Altay Esiroğlu

buyuk dusunur altay esirogluİlkokula dair hatırladığı tek somut görüntü arkadaşlarına taktığı çelmeler olan Altay Esiroğlu, orta okulda hocalarından biraz tırsmış, lisede ise acayip haylazlıklar yapıp okulun giriş kapısına tuttuğu takımın bayrağını asacak kadar ileri gitmiştir. Defalarca disiplin kurulunun karşısında kendisini savunmak zorunda kalmış ama her defasında yaptığı mantıklı müdafalarla hocalarını kendisine hayran bırakarak beraat etmiştir. Sınıfta sigara içerken yakalanmasına rağmen kovulmaması ise tamamen talihin kendisine göz kırpmasından ibarettir.

Ailenin ilk çocuğu olması sebebiyle 5 yaşına kadar ayakları yere değmeden büyüyen, ama asla şımarmayan Esiroğlu, kardeşinin dünyaya gelmesiyle üzerindeki bütün ilgiyi kaybeder ve yıllar boyunca suratındaki somurtkanlıkla koltuğunun bir köşesinde yaşar…

Yakınları tarafından “Ay çok yaramaz bu çocuk ya!” diye tanımlanan büyük yazar Altay Esiroğlu, yedi göbek sülalesinin gazeteci olması hasebiyle muhasebeci olamaz. Gerçi öyle bir kafası vardır ki, bütün dedeleri muhasebeci olsa ondan yine olmaz! Zaten muhasebeden ve muhasebecilerden de hiç hoşlanmaz.

Bâb-ı Âli yokuşuyla henüz 4-5 yaşlarında tanışmıştır. Çünkü uslu durduğu her günün ödülü babasıyla gazeteye gitmektir. Bu gidiş gelişler bir süre sonra yerini ciddiyete bırakır ve Altay Esiroğlu, Cağaloğlu Yokuşu’nu bir basın mensubu olarak tırmanmaya başlar. Ortaokul ve lise yıllarında yaşıtları okuldan sonra eve gidip televizyon izlerken; o, Türkiye’nin en büyük haber ajanslarından birisinin spor servisinde vakit geçirir. Millet harıl harıl ÖSS’ye çalışırken tembel öğrenci Altay Esiroğlu, “Gazeteci olacağım ben, o yüzden kitap okumak kafi…” der ve bütün etütlerini kitap okuyarak geçirir. Kitap okudukça akranlarından ayrıldığını görür, bir süre sonra kendisinden büyüklerle aynı masayı paylaşmaya başlar ve bir anda kendi yaş grubunun üzerine çıkar. Bu, öyle hızlı bir süreçtir ki, kaliteli yazar Altay Esiroğlu bu durumu “18-23 yaş arasını neredeyse yaşamadım azizim” diyerek özetler.

Hikayet ve beyan olunur ki Altay Esiroğlu, sayısal ile ilişkisini “Bir ornitorenkin çölde yaşaması”yla eşdeğer bulur. Bu önemli fikir adamı, hayatın sözel tarafıyla olan münasebetini ise “Damarlarımın derime olan yakınlığı kadar” şeklinde ifade eder. Zaten yıllar önce girdiği ilk ÖSS’sinin sözel bölümünün neredeyse tamamını doğru yapmıştır. ÖSYM’nin yanlış diye değerlendirdiği sorular ise kendisine göre doğrudur.

Sakin ve sessiz bir hayatın özlemini çeken Altay Esiroğlu’nun en büyük düşmanı ise Robinson Crusoe’dur. Zira Robinson denilen dallama, Esiroğlu’nun hayallerini çalmıştır. Zeyna ile arası hiç iyi olmamasına rağmen Enya’ya büyük bir hayranlık besler. Era, Enigma, Gregorian, klasik müzik, latin müziklerini duyduğu anda ise gözleri sevinçten arkasını görecek kadar büyür. Örnek aldığı en önemli kişi Red Kit’tir. Tommiks’i ve Zagor’u ise ayrı sever. Hızır Bey’e kendince bir hayranlığı vardır.

