<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Delinin Kuyusu &#187; Tarih</title>
	<atom:link href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/category/tarih/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.delininkuyusu.com</link>
	<description>Bir deli, kuyuya bir akıllı atar ve olaylar gelişir!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 14 Aug 2011 01:36:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Ebleh yabu</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ebleh-yabu.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ebleh-yabu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Oct 2010 09:34:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ebleh ya bu]]></category>
		<category><![CDATA[ebleh yabu]]></category>
		<category><![CDATA[edeb ya hu]]></category>
		<category><![CDATA[edeb yahu]]></category>
		<category><![CDATA[edeb yahu timi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3858</guid>
		<description><![CDATA[Edeb Ya Hû, hat sanatıyla ilgilenenlerin en sevdiği cümlelerden biri. Bazı hattatlar Edeb Ya Hû yazdıktan sonra altına bir de Laedri yazarlar ki bu not sözün Laedri diye birine ait olduğunu değil, anonim olduğunu gösterir. Bilinmeyen, anonim anlamında kullanılan bir ifadedir laedri. Edeb Ya Hû ise, birine edepli olmayı emretmek anlamına gelmez, &#8220;edepli olun yeaa&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-3859 alignleft" title="Edeb Ya Hu" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/10/edebyahu.jpg" alt="" width="421" height="443" />Edeb Ya Hû, hat sanatıyla ilgilenenlerin en sevdiği cümlelerden biri. Bazı hattatlar <strong>Edeb Ya Hû</strong> yazdıktan sonra altına bir de <strong>Laedri</strong> yazarlar ki bu not sözün Laedri diye birine ait olduğunu değil, anonim olduğunu gösterir. <strong>Bilinmeyen, anonim anlamında kullanılan bir ifadedir laedri</strong>.</p>
<p><strong>Edeb Ya Hû ise, birine edepli olmayı emretmek anlamına gelmez</strong>, &#8220;edepli olun yeaa&#8221; cümlesinin karşılığı değildir. <strong>Bir duadır, &#8220;Edeb Ya Rab&#8221; cümlesiyle aynı anlamı taşır</strong>. Yani kişi edebi kendine ister, Rabbinden dileğidir bu.</p>
<p>Eskiden medreselerin, tekkelerin, dergahların kapısında yazarmış Edeb Ya Hû ifadesi. Edebin her şeyden önce geldiğini anlatmak için, Allah&#8217;tan edepli olmayı istemek için kullanılırmış.</p>
<p>Rabbe sesleniş olan &#8220;ya Hû&#8221; zamanla argo bir sözcük olan &#8220;yahu&#8221;ya dönüşünce, &#8220;edeb ya Hû&#8221; cümlesinin de anlamı kaymış, gerçek anlamını unutan insanlar birbirlerine akıl vermek için kullanır olmuşlar bu cümleyi.</p>
<p>Başlarda mütevazı, Allah&#8217;tan en büyük dileği edepli olmak olan insanların kullandığı cümle, bugün kendi hatasını görmeyip başkasına laf eden, kendi eksik aklınca onları doğru yola çağıran denyoların kullandığı bir cümle haline geldi.</p>
<p>Bir güruh türedi son zamanlarda, akıllarınca eylem yapıyorlar. Sağda solda gördükleri billboardlardaki, reklam afişlerindeki kadın resimlerine Edeb yahu yazan stickerlar yapıştırıyorlar, sprey boyalarla edeb yahu yazıyorlar. Reklam afişleriyle de kalmıyorlar, esnafın tabelasına, dükkanının camına sprey boyalarla edeb yahu yazanlar var.</p>
<p>Bu kafadaki adamlar, aslında bu duanın ortaya çıkmasına neden olan adamlar. Çünkü edepsizler, başkasının hakkına saygı göstermeyen, malına zarar veren, kul hakkına giren insanlar. Edepli bir insanın yapacağının tam tersini yapıyorlar.</p>
<p>Bu insanlar yüzünden fitne çıkıyor, Aydın Doğan&#8217;ın gazeteleri mal bulmuş mağrıbî gibi atlıyorlar bu tip haberlere. &#8220;İslamcılar azıttı, <a href="http://www.milliyet.com.tr/-edeb-yahu-timi-isbasinda/turkiye/sondakika/%7BDate%7D/1306290/default.htm" target="_blank">edeb yahu timi işbaşında</a>&#8221; gibi haberler yapıyorlar.</p>
<p>Sağa sola edeb yahu yazan dangalaklar bu haberleri okudukça nasıl hissediyorlar bilmiyorum ama edeb Ya Hû lafzının gerçek anlamını bilenlerin iyi hissetmediğine eminim.</p>
<p>Bu denyolar eylemciliğe soyunabilirler, anarşistlik hoşlarına gidebilir ama din adına anarşistlik yapmak diye bir şey yoktur. Amacı ne olursa olsun, kullandığı sözün anlamını bilmeden anarşistliğe soyunanların kapısına <strong>ebleh ya bu</strong> yazmak istiyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ebleh-yabu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/10/edebyahu.jpg' length ='75098'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Sezar&#8217;ın hakkı Sezar&#8217;a</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/sezarin-hakki-sezara.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/sezarin-hakki-sezara.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Aug 2010 11:59:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[julius caesar]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi değiştiren askerler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3830</guid>
		<description><![CDATA[Gaius Julius Caesar (M.Ö 100 – 44) yani Jül Sezar, Roma İmparatorluğu’na en şaşaalı dönemini yaşatan büyük asker. Tarihi Değiştiren Askerler adlı kitabı okurken Sezar hakkında ilginç bilgilere rastladım ve Kuyu okurlarıyla paylaşmak istedim: Kariyeri ile parlayan ismi (Caesar) kendisinden sonra gelen Roma imparatorlarına unvan olarak verilmiş ve hatta ondan asırlar sonraki liderlerin kullandığı sıfatlar, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3832" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/08/caesar.jpg" alt="caesar" width="420" height="413" /><br />
Gaius Julius Caesar (M.Ö 100 – 44) yani Jül Sezar, Roma İmparatorluğu’na en şaşaalı dönemini yaşatan büyük asker. <a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=123570" target="_blank">Tarihi Değiştiren Askerler</a> adlı kitabı okurken Sezar hakkında ilginç bilgilere rastladım ve Kuyu okurlarıyla paylaşmak istedim:</p>
<blockquote><p>Kariyeri ile parlayan ismi (Caesar) kendisinden sonra gelen Roma imparatorlarına unvan olarak verilmiş ve hatta ondan asırlar sonraki liderlerin kullandığı sıfatlar, (Fatih Sultan Mehmet’in <strong>Kayzer</strong>-i Rum, Almanların kullandığı kayzer (<strong>keiser</strong>), Rusların çar (<strong>czar</strong>) gibi) Sezar’dan türemiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p>Bugün kullandığımız 365 günlük devrik yıla dayalı takvim Sezar iktidarının eseridir. Yedi ayın otuz bir gün çekmesine Sezar karar vermiş, Senato da kendisini onurlandırmak için aylardan birine (<strong>Julius </strong>– Temmuz) onun adını vermişti.</p></blockquote>
<p>(Muhtemelen Sezar temmuz ayında doğduğu için bu aya ismi verildi.)</p>
<blockquote><p>Bir iddiaya göre Sezar doğarken annesi ölmüş, o da annesinin karnının kesilmesi ile çıkartılmıştır. Bu yüzden kendisine ‘kesilip çıkarılan’ &#8216;Caesar&#8217; adı verilmiştir. Diğer bir deyişle günümüzdeki <strong>sezaryen </strong>işleminin de isim babasıdır.</p></blockquote>
<p>Kitap, tarihe damgasını vurmuş askerlerin özet hayatlarıyla sizi tarih yolculuğuna çıkarıyor. Yolculuk; milattan önce Savaş Sanatı’nın yazarı, taktik ustası Sun Tzu ile başlayıp, Hitler’i yenen Kızıl Ordu kumandanı Mareşal Zhukov ile sona eriyor. Aralarda kimler yok ki? Attila, Alparslan, Cengiz Han, Kanuni, Napolyon, Stalin… Kitap zevkle okunsa da bende yaptığı bir yan etki var: Kaypak siyaset dünyasına, seçim sandıklarına, ikiyüzlü diplomasiye bir kez daha küfrü basıyorum. Eskinin savaş meydanlarında özgür bir insan olarak can vermeyi, bugünün ikiyüzlü modern dünyasında köle gibi yaşamaya tercih ederdim. Bir de diyorum ki: “Bugün sepete konacak çok kelle var hacı!”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/sezarin-hakki-sezara.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/08/caesar.jpg' length ='62517'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Yazın yaylaya kaçılır</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yazin-yaylaya-kacilir.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yazin-yaylaya-kacilir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Aug 2010 17:25:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[apollon]]></category>
		<category><![CDATA[aydınoğlu mehmet bey]]></category>
		<category><![CDATA[birgi]]></category>
		<category><![CDATA[bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[cemal usta]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gittim gezdim geldim]]></category>
		<category><![CDATA[gölcük]]></category>
		<category><![CDATA[hursit kebap]]></category>
		<category><![CDATA[kaplan dağ restoran]]></category>
		<category><![CDATA[kebap]]></category>
		<category><![CDATA[lezzet durakları]]></category>
		<category><![CDATA[ödemiş]]></category>
		<category><![CDATA[salihli]]></category>
		<category><![CDATA[tire]]></category>
		<category><![CDATA[umur bey]]></category>
		<category><![CDATA[yayla]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3757</guid>
		<description><![CDATA[Aydın’da bunaltıcı bir yaz mevsimi daha. Hele benim gibi sıcakta aşırı terleyenler için tam bir işkencedir yazları Aydın’da durmak. İyi ki Adana, Mersin ya da Antalya’da falan yaşamıyorum. Oralar, yazları çok daha beter. Eşimle serinleyip kafa dağıtırız dedik ve çok küçükken ailemle gittiğim, hayal meyal hatırladığım Gölcük Yaylasına gitmeye karar verdik. Gölcük, İzmir’in şirin ilçesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3760" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/07072010.jpg" alt="" width="420" height="315" /><br />
Aydın’da bunaltıcı bir yaz mevsimi daha. Hele benim gibi sıcakta aşırı terleyenler için tam bir işkencedir yazları Aydın’da durmak. İyi ki Adana, Mersin ya da Antalya’da falan yaşamıyorum. Oralar, yazları çok daha beter. Eşimle serinleyip kafa dağıtırız dedik ve çok küçükken ailemle gittiğim, hayal meyal hatırladığım Gölcük Yaylasına gitmeye karar verdik. Gölcük, İzmir’in şirin ilçesi Ödemiş’e 28 km uzaklıkta, volkanik göle sahip bir yayla köyü. Rakımı 1050 metre civarında. Yeşilliklerin içinden, dağı tırmanarak, keskin virajları dönerek ulaşıyorsunuz Gölcük’e. Uzunca tırmanışın ardından yeşilin arasındaki krater gölünü görünce insanın bütün yorgunluğu diniyor.<br />
<span id="more-3757"></span></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3758" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/06072010001.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Gölün çevresinde; balık tutan insanlar, günübirlik pikniğe gelmiş mangal keyfi yapan aileler, çadır kurmuş doğa severler temiz yayla havasının tadını çıkartıyor. Göl manzaralı, bahçeli dubleks evleri görünce insanın yazları buraya göçesi geliyor. Havası gayet serin. Geceleri aşağıdaki (ovadaki) insanlar sıcaktan uyuyamazken, burada battaniyesiz uyunmuyor. Dışarıda ancak kabanla durabilirsiniz. Gündüzleri ise kısa kollu dolaşmak mümkün. Yaylalar; benim gibi bunaltıcı yaz sıcaklarında dellenme noktasına gelenler için biçilmiş mekanlardan.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3759" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/06072010002.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3768" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010039.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Konaklama yeri olarak seçtiğimiz otele bizden 1-2 gün sonra kamp için İzmir’in köklü futbol kulüplerinden Altay takımı geldi. Birkaç ay öncesinde otel araştırırken, yazları futbol takımlarının buraya kampa geldiğini duymuştum. O yüzden Altay’lı futbolcuları otel koridorlarında görmek pek şaşırtmadı beni.</p>
