Demir Bakire

iron_maiden

Efsanevi İngiliz heavy metal grubu Iron Maiden’dan bahsetmek istiyorum. Liseye giderken tanıştım kendileriyle. Melodik gitar soloları, sıradışı bas sound’u, işlediği tarihi temalar, maskotu Eddie beni bir anda bağlamıştı gruba. Karşılaştığım İngilizce kelimelerin anlamlarını hemen öğrenme gibi bir hastalığım vardır. Iron Maiden ise “Demir Bakire” olarak çevriliyordu. Yıllar sonra öğrenecektim ortaçağda kullanılan bir işkence aletine verilen isim olduğunu. Eksik ve yanlışları düzeltmek güzel şey.

Şimdilerde bakıyorum da artık böyle gruplar yok. Her alanda yaşanan piyasalaşma, müzikte de kendini gösteriyor. Aşklar gibi müzik de yalama oldu. “Alternatif” denen zımbırtı şey kuşattı her yeri. “Pop” ile sulandırılmış, “elektronik” ile ayar verilmiş özenti bebelerin gürültüsü. İçinde iyi işler yapanlar var ama çoğu işe yaramaz. Özenti bebe demişken aklıma “Rock’n Coke” denen festival geldi. “Rock” geçmişine ihanet değil mi bu? Derhal “Pop’n Coke” diye değiştirilsin de John Lennon’ın kemikleri sızlamasın. Ayrıca bu festivale katılan baba gruplara da “etmeyin eylemeyin, sizin ne işiniz var orda be” diyorum. O masum, el değmemiş “heavy metal” bekaretini kaybetmiş durumda. Ama “Demir Bakire” arşivlerde bizim için yaşayacak.

eddie

Demir Bakire’nin şarkılarıyla İngilizcemi ilerlettim, tarihi bilgiler öğrendim, genel kültür edindim (okuldaki gereksiz birçok dersten daha faydalıydı), coştum, duygulandım. Dalgalandım da duruldum. Birçok grup dinledim de (sevdim de) onlara ayrı vuruldum. İlerlemiş yaşlarına rağmen halen daha sahnedeler kendileri. Rock sevip de dinlemeyenlere şiddetle tavsiye edilir. Özellikle özenti bebelere sesleniyorum: Dinlediğiniz zımbırtıları bırakın da hala nefes alabiliyorken gelin hidayete erin.

Şarkılardan bir demet:

“Charlotte The Harlot” ile kalbimizi kıran sürtükleri andık.
“The Trooper” ile süvari eri olup cephede savaştık.
“Run To The Hills” ile Kızılderili olup beyaz adamın zulmünden tepelere kaçtık.
“Hallowed Be Thy Name” ile darağacına götürülmesine sayılı dakikaları kalan bir adamın son sözlerini dinledik.
“Alexander The Great” ile Büyük İskender’in düşmanlarının kalbine nasıl korku saldığını öğrendik.
“Wasted Years” ile yitirdiğimiz boşa geçen senelerimizi gözden geçirdik.
“Fear Of The Dark”
ile karanlıktan tırstık.
“The Nomad” ile çöllerde dolaşan göçebelerin gizemlerinden etkilendik.
“The Thin Line Between Love & Hate” ile zıt şeyler arasındaki ince çizgiyi tefekkür ettik.

Up The Irons!

Bookmark and Share

5 Yorum

hükümdar  October 2nd, 2009 tarihinde demis ki;

long live metal

Heart of the Onion  November 19th, 2009 tarihinde demis ki;

Bahsedilen ‘bebe’lerden biriyim yaş itibariyle. Ben de bir zibidiyim müzik adına 20′li yaşlarının daha başında olan. İron Maiden. Hayranı olamayacak kadar gencim malesef. Bazı duygular, beğeniler, coşkunluklar, taşkınlıklar .. vs hepsi zamanında güzel olmakta. Yılların Metallicasına laf eden bebe arkadaşlarım da var. genelleme yapmak doğru olmaz. ille de bas bas bağırmak gerekmez ‘ben müzikten anlıyorum’ , ‘ müzik kulağım çok iyidir’ , ‘hayvan gibi bir arşivim var’ demek için. İron Maiden ben de dinledim. Sevdim. Hatta birkaç parçasını bıkmadan usanmadan defalarca sevdim. Saygı duydum. ama tam anlamıyla hayranı olamadım. Dedim ya bazı şeyler zamanında güzel. O yüzden ‘biz eskiden böyleydik, şimdikilerin bir şeyden çaktığı yok ‘ mantığı sadece ego tatmin eder. ‘siz müzikten anlamıyorsunuz, şu dinlediklerinize bakın ne kadar vahim’ gibi bir fikir akımı ancak ve ancak egonuzu tatmin eder. Evet ben 23 yaşında bir zibidiyim;ama İron Maiden’i de bilmekteyim.