Raviyân-ı ahbar ve nâkilan-âsâr beyan etmiştirki, Altay Esiroğlu, yaşadığı yüzyıldan nefret eder. Tarihe olan ilgisi ve hayranlığı onu modernizmden ve ilerlemekten alıkoyar. En büyük ideali, istediği bir döneme gidip yaşayabilmektir. Kendisini çoğu zaman bir Mısırlı, Lidyalı, Bizanslı, Frigyalı, Romalı gibi hisseder. Antik kuntik çağlara çok fazla hevesi vardır. Başına defne yaprağından tacını takıp, yüksek sütunlu yapıların arasında turunçgil bulaşığı serin bir esintide dolaşmak için varını yoğunu verebilecek kadar gözü karadır. Ama maalesef Egeli bir antik olmanın binlerce yıl ilerisindedir. Ortaçağ Avrupası’na ise başka bir saygısı vardır. Zaman zaman “O da olur lan aslında” diye düşünmeden edemez ve çelik zırhına bürünmüş bir şövalye olarak karşınıza çıkabilir.

Takım elbise giymekten, saç ve sakal traşı olmaktan zerre hazetmeyen Altay Esiroğlu’nun ciddiyete karşı da ayrıca bir gıcıklığı vardır. Gereksiz kibarlıktan da hoşlanmaz ve iki dirhemlik çıkarı için eğilip bükülenlere sövebilecek kadar sinirlidir. Fikirlerini başkasına zorla kabul ettirmeye çalışanlara çok kızar. Kendisine emri vaki yapıldığında heyheyleri gelir, sonuçları aleyhine de olsa istenileni yapmaz.

Arkadaşlarının en sevmediği özelliği rahatlığı ve soğukkanlı olmasıdır. Yakın çevresi tarafından “sefa pezevengi” ön adıyla çağırılmasını ise tamamen arkadaşlarının samimiyetine verir. Yalnızlıktan da fazlasıyla hoşlanan Esiroğlu’nun bir diğer özelliği ise extreme sporlara olan merakıdır. Mesela mağaracılık, bungee jumping, dağcılık… Ancak bu konudaki en büyük şanssızlığı, arkadaşlarıdır. Kendisi gibi birisini henüz bulamamanın hüznünü yaşayan Altay Esiroğlu, son günlerde Emir Akın’ı paragliding için ikna etmeye çalışmaktadır.

Çay kendisi için önemli bir yaşam kaynağıdır. Çayın olmadığı muhabbet ortamlarına mazeret belirtip dahil olmayan Esiroğlu, bu konuda o kadar dirayetli ve ısrarlıdır ki, her ihtimali göz önüne alıp önemli iş görüşmelerini bile çay bahçelerinde yapmaya çalışır. Karadenizli olmasına rağmen Seylan çayını tercih eder ve bir sohbet ortamında çayın eksikliğini görür görmez, “Meclis-i erbab-ı dil bir lahza sensiz kalmasın / Hürmetin bilmeyen dünyada hürmet bulmasın” diye beyitler okumaya başlar.

Ciddiyete karşı hassas yapısı dikkat edilmesi gereken önemli bir olgudur. Örneğin devlet kurumlarına mümkün olduğunca gitmemeye, o şekilsiz, suratsız, pis devlet dairelerinde nefes almamaya çalışır. Bu yüzden yolu yarılamış olmasına rağmen şanlı ordumuz Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bütün davetlerini usulüne uygun olarak geri çevirmiş ve daha sonra geleceğini deklare etmiştir.

Mottosu ise “Ko’ götüne rahvan gitsin” ve “Kasaba minnet edeceğime keser çükümü yerim”dir. Bu yüzden çok büyük bir adam olmayacağını, kartvizitinde “Vali, Kaymakam, Genel Müdür” yazmayacağını iyi bilir ve kendince tenceresini tıngırdatmaya çalışır. Ekmeğini kazandığı mesleği de yazarlıktır bu haşmetlü, şevketlü, devletlü, asaletlü, letafetlü, heybetlü, ismetlü, mürüvvetlü ve dahi mümtaz insanın…

Ve ola ki kendisine ulaşmak istersiniz, şu adrese e-posta göndermeniz yeterli olacaktır: altayesiroglu@gmail.com

Oldu ki MSN’de halini hatırını soralım diye düşünürseniz, altayesiroglu@hotmail.com en büyük yardımcınızdır.

Bu yüce şahsiyet bugüne kadar Delinin Kuyusu’nda ne iş görmüş derseniz, bu taraftan buyrun.

Bookmark and Share

Simdi de sizi dinliyoruz