Hey, Fakirler!
Yigit Ezel, 8 Haziran 2008
İçtiğim son sigarayı bir Kütahya Porselen marifeti olan küllüğümde söndürdükten sonra uşağıma “şu küllüğü boşaltır mısın Alberto” diye seslendim, gelip boşalttıktan sonra tekrar getirdi, “teşekkür ederim” diyerek bu kısa sohbeti bitirdim. Alberto, 40-45 yaşlarındaydı. Onu işe alırken aramızdaki farklılıkları göz ardı etmemesini önerdim, yaşım kendisinden bir hayli küçük olduğu halde saygı duymak yerine ona iş yaptırıyordum. İspanyol çingene ailesi soyundan geliyordu, Türkiye’den önce Fransa’da banliyö evlerinde sefil bir hayat çektikten sonra oradaki Türker’den öğrendiği kadarıyla Türkiye’de kaçak işçi olarak çalışmanın kolaylıklarını fark etmiş ve yurdumuza gelmişti.
Pop müziğin parlayan yıldızı, sanat dünyamızın bel kemiği, sosyal mesaj meraklısı, AIDS’in bir numaralı düşmanı, askerlik çağındaki gençliğin banyo öncesi son içtimasını fotoğraflarına verdiği yüce sanatçı Tuğba Ekinci, yeni albümüyle müzik dünyasını sallamış: Condom!
Claudia Cardinale 27. Uluslararası Film Festivali’nin konuğu olarak İstanbul’a gelmiş. Görmeyi hem istedim hem istemedim. Filmlerini hayranlıkla izlediğim bir aktristi Türkiye’ye gelmişken görmeyi isterdim elbette, ama siyah beyaz günlerin o eşsiz güzelliği artık 70 yaşında bir teyze. Kozmetik teknolojisinin tüm nimetlerinden yararlanmaya çalışsa da, C’era una volta il West’teki o şeker Jill değil artık kendisi.
Doğruluyorum sandalyeden. Tipik edebiyat kitaplarında konfor ve rahatına düşkün kahramanlar böyle zamanlarda hep koltuklarından doğrulur, koltuklarında doğmuş gibi, koltukaltı ağrılarını da doğrulturlar; ben sandalyedeyim, doğrulduğum zaman dizlerim ağrıyor sadece. İmrenerek okumaktan nefret ederim onları, en damardan giren iğneli, sancılı cümlelerine bile gülecek gibi olurum, kelebek içi bir hayatın insana getirisi de bu olsa gerek. Zaten genelde bunları okurken kendimle baş başa kalamıyorum, eski bir yalandı kitap okuyan insanın kendisiyle baş başa kalması, riyakar ve bencilce.