<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Delinin Kuyusu &#187; sinema</title>
	<atom:link href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/category/sinema/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.delininkuyusu.com</link>
	<description>Bir deli, kuyuya bir akıllı atar ve olaylar gelişir!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 14 Aug 2011 01:36:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Bugün 5 Kasım</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bugun-5-kasim.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bugun-5-kasim.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Nov 2010 06:20:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[5 kasım]]></category>
		<category><![CDATA[guy fawkes]]></category>
		<category><![CDATA[v for vendetta]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3867</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Hatırla, 5 Kasım&#8217;ı hatırla Barut ihanetini ve komplosunu Zaten aklım almaz barut ihanetinin neden unutulacağını Ama ya adam? Biliyorum, adı Guy Fawkes idi&#8230; ve biliyorum; 1605&#8242;de Parlamento Binası&#8217;nı patlatmaya çalıştı. Ama kimdi gerçekte? Neye benziyordu? Bize fikirleri hatırlayın dendi, adamı değil. Çünkü bir adam başarısız olabilir. Yakalanabilir, öldürülebilir ve unutulabilir. Ama 400 yıl sonra bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3868" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/11/V.jpg" alt="" width="420" height="304" /><em><br />
&#8220;Hatırla, 5 Kasım&#8217;ı hatırla<br />
Barut ihanetini ve komplosunu<br />
Zaten aklım almaz barut ihanetinin neden unutulacağını<br />
Ama ya adam?<br />
Biliyorum, adı Guy Fawkes idi&#8230;<br />
ve biliyorum; 1605&#8242;de Parlamento Binası&#8217;nı patlatmaya çalıştı.<br />
Ama kimdi gerçekte? Neye benziyordu?<br />
Bize fikirleri hatırlayın dendi, adamı değil.<br />
Çünkü bir adam başarısız olabilir.<br />
Yakalanabilir, öldürülebilir ve unutulabilir.<br />
Ama 400 yıl sonra bir fikir hâlâ dünyayı değiştirebilir.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Bir zamanlar itiraz etme hakkınız vardı, düşünmek ve inandığınız şekilde ifade etmek; şimdiyse düzene uymaya, boyun eğmeye mecbur eden bir sansür ve gözetim altındasınız.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Toplumlar, kendi devletlerinden korkmamalı.<br />
Devletler, kendi toplumlarından korkmalı.&#8221;</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bugun-5-kasim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/11/V.jpg' length ='7441'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Yahşi Batı ve Cem Wayne</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yahsi-bati-ve-cem-wayne.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yahsi-bati-ve-cem-wayne.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Jan 2010 23:54:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[cem yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[cem yılmaz filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[yahşi batı]]></category>
		<category><![CDATA[yahşi batı fragman]]></category>
		<category><![CDATA[yahşi batı fragman izle]]></category>
		<category><![CDATA[yahşi batı full izle]]></category>
		<category><![CDATA[yahşi batı indir]]></category>
		<category><![CDATA[yahşi batı izle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3251</guid>
		<description><![CDATA[Öyle bayıla bayıla komedi filmi izleyen bir adam değilim. Lisede okuldan kaçıp gittiklerimiz hariç, herhangi bir komedi filmi için sinemaya gittiğimi de hatırlamam. Görevi espri yapmak olduğu için espri yapanları izlemek yerine, gayet ciddi bir işin, filmin ortasında ince espriler yapanları izlemeyi tercih ederim. Komedi filmi izleyip “hadi bi espri olsa da gülsek” diye beklemek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-3256" title="Yahsi Bati" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/01/yahsi1.jpg" alt="Yahsi Bati" width="421" height="309" />Öyle bayıla bayıla komedi filmi izleyen bir adam değilim. Lisede okuldan kaçıp gittiklerimiz hariç, herhangi bir komedi filmi için sinemaya gittiğimi de hatırlamam.</p>
<p>Görevi espri yapmak olduğu için espri yapanları izlemek yerine, gayet ciddi bir işin, filmin ortasında ince espriler yapanları izlemeyi tercih ederim. Komedi filmi izleyip “hadi bi espri olsa da gülsek” diye beklemek yerine, Anatomy of a Murder’ı izlerken avukatın diğer avukata inceden dokundurmasını, kelime oyunları yapmasını izlemek daha hoş.</p>
<p>Haliyle, Cem Yılmaz’ın filmlerini de bayıla bayıla izlemiyorum. Ama komedi filmi yaptığını iddia ederek ortaya çıkanların arasında, en azından işine önem, filmlerine emek verdiğini görüyorum.</p>
<p>Cem Yılmaz aslında hayallerini gerçekleştiriyor. Bir nesil western filmlerini, uzay filmlerini izleyerek büyüdü, buna Cem Yılmaz da dahil. Ve hepimiz küçükken o ortamlarda bulunmanın hayalini kurduk. Kovboy çizmeleriyle, şapkalarıyla dolaştık, mantar tabancalarıyla düellolar yaptık.</p>
<p>Cem Yılmaz bizden şanslıydı. Çocukluğunu etkileyen, sevdiği şeylerle uğraşmayı kendine meslek edindi. Kara Şimşek temalı Opet reklamlarından tutun da, biraz önce izlediğim Yahşi Batı’ya kadar tüm işleri sevdiği o güzel filmlerin etkisiyle oldu. (O talihsiz kaza olmasa çekilmiş olan diğer reklamlar da yayınlanacak, belki bir yol filmi bile gelecekti arkasından, kim bilir.)</p>
<p><span id="more-3251"></span>Çocukluğunda görüp sevdiği dünyaları en azından film setlerinde yaşayarak mutlu oldu Cem Yılmaz. Sevdiği şeyi yaparak para kazanmak her insana nasip olmuyor.</p>
<p>Komedyen kimliği yüzünden önce komediyle girdiği sinemada, komediden de yavaş yavaş kopmaya başladı. İyi ekiplerle çalışıyor, filmlerine emek harcanıyor ve sinemada izlenecek kaliteye yaklaşıyor yazdığı filmler. Yahşi Batı’nın sonunda söylediği gibi, belki komediden başka filmler de yapmaya başlar yakında.</p>
<p>Cem Yılmaz, iyi veya kötü haliyle Türk sinemasında bir marka. Çektiği film ne olursa olsun O oynadığı için sinemaya gidip izleyen bir kitlesi var. Buna güvenerek risk almaya başlamasını, daha farklı filmler çekmesini bekliyorum. Markasına güvendiğinin de, kalite olarak her filmini bir öncekinin üstüne çıkarmaya çalıştığının da farkındayım. &#8220;Ben oynadığım için geliyorlar zaten, otuzbir çeksem izlerler&#8221; demek yerine iyi bir şeyler yapmaya çalışıyor. Devam ettikçe çıtayı yükselteceğine inanıyorum.</p>
<p>Yahşi Batı’ya gelirsek, gayet güzel olmuş. “Mükemmel bir film, mutlaka sinemaya gidip izlenmeli” falan demiyorum, hayranları öyle derse de sesimi çıkarmam. Yine de komedi filmi diye sunulan diğer zırvalardan çok daha kaliteli olduğu bir gerçek.</p>
<p>Mükemmel bir senaryo, çok kaliteli espriler falan beklemeyin. Ancak sahneler, dekorlar, kostümler bir Türk komedi filmi için çok üst seviyelerde.</p>
<p>Intronun kalitesi tartışılamaz, harika olmuş. Filmin başında Türkçeye geçerken yapılan dublaj esprisi, Guns N&#8217; Roses, Billy the Kid, Suzan’ın gazabından kurtulmak için Türk kültürünü özetledikleri sahne, 10 dakika araya geçiş gibi ilk aklıma gelen sahnelerle birlikte, birçok iyi düşünülmüş ayrıntı var filmde.</p>
<p>Küfür yok mu? Var. Küfürlü diyaloglar bazı yerlerde gereksizce abartılsa da, genel olarak orantılı kullanılmış. En azından mide bulandıracak seviyeye çıkarılmamış.</p>
<p>Marka göndermeleri yerinde olmuş. Dilli Kaşarlı’ya varana kadar saydılar, Islak Hamburger diye bir Kızılderilinin çıkmasını bile bekledim.</p>
<p>Western klişelerine yapılan göndermeler de harika. Filmden çıkarken, birinin yanındaki arkadaşına “suçluları şerife teslim etme sahnesini İyi Kötü Çirkin’den çalmışlar” dediğini duydum. Güzel kardeşim, filmin tamamı western göndermesi zaten, ne çalması? Eğer oturup düşünecek olursak neredeyse tüm sahneleri bir western filme bağlarız. Sanırım arkadaşın izlediği tek western İyi Kötü Çirkin (<a title="IMDB" href="http://www.imdb.com/title/tt0060196/" target="_blank">Il buono, il brutto, il cattivo</a>) olduğu için sadece o sahneyi tanıyabildi.</p>
<p>Yalnız filmden çıkarken şahit oldum ki, Türkiye’de sinema izleyicisi film izlemeyi hâlâ öğrenememiş. Yahu kardeşim, film boyunca oturmuşsun, üç dakika daha otursan ölür müsün?</p>
<p>Cem Yılmaz, ismini IMDB’nin Western kategorisinde filmlerini izleyerek büyüdüğü John Wayne, Clint Easwood gibi adamlarla aynı listede gördüğü için bile yeterince sevinmiştir. Aynı listede olmakla aynı kalitede olmak farklı şeyler tabi, o kadar büyütmüyorum.</p>