<p>3 gün boyunca gölün etrafını gezip, kafa dağıttıktan sonra “nerede hareket, orada bereket” deyip Gölcük’ün biraz üstündeki (1200 metre rakımdaki) Bozdağ Yaylası’nı da aşıp Manisa’nın ilçesi Salihli’ye inmeye karar verdik. Göle nâzır kahvaltımızı yapıp düştük yola. Bozdağ Beldesinin çıkışında “Bozdağ Kayak Merkezi” tabelasını gördük. Bozdağ’ı biraz geçtikten sonra buz gibi akan suların olduğu çeşmede yüzümüzü yıkayıp şeker gibi sudan içtik. Yol kenarındaki çeşme yanı gelen geçen yolcular için mola yeri adeta. Yolun iki kenarında karşılıklı satıcılar mevcut. Burada gözleme yiyebilir, dağda yetişen şifalı otlardan (kokuları etrafı sarmış ve muhteşemdi) satın alabilir, bal gibi yayla kirazının tadına bakabilir, hemen yandaki dere kenarında piknik yapabilirsiniz. Burada biraz oyalandıktan sonra yola koyulduk tekrar.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3786" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/08/08072010029.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Yine yeşillikler arasında dağ manzaralı keskin virajlar beni bekliyordu. Sürüş zevki yaşıyorsunuz. Bozdağ ile Salihli arası yaklaşık 30 km. Zorlu virajları aşıp dağdan indikten sonra karşımıza T şeklinde bir yol ayrımı geldi. Sağ taraf 8 km ötedeki Salihli’ye çıkıyordu. Ancak biz 2 km soldaki Sart Harabeleri’ne doğru kıvrıldık. Sardes kenti M.Ö 7. yüzyılda Lidyalılara başkentlik yapmış. Hatta ilk para Sart çayı kenarındaki altın işleme atölyelerinde basılmış. Daha sonra Perslerin Lidyalılara son vermesiyle Perslere geçmiş. Bizanslı döneminde ise piskoposluk merkezi olmuş. Bugün ise Sart Kasabası’nın içinde kalıyor. Antik kentlerin bugünkü yerleşim birimlerine isim olarak verilmesi güzel bir şey.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3761" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010004.jpg" alt="Sart Harabeleri" width="420" height="315" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3762" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010007.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Harabeleri gezdikten sonra yakınlarda bulunan Artemis Tapınağı’na uğramadan olmaz dedik. Hemen hemen her antik kentte görmeye alıştığım çekik gözlüler burada da karşıma çıktı. Bu Japonlar deli oluyor antik kentlere benim gibi. Artemis’in dev sütunlarının çevresinde 3-4 kişi el ele vererek poz verdiler kameralara. Sütunlar o kadar kalın ki 3-4 kişi kollarını açıp el ele ancak çevresini sarabiliyordu. Çok sempatiklerdi. Aralarında dedem yaşındaki adamlar da vardı. Her antik kentte görüp küfrettiğim manzara burada da vardı. Eserlerin üzerine yine kalp kazınıp, yavuklu ismi yazılmış, karalanmıştı. Sanırım ülkemdeki her antik kentte vardır bu olay. “Artemis çarpsın sizi zibidiler!” deyip burada da bir kaç poz alıp Salihli’ye doğru yola çıktık.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3764" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010018.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3763" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010014.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Gezdiğim yerlerin ünlü mekanlarında yemek yeme gibi bir alışkanlığım vardır. Google’da rastladığım bir lezzet durakları blogu Salihli’deki Cemal Usta’ya dikkat çekmişti. Biz de Salihli’nin ünlü odun köftesi yerine öğle yemeği olarak Cemal Usta’yı tercih ettik. Sora sora bulduk mekanı. Cemal Usta zeytinyağlı ege yemekleri üzerine uzmanlaşmış. Dikkatimizi Bodrum makarnası ve çiftlik kebabı çekti. Üstüne de Cemal Usta’nın tavsiyesi üzerine karadut kompostosu içtik. Ama diğer yemekler de birbirinden güzel gözüküyordu. Cemal Usta’ya “eline sağlık” deyip veda ettikten sonra Salihli merkezinde sürtmeye başladık. Oldukça beyaz tenli olmamdan dolayı sıcakta iyice bir amele yanığı oldum. Yaylanın gözünü seveyim deyip Gölcük’e gitmek üzere vurduk dağa tekrar. Tabi yola çıkmadan önce ünlü odun köftesinden paket yaptırmayı unutmadık.</p>
<p><img src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010025.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<div id="attachment_3765" class="wp-caption alignnone" style="width: 430px"><img class="size-full wp-image-3765" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010023.jpg" alt="" width="420" height="315" /><p class="wp-caption-text">Para döken Lidyalı heykeli (Salihli)</p></div>
<p><img class="size-full wp-image-3767 alignnone" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/08072010026.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>2 gece daha Gölcük’te kaldıktan sonra bir Cumartesi sabahı kahvaltımızı yaptıktan sonra Gölcük’e veda edip Ödemiş’e doğru yola çıktık. Artık eve dönüş başlamıştı. Ödemiş’e varmadan önce ilk durağımız, Gölcük’e çıkarken “dönüşte uğrarırız” dediğimiz Birgi Beldesiydi. Birgi, Ödemiş’e 8 km uzaklıkta, Aydınoğulları Beyliğine başkentlik yapmış, tarihi evleriyle gözde bir belde.İlk önce Birgi’nin en dışında yer alan İmam-ı Birgivi adındaki zatın türbesine gidelim dedik. Türbe bir mezarlığın içinde yer almakta. Mezarlığın hemen altında ise bir mesire alanı mevcut. Milletin rahatça yiyip içebilmesi için betondan masalar yapılmış. Türbede duasını yapanlar, 5 metre aşağıya inip dedikodu yaparak evden pişirip geldiği yemekleri midesine indiriyor. Gerçekten garipti.</p>
<p>Sıradaki durağımız Ege Bölgesinin en eski camilerinden Aydınoğlu Mehmet Bey Camii oldu. Caminin mimarisi çok farklı. Cami kapısının girişindeki merdivenden aşağı inerek caminin içine giriyorsunuz. Bu özellik çok az camide bulunuyor olsa gerek. Hutbe kapısı ve pencere kanatlarında hadisler yazılmış. Ahşap oymacılığının güzel örneklerini görüyorsunuz. Ayrıca caminin dış köşesinde üstte Bizans yapılarında görmeye alıştığımız aslan figürü dikkati çekiyor. Caminin bahçesinde; Aydınoğulları Beyliğinin kurucusu Mehmet Bey, oğlu Umur Bey ve Beyliğin bazı ileri gelen isimlerinin türbeleri bulunuyor. Caminin hemen karşısındaki Umur Bey heykeli bütün haşmetiyle bize bakıyor. Umur Bey (1309 – 1348), 39 yaşında şehit oluncaya kadar 26 savaşa katılmış. Ege’de; Bizans, Ceneviz ve Rodos donanmalarına karşı büyük başarılar kazanıp Rodos’tan Çanakkale’ye kadar Mora ve Rumeli kıyıları da dahil olmak üzere denizlerde kesin bir kontrol sağlamış. İnsan bir anlığına geçmişe gidip geliyor.</p>
<div id="attachment_3770" class="wp-caption alignnone" style="width: 430px"><img class="size-full wp-image-3770" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/10072010019.jpg" alt="" width="420" height="315" /><p class="wp-caption-text">Aydınoğlu Mehmet Bey Camii</p></div>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3772" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/10072010033.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Camiden çıktıktan sonra tarihi Çakırağa Konağı’na doğru yürüdük. Ama sadece bahçesini gezmekle yetindik. Çünkü içi restorasyondaymış. Dıştan görmek bile ağzımızı açık bırakmaya yetti.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3771" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/10072010024.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Biraz daha Birgi’de oyalandıktan sonra Ödemiş’e doğru yola çıktık. Kısa bir süre sonra kendimizi kalabalık Ödemiş pazarında bulduk. Cumartesi günleri, Ödemiş’in halk pazarıymış. Pazarda herşey çok taze, istediğiniz ot, sebze, meyve ne ararsanız var. Ayrı bir bölüm olarak teyzelerin ördüğü el işi ürünleri de geniş bir alanı kaplıyor. Genç kızlar için çeyizlik herşey mevcut. Google hazretlerinin dediğine göre Ödemiş köftesi Hurşit Kebap’ta yenirmiş. Arayıp bulduk hemen. O gün ilçenin pazarı olması sebebiyle tıklım tıklım doluydu mekan. Çok da büyük bir yer değil zaten. Masaların biri boşalıp biri doluyordu. Hemen yeni boşalmış bir masayı kapıp, soğuk ayranla Ödemiş köftesi’ni afiyetle midemize indirdik.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3774" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/10072010036.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Ödemiş’te 1 gün konakladıktan sonra ertesi gün Tire’ye doğru yola çıktık. Aydın’a dönmeden önce son durağımız, Tire’ye bağlı Kaplan köyünde bulunan bir lezzet durağıydı. Ot yemekleriyle Türkiye’de sayılı bir mekan: Kaplan Dağ Restoran. Tire’ye gelip 4 km daha köye tırmandıktan sonra vardık Kaplan köyüne. Köyün içinden geze geze restorana vardık. Mönü beklerken garson kocaman bir tepsi ve içinde 15’e yakın mezeyle geldi. Hepsi birbirinden güzel mezelerden 5 tanesini seçtik. Ondan sonra ana menü olarak “Tire köftesi mi çiftlik kebabı mı?” diye düşünürken Ödemiş’te köfte yemiş olduğumuz için değişiklik olsun diye çiftlik kebabı söyledik. İyi de yapmışız. Mantar, kaşar ve etin uyumu mükemmeldi. Otantik mekan, hoş müzik, Tire ovası manzarası, dağın göz kamaştıran yeşilliği ve lezzetli yemekler. Buraya son gelişimiz olmayacaktı. Üstüne bir de acı kahvelerimizi içip çıktık restorandan. Eve dönüş başlamıştı. Tire’den sonra yine bir İzmir ilçesi Selçuk geliyor. Dev antik kent Efes hala kendisini görmemiş tarih severleri bekliyor, bilginize.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3775" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/11072010010.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3776" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/11072010011.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<div id="attachment_3777" class="wp-caption alignnone" style="width: 430px"><img class="size-full wp-image-3777" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/11072010012.jpg" alt="" width="420" height="315" /><p class="wp-caption-text">Çiftlik Kebabı</p></div>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-3778" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/11072010015.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<div style="width: 1px;height: 1px;overflow: hidden">Aydın’da bunaltıcı bir yaz mevsimi daha. Hele benim gibi sıcakta aşırı terleyenler için tam bir işkencedir yazları Aydın’da durmak. İyi ki Adana, Mersin ya da Antalya’da falan yaşamıyorum. Oralar, yazları çok daha beter. Eşimle serinleyip kafa dağıtırız dedik ve çok küçükken ailemle gittiğim, hayal meyal hatırladığım Gölcük Yaylasına gitmeye karar verdik. Gölcük, İzmir’in şirin ilçesi Ödemiş’e 28 km uzaklıkta, volkanik göle sahip bir yayla köyü. Rakımı 1050 metre civarında. Yeşilliklerin içinden, dağı tırmanarak, keskin virajları dönerek ulaşıyorsunuz Gölcük’e. Uzunca tırmanışın ardından yeşilin arasındaki krater gölünü görünce insanın bütün yorgunluğu diniyor.<br />
Gölün çevresinde; balık tutan insanlar, günübirlik pikniğe gelmiş mangal keyfi yapan aileler, çadır kurmuş doğa severler temiz yayla havasının tadını çıkartıyor. Göl manzaralı, bahçeli dubleks evleri görünce insanın yazları buraya göçesi geliyor. Havası gayet serin. Geceleri aşağıdaki (ovadaki) insanlar sıcaktan uyuyamazken, burada battaniyesiz uyunmuyor. Dışarıda ancak kabanla durabilirsiniz. Gündüzleri ise kısa kollu dolaşmak mümkün. Yaylalar; benim gibi bunaltıcı yaz sıcaklarında dellenme noktasına gelenler için biçilmiş mekanlardan.<br />
Konaklama yeri olarak seçtiğimiz otele bizden 1-2 gün sonra kamp için İzmir’in köklü futbol kulüplerinden Altay takımı geldi. Birkaç ay öncesinde otel araştırırken, yazları futbol takımlarının buraya kampa geldiğini duymuştum. O yüzden Altay’lı futbolcuları otel koridorlarında görmek pek şaşırtmadı beni.<br />
3 gün boyunca gölün etrafını gezip, kafa dağıttıktan sonra “nerede hareket, orada bereket” deyip Gölcük’ün biraz üstündeki (1200 metre rakımdaki) Bozdağ Yaylası’nı da aşıp Manisa’nın ilçesi Salihli’ye inmeye karar verdik. Göle nâzır kahvaltımızı yapıp düştük yola. Bozdağ Beldesinin çıkışında “Bozdağ Kayak Merkezi” tabelasını gördük. Bozdağ’ı biraz geçtikten sonra buz gibi akan suların olduğu çeşmede yüzümüzü yıkayıp şeker gibi sudan içtik. Yol kenarındaki çeşme yanı gelen geçen yolcular için mola yeri adeta. Yolun iki kenarında karşılıklı satıcılar mevcut. Burada gözleme yiyebilir, dağda yetişen şifalı otlardan (kokuları etrafı sarmış ve muhteşemdi) satın alabilir, bal gibi yayla kirazının tadına bakabilir, hemen yandaki dere kenarında piknik yapabilirsiniz. Burada biraz oyalandıktan sonra yola koyulduk tekrar.<br />
