarışları organize ediyordu. Yıllarca devam eden bu organizasyon, çocukluğumda oyuncak arabalarımla oynarken &#8220;bigün ben de o yarışa katılcam&#8221; diye hayal kurmama neden olurdu. Ama biz büyüyene kadar sigara reklamları yasaklanmış, <strong>Camel Trophy</strong> ekipleri <strong>kemoterapi</strong> moduna girmişlerdi bile.</p>
<p>Evdeki Camel çantam, Camel çadırım ve envai çeşit Camel logolu ıvır zıvırım hala eski Camel dönecek diye bekliyorlar. İlk sevgilinin saklanan mektupları gibi&#8230; (Camel logolu tabakamı araklayan her kimse içinde patlasın o tabaka, 4 yıl oldu unutamadım!)</p>
<p><strong>80&#8242;lerin çocukları bu ülkenin en şanssız, aynı zamanda en renkli jenerasyonudur.</strong> Bir anda patlayan o iğrenç pop furyasından <strong>Procol Harum, Pink Floyd, Metallica</strong>, hatta <strong>Grup Vitamin&#8217;e</strong> sığınarak korunmaya çalışsak da, Grup Vitamin&#8217;in dalga geçtiği <strong>Turkish Cowboylar</strong> olmaktan kurtulamamıştık.</p>
<p>Buz mavisi kotlarımız, <strong>camel rengi</strong> kovboy şapkalarımız, domuz burnu kovboy çizmelerimiz (<strong>mahmuzlusunu alacak kadar abarttığım oldu</strong>) ve hatta püsküllü deri yeleklerimiz, <strong>Camel &amp; Zippo ortaklığıyla ateşlenen</strong> bir gençlik tutkusu olmuştu bizim için.</p>
<p>90&#8242;ların tüm eğlenceleri, güzellikleri gibi Camel da geride kaldı. Sigarayı bırakmayı bile düşünmüştüm Camel içemez olunca. <strong>Öyle ya, Camel yoksa içilebilecek ne vardı ki?</strong></p>
<p>Sigara tiryakisi, morali bozulunca, sevdiği bir şeyi kaybedince sigara yakar, <strong>peki sigarasını kaybedince ne yapar?</strong> Biz o durumdaydık artık. Hüznümüze yakacak sigaramız bile kalmamış, Camel yakarken envai çeşit numaralar çevirdiğimiz Zippo&#8217;larımız masamızın üzerinde melül mahzun yatar hale gelmişti.</p>
<p><strong>JTI mağduru Camel tiryakileri</strong>, içine buhranı atlatabilmek için tüm tütün ürünlerini alt üst edip en yakın tadı bulmaya çalışıyorlardı.</p>
<p>İşte o günlerde <strong>Drum</strong>&#8216;ı tavsiye etti bir arkadaşım. Dedi ki &#8220;bunu sar, filtresiz Camel kadar iyidir.&#8221; Denedim, haklıydı. Ama her zaman, her yerde tütün saracak durumda değildik ki. Hala Drum sarıp içtiğim olur ama sigara sarmak sürekli acele içinde yaşayan bir şehir insanı için uygun bir çözüm değil.</p>
<p>Kaçakçılarda <strong>Lucky Strike</strong> bulup denedik, feci şekilde susatması haricinde Camel&#8217;a en yakın tadı onda buldum ben. Ama onu da bulmak zordu, ithal edilecek dediklerinde Pall Mall ve Muratti&#8217;nin kaderini paylaşacak diye üzüldüm hatta. İthal edilmedi, yine sadece kaçakçılarda var.</p>
<p>Orijinal Lucky Strike, orijinal Pall Mall, orijinal Muratti, hatta kısa Marlboro arasında dönüp dolaştıktan sonra Winston Soft&#8217;ta karar kıldım ben. Orijinal markaları bulmak zordu, Marlboro ise Marlboro içenlerin pek sevdiği, benimse bir türlü sevemediğim o köpek öldüren şarap kokulu paketi yüzünden ilgimi çekmedi hiç.</p>
<p>Zaten Camel&#8217;in ciğerlerimize bıraktığı hatıralar da artık gün yüzüne çıkmaya başlamıştı. Kovboy imajıyla dolaşıp her akşam taekwondo yaptığımız günler geride kalmış, iş yaşamının yoğun temposunda sporun varlığını bile unutmuştuk. Zorluyordu artık sert sigaralar.</p>
<p>Camel içtiğimiz dönemlerde &#8220;başka sigaradan 3 paket içsen 1 paket Camel kadar zarar görmezsin, içme şu mereti&#8221; diyenlere kötü kötü bakardık ama haklıydılar. <strong>30 yıllık sigara kotasını 10 yılda doldurmuştuk Camelciler olarak.</strong></p>
<p>O nedenle artık sert sigara içemiyorum bile. Eski Camel geri dönse yeniden başlar mıyım, onu da bilmiyorum. Zaten JTI&#8217;ın özür diler gibi piyasaya sürüp kaçırdığı müşterisini geri kazanmaya çalıştığı<strong> Camel Natural Flavor</strong>&#8216;ı denedim, ağır geldi. Son iki yıldır <strong>West Ice</strong> gibi <strong>nane kırıntılı</strong> sigaradan günde iki paket içen biri olarak, günde iki paket Natural Flavor içmenin kansere fırsat vermeden beni musallaya göndereceğini fark ettim.</p>
