'Tarih' Kategorisi Incileri

Hümanizm ve ıssız ayılar


Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde bir haber gündemimize bomba gibi düştü: Siirt’te yaşanan kitlesel tecavüz olayları. İnsanlaşamamış hayvanlarımız bir kez daha “Oha!” dedirtti bize. Bu konu hakkında FriendFeed’de dönen tartışmaları okumuştum. Bir arkadaş suçluların idam edilmesi gerektiğini söylemiş. Diğeri de buna karşılık idamın hümanistlikle ilgisinin olmadığını bu yüzden idama karşı olduğunu belirtmişti. Acaba kendisinin başına böyle bir olay gelseydi hala hümanizmi savunmaya devam eder miydi? Bırak nefsini dizginlemeyi, daha onu tanıyamamış insan görünümlü hayvanlara hümanistçe yaklaşmak, insan gibi insanlara zulüm demektir.Yaşanılır bir dünya için “önce adalet, sonra hümanizm” demeli.


Devam

Koşun koşun altın bulmuşlar!

Kosun kosun altin bulmuslar!California’da altın aramaya davet eden afişlerden biri.

1803′de Almanya’nın Kandern kasabasında doğan John Augustus Sutter, doğduğu yerden çok uzaklarda, alabildiğine vahşi girişimlerle bir dünya kurulmasına önayak olacağını biliyor muydu acaba… O sadece bir köylü çocuğuydu ve kendini kurtarabilmenin, para kazanmanın derdindeydi.

Amerika’ya gitmenin hayaliyle büyüdü, sadece hayal kurmakla kalmayıp orada lazım olabilecek şeyleri de daha Almanya’dayken öğrendi. New York’a indiğinde İspanyolca ve İngilizceyi gayet akıcı konuşabiliyordu.

Askerliğini İsviçre ordusunda yaptıktan sonra bulduğu ilk fırsatta gemiye atlayarak 1834 yılında yeni dünya Amerika’ya indi. Çatışmalar, kavga gürültüler arasında kendini kurtarıp ülke kurmaya çalışan Amerikalıların arasına o da katıldı. New York’daki çeşitli maceralarının ardından 1839 yılında asıl hedefi olan Meksika’nın Yerba Buena (California ABD’ye katılınca Yerba Buena’nın ismi San Francisco olarak değişecekti) kentine ulaşmayı başardı.


Devam

İki Mümin çıktı meydane…

kocayusuffBalkanların güreş sevdasından söz etmiştik. Oralarda iki çocuğun kendi arasındaki güreşin sonucu bile kısa sürede bütün köye yayılır da Kırkpınar’ın galibi duyulmaz mı? Elbet duyulur. Zaten er meydanıyla haşır neşir olanlar, güreş haberlerini Osmanlı’nın dört bir yanına Hızır aleyhisselam ulaştırır diye inanırlar. Yusuf artık Aliço’yu yenen pehlivan diye bilinir, başını sokacak kadar efsane haline gelir. Şumnulu Yusuf’un vücudu, oyunları, hileleri, el enseleri, acı kuvveti, boyundurukları bir masal gibi anlatılır. Anneler çocuklarına Yusuf’lu ninniler söylemeye başlarlar. Yusuf, Kırkpınar’da bir sonraki sene de şampiyon olur, ondan sonraki seneleri de kazanır. Başpehlivanlığı tam dokuz sene (1885-1894) kimselere bırakmaz.


Devam

Hey gidi Koca Yusuf

kocayusufGüreş, Balkanlar’da yaşayanlar için ekmek ve su gibi bir şeydir, bir hayat meselesidir. Yedisinden yetmişine herkes güreşle yatar güreşle kalkar. Kahvelerde konuşulan tek konu güreştir, o zamanki pehlivanların sözü imamdan, muhtardan daha çok dinlenir.

İki aile bir araya gelince üç beş yaşındaki kızancıkları ortaya salar, kazanana en fiyakalısından bir afferin çekerler. Paytak adımlarla babalarının paçasına sarılanlar sabahın kör karanlığında güreş izlemeye gider, güreşler uzayıp hevesleri kaçınca akranlarıyla boğuşmaya başlarlar. Evet Rumlar, Bulgarlar da güreşe tutkundur ama Türkler, gayrimüslim tebaanın kurallarından anlamaz, grekoromene alışamazlar. Paçalara dalmalı, künde atıp, el enseyle bastırmalıdırlar. Rakibin göbeği yıldızları görse yeterlidir; sayıyla, puanla işleri olmaz.


Devam

Yaramaz haydut John Dillinger

dillinger11930’da yaşanan Büyük Buhran, Amerikalının hayatını kabusa çevirir. Vatandaşın cebi para görmediği için kimse evine ekmek götüremez, aç kalanlar birbirlerini yerler. O dönemin büyük vurguncuları bankacılardır, hortumlamazlar ama cukkayı usulüne uygun olarak indirirler. Amerikalılar bir tas sıcak çorbanın hayalini kurarken hamuduyla götüren bankacıların başına bir isim musallat olur. Yakın arkadaşları John der, mesafeli duranlar Bay Dillinger diye bahsederler.

John Dillinger, Amerika’nın gördüğü en azılı haydutlardandır; Al Capone’a, Doc Barker’a, Bonnie ve Clyde ikilisine rahmet okutur. Koca Birleşik Devletleri peşine takar, polislere uykusuz geceler yaşatır. Zeki adamdır, gözünü budaktan sakınmaz. Kafasına koyduğunu yapmadan başını yastığa koymaz. Bay Dillinger, ihtisasını soygun ve çetecilik üzerine yapmıştır. Hapishaneden kaçmayı da yan dal olarak almıştır.
Devam