Yine yeşillikler arasında dağ manzaralı keskin virajlar beni bekliyordu. Sürüş zevki yaşıyorsunuz. Bozdağ ile Salihli arası yaklaşık 30 km. Zorlu virajları aşıp dağdan indikten sonra karşımıza T şeklinde bir yol ayrımı geldi. Sağ taraf 8 km ötedeki Salihli’ye çıkıyordu. Ancak biz 2 km soldaki Sart Harabeleri’ne doğru kıvrıldık. Sardes kenti M.Ö 7. yüzyılda Lidyalılara başkentlik yapmış. Hatta ilk para Sart çayı kenarındaki altın işleme atölyelerinde basılmış. Daha sonra Perslerin Lidyalılara son vermesiyle Perslere geçmiş. Bizanslı döneminde ise piskoposluk merkezi olmuş. Bugün ise Sart Kasabası’nın içinde kalıyor. Antik kentlerin bugünkü yerleşim birimlerine isim olarak verilmesi güzel bir şey.<br />
Harabeleri gezdikten sonra yakınlarda bulunan Artemis Tapınağı’na uğramadan olmaz dedik. Hemen hemen her antik kentte görmeye alıştığım çekik gözlüler burada da karşıma çıktı. Bu Japonlar deli oluyor antik kentlere benim gibi. Artemis’in dev sütunlarının çevresinde 3-4 kişi el ele vererek poz verdiler kameralara. Sütunlar o kadar kalın ki 3-4 kişi kollarını açıp el ele ancak çevresini sarabiliyordu. Çok sempatiklerdi. Aralarında dedem yaşındaki adamlar da vardı. Her antik kentte görüp küfrettiğim manzara burada da vardı. Eserlerin üzerine yine kalp kazınıp, yavuklu ismi yazılmış, karalanmıştı. Sanırım ülkemdeki her antik kentte vardır bu olay. “Artemis çarpsın sizi zibidiler!” deyip burada da bir kaç poz alıp Salihli’ye doğru yola çıktık.<br />
Gezdiğim yerlerin ünlü mekanlarında yemek yeme gibi bir alışkanlığım vardır. Google’da rastladığım bir lezzet durakları blogu Salihli’deki Cemal Usta’ya dikkat çekmişti. Biz de Salihli’nin ünlü odun köftesi yerine öğle yemeği olarak Cemal Usta’yı tercih ettik. Sora sora bulduk mekanı. Cemal Usta zeytinyağlı ege yemekleri üzerine uzmanlaşmış. Dikkatimizi Bodrum makarnası ve çiftlik kebabı çekti. Üstüne de Cemal Usta’nın tavsiyesi üzerine karadut kompostosu içtik. Ama diğer yemekler de birbirinden güzel gözüküyordu. Cemal Usta’ya “eline sağlık” deyip veda ettikten sonra Salihli merkezinde sürtmeye başladık. Oldukça beyaz tenli olmamdan dolayı sıcakta iyice bir amele yanığı oldum. Yaylanın gözünü seveyim deyip Gölcük’e gitmek üzere vurduk dağa tekrar. Tabi yola çıkmadan önce ünlü odun köftesinden paket yaptırmayı unutmadık.<br />
2 gece daha Gölcük’te kaldıktan sonra bir Cumartesi sabahı kahvaltımızı yaptıktan sonra Gölcük’e veda edip Ödemiş’e doğru yola çıktık. Artık eve dönüş başlamıştı. Ödemiş’e varmadan önce ilk durağımız, Gölcük’e çıkarken “dönüşte uğrarırız” dediğimiz Birgi Beldesiydi. Birgi, Ödemiş’e 8 km uzaklıkta, Aydınoğulları Beyliğine başkentlik yapmış, tarihi evleriyle gözde bir belde.İlk önce Birgi’nin en dışında yer alan İmam-ı Birgivi adındaki zatın türbesine gidelim dedik. Türbe bir mezarlığın içinde yer almakta. Mezarlığın hemen altında ise bir mesire alanı mevcut. Milletin rahatça yiyip içebilmesi için betondan masalar yapılmış. Türbede duasını yapanlar, 5 metre aşağıya inip dedikodu yaparak evden pişirip geldiği yemekleri midesine indiriyor. Gerçekten garipti.<br />
Sıradaki durağımız Ege Bölgesinin en eski camilerinden Aydınoğlu Mehmet Bey Camii oldu. Caminin mimarisi çok farklı. Cami kapısının girişindeki merdivenden aşağı inerek caminin içine giriyorsunuz. Bu özellik çok az camide bulunuyor olsa gerek. Hutbe kapısı ve pencere kanatlarında hadisler yazılmış. Ahşap oymacılığının güzel örneklerini görüyorsunuz. Ayrıca caminin dış köşesinde üstte Bizans yapılarında görmeye alıştığımız aslan figürü dikkati çekiyor. Caminin bahçesinde; Aydınoğulları Beyliğinin kurucusu Mehmet Bey, oğlu Umur Bey ve Beyliğin bazı ileri gelen isimlerinin türbeleri bulunuyor. Caminin hemen karşısındaki Umur Bey heykeli bütün haşmetiyle bize bakıyor. Umur Bey (1309 – 1348), 39 yaşında şehit oluncaya kadar 26 savaşa katılmış. Ege’de; Bizans, Ceneviz ve Rodos donanmalarına karşı büyük başarılar kazanıp Rodos’tan Çanakkale’ye kadar Mora ve Rumeli kıyıları da dahil olmak üzere denizlerde kesin bir kontrol sağlamış. İnsan bir anlığına geçmişe gidip geliyor.<br />
Camiden çıktıktan sonra tarihi Çakırağa Konağı’na doğru yürüdük. Ama sadece bahçesini gezmekle yetindik. Çünkü içi restorasyondaymış. Dıştan görmek bile ağzımızı açık bırakmaya yetti. Biraz daha Birgi’de oyalandıktan sonra Ödemiş’e doğru yola çıktık. Kısa bir süre sonra kendimizi kalabalık Ödemiş pazarında bulduk. Cumartesi günleri, Ödemiş’in halk pazarıymış. Pazarda herşey çok taze, istediğiniz ot, sebze, meyve ne ararsanız var. Ayrı bir bölüm olarak teyzelerin ördüğü el işi ürünleri de geniş bir alanı kaplıyor. Genç kızlar için çeyizlik herşey mevcut. Google hazretlerinin dediğine göre Ödemiş köftesi Hurşit Kebap’ta yenirmiş. Arayıp bulduk hemen. O gün ilçenin pazarı olması sebebiyle tıklım tıklım doluydu mekan. Çok da büyük bir yer değil zaten. Masaların biri boşalıp biri doluyordu. Hemen yeni boşalmış bir masayı kapıp, soğuk ayranla Ödemiş köftesi’ni afiyetle midemize indirdik.<br />
Ödemiş’te 1 gün konakladıktan sonra ertesi gün Tire’ye doğru yola çıktık. Aydın’a dönmeden önce son durağımız, Tire’ye bağlı Kaplan köyünde bulunan bir lezzet durağıydı. Ot yemekleriyle Türkiye’de sayılı bir mekan: Kaplan Dağ Restoran. Tire’ye gelip 4 km daha köye tırmandıktan sonra vardık Kaplan köyüne. Köyün içinden geze geze restorana vardık. Mönü beklerken garson kocaman bir tepsi ve içinde 15’e yakın mezeyle geldi. Hepsi birbirinden güzel mezelerden 5 tanesini seçtik. Ondan sonra ana menü olarak “Tire köftesi mi çiftlik kebabı mı?” diye düşünürken Ödemiş’te köfte yemiş olduğumuz için değişiklik olsun diye çiftlik kebabı söyledik. İyi de yapmışız. Mantar, kaşar ve etin uyumu mükemmeldi. Otantik mekan, hoş müzik, Tire ovası manzarası, dağın göz kamaştıran yeşilliği ve lezzetli yemekler. Buraya son gelişimiz olmayacaktı. Üstüne bir de acı kahvelerimizi içip çıktık restorandan. Eve dönüş başlamıştı. Tire’den sonra yine bir İzmir ilçesi Selçuk geliyor. Dev antik kent Efes hala kendisini görmemiş tarih severleri bekliyor, bilginize.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yazin-yaylaya-kacilir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/06072010001.jpg' length ='61975'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Gittim Gezdim Geldim / Bodrum</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/gittim-gezdim-geldim-bodrum.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/gittim-gezdim-geldim-bodrum.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 19:22:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[bodrum]]></category>
		<category><![CDATA[bodrum kalesi]]></category>
		<category><![CDATA[dalgıç]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gittim gezdim geldim]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[kum]]></category>
		<category><![CDATA[sain jean şövalyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3722</guid>
		<description><![CDATA[Geçen seneki tatilden döndükten sonra, “Hacı senin tatil çok güzelmiş ya, beraber böyle bir beraber yapalım” diyen eril ve dişilerin yan çizmesi sonucu kendimi bir anda Bodrum’un kızgın kumlarında, kulağımda Hande Yener’in “Bodrum’a da gittik beraber, Eestanbul’da da yaşadık” diye bağıran sesiyle buldum sepsevgili okur. Denizle kumun birleştiği tatillerden çok fazla hazzetmesem de insan mecbur [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-3723" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="Bodrum (10)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-101.jpg" alt="" width="410" height="278" />Geçen seneki tatilden döndükten sonra, “Hacı senin tatil çok güzelmiş ya, beraber böyle bir beraber yapalım” diyen eril ve dişilerin yan çizmesi sonucu kendimi bir anda Bodrum’un kızgın kumlarında, kulağımda Hande Yener’in “Bodrum’a da gittik beraber, Eestanbul’da da yaşadık” diye bağıran sesiyle buldum sepsevgili okur. Denizle kumun birleştiği tatillerden çok fazla hazzetmesem de insan mecbur kalınca uzanıyor şezlonga. “Ben dağ, bayır gezemem hacı” diyenlere sözüm yok ama “Abi seneye de Karadeniz turu yapalım yaa” deyip yan çizenleri huzurlarınızda bir kez daha en sinkaflı duygularımla anıyorum.</p>
<p>Bodrum’a giderken bir günün nasıl geçeceğini tahmin ediyordum. Kahvaltı, deniz, öğle yemeği, havuz, akşam yemeği, okey masası, bilumum aktivite ve yatış. İşte genel hatlarıyla tahminlerim bu şekildeydi, tahminlerimde de yanılmadım anasını satayım! Dört kişilik bir tatil ekibiyle İngiliz, İrlandalı ve Hollandalıların cirit attığı Bodrum&#8217;da aklımdan geçen programa son derece sadık kaldık.</p>
<p><span id="more-3722"></span>“Yemişim tarihini, kültürünü; ben dalıyorum hacı, geliyor musun” diyen bir ekibe dahil olduğum için Bodrum’un tarihi, turistik yerlerini son güne kadar göremedik bir türlü. Çünkü ekibin bir kısmı gün boyu plajda kalma taraftarıydı. Uzun süredir tatile çıkamadıklarını bildiğimiz için de vazgeçtik gezip tozma işinden. Bodrum’da gezilebilecek her şeyi merkezde toplamışlar zaten. Onun için hepsini son güne sakladık ve bir anda gezdik. Başka yerler varsa da kaçırdık artık; canımız sağolsun.</p>
<p>Bodrum’u fakir turistler doldurmuş. Gözlemlerimde ilk dikkatimi çeken bu oldu. Adamlar sabahtan akşama kadar otelde oturarak vakit geçiriyorlar. Turistin otelden dışarı çıkmaması, esnafın kasasına yansıyor. Esnaflar da dükkanlarına gelen giden olmayınca adres sormak için girenleri bile ayakta şey yapıyorlar. İstanbul’da 2 liraya bulabileceğiniz herhangi bir şeyin etiketine 5 lira yazıyorlar haliyle. “Hepsi dahil” uygulamasının ceremesini çekiyoruz millet olarak. Akşam üstü uyanıp yalandan havuza giren ve gece yarısını bekleyip barlara koşturanlar haricinde kimse bir şey kazandırmıyor esnafa. Onların kazandırdığı esnaf da belli; barlar, diskolar, eczaneler&#8230;</p>
<p>İşte bu sebepten Bodrum’a giderken yapmayı planladığım bir takım aktiviteleri gerçekleştiremedim. 10 dakikalık parasailing için anasının nikahı kadar ücret isteyen adamlar hevesimi kursağımda bıraktı.</p>
<p>İlk defa gittiğim Bodrum’un neden bu kadar popüler bir yer olduğunu çözemedim açıkçası. Denizi, plajları, koyları güzel ama sadece bu kriterleri dikkate alıp da tatile gidilmez. Ya da bu şekildeki tatiller ilgimi çekmediği için öyle geliyor bana. Adamların suyu bile tuzlu akıyor anasını satayım. Normal çeşmeden akan su, gazı kaçmış ve güneşte beklemiş sodayı andırıyor. O ne garip bir tat öyle, tarifi mümkün değil. İnsanoğlu tarih boyunca su kaynaklarına yakın yerlere yerleşmiş; savaşlar, göçler hep su yüzünden olmuş. Bodrumluların ataları da bula bula burayı bulmuş. Mantıksız herifler!</p>
<p>En başa dönersek; sıkıntılı bir yolculukla ulaştık Bodrum’a. Yollar uzadıkça uzadı, bitmedi bir türlü. Gece yarısı başlayan yolculukta kahvaltı yeri için Balıkesir yakınlarındaki kamyoncu lokantalarından birini tercih eden yol arkadaşlarım yüzünden yumurta yerine civciv yiyerek başlayacaktık yeni güne. Kapısından girerken anlamıştım ne menem bir yer olduğunu ama ikna edememiştim yanımdakileri. Yumurtadan çıkan civciv gagasıyla daha fazla vakit kaybetmeden kahvaltı için daha insani bir yer bulduk akabinde. Yorucu ama keyifli bir yolculuğun sonrasında ulaştığımız Bodrum’da güneş batmak üzereydi ve ilk günümüz uyuklayarak geçti. Sonraki günlerimiz de az önce bahsettiğim şekilde sona erdi; durmadan yüzdük. Sigaranın sağlığa zararlı bir madde olduğunu yüzerken daha iyi anladım aslında.</p>
<p>Bu arada aklıma gelmişken hemen belirteyim, yollarda hummalı çalışmalar var. Genellikle genişletiyorlar,  hatta bazı yerlere yeni yollar yapıyorlar. Bu devletin başında çalışan  birilerinin olduğunu görmek sevindiriyor insanı.</p>
<p>Plajlardan sıkılınca mavi turla koylarda yüzmeye karar verdik. Koylardan ziyade Avrupalı cıvırlar heyecanlandırıyordu bizi ama nasıl bir tekneyi tercih ettiysek o cıvırların dedeleri ve neneleri çıktı kısmetimize. Yolcularının yaş ortalaması 50 olan bir tekneyle gördük Bodrum’un güzelliklerini. Teknenin en çıtır hatunu kolları jiletli bir Ankaralıydı, varın gerisini siz düşünün&#8230;</p>
