'Şahsiyet' Kategorisi Incileri

Sezar’ın hakkı Sezar’a

caesar
Gaius Julius Caesar (M.Ö 100 – 44) yani Jül Sezar, Roma İmparatorluğu’na en şaşaalı dönemini yaşatan büyük asker. Tarihi Değiştiren Askerler adlı kitabı okurken Sezar hakkında ilginç bilgilere rastladım ve Kuyu okurlarıyla paylaşmak istedim:

Kariyeri ile parlayan ismi (Caesar) kendisinden sonra gelen Roma imparatorlarına unvan olarak verilmiş ve hatta ondan asırlar sonraki liderlerin kullandığı sıfatlar, (Fatih Sultan Mehmet’in Kayzer-i Rum, Almanların kullandığı kayzer (keiser), Rusların çar (czar) gibi) Sezar’dan türemiştir.

Bugün kullandığımız 365 günlük devrik yıla dayalı takvim Sezar iktidarının eseridir. Yedi ayın otuz bir gün çekmesine Sezar karar vermiş, Senato da kendisini onurlandırmak için aylardan birine (Julius – Temmuz) onun adını vermişti.

(Muhtemelen Sezar temmuz ayında doğduğu için bu aya ismi verildi.)

Bir iddiaya göre Sezar doğarken annesi ölmüş, o da annesinin karnının kesilmesi ile çıkartılmıştır. Bu yüzden kendisine ‘kesilip çıkarılan’ ‘Caesar’ adı verilmiştir. Diğer bir deyişle günümüzdeki sezaryen işleminin de isim babasıdır.

Kitap, tarihe damgasını vurmuş askerlerin özet hayatlarıyla sizi tarih yolculuğuna çıkarıyor. Yolculuk; milattan önce Savaş Sanatı’nın yazarı, taktik ustası Sun Tzu ile başlayıp, Hitler’i yenen Kızıl Ordu kumandanı Mareşal Zhukov ile sona eriyor. Aralarda kimler yok ki? Attila, Alparslan, Cengiz Han, Kanuni, Napolyon, Stalin… Kitap zevkle okunsa da bende yaptığı bir yan etki var: Kaypak siyaset dünyasına, seçim sandıklarına, ikiyüzlü diplomasiye bir kez daha küfrü basıyorum. Eskinin savaş meydanlarında özgür bir insan olarak can vermeyi, bugünün ikiyüzlü modern dünyasında köle gibi yaşamaya tercih ederdim. Bir de diyorum ki: “Bugün sepete konacak çok kelle var hacı!”

Kartal bakışlı Hünkar


Fatih’in bildikleri:

  • Hadis, tefsir, fıkıh, kelam…
  • Arapça, Farsça, Yunanca, Latince, İtalyanca, Sırpça, İbranice…
  • Tarih, edebiyat, coğrafya, matematik, geometri, astronomi…

Havan topunun mucidiydi, ‘Avnî’ mahlasıyla bir şairdi, bir yönüyle ilim adamıydı, diğer taraftan din alimiydi, bir taraftan komutandı, dahası imparatordu.

Bugün, bilim adamı denenler üniversitede yatıyor. Hoca camide yatıyor. Komutan kışlada yatıyor. Siyasetçi mecliste yatıyor. Birbirlerinden bîhaber takılıyor, ayrı tellerden çalıyorlar. Kimi zaman birbirlerine bok atarken kimi zaman birbirlerini yalıyorlar.

İlim; parçalanmış bulutlu. İrfan; gök gürültülü, sağanak yağışlı. Adaleti sel basmış, sular altında. Yalan-dolan, yalakalık; günlük güneşlik. Biz ise göçük altında yaşıyoruz, huzurumuz yok.

Fatih ise huzur içinde yatıyor.

Bir daha asla!

