<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Delinin Kuyusu</title>
	<atom:link href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.delininkuyusu.com</link>
	<description>Bir deli, kuyuya bir akıllı atar ve olaylar gelişir!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 10 Mar 2010 14:15:08 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>F klavye candır, canandır</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/f-klavye-candir-canandir.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/f-klavye-candir-canandir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 12:15:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Sanal Alem]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[emo]]></category>
		<category><![CDATA[f klavye]]></category>
		<category><![CDATA[f klavye üretim zorunluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[ihsan sıtkı yener]]></category>
		<category><![CDATA[klavye]]></category>
		<category><![CDATA[q klavye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3462</guid>
		<description><![CDATA[Kendimi bildim bileli F klavye kullanan bir insan olarak hükümetin F klavye açılımını şiddetle destekliyorum. Bir aksilik olmazsa hükümet, Türkiye’de satış yapan bilgisayar firmalarının F klavye üretmesini de zorunlu kılacak. Böylelikle benim gibi feseverler artık rahatlayacak, sıkıntılı ve zor zamanlar geçirmekten kurtulacaklar.
F klavye, daktilo öğretmeni İhsan Sıtkı Yener tarafından bulunup 1955’te Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesi tarafından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-3463" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="klavye" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/03/klavye.jpg" alt="" width="420" height="291" />Kendimi bildim bileli F klavye kullanan bir insan olarak hükümetin F klavye açılımını şiddetle destekliyorum. Bir aksilik olmazsa hükümet, Türkiye’de satış yapan bilgisayar firmalarının F klavye üretmesini de zorunlu kılacak. Böylelikle benim gibi feseverler artık rahatlayacak, sıkıntılı ve zor zamanlar geçirmekten kurtulacaklar.</p>
<p>F klavye, daktilo öğretmeni İhsan Sıtkı Yener tarafından bulunup 1955’te Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesi tarafından Standart Türk Klavyesi olarak kabul edilmiş. F klavyeyi en çok gazeteciler ve muhasebeciler kullanıyor. Ama dağdan gelip bağdakini kovan dış mihrak Q klavye neredeyse tüm bilgisayar kullanıcılarını zaptetti, tüm tersanelerimize girdi. F klavye kullanıcıları olarak yıllarca bu durumun zorluğunu yaşadık. Nereye elimizi atsak emperyalistlerin bir marifeti olan Q klavye karşıladı bizi. 10 dakikada yazabileceğimiz yazıları bitirmek saatler sürdü. F klavyeye tam anlamıyla hakim olup on parmak yazmaya başlayınca rahatlayacağız diye düşündük ancak bu sefer karşımıza emperyalistlerin iç destekçileri çıktı. Akay Perker gibi “Değiştirme olm şu klavyeyi” diyerek Q klavyeye mecbur bıraktılar bizi. Yani kendi bilgisayarlarımız haricinde çok sıkıntılı zamanlar yaşadık sevgili okur.</p>
<p><span id="more-3462"></span>Türkçeye en uygun klavye çeşidi olan F klavyede harflerin dizilişi o kadar yerli yerinde ki tuşlara kafanıza göre bastığınızda bile anlamlı kelimeler yazabiliyorsunuz. Ama Q klavyede durum böyle değil. Harfler saçma sapan yerlerde. Zaten ne zaman Q klavyede bir şeyler yazmaya kalksam kendimi piyanosunun üzerine eğilip tuşlarla kavga eden piyanist gibi hissediyorum. Çünkü yazacağınız kelimedeki harfler hep bir köşede toplanmış oluyor. Mesela popülizm yazacaksınız, klavyenin sağ tarafına yükleniyorsunuz. Esaret yazacaksınız, bütün harfler sol tarafta toplandığı için solcu oluyorsunuz bu sefer. Ama benim cânım F klavyemde öyle değil. Bir kelime için iki ele de birer harf düşüyor. Bi sağ elinizdeki parmaklarla basıyorsunuz, bi sol elinizdekilerle&#8230;</p>
<p>Şu anda on parmak Q klavye kullanan bir sürü insan var. Onlar artık iflah olmazlar. İçlerine kaçan şeytanın onların yakalarını bırakmayacak ve kanlarını emmeye devam edecek. Kurtuluşları imkansız&#8230;</p>
<p>Ama gelecek nesli Q klavyenin sömürüsünden kurtarabiliriz!</p>
<p>Ayrıca F klavyeyi öğrenmesi daha kolay. Misal, Q klavyeyi altı ayda öğrenebilen bir insan F klavyeyi 2 ayda söker. Hatta bir akşam oturup otuz sayfa yazı yazsa ertesi sabah kalktığında F klavyeyi yalamış, yutmuş olur. Çünkü kullandığımız kelimelere en yakın kombinasyon F klavyede olduğu için daha az çabayla net sonuç elde edebiliriz.</p>