<p>Sirkeci’deki kalabalık haricinde başka kalabalıklardan hiç hazzetmem. Bodrum’un merkezindeki insan sürüsü bu fikrimi değiştirebilir diye düşünmüştüm ama olmadı. Bodrum’un cıvıl ve cıbıl insanları da etkilemedi fikrimi.</p>
<p>Bu tatilin en keyifli anlarını dönüş yolunda yaşadık. Mangalımızı, etimizi, soğanımızı, biberimizi alarak Bafa Gölü’nde mangal yapmaya karar vermiştik ama yolları şaşırınca Aydın’da çekebildik sağ tarafa. Ne kısmetli adamlarsak, sağdan girdiğimiz yol bizi Topbaşı Barajı’na çıkardı. Baraj kenarında kemirdik tavukları, kanatları.</p>
<p>Bodrum tatili keyifli geçmesine rağmen beklentilerimi karşılayamadı özetle. Zaten yazı da gayet gevrek olmuş, şimdi okuyunca farkettim. Geri kalanlarını da fotoğraflarla anlatayım en iyisi.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-3724" title="Bodrum (5)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-5.jpg" alt="" width="410" height="278" /> İlk olarak Silivri&#8217;de görmüştüm bu rüzgardan enerji üreten zımbırtıları. Sevindim başka bir yerde daha görünce. Güzel şeyler tabii ki bunlar.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-3725" title="Bodrum (11)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-11.jpg" alt="" width="410" height="547" /> Manisa&#8217;da Atamız için yine en güzel heykellerden birisini yapmışlar. Demirağlardan sonra Atatürk heykelleriyle örülmüş ana yurt dört baştan. Kemalizm sen nasıl bir şeysin ya.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-3726" title="Bodrum (12)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-12.jpg" alt="" width="410" height="308" />Bu tepe, Kemalizm&#8217;e hediyem olsun. Belki yanından defalarca gelip geçtiniz ama farketmemiş olabilirsiniz. Gördüğünüz tepede ufak tefek rötuşlar yaparsanız yansıyan gölgeyi Atatürk silüetine benzetebilirsiniz. Böylelikle gelecek nesiller Atamızın büyüklüğünü daha iyi anlarlar. Hem turizme de hareket gelir.<br />
<img class="alignleft size-full wp-image-3727" title="Bodrum (3)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-3.jpg" alt="" width="410" height="200" />Bodrum&#8217;da genel manzara bu şekilde. Çıplak tepeler beyaz badanalı yazlıklarla dolu.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-3731" title="bodrum_kalesi" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/bodrum_kalesi.jpg" alt="" width="410" height="267" /><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bodrum_Kalesi" target="_blank">Bodrum Kalesi</a>, Bodrum&#8217;un en önemli sembollerinden olması hasebiyle görülmesi gereken birkaç yerden bir tanesi. Saint Jean Şövalyeleri&#8217;nin mirasıdır aynı zamanda.<br />
<img class="alignleft size-full wp-image-3732" title="Bodrum (6)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-6.jpg" alt="" width="410" height="547" /> Bodrum Kalesi&#8217;ndeki arkeoloji müzesinin eserleri bunlar. Birçoğu zeytinyağı için kullanılmış bu testilerin.<br />
<img class="alignleft size-full wp-image-3733" title="Bodrum (13)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-13.jpg" alt="" width="410" height="308" />Bodrum Kalesi&#8217;nde bir zamanlar kilise, Osmanlı&#8217;dayken cami olan bir yapının içinde Roma gemisi maketi yapmışlar. Yukarıda gördüğünüz testiler bu şekilde istifleniyormuş gemiye.<br />
<img class="alignleft size-full wp-image-3734" title="Bodrum (14)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-14.jpg" alt="" width="410" height="308" />&#8220;Bu çivi Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Sayın Süleyman DEMİREL tarafından çakılmıştır. 10 Eylül 1997&#8243; Geminin üzerinde böyle bir şey var. &#8220;Ne alaka?&#8221; diyorsun, ben de demiştim.<br />
<img class="alignleft size-full wp-image-3736" title="Bodrum (9)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-91.jpg" alt="" width="410" height="308" />Bodrum Kalesi&#8217;ndeki İngiliz Kulesi&#8217;nde böyle bir aslan kafası bulunuyor. Gayet orijinal, bildiğin aslan. Duvardayken gayet sevimli duruyor.<br />
<img class="alignleft size-full wp-image-3737" title="Bodrum (8)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-8.jpg" alt="" width="410" height="579" />Aslan Kafası vs Altay Kafası<br />
<img class="alignleft size-full wp-image-3738" title="Bodrum (15)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-15.jpg" alt="" width="410" height="272" /> Bi gün mavi tura çıktık işte böyle gidiyoruz&#8230;</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-3739" title="Bodrum (2)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-2.jpg" alt="" width="410" height="196" />Deniz, kum, güneş çok rererö desen de İstanbul&#8217;un nemli havasını yiyince özlemle anıyosun bu günleri.<br />
<img class="alignleft size-full wp-image-3740" title="Bodrum (4)" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-4.jpg" alt="" width="410" height="212" />Eğer benim gibi kulakları arızalı bir insansanız dalanları böyle yukarıdan izlersiniz. Allem ettim, kallem ettim ama dalış hocalarını kulaklarıma rağmen dalabileceğime ikna edemedim. Nasip değilmiş. İyi bakın kulaklarınıza.</p>
<p><strong>Gittim Gezdim Geldim &#8211; 2009<br />
</strong><a href="../?p=2071" target="_blank">Gittim Gezdim Geldim</a><br />
<a href="../?p=2078" target="_blank">Gittim Gezdim Geldim / Ankara<br />
</a><a href="../?p=2098#" target="_blank">Gittim Gezdim Geldim / Kayseri-1</a><a href="../?p=2400"><br />
</a><a href="../?p=2400">Gittim Gezdim Geldim / Kayseri-2</a><br />
<a href="../?p=2464" target="_blank">Gittim Gezdim Geldim / Kayseri-3</a><br />
<a href="../index.php/gittim-gezdim-geldim-nevsehir.html" target="_blank">Gittim Gezdim Geldim / Nevşehir</a><br />
<a href="../index.php/gittim-gezdim-geldim-eskisehir.html" target="_blank">Gittim Gezdim Geldim / Eskişehir</a><br />
<a href="../index.php/gittim-gezdim-geldim-balikesir.html" target="_blank">Gittim Gezdim Geldim / Balıkesir</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/gittim-gezdim-geldim-bodrum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/07/Bodrum-101.jpg' length ='46117'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Kartal bakışlı Hünkar</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kartal-bakisli-hunkar.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kartal-bakisli-hunkar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 May 2010 04:16:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[avni]]></category>
		<category><![CDATA[fatih sultan mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[ilim irfan]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kayser]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[ottoman]]></category>
		<category><![CDATA[roma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3619</guid>
		<description><![CDATA[Fatih’in bildikleri: Hadis, tefsir, fıkıh, kelam… Arapça, Farsça, Yunanca, Latince, İtalyanca, Sırpça, İbranice… Tarih, edebiyat, coğrafya, matematik, geometri, astronomi… Havan topunun mucidiydi, &#8216;Avnî&#8217; mahlasıyla bir şairdi, bir yönüyle ilim adamıydı, diğer taraftan din alimiydi, bir taraftan komutandı, dahası imparatordu. Bugün, bilim adamı denenler üniversitede yatıyor. Hoca camide yatıyor. Komutan kışlada yatıyor. Siyasetçi mecliste yatıyor. Birbirlerinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3620" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/05/kayser.jpg" alt="" width="420" height="379" /><br />
Fatih’in bildikleri:</p>
<ul>
<li>Hadis, tefsir, fıkıh, kelam…</li>
<li>Arapça, Farsça, Yunanca, Latince, İtalyanca, Sırpça, İbranice…</li>
<li>Tarih, edebiyat, coğrafya, matematik, geometri, astronomi…</li>
</ul>
<p>Havan topunun mucidiydi, &#8216;Avnî&#8217; mahlasıyla bir şairdi, bir yönüyle ilim adamıydı, diğer taraftan din alimiydi, bir taraftan komutandı, dahası imparatordu.</p>
<p>Bugün, bilim adamı denenler üniversitede yatıyor. Hoca camide yatıyor. Komutan kışlada yatıyor. Siyasetçi mecliste yatıyor. Birbirlerinden bîhaber takılıyor, ayrı tellerden çalıyorlar. Kimi zaman birbirlerine bok atarken kimi zaman birbirlerini yalıyorlar.</p>
<p>İlim; parçalanmış bulutlu. İrfan; gök gürültülü, sağanak yağışlı. Adaleti sel basmış, sular altında. Yalan-dolan, yalakalık; günlük güneşlik. Biz ise göçük altında yaşıyoruz, huzurumuz yok.</p>
<p>Fatih ise huzur içinde yatıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kartal-bakisli-hunkar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/05/kayser.jpg' length ='47194'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Hümanizm ve ıssız ayılar</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/humanizm-ve-issiz-ayilar.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/humanizm-ve-issiz-ayilar.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Apr 2010 09:11:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[ayı]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[duman]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[hümanizm]]></category>
		<category><![CDATA[ıssız adam]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[özentilik]]></category>
		<category><![CDATA[rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[siirt]]></category>
		<category><![CDATA[takva]]></category>
		<category><![CDATA[tecavüz]]></category>
		<category><![CDATA[yunus emre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3568</guid>
		<description><![CDATA[Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde bir haber gündemimize bomba gibi düştü: Siirt’te yaşanan kitlesel tecavüz olayları. İnsanlaşamamış hayvanlarımız bir kez daha “Oha!” dedirtti bize. Bu konu hakkında FriendFeed’de dönen tartışmaları okumuştum. Bir arkadaş suçluların idam edilmesi gerektiğini söylemiş. Diğeri de buna karşılık idamın hümanistlikle ilgisinin olmadığını bu yüzden idama karşı olduğunu belirtmişti. Acaba kendisinin başına böyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3570" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/04/hayvan.jpg" alt="" width="420" height="304" /><br />
Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde bir haber gündemimize bomba gibi düştü: Siirt’te yaşanan kitlesel tecavüz olayları. İnsanlaşamamış hayvanlarımız bir kez daha “Oha!” dedirtti bize. Bu konu hakkında FriendFeed’de dönen tartışmaları okumuştum. Bir arkadaş suçluların idam edilmesi gerektiğini söylemiş. Diğeri de buna karşılık idamın hümanistlikle ilgisinin olmadığını bu yüzden idama karşı olduğunu belirtmişti. Acaba kendisinin başına böyle bir olay gelseydi hala hümanizmi savunmaya devam eder miydi? Bırak nefsini dizginlemeyi, daha onu tanıyamamış insan görünümlü hayvanlara hümanistçe yaklaşmak, insan gibi insanlara zulüm demektir.Yaşanılır bir dünya için “önce adalet, sonra hümanizm” demeli.</p>
<p><span id="more-3568"></span>Bi’ kere ‘insan sevgisi’ diye kullandığımız hümanizm gerçekte nedir? Ortaçağ Avrupa’sının İncil’e karşı geliştirdiği bir ideoloji. Özetle dediği şey: İnsan kendi aklıyla kendi değerlerini yaratabilir ve bunun için Tanrı&#8217;nın kurallarına ihtiyacı yoktur. Bi’ nevi insanın kendini tanrılaştırma girişimi. Biz ise ‘insan sevgisi’ manasında kullanır olmuşuz. Hangi ideolojiyi gerçek anlamda kullanıyoruz ki? Kilise baskısının devre dışı bıraktığı insan aklı için bulunmaz bir fırsat olmuştu Rönesans hümanizmi. Çünkü o zamanlar Batıda düşünmek yasaktı. Zorba Kilise’nin altında harap düşmüş Batının düşünce dünyasının önü açılmıştı. Tek hümanizm değil birçok ideoloji Batı aklı için diriliş, taze kan görevi görmüştü. Yani Batının terakkisi, ideoloji kılıçlarıyla zalim Kilise’ye isyan ettiği gün başlamıştı.</p>
<p>Bizim yaptığımız şey ise Batının kendine has ideolojilerini üstümüze yamamaya çalışmak. Eskiden ‘Hacı Murat’lara çelik jant takarlardı da sırıtırdı ya arabanın üstünde “at ile kelebek” misali. Bu ideolojiler de bizim üzerimizde o şekilde sırıtıyor hani. Halbuki Murat’a çelik jant da vursan Murat yine Murat’tır. Çakma ideolojilerle kendi öz zihniyetimizi piç ettik. Onlar tahrif edilen Kitaplarını bir köşeye fırlatınca terakki etti diye, biz de kendi Kitap’ımızı fırlatıp attık. Çünkü Doğuluyduk, eziktik.</p>
