Yalçın Bozok

yalcinTürkiye’nin Doğu Anadolu bölgesinin bir şehrinde, yılın Şubat ayında dünyaya gelen yazar, bu güzel şehrin suyunu sadece iki ay içebilmiş, daha sonra İstanbul’un kirli ve karmaşık sokaklarıyla tanışmak zorunda kalmıştır. Yazları bitkin ve bıkkın, kışları ise sevimli ve neşelidir. İç kesimlerinde duygusal, zaman zaman sinirli bir hava hâkimdir. Bu hava, yazılarında da kendisini belli eder. Dışarıdan gelen soğuk ve sıcak hava dalgaları iç kesimlere hemen sirayet edemez. Dış kesim ile iç kesim arasında iletişim bazen kolay bazen zordur.

Okul yıllarında her zaman ortanın üstü olmayı başarmıştır. Bu yıllarda sakin ve efendi yapısıyla hocalarının gözdesi olur. Hatta ilkokul birinci sınıfta öğretmenin “En güzel oturanı sınıf başkanı yapacağım” vaatli sınavını kazanarak ilk yöneticilik deneyimini elde eder. Ancak teneffüslerde ondan başka herkesin sıra ve masaların üzerinde yaramazlık yaptığını gören öğretmen, sınav sistemindeki yanlışı fark etmiş ve kendisini bu görevden azletmiştir. Bu olay o zamanları ev ahalisinde kopuşlara neden olur, lakin yazar bundan bir bok anlamaz. Zamanla gözü açılan yazar, yaramazlık çağının en verimli dönemlerinde hiçbir zaman göz göre göre yaramazlık yapamaz artık. Bunun nedeni ise hocaları tarafından “örnek öğrenci” gösterilmesidir. İlkokul 1. sınıfta hak ettiği “efendi” sıfatı artık kendisine yapışmıştır. Dolayısıyla büyük “yaramazlık” planlarında her zaman arka planda ki beyin olmuş, sahaya inememiştir. Bu nedenle zaman zaman “saman altından su yürüten” yaftasını yediği olmuştur. Lise yıllarında artık sahalara inmeye karar veren yazar, karşılaştığı yoğun “hiç yakışıyor mu sana” tepkileri nedeniyle tekrar arka planda ki gözlüklü bilgisayarcı çocuk olmaya karar verir.

Ortaokul ve lisede emsallerinden beyin olarak bir arpa boyu önde, boy olarak ise bir arpa boyu geridedir. Ancak üniversite birinci sınıfta filizlenmeye başlamış ve emsallerine yetişmeyi, hatta fark atmayı başarmıştır.

Çoğu Türk öğrencisi gibi sırf “üniversite” okumak olsun diye İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde herhangi bir bölümü bitirir ancak iş bulana kadar ne işe yarayacağı hakkında fikri yoktur. Mesleğini, gittiği mülakatlarda kendisine yapılan muamele sonucu öğrenir. Hayatının bu safhasında büyük bir şok geçiren yazar, çareyi bir an önce askere gitmekte bulur. Yeşil duvarlardan dışarıya çıktığında tükürdüğü yer kürenin ne denli bir kriz içinde olduğunun henüz farkında olmayan yazar, askerliğin “sudan çıkmış şaşkın balık” olmaktan daha kötü olduğuna kanaat getirmiştir en nihayetinde.

Askerden sonra hayatında büyük bir değişiklik yapmaya karar verir ve evlenir.

Küçüklüğünden beri vazgeçemediği “yazmak” eylemini, Delinin Kuyusu ile tanışmasından sonra yine burası ile taçlandırmaya karar verir. Bu bağlamda yaptığı başvuru “lafı kıvırmasını bildiği ve deli olduğu” gerekçesiyle 4. yazar olarak ilgililer tarafından kabul edilir. Böylece senede bir kez toplanan yazarların okeye dördüncü arama derdine de son verir.

Paintball, masa tenisi ve pek beceremese de tenisi sever. En büyük hayali paraşütle atlamak ya da bungee jumping yapmaktır. Lakin yazarın yükseklik korkusu vardır. Ama şimdiye kadar rüyalarında yaşadığı yüksekten düşme hissini gerçekte de yaşamayı çok ister. Bu yüzden hayattan bunaldığı bir anda intihar edermiş gibi bungee jumping yapmayı düşünüyor. Bu konuda teknik ve psikolojik desteklere her zaman açıktır.

Feysbuktan kat’iyyetle nefret eder, mesıncırını küçüklükten kalma alışkanlıkla tanımadıklarına açmaz, dış dünya ile iletişimini sade ve sadece yalcinbozok@gmail.com adresinden sağlamayı tercih eder.

Kuyu’nun yeni delisi olarak hayatına farklı bir heyecan katan yazarın eserleri için buraya tıklamanız yeterli olacaktır.

Bookmark and Share

Simdi de sizi dinliyoruz