Darbeci baro eylemi

Darbeci baroİstanbul Barosu üyeleri dün “yargıya ve ülkene sahip çık” yürüyüşü yapmışlar. Yapsınlar, haklarıdır. Eylem yapmaya, sokaklarda yürüyüp yaygara çıkarmaya hiçbir zaman olumlu gözle bakmasam da, özgür ve demokratik bir ülkede böyle bir hakka sahip olduğumuzu biliyorum.

Çıkarsın, eylemini yaparsın, yandaşlarınla birlikte bol bol bağırıp ne kadar kalabalık ve güçlü olduğunuzu düşünürsün. O sürüye dahil olmak, kişiye kendini çok güçlü hissettirir, buna eminim. O eylemlerde yeni partilerin temelleri atılabilir, rejim bile değiştirilebilir. Hayal kurmak bedavadır çünkü. Çevresindeki herkes o kişiyle aynı fikirdeyse bu, dünyayı ele geçirmeye sadece bir adım kalmış gibi hissettirebilir. Konu o değil.

Baro üyeleri yürüyüş yaparken, en doğal hakkını kullanan Genç Siviller de Taksim Square Otel’in bir penceresine, üzerinde “DARBECİ BARO” yazan pankart astılar. Cübbeli avukatların yürümesi, eylem yapıp slogan atması ne kadar yasalsa, Genç Siviller’in otele astığı pankart da o kadar yasaldı.

Fakat “bağımsız yargıdan, faşizme karşı omuz omuza olmaktan” bahseden avukat kalabalığı, bir anda kendi eylemini unutup Genç Siviller’in pankart astığı oteli basmaya kalkıştı. Bana tuhaf gelen de bu oldu.

darbeci baroCübbeli yürüyüşçüler, hükümetten baskı gördüklerini ifade etmeye çalışıyorlardı yürürken. Düşünce özgürlüğünü savunuyorlardı. İletişim özgürlüğünü ihlâl etmenin anayasal rejime saldırı olduğunu haykırıyorlardı.

Genç Siviller de gayet medenî bir şekilde Taksim Square’den parasını vererek bir oda tuttular ve penceresine pankartlarını astılar. İletişim özgürlüğünü savunduğunu iddia eden kalabalık, iletişim özgürlüğünü kullanan gençlerin üzerine yürüdü, oteli bastı ve pankartı indirdi.

Otel kapısındaki polislere “siz teröristsiniz!” diye bağıran, pankartı asanların kendilerine teslim edilmesini isteyen avukatlar, adaleti temsil ediyorlar. Evet. Yumruklar sıkılı, pankartı asanları yakalamak ve linç etmek amacıyla, en ağır küfürleri savurarak otel kapısına dayanan adamlar, adaletin bağımsızlığını savunuyorlar. Arzuladıkları adalet o kadar bağımsız ki, kapıdaki polislere “terörist!” diye hakaret edip, kendilerine “darbeci” diyen gençleri yakaladıkları yerde idam etmeye hazırlar.

Allah hepimizi bunların dağıttığı adaletten korusun.

Bookmark and Share

11 Yorum

evvelzaman  November 19th, 2009 tarihinde demis ki;

Allah onların eline düşürmesin..Yargıya güvenim kalmadı..

delininbiri  November 19th, 2009 tarihinde demis ki;

Bunlar ancak -kendilerine demokrat- hukukçular(!) çok görmemek lazım..eyleme gelince, 1 Mayıs’taki eylemde çok heyecanlanmış, mutlu olmuştum..bu onun biraz tekrarı olmuş sanki..ama olsun güzeldi yine de..

Akay Perker  November 21st, 2009 tarihinde demis ki;

@evvelzaman:
Dileğine amin diyorum da, benim yargıya güvenim çook önceleri yok olmuştu zaten. “adalet” etiketine yargımızın ne kadar adil olduğuna dair birkaç yazı var, vaktin olursa bakmanı tavsiye ederim.