<p>Mevlana ve Yunus Emre&#8217;yi bile hümanist yaptık. Halbuki Mevlana&#8217;yı Mevlana, Yunus&#8217;u Yunus yapan Allah’ın emirlerine uyup, yasaklarından kaçınmalarıydı. Son derece takvalıydılar. Örneğin Mevlana bugün yaşasa göğüs dekolteli seksi bir sunucunun TV programına asla katılmazdı. Çünkü haramdan fellik fellik kaçardı. Eminim bugün yaşasaydı ‘gerici’ ilan edilirdi seküler tipler tarafından. Tam olarak bilmedikleri için ‘hümanist’ diyorlar. “Gel her ne olursan ol yine gel!” demiş. Ama kime demiş? Yola girmek isteyenlere demiş olmasın. Anlamak istediğimiz gibi anlamak en büyük problemimiz. Mevlana Allah aşkıyla dönüyordu, şimdikiler show için. Tasavvufu turizm malzemesi yaptık. Mevlana’nın patentinin içine ettik.</p>
<p>Kameralarımızı sema gösterilerinden, ‘Issız Adam’ filmine doğru çevirelim. İzleyenler bilir, filmin kahramanı hiç boş durmuyordu. Evli çiftlerle grup sex’ler, yatağının altında cirit atan kondomlar, yatağa mahkum edilmiş kelepçeli 18’lik çıtırlar, gece yarısı ziyaretine gidilen fahişeler… Çok gerçekçi bir filmdi. Bu şekilde yaşayan herif dolu hepimizin çevresinde.</p>
<p>Neden ‘Issız Adam’a getirdim lafı? Siirt’teki olayla, bu tip ıssız adamların arasındaki tek fark tecavüz olayı. Yani birisinde gönülsüz ilişki, diğerinde gönüllü. Ama ikisinin de aklı uçkurunda, ikisi de hayvan. Birine küfrediyoruz, diğerini severek izliyoruz. Biri ıssız ayı, diğeri ıssız adam. Issız adama ‘adam’ deyişimizin tek sebebi tecavüz içermemesi. Adamda bok gibi para var, niye tecavüz etsin ki? İstediği tiple yatma imkanına sahip. Lakin kahramanımız İstanbul’da ünlü bir mekanın sahibi olmak yerine, Siirt’te yaşayan eğitimsiz, parasız, tipsiz biri olsaydı; ıssız adam mı olurdu yoksa <strong>ıssız ayı</strong> mı? Adamlıkla ayılık arasında ince bir çizgi mi var dersiniz? Bence çizgi falan yok, ikisi de aklı uçkuruna inmiş birer hayvan. Ha birisi diğerinden daha ayı tabi ki. O da parayla alakalı bir durum. Paranın gözü kör olsun. Birini hapse attırırken, diğerini gıptayla bakılan seksi bir erkek yapıyor.</p>
<p>Duman’ın son albümündeki, <strong>insan nefsi</strong>ne işaret ettiği “Hayvan” adlı şarkısı süperdir:</p>
<p><em>“…<br />
hepimiz bir hayvanız<br />
insan olmak kavgamız</em></p>
<p><em>fani dünyalıysan<br />
konumuz aynı hep<br />
sonumuz aynı</em></p>
<p><em>çıktık ya insanlıktan<br />
yolumuz aynı hep<br />
yolumuz aynı<br />
…”</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/humanizm-ve-issiz-ayilar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/04/hayvan.jpg' length ='44918'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Koşun koşun altın bulmuşlar!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kosun-kosun-altin-bulmuslar.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kosun-kosun-altin-bulmuslar.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 23:33:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[amerika tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[amerikada altın arayanlar]]></category>
		<category><![CDATA[amerikada altın göçü]]></category>
		<category><![CDATA[california]]></category>
		<category><![CDATA[california altın göçü]]></category>
		<category><![CDATA[california state indian museum]]></category>
		<category><![CDATA[californiada altın arayanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[ghirardelli çikolata]]></category>
		<category><![CDATA[gold rush]]></category>
		<category><![CDATA[james w marshall]]></category>
		<category><![CDATA[joaquin miller]]></category>
		<category><![CDATA[john a sutter]]></category>
		<category><![CDATA[john augustus sutter]]></category>
		<category><![CDATA[john sutter]]></category>
		<category><![CDATA[levis]]></category>
		<category><![CDATA[los angeles]]></category>
		<category><![CDATA[mark twain]]></category>
		<category><![CDATA[meksika]]></category>
		<category><![CDATA[meksika amerika savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[new helvetia]]></category>
		<category><![CDATA[sacramento]]></category>
		<category><![CDATA[san francisco]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[spreckels şeker]]></category>
		<category><![CDATA[stanford üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[sutters fort]]></category>
		<category><![CDATA[sutters mill]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[yerba buena]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3393</guid>
		<description><![CDATA[California&#8217;da altın aramaya davet eden afişlerden biri. 1803&#8242;de Almanya&#8217;nın Kandern kasabasında doğan John Augustus Sutter, doğduğu yerden çok uzaklarda, alabildiğine vahşi girişimlerle bir dünya kurulmasına önayak olacağını biliyor muydu acaba&#8230; O sadece bir köylü çocuğuydu ve kendini kurtarabilmenin, para kazanmanın derdindeydi. Amerika&#8217;ya gitmenin hayaliyle büyüdü, sadece hayal kurmakla kalmayıp orada lazım olabilecek şeyleri de daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-3410" title="Kosun kosun altin bulmuslar!" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/goldrushreklam.jpg" alt="Kosun kosun altin bulmuslar!" width="421" height="262" /><em>California&#8217;da altın aramaya davet eden afişlerden biri.</em></p>
<p>1803&#8242;de Almanya&#8217;nın Kandern kasabasında doğan John Augustus Sutter, doğduğu yerden çok uzaklarda, alabildiğine vahşi girişimlerle bir dünya kurulmasına önayak olacağını biliyor muydu acaba&#8230; O sadece bir köylü çocuğuydu ve kendini kurtarabilmenin, para kazanmanın derdindeydi.</p>
<p>Amerika&#8217;ya gitmenin hayaliyle büyüdü, sadece hayal kurmakla kalmayıp orada lazım olabilecek şeyleri de daha Almanya&#8217;dayken öğrendi. New York&#8217;a indiğinde İspanyolca ve İngilizceyi gayet akıcı konuşabiliyordu.</p>
<p>Askerliğini İsviçre ordusunda yaptıktan sonra bulduğu ilk fırsatta gemiye atlayarak 1834 yılında yeni dünya Amerika&#8217;ya indi. Çatışmalar, kavga gürültüler arasında kendini kurtarıp ülke kurmaya çalışan Amerikalıların arasına o da katıldı. New York&#8217;daki çeşitli maceralarının ardından 1839 yılında asıl hedefi olan Meksika&#8217;nın Yerba Buena (California ABD&#8217;ye katılınca Yerba Buena&#8217;nın ismi San Francisco olarak değişecekti) kentine ulaşmayı başardı.</p>
<p><span id="more-3393"></span>San Francisco&#8217;nun bereketli toprakları, Sutter karaya çıktığında sadece 30.000 Amerikan yerlisi ve 1.000 civarında Avrupa göçmenini besliyordu. California&#8217;ya vardığında cebinde doğru düzgün parası bile olmayan Sutter&#8217;ın toprak macerası, Alta California&#8217;da tarımı geliştirmek için uğraşan vali tarafından Meksika vatandaşı olması şartıyla bağışlanan ve merkezi bugün Coloma sınırlarında kalan 200 km² araziyle başladı.</p>
<p>Geniş arazisine çiftliğini kuran Sutter, valinin yüzünü kara çıkarmadı; Avrupa göçmenlerinin yanında Miwok ve Maidu kabilelerinden işçi olarak tuttuğu yerlilerle de iyi geçinerek kısa sürede zenginleşti. Yeni topraklarına kurduğu devasa çiftliğine New Helvetia ismini vermişti; Yeni İsviçre.</p>
<p>Sutter için hayat harika gidiyordu. Meksika &#8211; Amerika savaşına bile aldırmamış, zamanında kendisine toprak veren valiyi, parasının ve adamlarının gücü sayesinde küçük görecek hale gelmişti. Ancak dünyayı zengin edecek olan metaller onun çiftliğinde ortaya çıkınca her şey tersine dönüverdi.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-3408" title="Sutter's Mill" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/suttersmill.jpg" alt="Sutter's Mill" width="421" height="311" /><em>California&#8217;yı birbirine katan altın John Sutter&#8217;ın Coloma&#8217;daki bıçkıhanesi Sutter&#8217;s Mill&#8217;de bulunmuştu.</em></p>
<p>Sutter&#8217;ın topraklarından akan American River üzerinde, Sutter&#8217;s Mill ismiyle anılacak olan bıçkıhanenin inşaatına başlayan adamlarından James W. Marshall, 24 Ocak 1848&#8242;de toprağın içinde sarı metaller bulduğunu söyleyerek Sutter&#8217;a haber verdi. O güne kadar altının toprakta nasıl göründüğünü bile bilmeyen Sutter ve Marshall, buldukları metalin değerli bir şey olduğunu düşünerek ansiklopediler kurcaladılar ve altın bulduklarına öyle emin oldular.</p>
<p>Sutter bu işe hiç sevinmemişti. Çünkü o Amerika’ya altın aramaya değil, Yeni İsviçre’yi kurmaya gelmişti ve çiftliğinde altın bulunması kurmayı planladığı şehrin inşaatlarını aksatacaktı.</p>
<p>Kimseye söylemedi topraklarından altın çıktığını. Ancak Marshall çenesini tutamadı ve Sutter’s Mill’de altın bulduğunu Samuel Brannan adında bir gazeteciye söyleyiverdi. Gazeteciliğin yanında, California&#8217;ya ilk İspanyol göçünden beri usul usul devam eden altın arama işleri için malzeme de satan Brannan’ın şehre döner dönmez gazetesinde yayınladığı haber Amerika’ya bir anda yayıldı ve Amerika’nın gold rush ismiyle anılacak olan en büyük akını 1849 sonbaharında başladı.</p>
<p>Bu öyle bir akındı ki, çocuklar evlerinden, askerler kışlalarından kaçıyor, ülke genelinde dükkânlarını kapatan esnaf altın aramak için Sutter’ın arazisine hücum ediyorlardı. Birkaç ayda binlerce altın arayıcısı Sutter’ın arazisini işgal etmiş, çiftliğini yağmalamış, hatta topraklarını alıp satmaya başlamışlardı.</p>
<p>California&#8217;ya düzenlenen altın göçü, 1848 &#8211; 1855 arasında sürekli yükseldi ve 1855&#8242;de azalmaya başladı. 1849&#8242;da gelen ilk göçün üyeleri, &#8220;forty-niners&#8221; olarak anılıyorlardı ve gold rushın en büyük kaymağını da onlar yediler. Forty-niners, ağırlıklı olarak California çevresindeki Amerikalılardan oluşuyordu. Zamanla haberler Amerika&#8217;nın diğer bölgelerine ve dünyaya yayılmaya başlayınca, dünyanın her tarafından göçler gelmeye başladı. Avrupa ülkelerinden, Çin&#8217;den, Osmanlı&#8217;dan, Rusya&#8217;dan onbinlerce insan yeni bir yaşam kurma hayaliyle gemilere doluşup California&#8217;ya geliyorlardı.</p>
<p>Elbette herkes altın için gelmiyor, birçok insan da hızla büyüyen San Francisco&#8217;da ticaret yapmak için geliyordu. Altın arayıcılarına mal satmaya gelen bazı tüccarlar da, gelecekte dünyanın en ünlü markaları olacak olan şirketlerinin temellerini atıyorlardı. Levi Strauss (Levi&#8217;s Jeans), Domingo Ghirardelli (Ghirardelli Chocolate Company), James McClatchy (The McClatchy Company), Claus Spreckels (Spreckels Sugar Company), Leland Stanford (Stanford Üniversitesi&#8217;nin kurucusu), gibi adamların yanında, Mark Twain, Joaquin Miller gibi edebiyatçılar da bu göçün insanlarındandı.</p>
<p>Kaptanlar altın avcısı getirdikleri gemilerini San Francisco açıklarında terk edip altın aramaya koşuyor, terk edilmiş gemileri de altın arayıcılarına hizmete gelen tüccarlar depo niyetine, orospular genelev niyetine kullanıyorlardı. Hatta California&#8217;nın fuhuş ve porno sektörünün önemli merkezlerinden biri olmasının temellerini de bu kadınlar atmıştır diyebiliriz.</p>
<p>Gelinen yol ve hızla büyüyen şehirlerin yapısı o kadar kanunsuz, o kadar karmaşıktı ki, onbinlerce insan yollarda, ormanlarda, bataklıklarda öldüler, binlercesi de kolera salgınlarına kurban oldu. Buna rağmen, göçten en çok etkilenen San Francisco kasabası bir metropol oldu, boş arazilere sıfırdan şehirler kuruldu. Özellikle nehir kenarları hızla şehirleşti, Sacramento gibi birçok şehir altın arayıcılarının derme çatma çadırlarından, terk edilmiş gemilerden sökülen tahtalarla yapılan barakalardan yükseldi.</p>
<p>1849&#8242;daki nüfusu 35.000&#8242;i zor bulan San Francisco&#8217;nun nüfusu, iki yılda katledilen 120.000 yerliye rağmen 1855&#8242;de 400.000&#8242;e yaklaşmıştı. Sırf ayak işlerini yapması için gelen Çinli göçmen sayısı bile 40.000’in üzerindeydi. Öyle ki, San Francisco limanında kaderine terk edilen gemilerin sayısı 700’ü geçmişti. Meksika ve ABD arasında kalıp, otoriter bir yönetime de sahip olamayan California kanunlarının gücü, bu insanları durdurmaya yetmiyordu.</p>