<p><strong>Kim Ki Duk</strong>&#8216;un <a href="http://www.imdb.com/title/tt0497986/" target="_blank">Shi Gan</a> adında bir filmi vardı. Sevgilisini terk eden kız estetik ameliyat olup, yabancı bir kadın gibi yeniden dönüyordu sevgilisine. Eski sevgilinizde bulduğunuz aşkı bu yeni kadında bulabilir misiniz? Ben Camel Natural Flavor&#8217;da eski aşkımı bulamadım.</p>
<p>Hatırladığım Camel iğrençlikleri var bir de. <strong>Bu salakça esprileri yapmaktan zevk alan onlarca denyo arkadaşım oldu benim.</strong> Tamam devenin ön bacaklarına denk gelen bereket tanrısı kılıklı adamı görmemek mümkün değildi de, gereksiz espriler can sıkardı.</p>
<p>- Deve mi ters, fil mi ters?<br />
- Ne diyosun abi?<br />
- Ya sen cevap ver hangisi ters? Deve mi fil mi?<br />
- Eaa burda deve var, deve düz duruyo demek ki fil ters<br />
- Ulan gördün dimi cevabı filters diye? Hehehe</p>
<p>&#8212;</p>
<p>- Camel paketinde tavşan var! Bak!<br />
- Hani lan ben göremiyorum?<br />
- Abi dikkatli bak nasıl göremiyosun. Bak orda biyerde olmalı<br />
- Yok lan burda tavşan mavşan.<br />
- Ver bakayım. Aaaa yok lan gerçekten.<br />
(Burada yeni açılmış paketten bir sigarayı yarısına kadar çıkarıp pakete telsiz görüntüsü vererek kulağına götürür ve devam eder öküzce esprisine):<br />
- Alo tavşan, nerdesin seni arıyoruz!</p>
<p>&#8212;</p>
<p>Aynı denyolar paketin arkasındaki tesislerde kalmamızı, devedeki kadını bulmamızı, otobüsü aramamızı falan anlatırlardı hiç bıkıp usanmadan. Domuz burunlu kovboy çizmeleri, bu gevezelerin kaval kemiğine sağlam bir darbe indirip susmalarını sağlamak için giyilirdi Camel kullanıcıları tarafından, bu da size benden kolpa bilgi olsun.</p>
<p>Bak bu kadar anlattım, eski aşkıma methiyeler düzdüm ve 8 yıla varan yokluğunda onu çeşit çeşit markayla aldattım. Demek ki sigara iyi bir şey değil, hiç başlamayın. Yeni başladıysanız da yol yakınken bırakın, daha sonra çok zor olur. <strong>Arturo Fuente, Hoyo de Monterrey</strong> gibi baba purolar bile doldurmaz sigaranın yerini, puronun yeri çok farklıdır. Bu uyarıyı yapalım da sonra &#8220;gençleri zehirliyosun pis!&#8221; diye kapıma dayanmasınlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/devesini-ozleyen-adam.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/06/camel-241x300.jpg' length ='25159'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Bacaklarınızı çok seviyoruz</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bacaklarinizi-cok-seviyoruz.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bacaklarinizi-cok-seviyoruz.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2009 10:19:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[atlas jet]]></category>
		<category><![CDATA[bacaklarınızı çok seviyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[bizimkisi 77 cm]]></category>
		<category><![CDATA[havacılık]]></category>
		<category><![CDATA[jenna haze]]></category>
		<category><![CDATA[kevin costner]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[thy]]></category>
		<category><![CDATA[türk hava yolları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=877</guid>
		<description><![CDATA[Hell yeah! Biz de sizi seviyoruz Atlas Jet! Zaten sizinkisi 77 cm. Atlas Jet, Marka ile çalışmaya başladığından beri &#8220;biz ikinciyiz ama&#8230;&#8221; temalı, kompleks kokan reklamlardan bir türlü vazgeçemedi. Birkaç yıl önce de &#8220;biz ikinciyiz ama bizimkisi 77 cm.&#8221; diye bi&#8217; reklam sloganı uydurmuşlardı. Ali Sabancı&#8217;nın Pegasus toplantısında &#8220;bizimkisi 65 cm. ama vaktinde kalkıyor!&#8221; diyerek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-878" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="Atlas Jet" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/03/atlasjet.jpg" alt="Atlas Jet" width="410" height="606" />Hell yeah! Biz de sizi seviyoruz Atlas Jet! Zaten sizinkisi 77 cm.</p>
<p>Atlas Jet, Marka ile çalışmaya başladığından beri &#8220;biz ikinciyiz ama&#8230;&#8221; temalı, kompleks kokan reklamlardan bir türlü vazgeçemedi.</p>