<p>Sonuç olarak, Yahşi Batı hiç fena bir film değil. DVD’si alınıp arşivlenecek bir film olmasa da, özellikle western severler için sinemada keyifle izlenip unutulacak türden bir film olmuş. Sinemada keyifle izlenecek Türk filmi de pek olmadığından, Yahşi Batı otomatik olarak üst sıralara tırmanıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yahsi-bati-ve-cem-wayne.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/01/yahsi1.jpg' length ='39910'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Recep İvedik</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/recep-ivedik.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/recep-ivedik.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Dec 2009 02:46:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[idiocracy]]></category>
		<category><![CDATA[recep ivedik]]></category>
		<category><![CDATA[recep ivedik 3]]></category>
		<category><![CDATA[recep ivedik 3 izle]]></category>
		<category><![CDATA[recep ivedik fragman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3168</guid>
		<description><![CDATA[Sinemaya giriyorsunuz ve film başlıyor. Ekranda kocaman bir göt var. Bazen osuran, bazen sahibinin eli tarafından kaşınan bu götü 90 dakika boyunca kahkahalar atarak seyrediyorsunuz. Film bittiğinde mutlu mesut ayrılıyorsunuz sinemadan. Saçma mı geldi? Bu filmin geçtiği sahneyi Idiocracy’de gördüm ve insanların birkaç yıl sonra böyle filmler izleyip güleceğine eminim. Recep İvedik 3, yakında vizyona [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-3190" title="idiocracy" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/12/idiocracy.jpg" alt="idiocracy" width="421" height="252" />Sinemaya giriyorsunuz ve film başlıyor. Ekranda kocaman bir göt var. Bazen osuran, bazen sahibinin eli tarafından kaşınan bu götü 90 dakika boyunca kahkahalar atarak seyrediyorsunuz. Film bittiğinde mutlu mesut ayrılıyorsunuz sinemadan.</p>
<p>Saçma mı geldi? Bu filmin geçtiği sahneyi <a href="http://www.imdb.com/title/tt0387808/" target="_blank">Idiocracy</a>’de gördüm ve insanların birkaç yıl sonra böyle filmler izleyip güleceğine eminim.</p>
<p>Recep İvedik 3, yakında vizyona girecekmiş. Yine milyonlarca insan gidip gülecek, eğlenecek, filmi çok beğendiklerini anlatacaklar.</p>
<p>Türkiye&#8217;de sinema filmi olarak piyasaya sürülen ıvır zıvır, ABD yapımı televizyon dizilerinin bile kalitesini yakalayabilmiş değil, velev ki sinemasıyla karşılaştırılsın.</p>
<p><span id="more-3168"></span>O nedenle Türkiye&#8217;deki sinema izleyicisi Hollywood&#8217;u eleştirebilir; yapımcısı, yönetmeni ve oyuncusu eleştiremez, böyle bir hakları yoktur. Aynı sektörde çalıştığınız kişi ve kurumları eleştirecekseniz, onlardan iyi olmanız gerekir.</p>
<p>Recep İvedik, orta halli bir televizyon komedyeninin büyük paralar kazanmasını sağlayacak kadar başarılı bir ticari malzeme. Tek başarısı da budur. Zekice hazırlanmış bir senaryo, espriler, sinema sanatı falan yok ortada.</p>
<p>Espri anlayışı belli bir seviyenin altında olup sadece gülmek isteyenler, içindeki hayvanı uyandırmak isteyenler veya hiç uyutamamış olanlar bu filmi beğenebilirler, kimseyi eleştirmiyorum. Kendi tercihlerime göre ne kadar iğrenç olursa olsun, insanların zevklerini –bana bulaşmadıkları sürece- tartışma taraftarı değilim.</p>
<p>Fakat Recep İvedik bana da bulaşıyor. Sadece bu filmi sevenleri güldürmekle kalmıyor, toplumu da rahatsız ediyor.</p>
<p>Çevrenizde geğiren, osuran, sürekli kavga çıkaran, türlü hayvanlıklar yapan bir insanın varlığı sizi rahatsız etmiyor mu? Ben rahatsız oluyorum. Böyle bir insanla aynı şehirde yaşamayı bile istemiyorum.</p>
<p>Recep İvedik gibi insanlar aslında her yerde. Fakat davranışlarından utanıyor ve toplum içinde istedikleri gibi davranamıyorlardı. Çünkü o şekilde davranırlarsa küçümseniyor, alay konusu oluyor, aşağılanıyor, dışlanıyorlardı. Kendileri için zor da olsa şehirde yaşamayı öğreniyorlardı.</p>
<p>Recep İvedik karakteri televizyonda belirdiğinde, insanlar buna güldüler. Kaba saba davranışları komik geldi önce. Şahan Gökbakar da piyasa araştırmasını yapmış oldu.</p>
<p>Türkiye’nin gelmiş geçmiş en kaba, en pis film karakteri Recep İvedik sinemaya uyarlandığındaysa, kıro diyerek aşağılanan insanlar rahat bir nefes aldılar. Çünkü filmi seyreden herkes, ne kadar modern, kültürlü veya kibar olursa olsun, filmde gördüğü birkaç Recep İvedik esprisini taklit etmekten geri durmadı.</p>
<p>Bu eğlence anlayışı, zamanla yayılmaya başladı. Ve öyle bir an geldi ki, artık Recep İvedik gibilerinin yaptıkları hayvanlıklar kaba ve itici değil, komik sayılmaya başlandı. Sokaklarda birbirine eşek şakası yapanlar, çalıştığı ofiste gürültüyle osuranlar veya toplu taşıma araçlarında arkadaşına parmak atanlar normal karşılanır oldu.</p>
<p>Recep İvedik adlı filmin kötülüğü budur. İsteyen seyreder, isteyen seyretmez. Billy Wilder çıkıp Witness for the Prosecution’ı çeker, insanları huysuz ama sevimli Sir Wilfrid’e âşık eder, 100 yıl sonra da filmini izletir. Şahan Gökbakar çıkıp Recep İvedik’i çeker, insanları bir ayıya âşık eder, birkaç yıl sonra unutulur gider.</p>
<p>Fakat bu filmlerin topluma yaydığı enerji kalıcıdır. Recep İvedik’i 10 yıl sonra unutsanız da, topluma yaydığı pislik sizi her zaman rahatsız edecek. Eğlence anlayışı çaptan düştükçe daha iğrenç insanlarla, daha kötü filmlerle karşılaşacaksınız.</p>
<p>İnsanlar eşek şakalarından başka şaka bilmeyecek, küfürleşmek komik sayılacak. Yanınızda burnunu karıştıran veya geğiren bir adamı uyarma hakkınız olmayacak. Siz uyarmak isteseniz de, diğerleri uyarmayacak, gülecekler onun yaptıklarına. Önce komik gelecek, sonra normal karşılanmaya başlayacak.</p>
<p>Ve gün geldiğinde, sadece osuran bir götü görüp kahkahalarla gülmek için sinemaya gideceksiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/recep-ivedik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/12/idiocracy.jpg' length ='12392'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Yaramaz haydut John Dillinger</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yaramaz-haydut-john-dillinger.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yaramaz-haydut-john-dillinger.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Nov 2009 15:26:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[al capone]]></category>
		<category><![CDATA[anna sage]]></category>
		<category><![CDATA[biograph theatre]]></category>
		<category><![CDATA[bonnie and clyde]]></category>
		<category><![CDATA[bonnie ve clyde]]></category>
		<category><![CDATA[büyük buhran]]></category>
		<category><![CDATA[doc barker]]></category>
		<category><![CDATA[evelyn frechette]]></category>
		<category><![CDATA[fbi]]></category>
		<category><![CDATA[john dillinger]]></category>
		<category><![CDATA[john edgar hoover]]></category>
		<category><![CDATA[little bohemya]]></category>
		<category><![CDATA[melvin pulvis]]></category>
		<category><![CDATA[public enemies]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2877</guid>
		<description><![CDATA[1930’da yaşanan Büyük Buhran, Amerikalının hayatını kabusa çevirir. Vatandaşın cebi para görmediği için kimse evine ekmek götüremez, aç kalanlar birbirlerini yerler. O dönemin büyük vurguncuları bankacılardır, hortumlamazlar ama cukkayı usulüne uygun olarak indirirler. Amerikalılar bir tas sıcak çorbanın hayalini kurarken hamuduyla götüren bankacıların başına bir isim musallat olur. Yakın arkadaşları John der, mesafeli duranlar Bay [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/dillinger1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2879" title="dillinger1" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/dillinger1.jpg" alt="dillinger1" width="420" height="465" /></a>1930’da yaşanan <strong>Büyük Buhran,</strong> Amerikalının hayatını kabusa çevirir. Vatandaşın cebi para görmediği için kimse evine ekmek götüremez, aç kalanlar birbirlerini yerler. O dönemin büyük vurguncuları bankacılardır, hortumlamazlar ama <strong>cukkayı</strong> usulüne uygun olarak indirirler. Amerikalılar bir tas sıcak çorbanın hayalini kurarken <strong>hamuduyla götüren </strong>bankacıların başına bir isim musallat olur. Yakın arkadaşları John der, mesafeli duranlar Bay Dillinger diye bahsederler.</p>