<p>Her şeyini üst üste kaybetmeye başlayan Sutter, Eylül 1848’de İsviçre’den gelip kendisine katılan oğluyla birlikte topraklarını savunmaya çalıştı. Fakat oğlunun amacı New Helvetia şehrini geliştirmek değil, Sacramento Nehri kıyısına Sacramento ismini verdiği bir şehir kurmaktı. Baba Sutter buna her ne kadar kızsa da oğlu Sacramento’nun ismini verip temellerini attıktan sonra altın arayıcıların istilasından bıkarak Meksika’ya taşındı.</p>
<p>Sutter, California 1850 yılında ABD’ye katılıncaya kadar toprakları için savaştı. California bir eyalet olarak Birleşik Devletler’e katıldığında yeni kanunlar Sutter’ın toprak sahipliğini reddetti ve bütün toprakları devlet arazisi oldu.</p>
<p>Topraklarının, kurmaya çalıştığı şehrin ve hayallerinin sırf arazisinde altın bulunduğu için yağmalanmasını seyretmek zorunda kalan Sutter, devletin bağladığı 250 dolar harçlıkla Washington’da bir pansiyonda kalmaya başladı. ABD aleyhine açtığı tazminat davası 16 Haziran 1880’de sonuçlandı, 50 milyon dolar tazminat almaya hak kazandı ama sadece iki gün sonra, 18 Haziran’da kaldığı otelde öldü.</p>
<p>Bu yağmalama sadece Sutter’a zarar vermekle kalmadı, altın arayışının kontrolsüzce devam ettiği 1848 – 1850 yılları arasında Miwok ve Maidu kabilelerinden 120.000 yerlinin de öldürülmesine neden oldu.</p>
<p>Yerba Buena&#8217;nın ismi, California ABD’ye katılınca San Francisco olarak değiştirildi. John Sutter&#8217;ın New Helvetia adını verdiği topraklar, oğlunun kurduğu Sacramento şehrinin doğu sınırında kalıyor.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-3406" title="Sutter's Fort" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/suttersfort.jpg" alt="Sutter's Fort" width="421" height="260" /><em>Sacramento&#8217;nun temelleri bu evde atılmıştı.</em></p>
<p>Sutter’ın çiftliğinin temellerini attığı yer olan Sutter’s Fort ise bugün California State Indian Museum ile birlikte Sacramento&#8217;da, şehrin ortasında kalıyor. Altın uğruna katledilen 120.000 yerlinin hatırasını yaşatmak için, her şeyini kaybeden adamın çiftliğine Indian Museum diye müze yapmak da garip bir af dileme yöntemi olsa gerek. Pazarlama başarısı da denebilir.</p>
<p>San Francisco şehir merkezindeki Sutter Street, San Francisco’nun çeşitli yerlerindeki Sutter’s Mill School, Sutterville Road gibi, hatta Amador Country’deki Sutter’s Creek gibi yerlere Sutter’ın ismi verilse de bu, altın uğruna toprakları ve yaşamı yağmalanan bir adama karşı günah çıkarma eyleminden başka bir şey değildir.</p>
<p>San Francisco ve Sacramento’yu kuran adamın bir otelde sefalet içinde ölmesi ibret verici.</p>
<p>Arazide altın bulunduğunu gazeteciye yetiştiren James W. Marshall’a ne oldu derseniz, ortak olduğu altın madenlerine yaptığı yatırımlar hep başarısız oldu. California’da yeni bir çağ başlattığı için verilen devlet nişanıyla birlikte, kendi üzüm bağındaki bir kulübede, yalnız başına öldü. Öldüğünde üzerinde bir dolar bile yoktu.</p>
<p>Bir gün Oakland Museum of California’yı ziyaret etme imkânınız olursa, kendini kurtarmaya çalışırken California’nın temellerini atanları ve California’nın gerçek sahipleri olan yerlileri daha yakından tanıyabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kosun-kosun-altin-bulmuslar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/suttersfort.jpg' length ='99458'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>İki Mümin çıktı meydane&#8230;</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/iki-mumin-cikti-meydane.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/iki-mumin-cikti-meydane.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Dec 2009 10:22:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[adalı halil]]></category>
		<category><![CDATA[arap said]]></category>
		<category><![CDATA[çolak mümin]]></category>
		<category><![CDATA[hızır aleyhisselam]]></category>
		<category><![CDATA[kavala]]></category>
		<category><![CDATA[kel aliço]]></category>
		<category><![CDATA[kırkpınar]]></category>
		<category><![CDATA[koca yusuf]]></category>
		<category><![CDATA[kurtdereli mehmet pehlivan]]></category>
		<category><![CDATA[mihalıçlı araboğlu ibrahim]]></category>
		<category><![CDATA[mümin pehlivan]]></category>
		<category><![CDATA[rami]]></category>
		<category><![CDATA[şumnulu rüstem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3137</guid>
		<description><![CDATA[Balkanların güreş sevdasından söz etmiştik. Oralarda iki çocuğun kendi arasındaki güreşin sonucu bile kısa sürede bütün köye yayılır da Kırkpınar’ın galibi duyulmaz mı? Elbet duyulur. Zaten er meydanıyla haşır neşir olanlar, güreş haberlerini Osmanlı’nın dört bir yanına Hızır aleyhisselam ulaştırır diye inanırlar. Yusuf artık Aliço’yu yenen pehlivan diye bilinir, başını sokacak kadar efsane haline gelir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-3139" title="kocayusuff" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/12/kocayusuff.jpg" alt="kocayusuff" width="420" height="315" /><a href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/hey-gidi-koca-yusuf.html" target="_blank">Balkanların güreş sevdasından söz etmiştik.</a> Oralarda iki çocuğun kendi arasındaki güreşin sonucu bile kısa sürede bütün köye yayılır da Kırkpınar’ın galibi duyulmaz mı? Elbet duyulur. Zaten er meydanıyla haşır neşir olanlar, güreş haberlerini Osmanlı’nın dört bir yanına Hızır aleyhisselam ulaştırır diye inanırlar. Yusuf artık Aliço’yu yenen pehlivan diye bilinir, başını sokacak kadar efsane haline gelir. Şumnulu Yusuf’un vücudu, oyunları, hileleri, el enseleri, acı kuvveti, boyundurukları bir masal gibi anlatılır. Anneler çocuklarına Yusuf’lu ninniler söylemeye başlarlar. Yusuf, Kırkpınar’da bir sonraki sene de şampiyon olur, ondan sonraki seneleri de kazanır. Başpehlivanlığı tam dokuz sene (1885-1894) kimselere bırakmaz.</p>
<p><span id="more-3137"></span>Seneler 1894’ü gösterdiğinde Yusuf’un yolu İstanbul’a düşer. O sıralar Kavala’dan esip dinmeyen bir fırtına vardır, adına Mümin Pehlivan derler. Mümin Pehlivan, medrese tahsillidir, Molla diye anılır, sol kolundaki arızasından dolayı diğer lakabı Çolak’tır. Mümin Pehlivan sert güreşir, rakiplerine aman vermez. Bileğindeki çolaklık onun en büyük silahıdır, rakibini sıkıştırınca nefesini keser. Mecazen neyse de bileği hakikaten bükülmez. Dolayısıyla da o mengeneden kimse çıkamaz. Sakat kolunu manivela gibi kullanınca rakiplerini kaldırıp atması da kolay olur. Karşısına çıkanlar aşılmaz kuvvetinden, bükülmez bileğinden bahseder, meydanı paşa paşa terk ederler. Çolak Molla karşısına çıkanı pişman eder, Şumnulu Kuru Rüstem’i, Arap Said’i, Kurtdereli Mehmet’i, Mihalıçlı Araboğlu İbrahim’i er meydanında defalarca yener. Bizim Yusuf’un en zorlandığı Adalı Halil’i birkaç kere mağlup eder. Hatta, Adalı’yla Mümin Pehlivan arasındaki güreşlerden birinde hakemler itiraz edince güreş yeniden başlar; Molla, Adalı’yı tuttuğu gibi hakem heyetinin önüne getirip “oldu mu ağalar” diye yere çalar. Mümin Pehlivan da Yusuf kadar efsaneleşmiştir artık&#8230;</p>
<p>Mümin Pehlivan’ın namı Yusuf’un kulağına kadar gelmiştir, Mümin Pehlivan da rüyalarında Başpehlivan Yusuf’la güreşir. Aradan günler geçer iki pehlivanın yolu İstanbul’da kesişir. Rami’deki güreş meydanı iki şampiyonu ağırlamanın onurunu yaşar, İstanbullular akın akın iki efsanenin güreşini izlemek için yollara koyulurlar&#8230;</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/12/colak_mumin.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3140" title="colak_mumin" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/12/colak_mumin.jpg" alt="colak_mumin" width="410" height="584" /></a>İki pehlivan usulünce yağlanır, kıspetlerini tokatlaya tokatlaya peşrev çıkarırlar. Kıbleye doğru el bağlayıp ense enseye gelirler ve güreş başlar. Yusuf, Mümin Pehlivan’ın oyununu çözmek için işi ağırdan almaya başlar, el enselerle vakit geçirir. Ama Mümin Pehlivan çevik adamdır, vücut oyunlarıyla Yusuf’un oyununa gelmez. Yusuf çapraza girer, paçalara dalmaya çalışır fakat bir türlü başaramaz. Bir Mümin Pehlivan alta girer, bir Yusuf pehlivan üste çıkar. İki pehlivanın arasında kıran kırana bir güreş yaşanır. Yusuf hiç bu kadar zorlandığını hatırlamaz. Mümin Pehlivan diğerleri gibi değildir, yaman güreşir, Yusuf’a nefes aldırmaz. Güreş git gide kızışmaya başlar, pehlivanlar “Hayda bre!” diyerek birbirilerini teşvik ederler. Yusuf’un hamlelerine rakibi cevap vermekte güçlük çekmez, ibre yavaş yavaş Mümin Pehlivan’a göz kırpar. Bu arada davullar cenk havasını daha hızlı vurur, zurnalar daha bir nağmeli ötmeye başlar. Güreş hızlanmıştır artık. Mümin Pehlivan rakibini iyi kollar hatalarını değerlendirmeye başlar. Yusuf birkaç kere yenilme tehlikesi atlatır ama son anda kurtulmayı başarır. Kimsenin beklemediği bir anda Mümin Pehlivan, Yusuf’u kavradığı gibi kündeye alarak havaya doğru kaldırır. Görünürde Mümin Pehlivan gibi ufak tefek birisinin Yusuf gibi bir dağı yerinden sökmesine imkan yoktur fakat Yusuf’un eli ayağı yerden kesilmiştir. İzleyenler hayretten küçük dillerini yutacak gibi olurlar. Koca dedikleri Yusuf ha yenildi ha yenilecektir. Çolak Pehlivan kucağındaki rakibini iyice bir tartar ve son hamleyle yere doğru savurur. Yusuf yere düşerken son anda toparlanır, göbeğini yıldızlardan saklar. Yusuf’un düşmesiyle davullar kesilir, zurnalardan ses gelmez olur. Bu, güreşin bittiğine işarettir. Yusuf pehlivan şaşkınlıkla <strong>“Be Mümin yenildim mi, niye susar bu davullar”</strong> diye sorar. Mümin’in yerinde şimdiki sporcular olsa çoktan <strong>“Koydum çocuğu hacı!”</strong> diyerek tribünlere koşmaya başlamıştır lakin Mümin Pehlivan<strong> “Yok be ağam çeviremedimki seni. Sen de döndün zaten. Omzunun üstüne düştün diye gördüm ben”</strong> şeklinde cevap verir.</p>
<p>Ama üçüncü bir ses, iki pehlivanın muhabbetine limon sıkar. Başhakem Kel Aliço, iki pehlivanın yanına gelir ve Mümin Pehlivan’ı galip ilan eder. Yusuf şaşkındır, Mümin Pehlivan ne olduğunu anlayamaz. İlk toparlanan Çolak Molla olur ve Aliço’ya, <strong>“Ustam, Yusuf yenilmedi. Ben gördüm. Biz devam edelim güreşimize”</strong> diye itiraz eder. Kararının kabul edilmediğini gören Aliço’da kayış atar, <strong>“Daha dünkü pelvansınız bre! İşimi bana mı öğreteceksiniz. Güleş bitti. Elimden bi’ kaza çıkmadan varın gidin yolunuza”</strong> diye bağırarak postayı koyar. Cazgır seyircilere durumu ilan eder, Mümin Pehlivan’ın Yusuf’u kündeyle yendiğini duyurur. Her ne kadar rakibi itiraz etse de Yusuf resmen yenilmiştir. Artık mağlup bir pehlivandır&#8230;</p>
<p>Yusuf şok olmuş bir şekilde olan biteni izler. Böyle bir galibiyet Mümin Pehlivan’ın da içine sinmez. Zira pehlivan dediğin adam, rakibinin göbeğiyle yıldızları tanıştırmazsa “yendim” diye ortalıkta dolaşamaz. Mümin Pehlivan, Yusuf’u yerden kaldırır ve <strong>“Ustam” der, “ben böyle bir galibiyeti kabul edemem. İstanbul’da nerede kalıyorsan bana haber gönder, kaldığımız yerden devam edelim&#8230;”</strong> Yusuf ikinci bir şaşkınlık yaşar, Mümin Pehlivan’ın bu mertliğiyle tarifi zor duygulara gark olur. <strong>“Molla biraderim, bir daha karşılaşamazsak da hiç mühim değil. Senin gibi bir pelvana yenilmek benim için şereftir. Hakkını helal edesin, duadan eksik etmeyesin”</strong> der ve döner yoluna gider.</p>
<p><em>İkinci fotoğraftaki 1 numaralı şahıs, Mümin Pehlivan&#8217;dır.</em></p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/hey-gidi-koca-yusuf.html" target="_blank">Hey gidi Koca Yusuf</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/iki-mumin-cikti-meydane.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/12/kocayusuff-300x225.jpg' length ='22551'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Hey gidi Koca Yusuf</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/hey-gidi-koca-yusuf.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/hey-gidi-koca-yusuf.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2009 13:29:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[el ense]]></category>