Aslında kafa karıştıran şey insanların her şeyin bir felsefesi olduğuna ve bazı şeylerin yaşam tarzına dönüştürülebileceğine inanması. Aslında amaç sekstir. Şimdiki zibidiler bunun bir getirisi olduğunu düşünüyorlar. Rock müzik bir yaşam tarzıdır, metal bir yaşam tarzıdır diye düşünüyorlar. Oysa öyle değil. Bunlar sadece müziktir ve senin yaşamın okuluna gidip, arkasından bar bahçe dolaşıp evine gidip ders çalıştıktan sonra, sabah erken kalkıp tekrar okuluna gitmektir. Oysa hippilik bir yaşam tarzıdır veya budist olmaktır yaşam tarzı. Gün boyunca kilometrelerce yol yürüyüp, bir tabak pilavı iki tane çubukla yemek ve bunu hayatın boyunca yapmaktır yaşam tarzı.

Saymaya kalksam yüzlerce isim sayabilirim İron Maiden olmaya aday. Artık müzik yapmak zor ve ulaşılmaz değil dünyada. Sadece türünün ilk örnekleri bu işin atası sayılır ve saygıyla anılır. Benim sayacağım isimleri 60-80 yılları arasında doğan kesim kaale almayacaktır bile. Çünkü önyargılı olarak bir işe yaramaz olduğunu düşüneceklerdir içten içten. Satın alınan cep telefonları 10 yıl öncesi gibi değil ki. Haa sanat denen şey teknolojiden beslenmemesi mi gerekir. Artık hayatımızda duymaya ihtimal veremediğimiz sesleri, tınıları duyabiliyor olmak yozlaşmak mıdır ki? Müzik var olduğu saniyenin tadını alır. Bu sebeple kınamak yerine anlayışlı olmakta fayda var. Müzik beslenen bir şeyse, ben geçmişi de dinliyorum, şimdiyi de dinliyorum ve geleceği de dinleyeceğim. yoksa hep nostaljide takılan ego hastaları oluruz.

Bir deli kuyuya taş atar ve olaylar gelişir !? yazar olmak istiyorsanız da yazınız. var olunuz. Gerçekleri tam anlamıyla yazabilmek mangal gibi yürek istemekte kanımca. aa başımıza bir şey gelir ben saklanarak yazacağım diyorsanız, buyrun sahne sizin. Ama böyle klişeleşmiş yazar anlayışı ile sadece egolar tatmin olur. Rahatlayamazsınız.Aklı sıra siyasetten, müzikten, gündemden bahseden, sivri dil kullanan birkaç ego hastasına sorum şudur? :

Düşünce özgürlüğü uğruna hayatını adamış yüzlerce kişiye, böyle saklanarak, böyle ‘bir biz biliriz’ havasında olarak, gerçekten acınası halde olduğunuzu kanıtlamak niyetinde misiniz?

Ömer Yavuz  November 19th, 2009 tarihinde demis ki;

Bu yazin nesilden nesile zevklerin degistigi gibi anlayislarin da degistigini gosteriyor

Hemen “bebe” lafini ustune alinmissin, “Iron Maiden”i deli gibi sevmeyen “bebe” demek degildir

Bir de saklandigimizi soylemissin, saklandigimiz yok istedigin zaman beraber bulusup kafa sallayabiliriz

Heart of the Onion  November 19th, 2009 tarihinde demis ki;

Aslında bile bile ‘bebe’ lafını üzerime alındım. neden alındım? çünkü çekemediğim, canımı yakan nokta çok farklı.

Rock’n Coke mesela. ben de sevmiyorum. neden? çünkü sosyal yaşamında kılıktan kılığa girerek bir akımın peşinden gidiyormuş gibi yapamıyorum ben. zevkler değişti ama anlayış değişmedi. en azından ben ucundan yırttığıma inanıyorum. oldum olası siyah kıyafetler giyindim. ama bir amaç taşımadan. sadece renk olarak sevdim. ama karşıma bir zibidinin geçip ‘çok gothic gördüm seni’ demesi tepemi attırıyor. çünkü ben gothic değilim. kimse değil. sadece insanım. insanız. anlayışta çatallaşmalar oldu sadece. müzik dinleyicisi olarak veya müzik yaptığını sanarak piyasa yapmaya çalışan gençler çoğunlukta. hal böyle olunca sessizleşmeye başlıyorsunuz. o kadar azız ki. az çoktur deseler de azız. tepkim aslında geneldi. yozlaşan şey müzik dinleyicileri. müzik değil.

kafa sallamaya gelince.. ben ona ritim tutmak demekteyim. kendinden geçebilecek kadar kanı kaynamak her zaman veya her performans karşısında mümkün değil. zaten yeterince show amaçlı komik duruma düşen zibidiler mevcut olabiliyor artık. sessizce bir köşeden eşlik ederek hayalimde coşuyorum artık.

Iron Maiden ‘i ölmeden önce dinleme,izleme, özümseme fırsatı bulursam İstanbul’da, and içiyorum kafa da sallayacağım; ama tek başıma !

(:

Ömer Yavuz  November 19th, 2009 tarihinde demis ki;

“müzik dinleyicisi olarak veya müzik yaptığını sanarak piyasa yapmaya çalışan gençler çoğunlukta.”
ben de “bebe” diye bunlara demistim.

demek yaninda “deli” istemiyorsun. iyi eglenceler simdiden

Simdi de sizi dinliyoruz