<p>John Dillinger, Amerika’nın gördüğü en<strong> azılı</strong> <strong>haydutlardandır;</strong> Al Capone’a, Doc Barker’a, Bonnie ve Clyde ikilisine rahmet okutur. Koca <strong>Birleşik Devletleri</strong> peşine takar, polislere uykusuz geceler yaşatır. Zeki adamdır, gözünü budaktan sakınmaz. Kafasına koyduğunu yapmadan başını yastığa koymaz. Bay Dillinger, ihtisasını soygun ve çetecilik üzerine yapmıştır. Hapishaneden kaçmayı da yan dal olarak almıştır.<span id="more-2877"></span><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/baba_ogul.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2878" title="baba_ogul" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/baba_ogul.jpg" alt="baba_ogul" width="420" height="563" /></a></p>
<p>John Dillinger’ın babası, bakkaliye işletip tenceresini tıngırdatmaya bakan ortalama bir Amerikalıdır. Sert mizaçlıdır; çocukları, karşısında el pençe divan dururlar. John Dillinger, henüz üç yaşındayken annesini kaybeder. Üvey annesinin elinde üvey kardeşleriyle birlikte büyür. O ayrıca kendi dünyasında da büyük bir buhran yaşamaktadır. Gençliğinin en deli çağları ülkesinin <strong>parasız </strong>dönemine denk gelir. Dillinger’ın da cebi, cepkeni deliktir, kız arkadaşına pastanede bir limonata bile ısmarlayamaz.  Ufak tefek hırsızlıklarla belini doğrultmaya çalışır ama <strong>masum insanların</strong> malına göz dikmeyi de delikanlılığa sığdıramaz. Zaten küçük kazanmanın kimseye faydası yoktur, o yüzden büyük oynamaya başlar. Çetelere bulaşır, pahası ağır ne varsa onları sırtına yük eder.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/bank.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2880" title="bank" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/bank.jpg" alt="bank" width="420" height="253" /></a>Indianalı Dillenger, güçlenmeye başladıkça bankalara dadanır. Birkaç dakikada kasayı boşaltıp yanına aldığı rehinelerle kaçar gider. Halka sert davranmaz, rehinelerini serbest bıraktıktan sonra ceplerine üç beş kuruş bırakarak<strong> kendince özür diler</strong>, tribünlere oynar. John Dillinger soygunculuktan, çetecilikten, eşkıyalıktan sık sık içeri girer ama çıkmakta gecikmez. Dahası, <strong>çıkarken </strong>güçlük çekmez. Hapishanelerden kendi usulünce defalarca kaçar, Amerikan polisleriyle dalga geçer.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/dillingerwanted.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2899" title="dillingerwanted" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/dillingerwanted.jpg" alt="dillingerwanted" width="420" height="709" /></a>Mafyanın ciddi yüzünün aksine eğlenceli bir adamdır. Arkadaşlarıyla birlikte kendisini bulmak için kurulan polis ofisine gider ve “N’oldu, hala yakalayamadınız mı şu eşkıyayı” diye polislerle<strong> muhabbet eder,</strong> fotoğraf çektirir. Üst düzey polis memurlarını arayarak adamları telefonda dalgaya sarar. Bütün polislerin harıl harıl peşinde olduğu dönemlerde sinemaya gider, restarontlardan dışarı çıkmaz. Halkın arasında izini kaybettirdiği için vatandaşlarla arasını iyi tutar, onları kırmamaya bakar. Kendi hasılatından yoksullara da pay ayırır; açı, yetimi kollar. Chicago’da artık bir efsane haline gelmiştir, aç kalıp devlete düşman olanlar Dillinger’a <strong>Halk Kahramanı </strong>diye alkış tutarlar.</p>
<p>Bu durum, Oval Ofis’teki toplantılarda <strong>kek yiyip kahve içen</strong> amcaların sinirlerini bozmaya başlamıştır. Elin haydutu ile başa çıkamamak bir yana, halk desteğini de kaybetmek işlerine gelmez. Hemen bir karşı kampanya başlatıp Dillenger’ın halkın parasına göz diken bir halk düşmanı olduğunu yaymaya başlarlar. Halk ikiye bölünür, bir kısmı<strong> “pis rezil herif”</strong> derken, öbürleri<strong> “Dillenger”</strong> der başka laf etmezler.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/purvis.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2901" title="purvis" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/purvis.jpg" alt="purvis" width="420" height="478" /></a>Birleşik Devletler yönetimi artık sinirden köpürmüştür, işi gücü bırakıp Dillinger’ın peşine düşerler. Yeni kurulmakta olan FBI’ın efsanevi başkanı <strong>John Edgar Hoover</strong>, ilk sınavını John Dillinger üzerinden verecektir, o yüzden konuya maksimum hassasiyet gösterir. Dillenger’ı deliğe tıkma görevi, başarılarıyla göz dolduran genç ajan <strong>Melvin Purvis’e</strong> emanet edilir. Purvis varını yoğunu ortaya koyup Dillinger’ın izini sürer. İlk birkaç denemesi başarısız olsa da bir <strong>otel odasında avını kıstırır</strong> ve kendine güvenenleri mahcup etmez.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/hapishane.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2882" title="hapishane" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/hapishane.jpg" alt="hapishane" width="420" height="278" /></a>Dillinger’ın kodese götürülüşü büyük bir şova dönüşür. Yakalayanların yüzünde “Biz yaptık” gururu dolaşır. John Dillinger’ı Indiana’daki <strong>Crownpoint Hapishanesi’ne tıkarlar.</strong> Uzun zamandır aranıp da bulunamayan eşkıyanın Indiana’ya geldiğini duyan yerel basın bu anı ölümsüzleştirmek için saatler öncesinden hapishanenin önünde sıralanır. Kahramanımız da onları kırmaz ve yerel yöneticilerle gayet samimi pozlar verir, elini omuzlarına atar.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/mahkeme.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2885" title="mahkeme" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/mahkeme.jpg" alt="mahkeme" width="420" height="318" /></a>Dillinger’ın korkusu eyalet hapishanesinde yatmaktır. Dolayısıyla Crownpoint’te kalmaya can atar, çünkü ona göre buradan kaçış daha kolaydır. Avukatı, mahkemede yaptığı manevralarla <strong>Şerif Lillian Holley’i</strong> köşeye sıkıştırır ve hakimi de ikna ederek cezanın Crownpoint’te infaz edilmesini kabul ettirir.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/crownpointjail2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2883" title="crownpointjail2" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/crownpointjail2.jpg" alt="crownpointjail2" width="420" height="299" /></a>Bu, Dillinger için bulunmaz bir fırsattır ve böyle adamlar ayaklarına gelen fırsatları tepmezler. Azılı haydutumuz birkaç gün geçmeden (3 Mart 1934) tahtadan yaptığı silahıyla görevlileri atlatır ve  hapishane müdürünün arabasına atlayarak yine kaçar. FBI, Hoover, Purvis ve bütün ekipler olayı öğrenince şok olurlar. Olay kısa sürede medyaya yansır ve Amerika Birleşik Devletleri halkın gözünde küçük düşer. Dillinger artık iyiden iyiye popülaritesini yükseltmiştir. Devlet ise dalga geçilecek kadar <strong>aciz </strong>duruma düşmüştür.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/littlebohemia3.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2886" title="littlebohemia3" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/littlebohemia3.jpg" alt="littlebohemia3" width="420" height="301" /></a>Dillinger’ın hayatı bir banka soygunu sonrasında sıkışır. Polislerle çıkan çatışmada omuzundan yaralanmasına rağmen kaçmayı başarır ve <strong>Little Bohemya</strong> adlı bir otele kapağı atar. Ancak öldü diye bıraktıkları bir arkadaşı hayatta kalmıştır ve polisler onu konuşturarak çetenin nerede saklandığını öğrenirler.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/littlebohemia.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2887" title="littlebohemia" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/littlebohemia.jpg" alt="littlebohemia" width="420" height="487" /></a>Kuş artık kafestedir, kısa sürede hazırlıklar tamamlanır ve bir gece yarısı Bohemya Otel’in etrafı polislerle çevrilir. Planlarına göre tek baskında Dillinger’ı ele geçireceklerdir ama silahına erken davranan bir polis herşeyi alt üst eder. Silah patırtılarına uyanan Dillinger hemen Thompson’ını kapıp cama fırlar ve o da polislere kurşun yağdırır. John yakalanmamaya kararlıdır ve fırsatını bulduğu anda ormana kaçarak izini kaybettirmeye çalışır. Çete, Bohemya’da beklemediği bir darbe yer ve Dillinger’ın bütün arkadaşları <strong>öteki tarafı boylar.</strong> Kahramanımız yapayalnız kalmıştır ama yine de federallere yakalanmamıştır.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/evelynfrechette.