<p>Bu arada F klavye dildeki yozlaşmanın ve emoculuk sektörünün önüne geçebilecek kapasitede. Yurtdışından ithal ettiğimiz emoculuk, bildiğiniz gibi garip garip şekillere bürünen duygusal ve isyankar gençleri bünyesinde barındıran bir akım. Her ne kadar ucube ve gudubet de olsalar kendi aralarında iletişimlerini sağlayan bir dil var. Konuşurken Türkçeye benzeyen ancak yazarken neye benzediğini bilemediğimiz bu dil, Türkiye’ye tabii ki muzun içindeki böcekle gelmedi. Q klavye ile geldi. Çünkü F klavye <strong>“SéniN HaFanıN oLduqu yHéRDé ßéN!m rüsqaRıM YéTéR Sén!N cıRqıNıq FaR oLmaYa caLı$TıqıN yéRDé ßéNiM $éqLim yéTéR.!!!”</strong> diye bir cümle yazabilmenize asla imkan vermez. Zira yıllardır F klavye kullanmama rağmen accent aigu, F klavyenin neresinde saklanmıştır, hangi tuşlara beraber basılırsa elde edilir bilmiyorum. Yok galiba. E hadi ona var diyelim, <strong>“¹º§uz olmªz”</strong> diye bir şeyi sittin sene yazamazsınız bizim klavyelerimizde.</p>
<p>Dolayısıyla F klavyede emo olmaya çalışan bir genç bütün çabalarının boşa çıktığını görüp vazgeçebilir. Zira bizim klavyemiz bu harfimsi karakterlere izin vermiyor (Belki vardır ama ben yıllardır bulamadım). Bundan ötürü F klavyenin yaygınlaşması emoculuğun önüne geçecek ve aşılması güç bir set olacaktır.</p>
<p>Ey anneler ve babalar çocuğunuzun normal bir insanoğlu gibi yetişmesini istiyorsanız onları F klavye ile yetiştirin!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/f-klavye-candir-canandir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/03/klavye.jpg' length ='154142'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Diyalog şart!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/diyalog-sart.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/diyalog-sart.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2010 19:42:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[bible]]></category>
		<category><![CDATA[çağdaş]]></category>
		<category><![CDATA[dinlerarası diyalog]]></category>
		<category><![CDATA[Eugenio Merino]]></category>
		<category><![CDATA[George Bush]]></category>
		<category><![CDATA[gerici]]></category>
		<category><![CDATA[haham]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[ilerici]]></category>
		<category><![CDATA[incil]]></category>
		<category><![CDATA[irtica]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[muasır medeniyetler seviyesi]]></category>
		<category><![CDATA[papaz]]></category>
		<category><![CDATA[Quran]]></category>
		<category><![CDATA[türban]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3433</guid>
		<description><![CDATA[
İspanya&#8217;nın başkenti Madrid&#8217;de yapılan ARCO Çağdaş Sanat Fuarında, İspanyol sanatçı Eugenio Merino’nun bir heykeli var ki dünyanın durumu bu kadar iyi anlatılabilir. Üst üste ibadet eden Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi’den oluşuyor. Secde eden Müslüman’ın hemen başucunda İncil, ortada papazın elinde Tevrat, en üstte hahamın elinde Kuran var. Heykelin yanında ise bir silahın namlusunun ucuna geçirilmiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3460" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/03/heykel.jpg" alt="" width="420" height="644" /><br />
İspanya&#8217;nın başkenti Madrid&#8217;de yapılan ARCO Çağdaş Sanat Fuarında, İspanyol sanatçı Eugenio Merino’nun bir heykeli var ki dünyanın durumu bu kadar iyi anlatılabilir. Üst üste ibadet eden Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi’den oluşuyor. Secde eden Müslüman’ın hemen başucunda İncil, ortada papazın elinde Tevrat, en üstte hahamın elinde Kuran var. Heykelin yanında ise bir silahın namlusunun ucuna geçirilmiş Museviliğin sembollerinden olan yedi kollu şamdan bulunuyor.</p>
<p>İsviçre’deki minare krizinde olduğu gibi yine Müslümanlar ayağa kalkmış. Anca ayağa kalkma, yakınma, kınama zaten. Müslüman dünyası ne zaman objektif olmayı öğrenecek? Hani nerede kaldı idrak, tefekkür?</p>
<p><span id="more-3433"></span>Bugünün dünyasını muhteşem özetlemişsin. Eline sağlık Merino. Kuran’ı da en tepeye yerleştirmesi takdire şayan. Hep derim zaten “Bunlar Kuran’ı bizden iyi biliyor” diye. Biz dinin edebiyatıyla uğraşırken; onlar, dünyaya hakim olmakla uğraşıyor. İncil edebiyatla doludur zaten. Paso hikaye. Tam bize göre. Merino da başucumuza koymuş. Kuran ise edebiyat yapmaz. Mesajını kesin bir dille aktarır. Bakmayın siz TV’de Kuran tartışanlara, okumaktan aciz milletimizi uyutma hareketi bunlar. Örneğin, Kuran Enfal 39’da diyor: <em>“Fitne kalmayıp, yalnız Allah&#8217;ın dini kalana kadar onlarla savaşın.” </em>İşte biz ilahi, şiir, mevlitle uğraşırken; onlar da bu ayeti hayata geçiriyor. E tabi Müslümanca değil, Yahudice ve Hıristiyanca.</p>
<p>Dünya siyasetini Adem’den beri din belirlediği gibi her zaman da din belirlemeye devam edecek. İsrail diye bir yer yoktu yeryüzünde, ilk önce az toprak satın almakla başladılar işe, şimdi ise Kudüs’e tamamıyla sahip olacaklar. Onlar bizim kadar ilerici değiller zaten, akılları hala kaç bin sene önceki kutsal topraklarda. Şeriatçı ve gerici düşünüyorlar. Çok yazık.</p>