@delininbiri
Hukukçular kendine demokrat olurlarsa hukukçu olmayanlar ne yaparlar? Bu takılıyor benim kafama. 1 Mayıs’taki eylemin tekrarı olmuş ama zaten Genç Siviller’in sitesinde de ondan bahsetmişler. Yürüyüş çok dandik bir yürüyüş olduğu için yeni bir fikre kafa yormak istemedik diyerek dalgalarını da geçmişler :)

bosbogaz  November 21st, 2009 tarihinde demis ki;

Siyaset meydaninda hukuk adamlari hep bir agizdan hukuk bagimsiz degil derken, vatandas ne yapsin? Baro Sivil Anayasa gelsin, hukuk bagimsiz olsun diye yurumus olsa o zaman takdir ederdim.

Hukuki bir dayanagi olmadan dinlemelere izin veren hakim sutten cikmis ak kasik mi ulen? Hakimlere baski varmis? Kapatirsiniz hukumetin partisini maymuna donerler. Sanki ellerinde imkan yok.

Seyfullah  December 5th, 2009 tarihinde demis ki;

Yargı, adalet, hak hukuk gibi kavramları çoktan unuttuk. Herkes kendi menfaatini adalet olarak ve hak görüyor. Bu avukatlar da kendi sözleri dışında birinin söz söylemesine tahammül edemeyen özgürlükçüler oluyor!

Talat  December 27th, 2009 tarihinde demis ki;

yargının üstünde akp eli olursa tabi güvenmem suraya bak hsyk ya adelet bakanı ve müsteşarı daha ne olsun

Aykut  February 27th, 2010 tarihinde demis ki;

İyi güzel demişsin, çok güzel şeyler demişsin ama lütfen böyle haksızlıkları senin gibi düşünen, sevdiğin insanlar yaptığı zaman da burada yaz.

Neyse bir de bu Genç Siviller’i çözebilmiş değilim. Normalde böyle aşırı düşünceleri sevmem, çünkü bölücülüğe kaçıyor. Kenan Evrencilik derseniz deyin. Ama Türkiye’de olan budur. Herkes kendi devletini kurmaya çalışmaktadır.

Galiba sen ABD’de yaşıyorsun. Orada insanlar özgür biliyorum. Orada bir vatandaş ben Kızılderili devleti kurulması gerektiğini düşünüyorum diyebiliyor. Çünkü ABD’de Kızılderili yok hepsini öldürmüşler. Bir vatandaş ben burada bir Çin Devleti kurmak istiyorum diyebiliyor çünkü devlet o kadar güçlü ki öyle bir durumda ABD toprakları üstünde Çinli böcek bile bırakmaz. Bir vatandaş Zenci devleti kurmak istiyorum diyebiliyor çünkü öyle bir durumda devlet o kadar güçlü ki kainatta bir zenci bile bırakmaz. (Zaten kimse böyle şeylerden bahsetmiyor bunu da açıklayacağım şimdi.)

Ama şunu biliyor musun ki; İkinci Dünya Savaşı yaşanırken ve ABD’nin savaşa dahil olacağı günler yaklaşırken, savaş karşıtı olan ve bunu açıkça söyleyen bir vatandaş tutuklanmıştı.

Neyse şimdi zencilerin ABD’ye bağlılığını inceleyelim: İzlediğim bir belgeselde emekli bir zenci asker 2. Dünya Savaşı’nı anlatıyordu. Zenciler orduda aşağılanıyormuş, komutanları gelip işe yaramaz adamlar siz savaşamazsınız diyormuş. Ama böyle olduğunda hiçbiri isyan etmiyor aksine daha da hırslı bir şekilde çalışıyor, savaşıyorlarmış.