Emin Çölaşan’ın eşi Tansel Çölaşan’ın “Adnan Menderes’in idamından sonra halk bayram etti” açıklamalarının gündemi meşgul ettiği dönemlerdi. Altmışlı yaşlarının baharını yaşayan takım elbiseli, ‘İstanbul Beyefendisi’ diye anılabilecek bir amcanın kullandığı taksiyle Beşiktaş’a doğru geliyordum. Laflamaya başladık, laf lafı açtıkça amca da açılmaya başladı ve iş dönüp dolaşıp siyasete geldi bir süre sonra. “Ben Karaoğlancıyım evladım. Karaoğlan nerede ben oradayım. DSP falan ilgilendirmiyor beni…” diye konuşuyordu. Onun da mavi bir gömleği vardı Karaoğlan’ınki gibi. Muhabbetin seyri siyasete gelince benim de aklıma Tansel Hanım’ın açıklamaları geldi. “Amca sen bilirsin o dönemleri; Menderes asılınca çok sevinmişsiniz doğru mu” diye sordum beyamcaya. “Haşa oğlum ne sevinmesi. Rahmetli öldü diye kimsenin ağzını bıçak açmadı günlerce. Ajans bile dinlemedik evlerde. Ah evladım ah bizim o zamanlarda gördüğümüz zenginliği şimdi hiçbiriniz göremezsiniz. Hepimizin cebinde para vardı o günlerde. Okullarda fındık, fıstık, süt dağıtılıyordu. Ben o dönemde de Karaoğlancıydım emme Menderes’i de bir başka severdim. Ben Menderes öldü diye sevinen adam görmedim. Sevindiyse bir tek kendileri sevinmiştir asabildik diye. Bir daha da öyle birisi gelmez zaten bu ülkenin başına” diye cevap verdi.

“Sokayım sizin gibi adamlara!” diye okkalı bir küfür savurdum Tansel Çölaşan ve onun gibi olanlara.

Sivil Dayanışma Platformu, bugün (27 Mayıs) saat 11.30′da Kabataş’tan, 12.00′de ise Kadıköy’deki balonun yanından hareket ederek Yassıada’ya bir çıkartma yapacak. Akşam 19.00′da da Tünel’den Taksim’e yürüyüş düzenleyecek olan Sivil Dayanışma Platformu, Darbeye devrim diyen bütün aydınları, sanatçıları, işadamlarını; 27 Mayıs mağdurlarından, 50 yıldır askeri vesayet altında yaşamanın bedelini çok büyük kayıplarla, idamlarla, işkencelerle, faili meçhul cinayetlerle, fakirlik ve adaletsizlikle ödemek zorunda kalmış bütün yurttaşlardan özür dilemeye davet edecek.

Böyle güzel şeylere katılmayı ertelememek lazım.

Wag the dog

İyi sıvamak için malanı düzgün seçeceksin.

Normal zekâ seviyesinde bir insan utanacağı bir iş yaptığında susar, erdemli bir insan özür diler. Ancak politikacı olmak farklı özellikler de istediğinden, politikacıların özür dilemesi veya susması beklenemez.

Deniz Baykal ve Nesrin Baytok’un seks videosu olduğu iddia edilen düşük kaliteli bir video iki gündür internette dolaşıyor. Deniz Baykal ve Nesrin Baytok videonun gerçekliğini yalanlamazken, kraldan çok kralcı Baykal hayranları videonun montaj olduğunu iddia ediyorlar.

Videoyu ilk yayınlayan site, habervaktim.com. Sonradan o siteden silinmiş olsa bile, onlarca siteye çoktan kopyalandı görüntüler. Hatta videonun yayınlandığı sitelerden biri olan metacafe.com mahkeme kararıyla engellenerek sansürlü siteler zincirine eklendi.


Devam

Koşun koşun altın bulmuşlar!

Kosun kosun altin bulmuslar!California’da altın aramaya davet eden afişlerden biri.

1803′de Almanya’nın Kandern kasabasında doğan John Augustus Sutter, doğduğu yerden çok uzaklarda, alabildiğine vahşi girişimlerle bir dünya kurulmasına önayak olacağını biliyor muydu acaba… O sadece bir köylü çocuğuydu ve kendini kurtarabilmenin, para kazanmanın derdindeydi.

Amerika’ya gitmenin hayaliyle büyüdü, sadece hayal kurmakla kalmayıp orada lazım olabilecek şeyleri de daha Almanya’dayken öğrendi. New York’a indiğinde İspanyolca ve İngilizceyi gayet akıcı konuşabiliyordu.

Askerliğini İsviçre ordusunda yaptıktan sonra bulduğu ilk fırsatta gemiye atlayarak 1834 yılında yeni dünya Amerika’ya indi. Çatışmalar, kavga gürültüler arasında kendini kurtarıp ülke kurmaya çalışan Amerikalıların arasına o da katıldı. New York’daki çeşitli maceralarının ardından 1839 yılında asıl hedefi olan Meksika’nın Yerba Buena (California ABD’ye katılınca Yerba Buena’nın ismi San Francisco olarak değişecekti) kentine ulaşmayı başardı.


Devam