<p>George Bush iğrenç bir adam diye bilinirdi. Adam kitabına göre davranıyor kardeşim. Niye bok atıyorsunuz adama. 2 şık vardır hep. Ya onlar yağmalayıp, demokrasi götürecek dünyaya. Ya da sen Adalet’i ulaştıracaksın dünyaya. Bu işin ortası olamaz. Örneğin, hayat bilgisi kitabındaki gerici monarşik Osmanlı, bir müddet 2. şıkkı başarıyla yaptı. Fatih’in ömrü yetseydi Roma’ya bile yardıracaktı. Ama kendisine ayrılan sürenin sonuna geldi, Hakkın rahmetine kavuştu. Zehirlendiği yönünde rivayetler de var. İlk şıkka örnek, kimsenin sevmediği (onun çok da umrundaydı) George Bush’u verebiliriz. Hani horoza sormuşlar: “Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar?” diye. O da demiş: “Ben takar geçerim, gerisi beni ilgilendirmez.” Bush da aynı hikaye: “Ben işgal eder geçerim, millet ne derse desin.” Dünya Bush’a küsmüş, Bush’un haberi olmamış.</p>
<p>Herkes kendi rolünü oynuyor bu dünyada. Bush kötüyü oynuyor. Bush gider yerine Bob gelir. Bush’lar bitmeyecek. Ama biz Bush’un karşısına kimi çıkaracağız? İyiyi kim oynayacak? Bush’un karşısına çıkardığımız barış, hoşgörü, diyalog sözcükleri. Adamlar birlik olmuş, diyorlar: “Köpeğimiz olacaksınız.” Biz: “Abi önce çay içip iki diyalog etsek he?”. Eminim Bush bi’ tarafıyla gülüyodur bize.</p>
<p>İçimizdeki batı hayranı ilericiler yüzünden geri kaldık hep. Okulda namaz kılan öğrenciler, başörtülü kızlar devlet meselesi haline geldi. Bir arpa boyu yol alamadık. Yıllardır verilen iktidar kavgası; milletin inancının ilericilerin bi’ taraflarına batmasından kaynaklandı. Ulan sen inanmasan da ne karışıyorsun. Bırak takılsın istediği gibi herkes. Onlar muasır medeniyete örtüyle çıkmak istiyor belki. Kutsal MMS (Muasır Medeniyetler Seviyesi) şartnamesinde “Örtülü girilmez!” falan mı yazıyor? Rejim tehlikesiymiş. Ulan ne rejimi? Rejim dediğin ilerici ile gerici arasındaki sidik yarışı. Kazım Karabekir’in partisi kapatıldığından beri hep aynı taht kavgası. Şu sıra yaşananlar 28 Şubat’ın intikamını alma çabaları değil mi? O yıllarda Ordu’dan o kadar askeri aforoz ettiniz. O kadar insanı “İrticacı” diye damgaladınız. Şimdi de üst düzey emekli askerler intihar eder oldu. Etme-bulma dünyası işte.</p>
<p>Gâvurlar tepemize binme planları yaparken biz hala kendi içimizde birbirimizi parmaklamaya devam edelim. AR-GE, teknoloji, üretim bizim neyimize. Bizim kapı gibi Diyalog’umuz var. Asıl ayakkabı fırlatılması gereken Bush mu? Ayakkabıyı Bush’a fırlattıysak, kendimize koca bir postal fırlatmamız gerek. Hem de tam <strong>gafil </strong>kafamıza.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/diyalog-sart.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>14</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/03/heykel-326x500.jpg' length ='26952'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Koşun koşun altın bulmuşlar!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kosun-kosun-altin-bulmuslar.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kosun-kosun-altin-bulmuslar.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 23:33:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[amerika tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[amerikada altın arayanlar]]></category>
		<category><![CDATA[amerikada altın göçü]]></category>
		<category><![CDATA[california]]></category>
		<category><![CDATA[california altın göçü]]></category>
		<category><![CDATA[california state indian museum]]></category>
		<category><![CDATA[californiada altın arayanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[ghirardelli çikolata]]></category>
		<category><![CDATA[gold rush]]></category>
		<category><![CDATA[james w marshall]]></category>
		<category><![CDATA[joaquin miller]]></category>
		<category><![CDATA[john a sutter]]></category>
		<category><![CDATA[john augustus sutter]]></category>
		<category><![CDATA[john sutter]]></category>
		<category><![CDATA[levis]]></category>
		<category><![CDATA[los angeles]]></category>
		<category><![CDATA[mark twain]]></category>
		<category><![CDATA[meksika]]></category>
		<category><![CDATA[meksika amerika savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[new helvetia]]></category>
		<category><![CDATA[sacramento]]></category>
		<category><![CDATA[san francisco]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[spreckels şeker]]></category>
		<category><![CDATA[stanford üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[sutters fort]]></category>
		<category><![CDATA[sutters mill]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[yerba buena]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3393</guid>
		<description><![CDATA[California&#8217;da altın aramaya davet eden afişlerden biri.