Şöyle düşün ki işyerinde bir iş arkadaşın var. Kaslı bir adam. Kodu muydu oturtur. Bu adam arada sana yumruk atıyor, gözlüğünü kırıyor, dosyalarının üstüne kahve döküyor. Ona “napıyon lan sen defol git” diyemezsin. Dosyana kahve döküp gülmeye başlayınca sen de gülersin ve kibarca “ya neden böyle yapıyorsun yapmasana” gibi şeyler söylersin. Psikolojik bir durum. Kaçırılan kişinin kendisini kaçırana bağlanması gibi bir şey.

İşte zenciler de ABD’ye bu şekilde bağlılar. Devlet o kadar güçlü ki ona katılmak için onun köpeği olmak, her dediğini yapmak, sana haksızlık yapsa bile peşinde koşmak bile bir onur, bir gurur gibi geliyor sana. Ne olursa olsun ABD vatandaşı olarak kalmış olmayı kendine kâr sayıyorsun. Hatta geçenlerde 19 yaşında haksız yere tecavüzden hapise girip 30-35 sene sonra DNA testi ile anlaşılıp da çıkarılan adam devletimi seviyorum kimseye kızmadım demişti. Halbuki DNA testi icat edileli yıllar olmasına rağmen devlet test yapmamıştı, bir vakıf bu testi yaptırdı. Ki zaten en başta haksız yere hapise girmiş, sen zencisin demişler hapse atmışlardır muhtemelen, adamı dinlememişlerdir bile. Hem de hapise tecavüzden girmek çok ağır bir ceza olsa gerek. Zaten ABD hapislerinin halini biliyorsunuzdur. Ama lafa gelince adamlar medeni oluyor. Biz medeniyiz bizim yaptığımız en iyisidir daha iyisini yapmak mümkün değildir diyorlar, vatandaşlar da böyle ddüşünüyor, hatta Türk vatandaşları da öyle düşünüyor. ABD’de Polis birini haksız yere dövünce Türk TV’lerinde kimse o polisi eleştirmiyor, sıradan bir haber gibi veriyorlar.

Daha 50 yıl önce zenciler yasalarda bile eşit değildi. Belki 20 yıl öncesine kadar da gerçek hayatta eşit değillerdi.

Neyse konu dağıldı. İşte ABD, devleti tehdit eden bir durumda kimsenin gözünün yaşına bakmıyor. Keza Avrupa da öyle. Onlarca örneğini verebilirim ama çok uzayacak asıl konuya dönmem lazım.

İşte Türkiye’deki durum ile oralardaki durum bir değildir. Devletin güvenliği tehdit edilirse kimsenin gözünün yaşına bakılmaz. Ama yeni bir devlet kurma düşüncesi içinde olmadıkça herkes istediğini düşünebilir ve söyleyebilir.

Bu Genç Siviller’in de aşırı düşünceleri var, şeriat çağrıştıran düşünceleri var, bağımsız Kürdistan gibi düşünceleri var. İşte bu yüzden pek ısınamıyorum ama ne olursa olsun ne düşünürse düşünsün bir insan vatanının milletinin devletinin iyiliğini düşünüyorsa iyidir diye düşünüyorum. Örneğin Deniz Gezmiş’in de yaptığı her şeyi doğru olduğuna inandığı için, devletinin iyiliği için doğrunun bu olduğunu düşündüğü için yaptığını tahmin ediyorum, bu yüzden düşünceleri benimkilere uysa da uymasa da bu adama kızmıyorum.

Ama işte Genç Siviller’in istedikleri yukarıda yazdıklarım mı bilmiyorum, eğer öyle düşünceleri varsa kabul edilemez. Devleti bölmek suçtur. Devlete karşı gelmek en büyük suçtur. Yine yanlış anlamlar çıkarmayın. Herkes istediğini düşünür, ama devleti bölemez. Tabi ki devlet kendini böldürmemek için elinden geleni yapacaktır. Ama demiyorum ki 80 darbesi gibi olsun siyaset kelimesi sözlüklerden silinsin.