		<category><![CDATA[gaddar aliço]]></category>
		<category><![CDATA[karalar köyü]]></category>
		<category><![CDATA[kel aliço]]></category>
		<category><![CDATA[kel ismail pehlivan]]></category>
		<category><![CDATA[kırkpınar]]></category>
		<category><![CDATA[koca yusuf]]></category>
		<category><![CDATA[künde]]></category>
		<category><![CDATA[nasuhçulu kel ismail pehlivan]]></category>
		<category><![CDATA[pehlivan]]></category>
		<category><![CDATA[pomak osman]]></category>
		<category><![CDATA[şumnu]]></category>
		<category><![CDATA[şumnulu yusuf]]></category>
		<category><![CDATA[yağlı güreş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3116</guid>
		<description><![CDATA[Güreş, Balkanlar’da yaşayanlar için ekmek ve su gibi bir şeydir, bir hayat meselesidir. Yedisinden yetmişine herkes güreşle yatar güreşle kalkar. Kahvelerde konuşulan tek konu güreştir, o zamanki pehlivanların sözü imamdan, muhtardan daha çok dinlenir. İki aile bir araya gelince üç beş yaşındaki kızancıkları ortaya salar, kazanana en fiyakalısından bir afferin çekerler. Paytak adımlarla babalarının paçasına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/12/kocayusuf.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3122" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="kocayusuf" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/12/kocayusuf.jpg" alt="kocayusuf" width="420" height="420" /></a>Güreş, Balkanlar’da yaşayanlar için ekmek ve su gibi bir şeydir, bir hayat meselesidir. Yedisinden yetmişine herkes güreşle yatar güreşle kalkar. Kahvelerde konuşulan tek konu güreştir, o zamanki pehlivanların sözü imamdan, muhtardan daha çok dinlenir.</p>
<p>İki aile bir araya gelince üç beş yaşındaki kızancıkları ortaya salar, kazanana en fiyakalısından bir afferin çekerler. Paytak adımlarla babalarının paçasına sarılanlar sabahın kör karanlığında güreş izlemeye gider, güreşler uzayıp hevesleri kaçınca akranlarıyla boğuşmaya başlarlar. Evet Rumlar, Bulgarlar da güreşe tutkundur ama Türkler, gayrimüslim tebaanın kurallarından anlamaz, grekoromene alışamazlar. Paçalara dalmalı, künde atıp, el enseyle bastırmalıdırlar. Rakibin göbeği yıldızları görse yeterlidir; sayıyla, puanla işleri olmaz.</p>
<p><span id="more-3116"></span>Bu coğrafyada herkesi güreşin ateşi sarmıştır, yolda karşılaşanlar selam vermezden evvel el ense çekip hatır sorarlar. Balkanlarda güreş tertip etmek için bahane bulmaktan kolay bir şey yoktur. Düğünü, derneği, misafiri mazeret gösterir, küçük ortadan başa kadar yağ kazanının başına sıralanırlar. Babalar, çocuklarının Kırkpınar’da başpehlivanlığı kazanacağı günün hayallerini kurar, yoklukta bile kızancağızlarını yağlı, ballı böreklerle beslerler.</p>
<p>Deliormanlı Yusuf da böyle bir babanın oğludur, güreşe güleş, pehlivana pelvan denilen bir yerde, Bulgaristan’ın Şumnu Kasabası’na bağlı Karalar Köyü’nde doğar. Balkan Türküdür, o da akranları gibi güreş aşkıyla büyür. Babası İsmail Pehlivan da çayırların kokusunu almış yiğit bir adamdır, oğlunun ilk hocası olur, Kırkpınar’a uzanan hikayenin temellerini Karalar Köyü’nün çimlerinde atmaya başlar. Yusuf iyi yer, uykusuna dikkat eder, idmanlarını aksatmaz. Mevzubahis güreş olunca sabah namazından sonra yatmaz, gün ışıyana kadar antrenman yapar. Kütük taşır, mekik çeker, kendisini şınava verir. Daha küçük yaşlarda ortalığın tozunu atmaya başlar. Babasını da zorlamaya başlayınca, Nasuhçulu Kel İsmail Pehlivan’ın yanına çırak olur, yeni yeni oyunlar öğrenir, güreş kaidelerini hizalar. Çocukluktan gençliğe geçerken vücudu da oturmaya başlar, omuzları genişler, göğsü kalkanlara benzer. Yaşı daha askerlik çağına gelmemiştir ama onca tecrübeli ustaya taş çıkartır, hepsinin takdirini kazanır.</p>
<p>Derken, Balkanlar’da bir hareketliliktir başlar. Ruslar, Bulgarları kışkırtır, Rumlara mavi boncuk dağıtır. Kavmiyetçilik yaparak Osmanlı’yı boş yere uğraştırırlar. Komitacılar yıllarca birlikte yaşadığı Müslüman ahaliye görülmedik zulüm yapmaya başlayınca Yusuf da silahını kaptığı gibi dağlara tırmanır bölücü avlamaya başlar. Huzurun olmadığı yerde kimsenin yüzü gülmez, insanın içinden bir şeyler yapası gelmez. Ortalık sakinleşince halk tekrar eski günlerini yaşamaya başlar, ortalık şenlenir. Çimler zümrüt yeşili kesilir, zeytinyağına bulanırlar&#8230;</p>
<p>Yusuf da dağdaki mesaisini tamamlayınca tekrar çayırlardaki yerini alır. Ama artık hiçbir şey eskisi gibi değildir. Babası aklını kaçırmıştır, hocası Kel İsmail Pehlivan’dan haber alınamaz. Böyle sıkıntılı günler geçiren Yusuf için artık Kırkpınar günleri gelip çatmıştır. İlk senelerinde büyük ortada ve başaltında güreşir, er meydanının tozunu atar. Şumnulu Yusuf’u tanımayanlar bu delikanlının güreşini görünce istikbalinin parlak olduğunu anlarlar. Yusuf’un güreşleri kısa sürer, rakipleri ne olduğunu anlamadan gökyüzünü seyretmeye başlarlar. Kırkpınar’da o zamanlar Gaddar lakaplı Kel Aliço’nun sözü geçer ki, kendisi yıllardır başpehlivandır, unvanını kimseye bırakmaz. Hatta finallerde karşına rakip çıkmadığı için defalarca güreşmeden şampiyon olur. Bu durum en çok kenarda oturup güreşleri izleyen Kırkpınar sevdalılarını üzer. Yıllar vardır ki ağız tadıyla kıran kırana bir güreş izleyememiş, finalin çekişmesini yaşayamamışlardır.</p>
<p>Kırkpınar fanatikleri Yusuf’tan ümitlidir, Aliço’yu yense yense Yusuf yener diye konuşmaya başlarlar. Aliço Yusuf’un güreş stiline dikkat edince tehlikeyi erkenden sezer ve bu kızanı yanına çırak almaya çalışır. Böylelikle Yusuf’un kendisini yenme ihtimalini ortadan kaldırmayı düşünür fakat Yusuf, Aliço’yu en çok zorlayan isimlerden Pomak Osman’a tabi olur, çalışmalarına onunla devam eder. Sonunda beklenen gün gelir ve Yusuf’la Aliço başpehlivanlık için el bağlarlar.</p>
<p>Biri Sultan Abdülaziz Han’ın başpehlivanıdır, öbürü ise güreşseverlerin yeni umududur. Kıyasıya bir güreş başlar aralarında. Aliço alttan girer, Yusuf üstten çıkar ama galibiyeti kazandıracak oyunların hiçbiri olmaz. Kırkpınar meraklıları yıllardır böyle güreş izlememişlerdir o yüzden keyiflerine diyecek söz olmaz. Ama er meydanında durum değişiktir, iki pehlivan da burunlarından solur, kimse kimseye üstünlük kuramaz. Birkaç saat geride kalmıştır ama henüz kimsenin göbeği yıldızları görmemiştir. İşler uzayınca hakem heyeti güreşin berabere bitmesini arzular. Teklif Aliço’ya iletilince kel kafası sinirden kırmızıya keser, “A be siz ne sülersiniz! Burası er meydanı değil midir, Ali ile Selim bu meydanda güleşerek ülmemiş midir. Bu güleş berabere bitmez. İsteyen gitsin evine” diye kızmaya başlar. En sonunda hakemler akşam namazı vaktinin çıkmak üzere olduğunu söyleyince güreşi yarıda bırakırlar. Namazdan sonra çıralar yanar, güreş tekrar başlar. Finalin ikinci bölümü de oldukça uzun sürer, Aliço’da yorgunluk alametleri baş göstermiştir, Yusuf ise güreşe daha yeni başlıyor gibidir. Künde atar, el ense çeker, kurt kapanına girer rakibini sindirmeye başlar. Aliço’yu tam yere vuracaktır ki, yılların efsanesinin bir çocuğa yenilmesine gönlü razı olmaz, “Ustam ben pes ettim” diyerek güreşi bırakır, başpehlivanlığı Aliço’ya teslim eder. Gaddar Aliço şaşkındır, ama çabucak toparlanır. “Be tam yenecekken nereye gidersin, büle şey mi olur” diye çıkışmaya başlar lakin anlayacağını anlamıştır. Yusuf “ustam sen beni yenecektin” diyerek meydanı hızlı adımlarla terk eder.</p>
<p>Aliço’nun morali bozulur, keyfi kaçar. Cazgır tam “Yusuf pelvan pes ettiği için bu yılın paşpelvanı Kel Ali&#8230;” diye galibi açıklayacaktır ki, Aliço’nun “Yusuf’u çağırın bana” diye bağırdığı duyulur. Ortam gerilmeye başlamıştır. Aliço’nun sağı solu belli olmaz, kızdıysa karşısında kimse duramaz.  Yusuf çekine çekine büyük ustanın yanına gelir. Aliço, Yusuf’un bileğini kavrar ve “Yusuf’un gönlü, Aliço’nun sırtını yere getirerek yenmeye el vermediği için pes etmiştir. İstese beni yenerdi. Artık meydanı gençlere bırakmanın vakti gelmiştir. Bu yılın başpehlivanı Yusuf’tur!” diyerek meydanlardan çekilir. Altı saat süren güreşin sonunda bir devir kapanmış, yeni bir dönem başlamıştır. Meydanların sultanı Aliço, Kırkpınar’a böyle veda eder, Yusuf ilk başpehlivanlığını bu şekilde kazanır.<br />
<em><br />
-Devamı gelecek-</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/hey-gidi-koca-yusuf.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>14</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/12/kocayusuf-300x300.jpg' length ='24186'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Yaramaz haydut John Dillinger</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yaramaz-haydut-john-dillinger.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yaramaz-haydut-john-dillinger.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Nov 2009 15:26:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[al capone]]></category>
		<category><![CDATA[anna sage]]></category>
		<category><![CDATA[biograph theatre]]></category>
		<category><![CDATA[bonnie and clyde]]></category>
		<category><![CDATA[bonnie ve clyde]]></category>
		<category><![CDATA[büyük buhran]]></category>
		<category><![CDATA[doc barker]]></category>
		<category><![CDATA[evelyn frechette]]></category>
		<category><![CDATA[fbi]]></category>
		<category><![CDATA[john dillinger]]></category>
		<category><![CDATA[john edgar hoover]]></category>
		<category><![CDATA[little bohemya]]></category>
		<category><![CDATA[melvin pulvis]]></category>
		<category><![CDATA[public enemies]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2877</guid>
		<description><![CDATA[1930’da yaşanan Büyük Buhran, Amerikalının hayatını kabusa çevirir. Vatandaşın cebi para görmediği için kimse evine ekmek götüremez, aç kalanlar birbirlerini yerler. O dönemin büyük vurguncuları bankacılardır, hortumlamazlar ama cukkayı usulüne uygun olarak indirirler. Amerikalılar bir tas sıcak çorbanın hayalini kurarken hamuduyla götüren bankacıların başına bir isim musallat olur. Yakın arkadaşları John der, mesafeli duranlar Bay [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/dillinger1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2879" title="dillinger1" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/dillinger1.jpg" alt="dillinger1" width="420" height="465" /></a>1930’da yaşanan <strong>Büyük Buhran,</strong> Amerikalının hayatını kabusa çevirir. Vatandaşın cebi para görmediği için kimse evine ekmek götüremez, aç kalanlar birbirlerini yerler. O dönemin büyük vurguncuları bankacılardır, hortumlamazlar ama <strong>cukkayı</strong> usulüne uygun olarak indirirler. Amerikalılar bir tas sıcak çorbanın hayalini kurarken <strong>hamuduyla götüren </strong>bankacıların başına bir isim musallat olur. Yakın arkadaşları John der, mesafeli duranlar Bay Dillinger diye bahsederler.</p>
<p>John Dillinger, Amerika’nın gördüğü en<strong> azılı</strong> <strong>haydutlardandır;</strong> Al Capone’a, Doc Barker’a, Bonnie ve Clyde ikilisine rahmet okutur. Koca <strong>Birleşik Devletleri</strong> peşine takar, polislere uykusuz geceler yaşatır. Zeki adamdır, gözünü budaktan sakınmaz. Kafasına koyduğunu yapmadan başını yastığa koymaz. Bay Dillinger, ihtisasını soygun ve çetecilik üzerine yapmıştır. Hapishaneden kaçmayı da yan dal olarak almıştır.<span id="more-2877"></span><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/baba_ogul.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2878" title="baba_ogul" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/baba_ogul.jpg" alt="baba_ogul" width="420" height="563" /></a></p>