1803&#8242;de Almanya&#8217;nın Kandern kasabasında doğan John Augustus Sutter, doğduğu yerden çok uzaklarda, alabildiğine vahşi girişimlerle bir dünya kurulmasına önayak olacağını biliyor muydu acaba&#8230; O sadece bir köylü çocuğuydu ve kendini kurtarabilmenin, para kazanmanın derdindeydi.
Amerika&#8217;ya gitmenin hayaliyle büyüdü, sadece hayal kurmakla kalmayıp orada lazım olabilecek şeyleri de daha Almanya&#8217;dayken öğrendi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-3410" title="Kosun kosun altin bulmuslar!" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/goldrushreklam.jpg" alt="Kosun kosun altin bulmuslar!" width="421" height="262" /><em>California&#8217;da altın aramaya davet eden afişlerden biri.</em></p>
<p>1803&#8242;de Almanya&#8217;nın Kandern kasabasında doğan John Augustus Sutter, doğduğu yerden çok uzaklarda, alabildiğine vahşi girişimlerle bir dünya kurulmasına önayak olacağını biliyor muydu acaba&#8230; O sadece bir köylü çocuğuydu ve kendini kurtarabilmenin, para kazanmanın derdindeydi.</p>
<p>Amerika&#8217;ya gitmenin hayaliyle büyüdü, sadece hayal kurmakla kalmayıp orada lazım olabilecek şeyleri de daha Almanya&#8217;dayken öğrendi. New York&#8217;a indiğinde İspanyolca ve İngilizceyi gayet akıcı konuşabiliyordu.</p>
<p>Askerliğini İsviçre ordusunda yaptıktan sonra bulduğu ilk fırsatta gemiye atlayarak 1834 yılında yeni dünya Amerika&#8217;ya indi. Çatışmalar, kavga gürültüler arasında kendini kurtarıp ülke kurmaya çalışan Amerikalıların arasına o da katıldı. New York&#8217;daki çeşitli maceralarının ardından 1839 yılında asıl hedefi olan Meksika&#8217;nın Yerba Buena (California ABD&#8217;ye katılınca Yerba Buena&#8217;nın ismi San Francisco olarak değişecekti) kentine ulaşmayı başardı.</p>
<p><span id="more-3393"></span>San Francisco&#8217;nun bereketli toprakları, Sutter karaya çıktığında sadece 30.000 Amerikan yerlisi ve 1.000 civarında Avrupa göçmenini besliyordu. California&#8217;ya vardığında cebinde doğru düzgün parası bile olmayan Sutter&#8217;ın toprak macerası, Alta California&#8217;da tarımı geliştirmek için uğraşan vali tarafından Meksika vatandaşı olması şartıyla bağışlanan ve merkezi bugün Coloma sınırlarında kalan 200 km² araziyle başladı.</p>
<p>Geniş arazisine çiftliğini kuran Sutter, valinin yüzünü kara çıkarmadı; Avrupa göçmenlerinin yanında Miwok ve Maidu kabilelerinden işçi olarak tuttuğu yerlilerle de iyi geçinerek kısa sürede zenginleşti. Yeni topraklarına kurduğu devasa çiftliğine New Helvetia ismini vermişti; Yeni İsviçre.</p>
<p>Sutter için hayat harika gidiyordu. Meksika &#8211; Amerika savaşına bile aldırmamış, zamanında kendisine toprak veren valiyi, parasının ve adamlarının gücü sayesinde küçük görecek hale gelmişti. Ancak dünyayı zengin edecek olan metaller onun çiftliğinde ortaya çıkınca her şey tersine dönüverdi.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-3408" title="Sutter's Mill" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/suttersmill.jpg" alt="Sutter's Mill" width="421" height="311" /><em>California&#8217;yı birbirine katan altın John Sutter&#8217;ın Coloma&#8217;daki bıçkıhanesi Sutter&#8217;s Mill&#8217;de bulunmuştu.</em></p>
<p>Sutter&#8217;ın topraklarından akan American River üzerinde, Sutter&#8217;s Mill ismiyle anılacak olan bıçkıhanenin inşaatına başlayan adamlarından James W. Marshall, 24 Ocak 1848&#8242;de toprağın içinde sarı metaller bulduğunu söyleyerek Sutter&#8217;a haber verdi. O güne kadar altının toprakta nasıl göründüğünü bile bilmeyen Sutter ve Marshall, buldukları metalin değerli bir şey olduğunu düşünerek ansiklopediler kurcaladılar ve altın bulduklarına öyle emin oldular.</p>
<p>Sutter bu işe hiç sevinmemişti. Çünkü o Amerika’ya altın aramaya değil, Yeni İsviçre’yi kurmaya gelmişti ve çiftliğinde altın bulunması kurmayı planladığı şehrin inşaatlarını aksatacaktı.</p>
