En süper rejim!

cumhuriyetAltay’ın Cumhuriyet sikko bir rejimdir yazısını tekrar okuyunca aklıma yönetim biçimlerinin mi yoksa yöneticilerin mi rejimin güvenle devam etmesi için elzem olduğu gibi şahane bir soru takıldı. Bunu irdelemek gerek!

Tanımlamaya gerek yok hepiniz cumhuriyeti biliyorsunuz. İşleyişiyse aşağı yukarı şöyle: 3-5 senede bir hep beraber oy kullanıp adaylığını koyan kişileri kendimize vekil olarak seçip meclise yolluyoruz. Onlar da kendi aralarında hükümet kurup bir başbakan çıkartıyor. Başbakan ise hükümeti kurup bakanları filan atıyor. Böylece mesela sağlığımızı gözeten bir sağlık bakanı, eğitim öğretim işleri için bir milli eğitim bakanı gibi bakanlar seçilerek bu işlere bakıyorlar. Bir de cumhurbaşkanı var ki en üst otorite ve aynı zamanda ordular başkumandanı.

Şimdi bu rejimde belli bir yaşı geçmiş ve temel eğitim öğretim sürecini tamamlamış herkes milletvekili adayı olabilir, milletvekili olup meclise girebilir, bir bakan olabilir, başbakan olabilir ve hatta cumhurbaşkanı seçilebilir. Bu mantıkta lise mezunu bir içişleri bakanı, jeoloji okumuş bir çalışma bakanı, hâkim emeklisi bir cumhurbaşkanı sahibi olabilirsiniz. Dış işleri bakanınız yabancı dil bilmeyebilir. Ekonominin e’sinden anlamayan maliye bakanınız olabilir. Yani pratikte olmuşlarını da gördük teorik olarak ise tamamen mümkün.

Şimdi cumhuriyetten bir önce bu toprakların yönetildiği padişahlık veya Avrupa’daki tanımıyla krallığı ele alalım. Bu yönetim şeklinde yönetim tek kişinin elindedir. Astığı astık kestiği kestiktir. O ölünce yerine oğlu, kardeşi veya en yakın akrabası geçer. Hanedan yoluna devam eder keyfine göre ülkeyi yönetir… Sanıyorsunuz ama öyle değil. Osmanlı da dâhil bütün monarşi sistemlerinde padişahlar, krallar veya imparatorlar, padişah, kral veya imparator olmak üzere küçük yaştan itibaren yetiştirilirler!

Bu kişilerin ilerde ne olacakları bellidir. Bu yüzden dış siyaset, yabancı diller, tarih, sanat, hitabet gibi onlarca konuda küçük yaşlardan itibaren eğitimlerine başlanır ve genç şehzadeler, prensler ülkenin bazı kentlerine yöneticiler olarak atanarak yönetim kabiliyetlerini geliştirmeleri sağlanırdı. Bir nevi stajyer krallık yaparlardı yani. Yine mesela Osmanlı’daki Enderun Mektebi gibi özel yetenekli çocukları devlet işlerinde kullanılmak üzere yetiştiren çeşitli okullar hemen her krallıkta mevcuttur. Burada çocukların eğilimleri belirlenip en yetenekli oldukları konularda eğitilerek, geleceğin vezirleri ve bürokratları yetiştirilirdi.

Yani yönetici zümre göreve geldiğinde işini bilen kişilerden oluşurdu. Mesela bir yabancı dil bile bilmeyen bir cumhurbaşkanınız olmazdı da, 7 dil bilen bir padişahınız yada kralınız olurdu.

Şimdi efendim kişisel görüşüme ve bugüne kadar kişisel olarak gördüklerime göre cumhuriyet rejiminde yöneticiler geçici bir süre için göreve geldiklerinden ve zamanları dolup gideceklerinden devlet ve millet menfaatleri pek çok kez kişisel menfaatlerinin gerisinde kalıyor. Pek çok insan milletvekili veya bakan gibi yüksek mevkilerin ağırlığını taşıyamıyor veya ulan zamanı gelince gideceğim fırsatım varken ne kadar mal mülk cukkalasam kardır deyip malı götürüyor. Pek çok kişinin ağzından x kişisi en azından az götürüyor, götürdüğü kadar hizmet de yapıyor diye duymadınız mı hiç?

Ama bir kral devleti hortumlayamaz, çalamaz, istese de devlet kasasını boşaltamaz. Çünkü çalıp çırpıp kaçıp gidebileceği bir yer yoktur.

Çünkü, yine kişisel görüşüme göre monarşik yönetimlerde krallar ülkeyi kendi malları, milleti de evlatları gibi görürler. Nasıl ki bir toprak sahibi köylü toprağını ve oğullarını korumak için her türlü tedbiri alıp topraktan en güzel mahsülü almaya çalışırsa, kral veya padişah da ülkesini diğer devletlere karşı mümkün olan her türlü yolla korur ve kollar. Halkının mutlu olması çabalar ve ülkesinin en güzel şekilde zengin ve mutlu olmasını ister. En azından mantıken böyle olmalıdır. Pratikte ise işler değişebilir, kabul.

Ancak rejim ne olursa olsun baştaki yönetici zümre ülke menfaatlerini her şeyden üstün görmeli ve asla şahsi menfaatlerini ülkesinin önünde tutmamalıdır. Bunlar zeki ve becerikli, üst düzeyde eğitimli, dünya siyasetini ve yerel siyaseti bilen ve sıkı takip eden, hitabeti kuvvetli, ikna edici, iş bitirici, olayları kontrol edebilen ve yönlendirebilen, arabulucu ve önder olmalıdırlar!

“Türkler için hiç şüphesiz en iyi yönetim şekli cumhuriyettir” şeklinde yıllarca bize dikte edildiği gibi en iyi rejim cumhuriyet değildir. Bir ülkenin yöneticileri halkı adalet ile yönetiyor, özgürlük ve zenginlik içinde yaşatabiliyorsa, halk çağın getirdiği bütün nimetlerden faydalanabiliyorsa, ülkenin insanları mutluysa o ülkede hangi rejim olursa olsun süper bir rejimdir.

Bookmark and Share

2 Yorum

Bosbogaz  July 10th, 2009 tarihinde demis ki;

Gelen gideni aratiyor mu diyorsunuz? Bence hem gelende hemde gidende buyuk problemler var. Son cumlenize ise bastan sona katiliyorum.

cumhur abi  July 11th, 2009 tarihinde demis ki;

altay esiroğlu gibi benim de atatürk’le röportaj yapma imkanım olsaydı sormak isterdim:

türkler için hiç şüphesiz en iyi yönetim şekli cumhuriyettir diyorsunuz, tarihteki başarılı türk devletlerinden kaç tanesi cumhuriyetle yönetilmiş sn. yüce atam?

Simdi de sizi dinliyoruz