<p>Birkaç yıl önce de &#8220;biz ikinciyiz ama bizimkisi 77 cm.&#8221; diye bi&#8217; reklam sloganı uydurmuşlardı. Ali Sabancı&#8217;nın Pegasus toplantısında &#8220;bizimkisi 65 cm. ama vaktinde kalkıyor!&#8221; diyerek duruma açıklık getirdiğine dair çeşitli rivayetler var.</p>
<p>Bu cinsellik kokan sloganlar cirolara ne kadar etki etti bilemiyorum ama korktuğum bir şey var, Atlas Jet yakında yolcularına temelli talip olacak.</p>
<p>Önce &#8220;bizimkisi 77 cm,&#8221; diyerek şimdi &#8220;bacaklarınızı çok seviyoruz,&#8221; diyerek koltuk aralıklarını övüyorlar. Korkuyorum yakında <em>götünüzü çok seviyoruz, koltuklarımız o yüzden bu kadar rahat, sizi kucaklamak istiyoruz</em> diye reklam çıkmaya başlayacaklar.</p>
<p>Siz siz olun, THY&#8217;den vazgeçmeyin. Onlar hiç olmazsa finansal yönden tecavüz ediyorlar, çeşitli uzuvlarımıza talip değiller.</p>
<p>Aldığım duyumlara göre, son reklam filmini Kevin Costner ile çeken Türk Hava Yolları&#8217;na Atlas Jet, Jenna Haze ile yanıt verecekmiş. &#8220;Biz ikinciyiz ama hostesimiz aynı anda 7 yolcumuzla ilgileniyor. Çünkü biz yolcusunu en çok seven havayoluyuz ve sizinkine bayılıyoruz.&#8221;</p>
<p>Hiç bana kızmayın, önce siz başlattınız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bacaklarinizi-cok-seviyoruz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/03/atlasjet-202x300.jpg' length ='24082'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Tetrapak meşrubat ambalajları</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/tetrapak-mesrubat-ambalajlari.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/tetrapak-mesrubat-ambalajlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Dec 2008 18:16:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[ambalaj]]></category>
		<category><![CDATA[içecek]]></category>
		<category><![CDATA[mektup]]></category>
		<category><![CDATA[meyve suyu]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[tetrapak]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=481</guid>
		<description><![CDATA[Kim tasarladı abicim bu kutuyu? Bir ürün tasarlanırken sadece şık görünmesi veya kargoda rahat taşınabilmesi mi düşünülür, yoksa kullanım kolaylığına da biraz önem verilir mi? Benim gibi keyfine düşkün bir müşteri için, kullanım rahatlığı her şeyden önce gelir. Eğer bir sıvı kutusunda delik yuvarlaksa ve dökme esnasında hava alamıyorsa, o kutudaki sıvıyı başka bir yere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-480" style="float: left; margin: 10px;" title="Dünyanin en berbat mesrubat kutusu" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2008/12/tetrapak_ambalaj.jpg" alt="" width="200" height="301" />Kim tasarladı abicim bu kutuyu?</p>
<p>Bir ürün tasarlanırken sadece şık görünmesi veya kargoda rahat taşınabilmesi mi düşünülür, yoksa kullanım kolaylığına da biraz önem verilir mi?</p>
<p>Benim gibi keyfine düşkün bir müşteri için, kullanım rahatlığı her şeyden önce gelir. Eğer bir sıvı kutusunda delik yuvarlaksa ve dökme esnasında hava alamıyorsa, o kutudaki sıvıyı başka bir yere transfer etmek tam bir işkence olur.</p>
<p>Bu nedenle, solda gördüğünüz Tetrapak ambalaj, dünyanın en kullanışsız meşrubat ambalajı olarak tarihe geçmeye hak kazanmıştır. Bu kutuyu tasarlayan arkadaşın fizik kurallarından hiç anlamadığına adım gibi eminim.</p>
<p>Kardeşim ben bu kutudan bardağa meşrubat dökmek için illa ki deliğin yanına başka bir delik açmak zorunda mıyım?</p>
<p>Değilim. Zorunda olmadığım için de, bir süredir raflarda duran bu berbat tasarımlı kutuyu kesinlikle almıyorum. Gerek Ice Tea, gerekse meyve suları olsun, şık görünümlü ama kullanışsız Tetrapak ambalajlar yerine cam şişeyi tercih ediyorum.</p>
<p>Bu dandik tasarımı kullanan meyve suyu üreticilerine ve Türkiye&#8217;de 1971&#8242;den beri faaliyet göstermesine rağmen fizik kurallarından anlamayan ürün tasarımcıları çalıştıran Tetrapak&#8217;a duyurulur.</p>
<p>Öperim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/tetrapak-mesrubat-ambalajlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