<p>Kimseye söylemedi topraklarından altın çıktığını. Ancak Marshall çenesini tutamadı ve Sutter’s Mill’de altın bulduğunu Samuel Brannan adında bir gazeteciye söyleyiverdi. Gazeteciliğin yanında, California&#8217;ya ilk İspanyol göçünden beri usul usul devam eden altın arama işleri için malzeme de satan Brannan’ın şehre döner dönmez gazetesinde yayınladığı haber Amerika’ya bir anda yayıldı ve Amerika’nın gold rush ismiyle anılacak olan en büyük akını 1849 sonbaharında başladı.</p>
<p>Bu öyle bir akındı ki, çocuklar evlerinden, askerler kışlalarından kaçıyor, ülke genelinde dükkânlarını kapatan esnaf altın aramak için Sutter’ın arazisine hücum ediyorlardı. Birkaç ayda binlerce altın arayıcısı Sutter’ın arazisini işgal etmiş, çiftliğini yağmalamış, hatta topraklarını alıp satmaya başlamışlardı.</p>
<p>California&#8217;ya düzenlenen altın göçü, 1848 &#8211; 1855 arasında sürekli yükseldi ve 1855&#8242;de azalmaya başladı. 1849&#8242;da gelen ilk göçün üyeleri, &#8220;forty-niners&#8221; olarak anılıyorlardı ve gold rushın en büyük kaymağını da onlar yediler. Forty-niners, ağırlıklı olarak California çevresindeki Amerikalılardan oluşuyordu. Zamanla haberler Amerika&#8217;nın diğer bölgelerine ve dünyaya yayılmaya başlayınca, dünyanın her tarafından göçler gelmeye başladı. Avrupa ülkelerinden, Çin&#8217;den, Osmanlı&#8217;dan, Rusya&#8217;dan onbinlerce insan yeni bir yaşam kurma hayaliyle gemilere doluşup California&#8217;ya geliyorlardı.</p>
<p>Elbette herkes altın için gelmiyor, birçok insan da hızla büyüyen San Francisco&#8217;da ticaret yapmak için geliyordu. Altın arayıcılarına mal satmaya gelen bazı tüccarlar da, gelecekte dünyanın en ünlü markaları olacak olan şirketlerinin temellerini atıyorlardı. Levi Strauss (Levi&#8217;s Jeans), Domingo Ghirardelli (Ghirardelli Chocolate Company), James McClatchy (The McClatchy Company), Claus Spreckels (Spreckels Sugar Company), Leland Stanford (Stanford Üniversitesi&#8217;nin kurucusu), gibi adamların yanında, Mark Twain, Joaquin Miller gibi edebiyatçılar da bu göçün insanlarındandı.</p>
<p>Kaptanlar altın avcısı getirdikleri gemilerini San Francisco açıklarında terk edip altın aramaya koşuyor, terk edilmiş gemileri de altın arayıcılarına hizmete gelen tüccarlar depo niyetine, orospular genelev niyetine kullanıyorlardı. Hatta California&#8217;nın fuhuş ve porno sektörünün önemli merkezlerinden biri olmasının temellerini de bu kadınlar atmıştır diyebiliriz.</p>
<p>Gelinen yol ve hızla büyüyen şehirlerin yapısı o kadar kanunsuz, o kadar karmaşıktı ki, onbinlerce insan yollarda, ormanlarda, bataklıklarda öldüler, binlercesi de kolera salgınlarına kurban oldu. Buna rağmen, göçten en çok etkilenen San Francisco kasabası bir metropol oldu, boş arazilere sıfırdan şehirler kuruldu. Özellikle nehir kenarları hızla şehirleşti, Sacramento gibi birçok şehir altın arayıcılarının derme çatma çadırlarından, terk edilmiş gemilerden sökülen tahtalarla yapılan barakalardan yükseldi.</p>
<p>1849&#8242;daki nüfusu 35.000&#8242;i zor bulan San Francisco&#8217;nun nüfusu, iki yılda katledilen 120.000 yerliye rağmen 1855&#8242;de 400.000&#8242;e yaklaşmıştı. Sırf ayak işlerini yapması için gelen Çinli göçmen sayısı bile 40.000’in üzerindeydi. Öyle ki, San Francisco limanında kaderine terk edilen gemilerin sayısı 700’ü geçmişti. Meksika ve ABD arasında kalıp, otoriter bir yönetime de sahip olamayan California kanunlarının gücü, bu insanları durdurmaya yetmiyordu.</p>
<p>Her şeyini üst üste kaybetmeye başlayan Sutter, Eylül 1848’de İsviçre’den gelip kendisine katılan oğluyla birlikte topraklarını savunmaya çalıştı. Fakat oğlunun amacı New Helvetia şehrini geliştirmek değil, Sacramento Nehri kıyısına Sacramento ismini verdiği bir şehir kurmaktı. Baba Sutter buna her ne kadar kızsa da oğlu Sacramento’nun ismini verip temellerini attıktan sonra altın arayıcıların istilasından bıkarak Meksika’ya taşındı.</p>