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2888" title="evelynfrechette" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/evelynfrechette.jpg" alt="evelynfrechette" width="420" height="535" /></a>John Dillinger serseri bir adam olsa da sevdiğine <strong>deli gibi </strong>bağlıdır. Bir yemek sırasında tanıştığı ve aşık olduğu <strong>Evelyn Frechette’nin</strong> yanına Chicago’ya dönüş yapar yalnız kalınca. Ama riskli hareketlerdir bunlar, zira <strong>FBI’ın gözü Bayan Frecehette’nin üzerindedir.</strong> Yeni nişanlı çift gibi gizli saklı buluşurlar. İkili tam aşklarının doruğuna çıkacaktır ki, beklemedikleri bir anda Evelyn Frecehette, polislere enselenir ve sorgu odasının yolunu tutar. John Dillinger bu sefer tamamen yapa yalnız kalmıştır. Ama tutunacak dal, saklanacak liman bitmemiştir henüz. Çetenin <strong>karı-kız işlerine bakan </strong>Romanya asıllı mama Anna Sage’in kapısına gelir.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-2889" title="VV586" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/annasage.jpg" alt="VV586" width="420" height="470" />Makarayı burada durdurup, bir başka sahneye geçelim. Anna Sage, Romanya asıllıdır ve ülkesinden getirdiği kızları <strong>Amerikalılar’a peşkeş çeker.</strong> Orta Avrupa’nın çıtırları karşısında <strong>eli ayağı boşalan</strong> Amerikalılar’dan iyi para kazanır, saltanat sürer. Ama kaçak işçi çalıştırdığı polis tarafından haber alınmıştır. Sınır dışı edilmesi söz konusudur. Bu da saltanatının sona ereceği anlamına gelir. Orta yolu bulmak için polislerle pazarlık masasına oturur. Federallerin tek teklifi vardır: “John Dillinger’ı bize getir, Amerika’da yaşamaya devam et&#8230;”</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/karakol2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2890" title="karakol2" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/karakol2.jpg" alt="karakol2" width="420" height="311" /></a>Anna Sage, teklifi kabul eder ve yakın dostu Dillinger’ı satar, polislere haber gönderir. Yıllardır bu fırsatı bekleyen ve başlarına bela olan haydutu <strong>defalarca ellerinden kaçırmanın hırsıyla kuduran FBI,</strong> bu kez işi sıkı tutar ve Ajan Purvis’in yönetimindeki operasyonda Dillinger’ı Biograph Sineması’nın çıkışında <strong>kurşun manyağı yaparlar.</strong></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-2892" title="biograph" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/dillinger-biograph-thumb-580xauto-21202.jpg" alt="biograph" width="420" height="314" />John Dillinger’ın izlediği son film, bir gangster filmi olan <strong>Manhattan Melodrama </strong>olur. Dillinger, 31 yaşında 22 Temmuz 1934 günü yediği kurşunlarla hayata veda eder.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/dillingerdeath.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2894" title="dillingerdeath" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/dillingerdeath.jpg" alt="dillingerdeath" width="420" height="509" /></a>Sevenleri bu günü unutmaz her yıl 22 Temmuz’da John Dillinger’ı anarlar. Biograph Sineması’nın önünde buluşur ve Dillinger’ın son nefesini verdiği yere kadar yürüyüş yaparlar. Sloganları da manidardır: <strong>“John Dillinger senin toplumun için öldü!”</strong></p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/ceset.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2895" title="ceset" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/ceset.jpg" alt="ceset" width="420" height="266" /></a>Halen daha<strong> halk düşmanı</strong> mı yoksa <strong>halk kahramını</strong> mı olduğuna karar verilemeyen John Dillenger’ın cesedi bir süre halka gösterilir, vakti gelince de toprağa verilir.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/554692727_c7eb41717f.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2897" title="johndillinger" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/554692727_c7eb41717f.jpg" alt="johndillinger" width="420" height="314" /></a>Bankalardan yüzbinlerce dolar kaldıran sempatik haydutun da gözünü en sonunda bir avuç toprak doyurur. Olan biten her şeyden para kazanmayı bir borç bilen Hollywood&#8217;daki film yapımcıları da bu hayata kayıtsız kalamaz ve <a href="http://www.imdb.com/title/tt1152836/" target="_blank">Public Enemies</a> (Halk Düşmanları) adlı filmle ölmüş adamın arkasından konuşurlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yaramaz-haydut-john-dillinger.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/baba_ogul-223x300.jpg' length ='19088'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>29 Ekim kutlu olsun!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/29-ekim-kutlu-olsun.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/29-ekim-kutlu-olsun.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Oct 2009 01:59:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ceyda Ryden</dc:creator>
				<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[29 ekim]]></category>
		<category><![CDATA[winona ryder]]></category>
		<category><![CDATA[winona ryder doğum günü]]></category>
		<category><![CDATA[winona ryder filmleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2840</guid>
		<description><![CDATA[Bugün 29 Ekim. Sıradan bir gün değil. Bugünü bizimle birlikte kutlayan o muhteşem kişinin ismi bile başka hiç kimse tarafından kullanılmadı. Kısacık güzel saçlar, bakışları insanın içine işleyen yeşil gözler başka hiç kimsede bu kadar etkileyici duramazdı. Başarılarını küçümsemek isteyenler 163 cm olan boyuyla dalga geçtiler. O’nun işlevi boyundan büyüktü! Küçük bir kasabada doğmuştu. Çocukluğunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2845" title="fireworks" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/10/fireworks.jpg" alt="fireworks" width="420" height="410" />Bugün 29 Ekim. Sıradan bir gün değil.</p>
<p>Bugünü bizimle birlikte kutlayan o muhteşem kişinin ismi bile başka hiç kimse tarafından kullanılmadı.</p>
<p>Kısacık güzel saçlar, bakışları insanın içine işleyen yeşil gözler başka hiç kimsede bu kadar etkileyici duramazdı.</p>
<p>Başarılarını küçümsemek isteyenler 163 cm olan boyuyla dalga geçtiler. O’nun işlevi boyundan büyüktü!</p>
<p>Küçük bir kasabada doğmuştu. Çocukluğunu geçirdiği çiftlikte elektrik bile yoktu. O, bu fakirliği umursamadan hedefine yürüdü.</p>
<p><span id="more-2840"></span>Düşmanlarına ve yoluna çıkanlara büyük bir inançla göğüs gerdi.</p>
<p>Başarılarına gölge düşürmek için O&#8217;nu aşağılayanlar oldu. Hırsızlıkla bile suçladılar! Yılmadı ve yoluna devam etti.</p>
<p>Çok fazla sigara ve alkol içerek tek kötülüğü kendine yaptı.</p>
<p>Çapkınlığı ve müzisyenlere düşkünlüğüyle birçok müzisyeni mutlu etti.</p>
<p>Sıradan bir insan değil. Bizlere bıraktığı eserler, O&#8217;nu her zaman saygıyla anmamızı gerektirir.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-2852" title="Winona Ryder" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/10/winonaryder.jpg" alt="Winona Ryder" width="420" height="536" /></p>
<p>Doğum günün kutlu olsun Winona Ryder! Nice yıllara!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/29-ekim-kutlu-olsun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>16</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/10/fireworks-300x292.jpg' length ='40561'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Alexander the Gayreat!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/buyuk-iskenderin-hayati-ve-filmi.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/buyuk-iskenderin-hayati-ve-filmi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 01:38:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[aeneid]]></category>
		<category><![CDATA[aeneis]]></category>
		<category><![CDATA[akhilleus]]></category>
		<category><![CDATA[alexander]]></category>
		<category><![CDATA[alexander the great]]></category>
		<category><![CDATA[alexander trilogy]]></category>
		<category><![CDATA[anabasis]]></category>
		<category><![CDATA[angelina jolie]]></category>
		<category><![CDATA[anthony hopkins]]></category>
		<category><![CDATA[aristotales]]></category>
		<category><![CDATA[büyük iskender]]></category>
		<category><![CDATA[büyük iskenderin hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[colin farrell]]></category>
		<category><![CDATA[darius]]></category>
		<category><![CDATA[dionysus]]></category>
		<category><![CDATA[epikürcü felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[epikuros]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[hephaestion]]></category>
		<category><![CDATA[jared leto]]></category>