Akay Perker  February 27th, 2010 tarihinde demis ki;

@Aykut
Temel sorun bu işte. Korku. Birilerinin devlet kuracağı, halk üzerindeki baskı azalırsa birilerinin vatanı böleceği korkusu. ABD’de halk göründüğü kadar özgür değil, devlet sadece baskısını Türkiye’deki kadar net hissettirmiyor burada. Ama o korkuyu vatandaşın içine salmayı başarıyor. Vatandaş başını kaldırıp da “hey ben mortgage’ımı ödeyemedim diye evim elimden alınırken savunmaya neden bu kadar para harcıyoruz?” diye soramasın diye, sürekli düşmanlar gösteriliyor.

Türkiye iç düşmanları örnek verirken, ABD dış düşmanlardan dem vuruyor. İkisi de aynı korkutma politikasını dayıyor insanlarına. Türklere deniyor ki, “3 yanımız deniz, 4 yanımız düşmanla çevrili, iç düşmanlar çok tehlikeli ve en ufak boşluk bulurlarsa vatanı bölecekler!”

ABD de diyor ki, “Bütün ortadoğu ülkeleri bize düşman, ellerinde nükleer silahlar var ve her an kafamıza bomba yiyebiliriz. Bakın biraz boş bırakınca 9/11 geldi, ortadoğu uzak da olsa bizim özgürlüğümüz için tehlikedir!”

Onlar bu şekilde Afganistan’a, Irak’a saldırıp cehenneme çevirirken, Türkiye de PKK kolpasının peşinde 30 yılı boşa harcadı.

İki taraf da bu sahte korkularla halkını çaktırmadan baskı altına alıyor. Tek fark, Türkiye’nin bu baskıyı fazla belli etmesi.

Korkmayın bu kadar. Birkaç gereksiz hayalperest haricinde kimsenin rejimi değiştirme, kendi devletini kurma hayali yok.

Eğer bir gün rejimi değiştirmeyi birisi kafasına koyarsa da, bu bir anda olur ve kimse karşı çıkamaz. Yeterince parası olan bu ülkenin resmi dinini Hinduizm olarak ilan edip herkese kabullendirebilir. Ama öyle bir hayal şimdilik yok.

Bugüne kadar kurdukları baskıcı düzenle halkı kandırıp korkutarak küpünü dolduranların ipleri elinden kaçırdığı, güç dengelerinin değiştiği günlerde yaşıyoruz, sonunu Türkiye için gayet hayırlı görüyorum ben.

Aykut  February 28th, 2010 tarihinde demis ki;

Evet bu sefer çok güzel anlaştık. Doğru diyorsun. Her kelimesinde haklısın.

Ben de bugünlerde olanların iyi olduğunu düşünüyorum. Eskisine göre kesinlikle daha iyi. Gerçek özgürlüğün ne demek olduğunu şimdi anlayabiliyorum. Yıllardır özgürlük olmadığını daha şimdi anladım. Askerler de devletin yöneticisi değil memuru olduklarını anladılar.

Ama yine de bu kadar iyi şeyler yapmalarının, torpil, kadrolaşma, ihalede yolsuzluk yapma hakkı verdiğini düşünmüyorum. Neyse karıştırmayalım bunu :) ama o kadar da yesin hakkıdır da demeyelim.

Albatros  February 28th, 2010 tarihinde demis ki;

Zaten gereksiz rejim tartışmaları yerine; hükümet yolsuzluklar konusunda sıkıştırılabilseydi ya içinde temizlik yapmak zorunda kalacak, ya da işi bırakmak zorunda kalacaktı.

Albatros  March 22nd, 2010 tarihinde demis ki;

Hükümet üyeleri devam eden mahkeme süreci ile ilgili bir şey söyleseler, “BU YARGIYA MÜDAHALEDİR!!!” denir.
Meclis gündemindeki tasarının yargı tarafından tartışılmasına ne demek lazım?

Simdi de sizi dinliyoruz