<p>Sutter, California 1850 yılında ABD’ye katılıncaya kadar toprakları için savaştı. California bir eyalet olarak Birleşik Devletler’e katıldığında yeni kanunlar Sutter’ın toprak sahipliğini reddetti ve bütün toprakları devlet arazisi oldu.</p>
<p>Topraklarının, kurmaya çalıştığı şehrin ve hayallerinin sırf arazisinde altın bulunduğu için yağmalanmasını seyretmek zorunda kalan Sutter, devletin bağladığı 250 dolar harçlıkla Washington’da bir pansiyonda kalmaya başladı. ABD aleyhine açtığı tazminat davası 16 Haziran 1880’de sonuçlandı, 50 milyon dolar tazminat almaya hak kazandı ama sadece iki gün sonra, 18 Haziran’da kaldığı otelde öldü.</p>
<p>Bu yağmalama sadece Sutter’a zarar vermekle kalmadı, altın arayışının kontrolsüzce devam ettiği 1848 – 1850 yılları arasında Miwok ve Maidu kabilelerinden 120.000 yerlinin de öldürülmesine neden oldu.</p>
<p>Yerba Buena&#8217;nın ismi, California ABD’ye katılınca San Francisco olarak değiştirildi. John Sutter&#8217;ın New Helvetia adını verdiği topraklar, oğlunun kurduğu Sacramento şehrinin doğu sınırında kalıyor.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-3406" title="Sutter's Fort" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/suttersfort.jpg" alt="Sutter's Fort" width="421" height="260" /><em>Sacramento&#8217;nun temelleri bu evde atılmıştı.</em></p>
<p>Sutter’ın çiftliğinin temellerini attığı yer olan Sutter’s Fort ise bugün California State Indian Museum ile birlikte Sacramento&#8217;da, şehrin ortasında kalıyor. Altın uğruna katledilen 120.000 yerlinin hatırasını yaşatmak için, her şeyini kaybeden adamın çiftliğine Indian Museum diye müze yapmak da garip bir af dileme yöntemi olsa gerek. Pazarlama başarısı da denebilir.</p>
<p>San Francisco şehir merkezindeki Sutter Street, San Francisco’nun çeşitli yerlerindeki Sutter’s Mill School, Sutterville Road gibi, hatta Amador Country’deki Sutter’s Creek gibi yerlere Sutter’ın ismi verilse de bu, altın uğruna toprakları ve yaşamı yağmalanan bir adama karşı günah çıkarma eyleminden başka bir şey değildir.</p>
<p>San Francisco ve Sacramento’yu kuran adamın bir otelde sefalet içinde ölmesi ibret verici.</p>
<p>Arazide altın bulunduğunu gazeteciye yetiştiren James W. Marshall’a ne oldu derseniz, ortak olduğu altın madenlerine yaptığı yatırımlar hep başarısız oldu. California’da yeni bir çağ başlattığı için verilen devlet nişanıyla birlikte, kendi üzüm bağındaki bir kulübede, yalnız başına öldü. Öldüğünde üzerinde bir dolar bile yoktu.</p>
<p>Bir gün Oakland Museum of California’yı ziyaret etme imkânınız olursa, kendini kurtarmaya çalışırken California’nın temellerini atanları ve California’nın gerçek sahipleri olan yerlileri daha yakından tanıyabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kosun-kosun-altin-bulmuslar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/suttersfort.jpg' length ='99458'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Musalla taşından muafiyet</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/musalla-tasindan-muafiyet.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/musalla-tasindan-muafiyet.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Feb 2010 18:15:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[firavun]]></category>
		<category><![CDATA[hak batıl]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3375</guid>
		<description><![CDATA[
Diyanet İşleri Başkanı demiş: “Akşam yarım saat TV’yi kapatıp Kuran okuyun.” Ama bu tavsiye, ünlü gazetecinin epey zoruna gitmiş. Laik, demokratik ülke bütünlüğüne tehdit varmış bu tavsiyede.