		<category><![CDATA[küçük emrah]]></category>
		<category><![CDATA[kyros]]></category>
		<category><![CDATA[memnones]]></category>
		<category><![CDATA[monica bellucci]]></category>
		<category><![CDATA[olimpias]]></category>
		<category><![CDATA[oliver stone]]></category>
		<category><![CDATA[onbinlerin dönüşü]]></category>
		<category><![CDATA[pers kralı darius]]></category>
		<category><![CDATA[publius vergilius maro]]></category>
		<category><![CDATA[rosario dawson]]></category>
		<category><![CDATA[serious sam]]></category>
		<category><![CDATA[türkan şoray]]></category>
		<category><![CDATA[val kilmer]]></category>
		<category><![CDATA[valerio massimo manfredi]]></category>
		<category><![CDATA[vangelis]]></category>
		<category><![CDATA[xenophon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2632</guid>
		<description><![CDATA[Bir film düşünün. Oliver Stone çekmiş, Colin Farrell, Val Kilmer, Jared Leto gibi adamlar oynamış. Rosario Dawson bile var. Yetmez mi? Müziklerini de Vangelis yapmış! Filmi açıyorsunuz, Vergilius&#8217;un Aeneid&#8217;den bir dizesi geliyor ekrana: Şans cesurun yanındadır. (Hastasıyım bu sözün) Babil desenleriyle süslü intronun ardından, bir Babil sarayında ak sakallarıyla hikâye anlatan Anthony Hopkins çıkıyor karşınıza. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2649" title="alexander" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/10/alexander.jpg" alt="alexander" width="420" height="239" />Bir film düşünün. <strong>Oliver Stone</strong> çekmiş, <strong>Colin Farrell, Val Kilmer, Jared Leto</strong> gibi adamlar oynamış. <strong>Rosario Dawson</strong> bile var. Yetmez mi? Müziklerini de <strong>Vangelis</strong> yapmış!</p>
<p>Filmi açıyorsunuz, Vergilius&#8217;un Aeneid&#8217;den bir dizesi geliyor ekrana: Şans cesurun yanındadır. <em>(Hastasıyım bu sözün)</em></p>
<p>Babil desenleriyle süslü intronun ardından, bir Babil sarayında ak sakallarıyla hikâye anlatan <strong>Anthony Hopkins</strong> çıkıyor karşınıza. Mekânlar güzel, kostümler harika. Sonra <strong>Angelina Jolie</strong> geliyor, elinde yılanlarla çocuğuna sarılıp hikâyeler anlatıyor.</p>
<p>Üstelik filmin adı <strong>Alexander!</strong></p>
<p>Büyük İskender hakkında her bulduğunu okuyup az çok bir şeyler öğrenmiş biri olarak, &#8220;çok önyargılı davranmışım, harcamışım güzelim filmi,&#8221; diye düşünüp keyif moduna geçiyor ve izlemeye başlıyorum.</p>
<p><span id="more-2632"></span>Tüm keyfim birkaç dakikada yok oluyor, 175 dakikalık son derece yavan bir filmi başlamışken bitirmeye çalışıyorum.</p>
<p>Kabul ediyorum, Oliver Stone bu filmde İskender&#8217;in özel yaşamını kurcalamaya çalışmış, biraz farklı olması normal. Bu filmden Troia gibi, Lord of the Rings gibi aksiyon beklenmez. Belgesel niyetine izlenecek. O nedenle başarısız savaş sahnelerine bir sözüm yok. Hatta hiç olmasa daha iyiydi diyorum. Ama belgesel izliyorsam da bana bir şeyler vermeli, en önemli kişi ve olayları yüzeysel geçip en gereksiz sahne ve diyalogları lastik gibi uzatmak filmin en büyük eksisi.</p>
<p>Filmde iki ana tema var: İskender&#8217;in eşcinsel olması ve doğunun dayanılmaz cazibesi.</p>
<p>Aptal Amerikalıların (hepsinin değil dikkat et) kafasında kadınların sürekli dans ettiği, renkli haremler, sürmeli kadınlarla dolu, erkeklerin hayvanlardan kaba, insanların maymunlardan cahil olduğu bir doğu imgesi vardır. Hollywood filmlerinde göre göre kusacak hale geldiğimiz bu klişede boğulmuş Alexander.</p>
<p>Şimdi bu İskender Abi sadece eşcinsel ve tüm dünyayı fethetme hayaliyle yaşayıp bir seyyar imparatorluk kuran bir adam değildi. Başlıca özellikleri bunlar olsa da, İskender&#8217;in <strong>Dionysus</strong> aşığı manyak annesi <strong>Olimpias&#8217;</strong>ın da etkisiyle ciddi bir <strong>Akhilleus</strong> hayranı olduğunu biliyoruz. Hatta Asya Seferi&#8217;ne çıkarken Akhilleus&#8217;ın Troia&#8217;daki mezarına çiçek koyduğundan, tapınağın çevresinde çırılçıplak dans ettiğinden bahsediliyor.</p>
<p>Üstelik bu adam<strong> Aristotales&#8217;</strong>in iyi bir öğrencisiydi. Daha bacak kadar çocukken Aristotales&#8217;den felsefe ve tıp eğitimleri almış, doğuda talan ettiği şehirlerden (fethettiği diyemiyorum) Aristotales&#8217;e incelemesi için çeşitli hayvan ve bitkiler göndermiş.</p>
<p>Filmde sürekli kendini okşatan, her fırsatta göz süzen <strong>Hephaestion</strong> da sadece bir eşcinsel sevgili değil, bir general. Epikürcü felsefenin tavan yaptığı o dönemlerde bu adamların çoğunun biseksüel takıldığını, kadın erkek demeden zina &amp; livata kombosu yaptıklarını bilmeyen yoktur. Yani Hephaestion İskender&#8217;e sürmeli gözleriyle alık alık bakmaz. Sever, sevişir, işine bakar. İskender&#8217;in ordularının başında stratejiler üretir, savaşlara girer. Ama Oliver Stone filmde bu ikisini resmen <strong>Türkan Şoray &amp; Türkan Şoray çifti</strong> gibi göstermiş. <em>(Kadir İnanır bile yok, düşün artık)</em></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-2651" title="alexander the emrah" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/10/alexandertheemrah.jpg" alt="alexander the emrah" width="420" height="272" />İskender rolündeki Colin Farrell tam <strong>Küçük Emrah</strong> olmuş zaten. <em>(Kaş açılarına dikkat) </em>Posta koyanlara, bağırıp çağıranlara bile kaşlarını Emrah gibi düşürüp, &#8220;git buradan ühüh!&#8221; diye zırlaması Büyük İskender gibi bir adamın yapacağı en son şey olurdu sanırım. Sen tut bu adamı ona buna veren, harem oğlanlarına göz süzen livata heveslisi pasif oğlan gibi göster, olacak iş değil. Colin Farrell iyi bir oyuncu ama İskender rolünde başarılı olabilecek bir adam değilmiş, bunu görmüş olduk.</p>
<p>Savaşlarda sadece <strong>Pers Kralı Darius&#8217;</strong>dan bahsedilmiş. Ama madem savaşlara değinildi, paralı asker olarak Pers ordularının başında bulunan ve İskender&#8217;i en çok zorlayan Yunan komutan <strong>Memnones&#8217;</strong>den de bahsedilmesi gerekirdi. Adı bile geçmiyor.</p>
<p>İskender&#8217;in doğuya doğru sefere çıkmasının altındaki en büyük etken, tarihçi <strong>Xenophon&#8217;</strong>un yazdıklarıdır. <strong>Kyros&#8217;</strong>un ordusuna paralı asker olarak katılan, on binlerce askerin ve Kyros&#8217;un ölümünden sonra ahı gitmiş vahı kalmış orduya önderlik edip geri getirmesinin ardından <strong>Anabasis&#8217;</strong>i yazan Xenophon, İskender&#8217;in doğuya doğru gazlamasının en büyük etkenlerinden biri aslında. Ama bundan da bahsedilmemiş.</p>
<p>İskender&#8217;in hayatındaki birçok önemli olay atlanarak yüzeysel bir epik hikâye oluşturulmaya çalışılmış ama en gereksiz detaylar lastik gibi uzatılmış. Roxane ile yataktaki kavgasından, Colin Farrell&#8217;in kıçından, Rosario Dawson&#8217;ın göğüslerinden bize ne kardeşim? <strong>Oynadığı filmde memeleri göstermezse ölecek hastalığı</strong>na <strong>Monica Bellucci&#8217;</strong>den sonra Rosario Dawson da mı yakalandı?</p>
<p>Filmde en çok değinilen konular Olimpias&#8217;ın taht sevdası, Hephaestion&#8217;un İskender&#8217;e vermek için çabalaması, dans eden doğu kızları, Roxane ve İskender&#8217;in kavgalarının sadece Hephaestion için olanları. Üstüne bir de can sıkan uzun diyaloglar ve başarısız savaş sahneleri, paramparça bir kurguyla bir araya getirilince son derece kötü bir film olmuş.</p>
<p>Kurgu o kadar kötü ki, konuyu toparlamak için hikâye anlatıcı olarak araya giren Anthony Hopkins&#8217;in anlattıkları bile Büyük İskender&#8217;in hayatı hakkında bilgisi olmayanlara hiçbir şey vermez. Neden saldırıyor, kime saldırıyor, Darius nasıl ölüyor, Dionysus kim&#8230; Her şey havada kalmış.</p>
<p>Filmin vurgulayabildiği tek nokta, İskender&#8217;in <strong>Epikuros&#8217;</strong>un felsefesini takip ettiği. Epikürcü felsefe o dönemin genel yaşam tarzıydı zaten.</p>
<p>Bir de politik yanı var filmin. İskender&#8217;in özellikle Hephaestion ile olan diyaloglarında sürekli aynı şeye vurgu yapılıyor: Biz Avrupalılar özgürüz ve doğulular özgürlük nedir bilmezler, hepsi kralın köleleri olmuşlar. <strong>Onlara özgürlük getirdik, adalet getirdik.</strong></p>
<p><em>(İskender Antik Yunan&#8217;da demokrasinin oluşmasına ön ayak olan isimlerden biri olsa da Babil&#8217;deki, Hindistan&#8217;daki konuşmaları bana Bush&#8217;u hatırlattı. Sonra o güzelim doğu topraklarının Amerikan askerlerinin postalları altında ezildiği, binlerce yıllık tarihin yok edildiği geldi aklıma, iyice bozuldu moralim.)</em></p>