<p>John Dillinger’ın babası, bakkaliye işletip tenceresini tıngırdatmaya bakan ortalama bir Amerikalıdır. Sert mizaçlıdır; çocukları, karşısında el pençe divan dururlar. John Dillinger, henüz üç yaşındayken annesini kaybeder. Üvey annesinin elinde üvey kardeşleriyle birlikte büyür. O ayrıca kendi dünyasında da büyük bir buhran yaşamaktadır. Gençliğinin en deli çağları ülkesinin <strong>parasız </strong>dönemine denk gelir. Dillinger’ın da cebi, cepkeni deliktir, kız arkadaşına pastanede bir limonata bile ısmarlayamaz.  Ufak tefek hırsızlıklarla belini doğrultmaya çalışır ama <strong>masum insanların</strong> malına göz dikmeyi de delikanlılığa sığdıramaz. Zaten küçük kazanmanın kimseye faydası yoktur, o yüzden büyük oynamaya başlar. Çetelere bulaşır, pahası ağır ne varsa onları sırtına yük eder.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/bank.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2880" title="bank" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/bank.jpg" alt="bank" width="420" height="253" /></a>Indianalı Dillenger, güçlenmeye başladıkça bankalara dadanır. Birkaç dakikada kasayı boşaltıp yanına aldığı rehinelerle kaçar gider. Halka sert davranmaz, rehinelerini serbest bıraktıktan sonra ceplerine üç beş kuruş bırakarak<strong> kendince özür diler</strong>, tribünlere oynar. John Dillinger soygunculuktan, çetecilikten, eşkıyalıktan sık sık içeri girer ama çıkmakta gecikmez. Dahası, <strong>çıkarken </strong>güçlük çekmez. Hapishanelerden kendi usulünce defalarca kaçar, Amerikan polisleriyle dalga geçer.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/dillingerwanted.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2899" title="dillingerwanted" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/dillingerwanted.jpg" alt="dillingerwanted" width="420" height="709" /></a>Mafyanın ciddi yüzünün aksine eğlenceli bir adamdır. Arkadaşlarıyla birlikte kendisini bulmak için kurulan polis ofisine gider ve “N’oldu, hala yakalayamadınız mı şu eşkıyayı” diye polislerle<strong> muhabbet eder,</strong> fotoğraf çektirir. Üst düzey polis memurlarını arayarak adamları telefonda dalgaya sarar. Bütün polislerin harıl harıl peşinde olduğu dönemlerde sinemaya gider, restarontlardan dışarı çıkmaz. Halkın arasında izini kaybettirdiği için vatandaşlarla arasını iyi tutar, onları kırmamaya bakar. Kendi hasılatından yoksullara da pay ayırır; açı, yetimi kollar. Chicago’da artık bir efsane haline gelmiştir, aç kalıp devlete düşman olanlar Dillinger’a <strong>Halk Kahramanı </strong>diye alkış tutarlar.</p>
<p>Bu durum, Oval Ofis’teki toplantılarda <strong>kek yiyip kahve içen</strong> amcaların sinirlerini bozmaya başlamıştır. Elin haydutu ile başa çıkamamak bir yana, halk desteğini de kaybetmek işlerine gelmez. Hemen bir karşı kampanya başlatıp Dillenger’ın halkın parasına göz diken bir halk düşmanı olduğunu yaymaya başlarlar. Halk ikiye bölünür, bir kısmı<strong> “pis rezil herif”</strong> derken, öbürleri<strong> “Dillenger”</strong> der başka laf etmezler.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/purvis.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2901" title="purvis" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/purvis.jpg" alt="purvis" width="420" height="478" /></a>Birleşik Devletler yönetimi artık sinirden köpürmüştür, işi gücü bırakıp Dillinger’ın peşine düşerler. Yeni kurulmakta olan FBI’ın efsanevi başkanı <strong>John Edgar Hoover</strong>, ilk sınavını John Dillinger üzerinden verecektir, o yüzden konuya maksimum hassasiyet gösterir. Dillenger’ı deliğe tıkma görevi, başarılarıyla göz dolduran genç ajan <strong>Melvin Purvis’e</strong> emanet edilir. Purvis varını yoğunu ortaya koyup Dillinger’ın izini sürer. İlk birkaç denemesi başarısız olsa da bir <strong>otel odasında avını kıstırır</strong> ve kendine güvenenleri mahcup etmez.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/hapishane.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2882" title="hapishane" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/hapishane.jpg" alt="hapishane" width="420" height="278" /></a>Dillinger’ın kodese götürülüşü büyük bir şova dönüşür. Yakalayanların yüzünde “Biz yaptık” gururu dolaşır. John Dillinger’ı Indiana’daki <strong>Crownpoint Hapishanesi’ne tıkarlar.</strong> Uzun zamandır aranıp da bulunamayan eşkıyanın Indiana’ya geldiğini duyan yerel basın bu anı ölümsüzleştirmek için saatler öncesinden hapishanenin önünde sıralanır. Kahramanımız da onları kırmaz ve yerel yöneticilerle gayet samimi pozlar verir, elini omuzlarına atar.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/mahkeme.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2885" title="mahkeme" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/mahkeme.jpg" alt="mahkeme" width="420" height="318" /></a>Dillinger’ın korkusu eyalet hapishanesinde yatmaktır. Dolayısıyla Crownpoint’te kalmaya can atar, çünkü ona göre buradan kaçış daha kolaydır. Avukatı, mahkemede yaptığı manevralarla <strong>Şerif Lillian Holley’i</strong> köşeye sıkıştırır ve hakimi de ikna ederek cezanın Crownpoint’te infaz edilmesini kabul ettirir.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/crownpointjail2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2883" title="crownpointjail2" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/crownpointjail2.jpg" alt="crownpointjail2" width="420" height="299" /></a>Bu, Dillinger için bulunmaz bir fırsattır ve böyle adamlar ayaklarına gelen fırsatları tepmezler. Azılı haydutumuz birkaç gün geçmeden (3 Mart 1934) tahtadan yaptığı silahıyla görevlileri atlatır ve  hapishane müdürünün arabasına atlayarak yine kaçar. FBI, Hoover, Purvis ve bütün ekipler olayı öğrenince şok olurlar. Olay kısa sürede medyaya yansır ve Amerika Birleşik Devletleri halkın gözünde küçük düşer. Dillinger artık iyiden iyiye popülaritesini yükseltmiştir. Devlet ise dalga geçilecek kadar <strong>aciz </strong>duruma düşmüştür.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/littlebohemia3.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2886" title="littlebohemia3" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/littlebohemia3.jpg" alt="littlebohemia3" width="420" height="301" /></a>Dillinger’ın hayatı bir banka soygunu sonrasında sıkışır. Polislerle çıkan çatışmada omuzundan yaralanmasına rağmen kaçmayı başarır ve <strong>Little Bohemya</strong> adlı bir otele kapağı atar. Ancak öldü diye bıraktıkları bir arkadaşı hayatta kalmıştır ve polisler onu konuşturarak çetenin nerede saklandığını öğrenirler.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/littlebohemia.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2887" title="littlebohemia" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/littlebohemia.jpg" alt="littlebohemia" width="420" height="487" /></a>Kuş artık kafestedir, kısa sürede hazırlıklar tamamlanır ve bir gece yarısı Bohemya Otel’in etrafı polislerle çevrilir. Planlarına göre tek baskında Dillinger’ı ele geçireceklerdir ama silahına erken davranan bir polis herşeyi alt üst eder. Silah patırtılarına uyanan Dillinger hemen Thompson’ını kapıp cama fırlar ve o da polislere kurşun yağdırır. John yakalanmamaya kararlıdır ve fırsatını bulduğu anda ormana kaçarak izini kaybettirmeye çalışır. Çete, Bohemya’da beklemediği bir darbe yer ve Dillinger’ın bütün arkadaşları <strong>öteki tarafı boylar.</strong> Kahramanımız yapayalnız kalmıştır ama yine de federallere yakalanmamıştır.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/evelynfrechette.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2888" title="evelynfrechette" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/evelynfrechette.jpg" alt="evelynfrechette" width="420" height="535" /></a>John Dillinger serseri bir adam olsa da sevdiğine <strong>deli gibi </strong>bağlıdır. Bir yemek sırasında tanıştığı ve aşık olduğu <strong>Evelyn Frechette’nin</strong> yanına Chicago’ya dönüş yapar yalnız kalınca. Ama riskli hareketlerdir bunlar, zira <strong>FBI’ın gözü Bayan Frecehette’nin üzerindedir.</strong> Yeni nişanlı çift gibi gizli saklı buluşurlar. İkili tam aşklarının doruğuna çıkacaktır ki, beklemedikleri bir anda Evelyn Frecehette, polislere enselenir ve sorgu odasının yolunu tutar. John Dillinger bu sefer tamamen yapa yalnız kalmıştır. Ama tutunacak dal, saklanacak liman bitmemiştir henüz. Çetenin <strong>karı-kız işlerine bakan </strong>Romanya asıllı mama Anna Sage’in kapısına gelir.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-2889" title="VV586" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/annasage.jpg" alt="VV586" width="420" height="470" />Makarayı burada durdurup, bir başka sahneye geçelim. Anna Sage, Romanya asıllıdır ve ülkesinden getirdiği kızları <strong>Amerikalılar’a peşkeş çeker.</strong> Orta Avrupa’nın çıtırları karşısında <strong>eli ayağı boşalan</strong> Amerikalılar’dan iyi para kazanır, saltanat sürer. Ama kaçak işçi çalıştırdığı polis tarafından haber alınmıştır. Sınır dışı edilmesi söz konusudur. Bu da saltanatının sona ereceği anlamına gelir. Orta yolu bulmak için polislerle pazarlık masasına oturur. Federallerin tek teklifi vardır: “John Dillinger’ı bize getir, Amerika’da yaşamaya devam et&#8230;”</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/karakol2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2890" title="karakol2" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/karakol2.jpg" alt="karakol2" width="420" height="311" /></a>Anna Sage, teklifi kabul eder ve yakın dostu Dillinger’ı satar, polislere haber gönderir. Yıllardır bu fırsatı bekleyen ve başlarına bela olan haydutu <strong>defalarca ellerinden kaçırmanın hırsıyla kuduran FBI,</strong> bu kez işi sıkı tutar ve Ajan Purvis’in yönetimindeki operasyonda Dillinger’ı Biograph Sineması’nın çıkışında <strong>kurşun manyağı yaparlar.</strong></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-2892" title="biograph" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/dillinger-biograph-thumb-580xauto-21202.jpg" alt="biograph" width="420" height="314" />John Dillinger’ın izlediği son film, bir gangster filmi olan <strong>Manhattan Melodrama </strong>olur. Dillinger, 31 yaşında 22 Temmuz 1934 günü yediği kurşunlarla hayata veda eder.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/dillingerdeath.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2894" title="dillingerdeath" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/dillingerdeath.jpg" alt="dillingerdeath" width="420" height="509" /></a>Sevenleri bu günü unutmaz her yıl 22 Temmuz’da John Dillinger’ı anarlar. Biograph Sineması’nın önünde buluşur ve Dillinger’ın son nefesini verdiği yere kadar yürüyüş yaparlar. Sloganları da manidardır: <strong>“John Dillinger senin toplumun için öldü!”</strong></p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/ceset.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2895" title="ceset" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/ceset.jpg" alt="ceset" width="420" height="266" /></a>Halen daha<strong> halk düşmanı</strong> mı yoksa <strong>halk kahramını</strong> mı olduğuna karar verilemeyen John Dillenger’ın cesedi bir süre halka gösterilir, vakti gelince de toprağa verilir.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/554692727_c7eb41717f.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2897" title="johndillinger" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/554692727_c7eb41717f.jpg" alt="johndillinger" width="420" height="314" /></a>Bankalardan yüzbinlerce dolar kaldıran sempatik haydutun da gözünü en sonunda bir avuç toprak doyurur. Olan biten her şeyden para kazanmayı bir borç bilen Hollywood&#8217;daki film yapımcıları da bu hayata kayıtsız kalamaz ve <a href="http://www.imdb.com/title/tt1152836/" target="_blank">Public Enemies</a> (Halk Düşmanları) adlı filmle ölmüş adamın arkasından konuşurlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yaramaz-haydut-john-dillinger.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/baba_ogul-223x300.jpg' length ='19088'  type='image/jpg' />	</item>
	</channel>
</rss>