Çiçek böcek orman sevgisi, öğretmenler günü, anneler günü, millî birlik beraberlik, 23 Nisan, 19 Mayıs konulu hutbelerle Müslümanları her daim barışçıl ve insancıl tutmaya çalışan bu güzide kurumumuz laikliğin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3376" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/musalla.jpg" alt="musalla" width="420" height="315" /><br />
Diyanet İşleri Başkanı demiş: “Akşam yarım saat TV’yi kapatıp Kuran okuyun.” Ama bu tavsiye, ünlü gazetecinin epey zoruna gitmiş. Laik, demokratik ülke bütünlüğüne tehdit varmış bu tavsiyede.</p>
<p>Çiçek böcek orman sevgisi, öğretmenler günü, anneler günü, millî birlik beraberlik, 23 Nisan, 19 Mayıs konulu hutbelerle Müslümanları her daim barışçıl ve insancıl tutmaya çalışan bu güzide kurumumuz laikliğin sigortalarından biriyken; din ve devlet işlerinin birbirinden ayrıldığını ezberletip durdunuz. Halbuki ya din devleti kontrol eder, ya da devlet dini. Ayrılmaz ikili.</p>
<p><span id="more-3375"></span>Dinin görevi adaleti tesis etmekti, hak hukuku gözetmekti, haksız kazancın önüne geçmekti, insanın insanı her türlü (can, akıl, mal) sömürmesini engellemekti. Ama bugün gelinen <strong>Pis Yeni Dünya</strong>’da; asgari ücretle çalışan köleler,  işveren Firavunlar, parayla satın alınan adalet, kredi kartı kakalayan mini etekli modern tefecilik, mürit-sömürücüler, şeyh-tapıcılar boy gösteriyor.</p>
<p>Musa Firavun’un, İbrahim Nemrut’un sistemine neden çomak soktu? Peygamberler neden eziyet gördü? Onlara her şey teklif edilirken neden ellerinin tersiyle ittiler? Mevcut sistemle neden uzlaşmadılar? Onlar, Hakkı batıla üstün kılmaya çalıştılar; biz ise “batıl”ı incitmek istemiyoruz. Onlar, zulüm ile savaştı; biz ise zulümle kol kola geziyoruz.</p>
<p>Bu güzide kurum insanları uyku modunda tutarken iyi hoş, laf yok. Ama adam bir tavsiyede bulununca köpürüyorsunuz. Siz iyisi mi vasiyetinizi şöyle edin: Diyanet’in görevlendirdiği imamlar cenaze namazınızı kıldırmasın. Demokratik bedeniniz; anti-laik tabuta konmasın, ilkel musalla taşına uğramasın. Yaksınlar sizi, küllerinizi çağdaşlığa savursunlar. Bu vasiyeti edecek kadar cesaretiniz var mı?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/musalla-tasindan-muafiyet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/musalla.jpg' length ='39225'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>2010 Kış Olimpiyatları</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/2010-kis-olimpiyatlari.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/2010-kis-olimpiyatlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Feb 2010 18:47:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[2010 kış olimpiyatları]]></category>
		<category><![CDATA[2010 kış olimpiyatlarına katılan türk sporcular]]></category>
		<category><![CDATA[abdülkadir dökmeci]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet küçükler]]></category>
		<category><![CDATA[bekir korkmaz]]></category>
		<category><![CDATA[erdinç türksever]]></category>
		<category><![CDATA[faruk özak]]></category>
		<category><![CDATA[fatih çintımar]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet koçak]]></category>
		<category><![CDATA[kanada]]></category>
		<category><![CDATA[kelime çetinkaya]]></category>
		<category><![CDATA[kemal tamer]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet atalay]]></category>
		<category><![CDATA[milli olimpiyat komitesi]]></category>
		<category><![CDATA[olimpiyat]]></category>
		<category><![CDATA[recep kızılcık]]></category>
		<category><![CDATA[sabahattin oğlağo]]></category>
		<category><![CDATA[safiye seymenoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[sebahattin öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[şenol altınok]]></category>
		<category><![CDATA[tuğba karademir]]></category>
		<category><![CDATA[tuğba taşdemir]]></category>
		<category><![CDATA[vancouver]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3361</guid>
		<description><![CDATA[XXI Kış Olimpiyatları, 12 Şubat&#8217;ta Kanada&#8217;nın Vancouver kentinde başladı. Elbette böyle bir müsabaka zincirinde kar görmemiş Afrika ülkelerinden sporcular beklemek anlamsız. Türkiye de yaz kış oldukça sıcak bir ülke olduğundan, böyle gereksiz sporlarla vakit harcamıyor. Sonuçta biz en az 25 derece sıcaklıkta yaşayıp, kar yağacak olursa mağaralarımıza saklanan insanlarız.