<p>Görkemli, haşmetli Babil çok zorlama canlandırılmış filmde. &#8220;Selam bizi bilgisayarda yaptılar!&#8221; diye sesleniyor kuleler. <strong>Serious Sam&#8217;</strong>de bile daha güzel yapmışlardı valla. Sırf Babil&#8217;de dolaşmak için az oynamadım o oyunu.</p>
<p>Olimpias&#8217;ı canlandıran Angelina Jolie&#8217;nin İskender 8 yaşındayken de 28 yaşındayken de rujuyla farıyla değişmeden kalması Olimpias&#8217;ın başarısı değil, filmi çekenlerin düşüncesizliği. Ne yüzü kırıştı ne saçı değişti kadının, Olimpias bu kadar kokoş muydu lan? Tamam orgy delisi taş bi&#8217; hatunmuş ama Zeus&#8217;a vermiş olması yaşlanmasını engellemez.</p>
<p>Yönetmen Oliver Stone değil de bir başkası olsa şunu düşünürdüm: &#8220;Oryantalizm düşkünü ve rüyalarında Büyük İskender&#8217;le sevişecek kadar hastalıklı bir adam 150 milyon dolar bulmuş ve fantezilerini filme çekmiş.&#8221;</p>
<p>Fakat bu sıradan bir adam da değil. <strong>Platoon, JFK, U Turn</strong> gibi filmlere imza atmış bir yönetmen. Platoon gibi bir zirveden Alexander gibi bir zırvaya düşmek için 150 milyon dolar harcamak herkesin becereceği iş değil.</p>
<p>Filmin tek cümlelik özeti:<br />
<strong>Alexander the Great = George Bush the Gay.</strong></p>
<p>Filmden sonra aklımda kalanlar ise Vangelis&#8217;in eşsiz besteleri ve yeniden Aeneid. &#8220;Ulan bunu seyredeceğime kitap okusaydım keşke,&#8221; diyorum ama neye yarar, üç saat ziyan olmuş. Zeus çarpsın seni Oliver Stone!</p>
<p><em>Büyük İskender&#8217;in yaşamını merak edenler için en güzel kitaplardan biri <strong>Valerio Massimo Manfredi&#8217;</strong>nin yazdığı <strong>Alexander Trilogy.</strong> Üç kitap, mükemmel eser. Filmin senaryosu da bu kitaptan başarısızca araklanmış gibi geldi bana.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/buyuk-iskenderin-hayati-ve-filmi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/10/alexander-300x170.jpg' length ='24344'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Polis çocuk dövdü! Pis!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/polis-cocuk-dovdu-pis.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/polis-cocuk-dovdu-pis.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2009 16:38:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[dancing kid]]></category>
		<category><![CDATA[film noir]]></category>
		<category><![CDATA[johnny guitar]]></category>
		<category><![CDATA[nicholas ray]]></category>
		<category><![CDATA[pkk]]></category>
		<category><![CDATA[polis]]></category>
		<category><![CDATA[polis dayağı]]></category>
		<category><![CDATA[polis şiddeti]]></category>
		<category><![CDATA[polisin çocuk dövmesi]]></category>
		<category><![CDATA[spotnicks]]></category>
		<category><![CDATA[western]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=1221</guid>
		<description><![CDATA[Johnny Guitar&#8216;ı hatırlayan var mı? Nicholas Ray&#8217;in 1954 yılında çevirdiği western &#38; film-noir tarzı güzel bir yapımdı. Hani şu &#8220;hayatta bir fincan kahve ve iyi bir sigaradan daha güzel bir şey yok,&#8221; diyen adamın gitar çaldığı film. Filmi hatırlayan pek olmasa da film sayesinde ünlenen Johnny Guitar şarkısını herkes hatırlar. Özellikle enstrümental Spotnicks versiyonunu. Çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1224" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="johnny guitar dance" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/04/johnny_guitar_dance.jpg" alt="johnny guitar dance" width="410" height="304" /><a href="http://www.imdb.com/title/tt0047136/" target="_blank">Johnny Guitar</a>&#8216;ı hatırlayan var mı? Nicholas Ray&#8217;in 1954 yılında çevirdiği western &amp; film-noir tarzı güzel bir yapımdı. Hani şu &#8220;hayatta bir fincan kahve ve iyi bir sigaradan daha güzel bir şey yok,&#8221; diyen adamın gitar çaldığı film. Filmi hatırlayan pek olmasa da film sayesinde ünlenen Johnny Guitar şarkısını herkes hatırlar. Özellikle enstrümental <a href="http://www.youtube.com/watch?v=q4VKk4raEmE" target="_blank">Spotnicks</a> versiyonunu.</p>
<p>Çok güzel diyaloglar vardı filmde. Film-noir tutkumun bir nedeni de iğnelemelerle dolu bu diyaloglar zaten.</p>
<blockquote><p>Johnny: Kaç erkeği unuttun?</p>
<p>Vienna: Senin hatırladığın kadınlar kadar.<span id="more-1221"></span></p></blockquote>
<p>Filmi izleyenler bilirler, Dancin&#8217; Kid ve çetesi bir banka soyarlar, Nevriye Budak&#8217;ın vahşi batı şubesi Emma&#8217;nın hırs ve nefreti işe Vienna&#8217;yı da karıştırır, Johnny ortalığı toparlamaya çalışır falan. Johnny Guitar, <strong>adaletin takip etmesi gereken yolu </strong>ve <strong>takip ettiği yolu</strong> çok güzel irdeliyor.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1222" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="johnny guitar" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/04/johnny_guitar.jpg" alt="johnny guitar" width="410" height="304" />Çetede Turkey lakaplı 16-17 yaşlarında bir çocuk da vardı. Çocuk yaralanıp da Vienna&#8217;nın barına sığındığında, şerife teslim edip etmeme konusunda kararsız kalmıştı Vienna. Turkey yüzünde kanlarla, baygın vaziyette kucağında yatarken, Tom&#8217;la tartışıyorlardı.</p>
<blockquote><p>- Onu ne yapacaksın?<br />
- Onu burada tutamam.<br />
- Ama gidecek durumda değil ki?<br />
- O zaman onu teslim etmem gerekecek.<br />
- İyi de onu asarlar. O daha çocuk!<br />
<strong>- Silahla oynayan çocuklar, erkek gibi ölmeye hazır olmalı!</strong></p></blockquote>
<p>Vienna&#8217;nın cevabı, günümüzün insan hakları savunucularına pek doğru gelmeyecektir. Ancak henüz 16-17 yaşlarında olmasına rağmen adam vurup banka soyacak kadar ileri gidebilen bir çocuğa, çocuk gözüyle bakılamaz.</p>
<p>PKK sempatizanlarının yaptıkları eylemlerde ön saflarda koşturup da polise taşla, sopayla saldıran bücürükler için de aynı şey geçerli. Çocuktur, yapar deyip geçemezsiniz. Çocuklar yaramazlık yaparlar, fırlamalık yaparlar, serseriliğin her türlüsünü bekleyebilirsiniz çünkü tecrübelerinin yetersiz olduğunu düşünürsünüz.</p>
<p>Ancak çocuk dediğiniz canlı yasadışı bir grubun yaptığı eyleme elinde taşlarla dahil oluyorsa, buna çare bulmak sizin görevinizdir. Zamanında eğitemediyseniz, doğruyu yanlışı gösteremediyseniz, bunun acısını çekmeye mahkumdur. Ve bu durumda onu cezalandıranları suçlayamazsınız.</p>
<p>Medyanın sürekli eleştirip yerden yere vurduğu &#8220;polis şiddeti&#8221; tamamiyle haklı sayılabilecek bir konu. Evet, polis çoğu zaman haksız şiddet uyguluyor. Sivil kıyafetleriyle sıradan insanlar olan polislerden bazıları, üniformayı giydiklerinde mutasyon geçirerek şiddetin en vahşisini uygulayabilecek kapasiteye gelebiliyorlar. Özellikle eylem ve gösteri ortamlarında, tıpkı galeyana gelen gösteri grupları gibi, polisler de galeyana gelebiliyor. Ve bu polislerin arasında da insanlıktan nasibini almamış, hümanizmin varlığından habersiz yaratıklar mevcut. Toplumun genelinde olduğu gibi.</p>
<p>Diğer taraftan, devlet de görevlerini tam olarak yerine getirmediği için çocuğunu yetiştirmekten aciz ailelerin tavşanlar gibi çoğalmasına neden oluyor. Ailelerin, büyüklerin verdiği gazla, neye alet olduğunu bilmeyen çocuklar da eylemlerde cirit atıyorlar.</p>
<p>PKK&#8217;yı yönetenler, hepinizden daha zeki. Bu eylemlerde çocukların ön saflarda tutulmasının nelerle sonuçlanacağını biliyorlar ve istediklerine rahatça ulaşıyorlar. Kafası yarılan, yaralanan, ölen çocuklar o eylemleri düzenleyenlerin umrunda değil. Medyanın da umrunda değil. Onların ihtiyacı olan şey, çocukların eylemde polis şiddetine maruz kalması. Hatta bir çocuk ölse herkesten daha mutlu olacaklar. Medyanın nasıl saldıracağını ve halkı galeyana getireceğini biliyorlar çünkü. Ve bu bok kefallerinin en sevdiği ortam da bulanık sular.</p>
<p>Sonuç olarak, polisi eleştirmek için binlerce neden var. Ama eyleme katılan bir çocuğun, işler çığırından çıktığında bir polis copuyla yaralanması, polislerin eleştirileceği nedenlerden biri değil. Polisin, üzerine saldıran bir çocuğu durdurmak ve etkisiz hale getirmek için güç kullanması son derece normal. Yere yatırdığı ufacık çocuğa copla girişip kafasını gözünü yaran polis ise hayvanın önde gidenidir, o ayrı.</p>
<p>Demek ki neymiş? Çocuklarınıza sahip çıkın derken haklıymış birileri.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/polis-cocuk-dovdu-pis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/04/johnny_guitar-300x222.jpg' length ='13008'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Aşka aşık olanlar</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/1102.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/1102.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Apr 2009 02:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[cream]]></category>
		<category><![CDATA[dire straits]]></category>
		<category><![CDATA[francis ford coppola]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[kirsten dunst]]></category>
		<category><![CDATA[life lessons]]></category>
		<category><![CDATA[life without zoe]]></category>
		<category><![CDATA[lionel dobie]]></category>
		<category><![CDATA[loft]]></category>
		<category><![CDATA[martin scorsese]]></category>
		<category><![CDATA[new york]]></category>
		<category><![CDATA[new york stories]]></category>
		<category><![CDATA[nick nolte]]></category>
		<category><![CDATA[oedipus wrecks]]></category>
		<category><![CDATA[procol harum]]></category>
		<category><![CDATA[ressam]]></category>
		<category><![CDATA[rosanna arquette]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[steve buscemi]]></category>
		<category><![CDATA[whiter shade of pale]]></category>
		<category><![CDATA[woody allen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=1102</guid>
		<description><![CDATA[Kapris No: #~Belirsiz~: - Beni seviyor musun? - Seviyor muyum? Seviyorum tabii ki, evet. - Seni terk edersem ne yaparsın? - Ne mi yaparım? Çatıya çıkıp vurulmuş bir köpek gibi bağırırım. - Ama ben seni sevmiyorum. Kapris No: #~Sonsuz~: - Beni seviyor musun? - Seviyorum tabii ki, evet. - Benim için her şeyi yapar mısın? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1104" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="Lionel Dobie" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/04/nicknolte_as_lioneldobie.jpg" alt="Lionel Dobie" width="410" height="308" /> Kapris No: #~Belirsiz~:</p>
<p>- Beni seviyor musun?<br />
- Seviyor muyum? Seviyorum tabii ki, evet.<br />
- Seni terk edersem ne yaparsın?<br />
- Ne mi yaparım? Çatıya çıkıp vurulmuş bir köpek gibi bağırırım.<br />
- Ama ben seni sevmiyorum.</p>
<p>Kapris No: #~Sonsuz~:</p>
<p>- Beni seviyor musun?<br />
- Seviyorum tabii ki, evet.<br />
- Benim için her şeyi yapar mısın?<br />
- Ne yapayım? Söylemen yeterli.<br />
- Şunları görüyor musun? Git ve direksiyondakini dudaklarından öp, yeniden konuşalım. (Yağmurlu gecede, sokağın köşesinde beklemekte olan polis arabasını gösterir.)<br />
- Ne!?<br />
- Hadi, beni ne kadar sevdiğini göster.<br />
- Yapınca ne olacak ki?<br />
- Aşkının gerçek olduğunu anlayacağım. Yapmazsan Üçkağıtçıların Kralı&#8217;sın. Eşyalarımı toplar giderim.</p>
<p>Bu diyaloğu yaşasanız ne yapardınız? Hatta kızın dediğini yaptıktan sonra yine de sizi bırakıp giderse ne yapardınız?<span id="more-1102"></span></p>
<p>Bir kadına aşık olmak ve aşka aşık olmak arasında ciddi fark var. Lionel Dobie, sarışın Paulette&#8217;e aşık değil aslında, Paulette&#8217;in verdiği ızdıraba aşık. Bir başkasının &#8220;sikerim böyle aşkın ızdırabını,&#8221; diyerek bırakıp gideceği yerlerde, Lionel katlanarak artan bir tutkuyla koşuyor aşkın peşinden. Kızın onu terk ettiği gün yeni bir kızla başlaması da ayran gönüllü olduğunu değil, ihtiyacının aşk olduğunu gösteriyor. Bugün Paulette olur, yarın Sharon, sonra Kezban veya Nurcan&#8230; Kişiler önemli değil, birinin varlığı önemli bu tip insanların yaşamında. Eğer o yürek aşka değil de bir kadına bağlanırsa bir daha ne resim yapabilirler, ne de şiir yazabilirler.</p>
<p>Yaşamlarındaki her kadına aynı sevgiyi verirler, çünkü &#8220;o kadın&#8221; değil, &#8220;aşk&#8221;tır önemli olan. Her kadın onlarla mutludur, onlar da bir kadın oldukça mutludurlar. Ve yaşamlarındaki kadın kim olursa olsun, standartları değişmez.</p>
<p>Martin Scorsese, Francis Ford Coppola ve Woody Allen&#8217;in ortak çalışması olan New York Stories&#8217;i izleyenler genelde sevmezler ilk hikayeyi, varsa yoksa Woody Allen ve Oedipus Wrecks. Oysa ilk hikaye olan Life Lessons çok daha renklidir.</p>
<p>Üniversitede ömür çürütmüş doçent kılıklı Woody Allen yerine Nick Nolte var mesela. Veya uyuz ihtiyar Yahudi teyze yerine Rosanna Arquette var. İsyandan bunalıma uçarken psikologda soluklanan sorunlu bir karakter yerine kafayı aşkla bozmuş, boya sıçarcasına resim yapan daha sorunlu bir karakter var. Üstelik arka planda sürekli Procol Harum&#8217;dan Whiter Shade of Pale çalıyor. Hem tipsizler kralı Steve Buscemi de abuk bir &#8220;performans sanatçısı&#8221; rolüyle az da olsa görülebiliyor. Daha n&#8217;olsun kardeşim, izlenmez mi bu hikayecik?</p>
<p>Çevreden, insanlardan, piyasadan ve aptal gündemden bunaldığımda en güzel ilaç oluyor Life Lessons. Devasa loftunda bir yandan Procol Harum ve Cream dinleyip bir yandan basket oynayan, üç metrelik tuvale kilolarca boyayı sıvarken asistanına olan aşkı için her şeyi yapacağını iddia eden, iki cümlesinden biri seni seviyorum olan, ama yine de kızdan yüz bulamayan, temelli terk edildiği gün daha geceyi bulmadan yeni bir aşka yelken açan süper bir ressamın Nick Nolte tarafından canlandırılmasını izlemek insanı içinde bulunduğu sıkıntılı yaşamdan sakince uzaklaştırıyor.</p>
<p>Uzun zamandır olmadığı kadar karamsar bir haftasonuna girmenin arefesinde 2 kez üst üste Life Lessons izlemek yavaştan bir kopuş oldu yine benim için. Sanırım haftasonunun tamamı evde oturup Martin Scorsese eserlerini izlemekle, Procol Harum ve Dire Straits dinlemekle geçecek.</p>
<p>Karamsarlık sizi esir almaya çalıştığında direnmeyin, bırakın kendinizi ve unutun dünyanın kalanını. Kendinizi yerine koyabileceğiniz bir karakterin yer aldığı bir filmi izleyin, bir kitabı okuyun&#8230; Ben öyle yapıyorum ve çok güzel oluyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/1102.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/04/nicknolte_as_lionel-300x225.jpg' length ='22699'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Miras&#8217;ınıza sahip çıkın</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/mirasiniza-sahip-cikin.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/mirasiniza-sahip-cikin.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2009 16:05:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[filistin]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci abdülhamid han]]></category>
		<category><![CDATA[ingiltere]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[kaan girgin]]></category>
		<category><![CDATA[kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[komplo teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[miras]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa akkad]]></category>
		<category><![CDATA[musul]]></category>
		<category><![CDATA[theodor herzl]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=548</guid>
		<description><![CDATA[Sultan İkinci Abdülhamid Han&#8217;ın hal&#8217;inin sebeplerinden en önemlisi Yahudilere kapıyı göstermesidir. Biraz eskilere gidelim. Yahudiler 1884 senesinde Kattowitz&#8217;de düzenlenen &#8220;Yahudi Milli Kongresi&#8221;nde bir yurt edinmeye karar verdiler. Gözleri asırlar önce barınamadıkları Filistin topraklarıydı. Filistin ise Osmanlı İmparatorluğu&#8217;na bağlı bir kara parçasıydı. Devir, Sultan İkinci Abdülhamid Han devri&#8230; Yahudilerin sözcüsü Theodor Herzl, Sultan Abdülhamid Han&#8217;dan Filistin&#8217;i [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-669 alignleft" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="miras" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/02/miras.jpg" alt="miras" width="410" height="573" /></p>
<p>Sultan İkinci Abdülhamid Han&#8217;ın hal&#8217;inin sebeplerinden en önemlisi Yahudilere kapıyı göstermesidir.</p>
<p>Biraz eskilere gidelim.</p>
<p>Yahudiler 1884 senesinde Kattowitz&#8217;de düzenlenen &#8220;Yahudi Milli Kongresi&#8221;nde bir yurt edinmeye karar verdiler. Gözleri asırlar önce barınamadıkları Filistin topraklarıydı. Filistin ise Osmanlı İmparatorluğu&#8217;na bağlı bir kara parçasıydı. Devir, Sultan İkinci Abdülhamid Han devri&#8230;<span id="more-548"></span></p>
<p>Yahudilerin sözcüsü Theodor Herzl, Sultan Abdülhamid Han&#8217;dan Filistin&#8217;i ister ve karşılığında reddetmesi güç bir teklif sunar. Buna göre; Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun bütün dış borçları tek kalemde ödenecek, Abdülhamid Han&#8217;ın siyasetini Avrupa&#8217;da destekleyecekler, Padişah&#8217;ın şahsına çok büyük servet verecekler&#8230;</p>
<p>Bunun karşılığında da Filistin&#8217;de yeni bir yurt kuracaklar.</p>
<p>Olayı sadece Yahudilerin eski toprakları düşünmeyin. O bölgenin yer altı kaynaklarını, petrolleri falan getirin gözünüzün önüne ki olayın vehameti daha iyi anlaşılsın.</p>
<p>Theodor Herzl bu tekliften sonra Padişah-ı Cihân&#8217;dan &#8220;Kanla aldığımız yerleri parayla vermeyiz&#8221; diye bir cevap alır ve kuyruğunu kıstırıp gider. Yahudi işte, elinden geleni yapar ve Sultan&#8217;ı tahttan indirilmesine önayak olurlar. Abdülhamid Han&#8217;a hal&#8217;ini bildirenlerin içinde Theodor Herzl&#8217;de vardır&#8230;</p>
<p>Yıllardır &#8220;çok büyük bir tarihimiz var ama ne İstanbul&#8217;un Fethi&#8217;ni ne de diğer büyük başarılarımızı film yapamıyoruz. Oysa ki, Amerakilılar 3-5 yıllık tarihlerini bile süsleye süsleye gözümüze sokuyorlar&#8221; diye şikayet edip dururduk.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde sevindirici bir haber almıştım. Abdülhamid Han&#8217;ın hayatının bir dönemi ve yukarıda bahsi geçen olayın sonrası sinemaya uyarlanıyordu. Kaan Girgin&#8217;in yapımcılığını üstlendiği <strong>Miras</strong> adlı filmin Mart ayında gösterime gireceğini duymuştum. Özetle, Aydın Sayman ve Tarkan Özel&#8217;in yönetmenliğini yaptığı Miras filmini bekliyordum sabırsızlıkla.</p>
<p>Birkaç gün önce aldığım bir haberle şaşkına döndüm. Film, <a href="http://divxplanet.com/" target="_blank">Divxplanet</a>&#8216;te günlerce dönmüştü. Sonra bir anda ortadan kayboldu. Söylentilere göre, İngilizler ve Yahudiler filmin gösterime girmemesi için çok büyük bir baskı yapmışlar. Yayınlanmasını engellemişler yani. Çünkü filmde Musul ve Kerkük&#8217;le ilgili bugüne kadar dillendirilmemiş bazı gerçekler ekrana getirilecekti. Filmin tanıtımı için düzenlenen <a href="http://www.mirassinema.com">www.mirassinema.com</a> adlı site de Manchester&#8217;a bağlı bir IP üzerinden hacklendi.</p>
<p>Anladığım kadarıyla adamların canını sıkmış bize kalan Miras. Ne halt yediklerinin bilinmesini istemiyor olabilirler mi?</p>
<p>Cevabını öğrenmek için 14 Mart 2009&#8242;u beklemek gerekiyor, bekleyelim bakalım.</p>
<p>Yıllar önce bir haber okumuştum. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul&#8217;un fethinin çekimleri için Çağrı filminin yönetmeni Mustafa Akkad&#8217;la anlaşmıştı. Maddi, manevi her türlü yardım hazırdı anlayacağınız. Ama bu haberin üzerinden çok uzun bir süre geçmeden Ürdün&#8217;deki bir bombalama eyleminde Suriyeli yönetmen Akkad öldü ya da öldürüldü. Bombalamanın ilk gününde Mustafa Akkad için yaralandı diye haber çıkmıştı. Bunun üzerinden birkaç saat geçmeden öldü haberi geçildi ajanslardan.</p>
<p>Şimdi oturup taşları yerlerine yerleştiriyorum.</p>
<p>Olabilir mi acaba?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/mirasiniza-sahip-cikin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/02/miras-214x300.jpg' length ='26453'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Şeriatla korkut, faşizmle yönet</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/seriatla-korkut-fasizmle-yonet.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/seriatla-korkut-fasizmle-yonet.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2008 22:18:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[can dündar]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[faşizm]]></category>
		<category><![CDATA[goran bregoviç]]></category>
		<category><![CDATA[hrant dink]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[şeriat]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[turgut özakman]]></category>
		<category><![CDATA[warner bros]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=501</guid>
		<description><![CDATA[Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Can Dündar hakkında soruşturma başlatmış. Çünkü Can Dündar, Mustafa filmiyle topluma çok kötü örnek olmuş, yüce önder Atatürk&#8217;ü olmaması gereken şekilde göstermiş. Aslında böyle bir davanın açılmasını bekliyordum hatta bunca zaman açılmamış olmasına şaşırmıştım. &#8220;Geç olsun güç olmasın&#8221; demişler ve davayı açmışlar şimdi. Suçlama bol: Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi Hakkındaki Kanun&#8217;a muhalefet. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Can Dündar hakkında soruşturma başlatmış. Çünkü Can Dündar, Mustafa filmiyle topluma çok kötü örnek olmuş, yüce önder Atatürk&#8217;ü olmaması gereken şekilde göstermiş.</p>
<p>Aslında böyle bir davanın açılmasını bekliyordum hatta bunca zaman açılmamış olmasına şaşırmıştım. &#8220;Geç olsun güç olmasın&#8221; demişler ve davayı açmışlar şimdi.</p>
<p>Suçlama bol:</p>
<p>Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi Hakkındaki Kanun&#8217;a muhalefet. Şikayet dilekçesinde denmiş ki, &#8220;Filmde Atatürk&#8217;e pofur pofur sigara içirterek Türkiye tarihinin en büyük sigara reklamı yapılmaktadır. Gençlerin etkilenmemesi için film derhal gösterimden kaldırılmalı, yönetmeni cezalandırılmalıdır.&#8221;</p>
<p>Birileri Orhan Kural ve Ahmet Ercan&#8217;a (bu adamlar da yoldaki vatandaş değil ha, anlı şanlı İTÜ profesörleri) bu yapımın bir TV dizisi değil, bir sinema filmi olduğunu hatırlatmalı.<span id="more-501"></span></p>
<p>Bir belgesel, konuyu iyi ve kötü yönleriyle gösterdiği zaman belgesel olur. Atatürk sigara ve alkol kullanan bir adamdı ve hakkındaki belgeselde de bu sahnelerin yer alması kadar doğal bir şey olamaz. Sigara karşıtları sigarasına, alkol karşıtları alkolüne, frijitler cinselliğine hayır derse &#8220;altın sarısı saçları gök mavisi gözleri vardı&#8221; darlığından hiçbir zaman çıkamayız.</p>
<p>Ömrü boyunca sigara ve alkol kullanmış, ölümü bile alkolden kaynaklanan bir hastalıkla gerçekleşmiş olan bir insanı anlatan 114 dakikalık belgeselin 114 saniyesinde sigara göründü diye yönetmeni cezalandırmaya çalışmak nasıl bir komikliktir?</p>
<p>Bugüne kadar Atatürk hakkında hoşa gitmeyebilecek her şeyi tarihten silmeye çalıştığınız için, bazı gerçeklerle karşılaşmak fazla şaşırtıyor sizi. Sizden sonraki nesil büyüdüğünde yüzünüze karşı &#8220;yalancı&#8221; diyecekler, bu hiç mi zorunuza gitmiyor?</p>
<p>Suçlamalar devam ediyor:</p>
<p>Filmin müziklerini Ermeni asıllı Goran Bregoviç yapmış. Atatürk&#8217;ü anlatan bir filmin müzikleri, bir Ermeni tarafından yapılamazmış. 10. Yıl Marşı&#8217;ndan başka müzik bilmeyen bir kitle için son derece normal bir suçlama. Bir Ermeni, nasıl olur da bir Türk için müzik yapabilir! Bir Ermeni, nasıl olur da yaşamakta olduğu cumhuriyetin kurucusuna saygı gösterebilir! Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde bir Ermeni ile ne işimiz olur? Aynı adamlar Hrant Dink öldürüldüğünde Hepimiz Ermeniyiz diyenleri destekliyorlardı ama burada mesele üzüm yemek değil bağcıyı dövmek.</p>
<p>Minik Mustafa&#8217;nın kargaları kovaladığı sahnede Mustafa&#8217;yı bir Yunanlı çocuk canlandırmış. İnanılmaz! Skandal! Milli düşman pis Yunan nasıl olur da bir filmde Atatürk&#8217;ün çocukluğunu canlandırabilir!?</p>
<p>Filmin dağıtımını Warner Bros. yapmış. İşte bu suçu işleyen asılmalı. YAY-SAT dururken Warner Bros&#8217;a mı kalmış Ata&#8217;mızın filmini dağıtmak?</p>
<p>Bu üç suç incelendiğinde, &#8220;ülkeyi parçalamak için yabancı destekli bir uluslararası planın parçası&#8221; olduğu sonucuna varılmış. Meğerse Can Dündar vatanı bölmek için dış mihraklarla işbirliği yapan hain mi hain, sinsi mi sinsi bi&#8217; adammış. Vay vay vay!</p>
<p>Turgut Özakman&#8217;ın, Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nin birinci sayfasından &#8220;Atatürk&#8217;e kadın düşkünü diyolaaar!&#8221; diye yaygara yapmasının arkasında danışman olarak seçilmemesinin acısı yok tabi ki. Hiç öyle şey yapar mı o?</p>
<p>Bunca zaman &#8220;şeriat gelecek ebemizi s.kecek&#8221; sloganlarıyla Marduk&#8217;tan kaçar gibi kaçtık şeriatten, ama şeriat geliyor derken faşizm öyle bir bastırdı ki, 1930&#8242;ların faşistlerine rahmet okur hale geldik. Bu ülke topraklarında yaşayan herkesin kardeş olmasından, bir vücut olmasından bahseden anlı şanlı yöneticiler, savcılar, siyasiler ve medya, kuyruk biraz sıkışınca o Ermeni, bu Yunan, şu zaten Kürt diye zevzeklik yapmaya başlamıyorlar mı, işte buna kıl oluyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/seriatla-korkut-fasizmle-yonet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