Çok sıcak bir ülke olduğumuzdan dolayı sadece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-3368" title="2010 Kis Olimpiyatlari" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/2010van.jpg" alt="2010 Kis Olimpiyatlari" width="421" height="498" />XXI Kış Olimpiyatları, 12 Şubat&#8217;ta Kanada&#8217;nın Vancouver kentinde başladı. Elbette böyle bir müsabaka zincirinde kar görmemiş Afrika ülkelerinden sporcular beklemek anlamsız. Türkiye de yaz kış oldukça sıcak bir ülke olduğundan, böyle gereksiz sporlarla vakit harcamıyor. Sonuçta biz en az 25 derece sıcaklıkta yaşayıp, kar yağacak olursa mağaralarımıza saklanan insanlarız.</p>
<p>Çok sıcak bir ülke olduğumuzdan dolayı sadece futbol oynayabiliriz. Onu da kendi içimizde başarırız, uluslar arası platformda kayda değer bir başarımızı bulmak zordur. 87 yaşındaki ülkemizden bir kez UEFA şampiyonluğunu kazanan bir takım çıktı, bir kez de milli takımımız dünya üçüncüsü oldu. Milli takımlar teknik direktörü diye bir unvan vardır mesela bizde, sadece futbolla ilgilenen bir adamdır bu unvanın sahibi de. Ayda 140.000 TL civarında maaş alırdı eskiden, şimdiki ne kadar alır bilmem.</p>
<p>Milli takımlar teknik direktörü denince aklınıza öyle garip garip şeyler gelmesin. Futbol kâfidir. Yüzmek zor, ülkemizde deniz yok bizim, nasıl öğrenelim öyle şeyleri? Boks çok kötü bir spor, yurtta sulh cihanda sulh diyen bir toplumuz, insanları döverek puan toplamayız, ayıp. Motor sporlarına yaklaşmayız, trafik canavarı değiliz. Nasıl olduysa <a href="http://www.pitcafe.com/index.php/2009/12/kenan-sofuoglunun-basin-bildirisi/" target="_blank">çocuğun biri çıkıp dünya şampiyonu olmuş,</a> terbiyesiz şey.</p>
<p>Haliyle ülkemizden öyle yaz olimpiyatı, kış olimpiyatı gibi gereksiz şeylere katılım beklemeyin.</p>
<p><span id="more-3361"></span>2010 Kış Olimpiyatları da dünyanın öbür ucunda, teee Kanada. Kim kalkıp oraya gidecek, üşüye üşüye kar üstünde spor yapacak, olacak iş mi bu?</p>
<p>Biz böyle düşünsek de yüce devletimiz bizim adam olmamızı çok istediği için, Kış Olimpiyatları&#8217;na katılacak sporcular bulmuş. Türkiye gibi karla, buzla işi olmayan, sıcacık çöl kumlarında kardeşçe yaşayan bir ülkeden tam beş (5) sporcu çıkmış üstelik! Oha diyorum! Türk değildir bunlar kesin. Kendilerini acilen kafatası muayenesine davet ediyorum.</p>
<p>Bu beş sporcunun ismini cismini sayalım ki aramızda böyle acayip sporlarla ilgilenip olimpiyatlara katılmaya çalışan yaramaz gençleri herkes bilsin.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-3370" title="Tugba Karademir" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/tugba.jpg" alt="Tugba Karademir" width="421" height="346" />Tuğba Karademir (Artistik buz pateni), Erdinç Türksever (Erkekler slalom, büyük slalom), Tuğba Taşdemir (Bayanlar slalom, büyük slalom), Kelime Çetinkaya (Bayanlar serbest, takip, toplu çıkış, bireysel sprint), Sabahattin Oğlağo (Erkekler serbest, takip, toplu çıkış, bireysel sprint). Bu gençler acilen cezalandırıla!</p>
<p>Tuğba Karademir&#8217;i tanırım. Kanada&#8217;da yaşar, Kanada Milli Takımı&#8217;na da girmişti ama &#8220;ben sadece Türkiye adına katılırım müsabakalara,&#8221; diyerek Kanada&#8217;nın sunduğu büyün imkânları elinin tersiyle itti. O kadar nimeti terk edip Türkiye adına yarışması dikkat çekici. Ajan falan olabilir.</p>
<p>Elbette yüce devletimiz her şeyi bizden önce düşünmüş ve sporcu başına iki devlet büyüğü olmak üzere 12 devlet görevlisini de Kanada&#8217;ya göndermiş. Bu yüce şahsiyetler ise şunlar:</p>
<p>Spordan Sorumlu Devlet Bakanı <strong>Faruk Özak</strong>, AKP Trabzon Milletvekili <strong>Safiye Seymenoğlu</strong>, Erzurum Valisi <strong>Sebahattin Öztürk</strong>, Trabzon Valisi <strong>Recep Kızılcık</strong>, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Ahmet Küçükler</strong>, Erzurum Atatürk Üniversitesi Rektörü <strong>Prof. Dr. Hikmet Koçak</strong>, Üniversite Sporları Federasyonu Başkanı <strong>Kemal Tamer</strong>, Uluslar arası Spor Organizasyonlarından Sorumlu Başkoordinatör <strong>Mehmet Atalay</strong>, Kış Oyunları Koordinatörü <strong>Bekir Korkmaz</strong>, Erzurum Gençlik ve Spor İl Müdürü <strong>Fatih Çintımar</strong>, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Buz Hokeyi Federasyonu Eski Başkanı <strong>Prof. Dr. Abdülkadir Dökmeci</strong> ve Karayolları 12. Bölge Müdürü <strong>Şenol Altınok</strong>.</p>
<p>Bunlar son derece önemli isimler. Sonuçta kar yağınca üzerinde nasıl davranacağımızı bilmemiz lazım. Karayolları Bölge Müdürü gitmesin de ben mi gideyim?</p>
<p>Tebrik ediyorum, sağolun, Allah razı olsun. Kar &#8211; buz üzerine kayan, azan coşan o sporcu kılıklı yaramaz çocukların kulaklarını çekiniz muhterem devlet büyüklerim. Uluslar arası spor organizasyonlarında önemli olan sporcuların katılması değil, devlet büyüklerimizin gidip ortamı teftiş etmesidir. Ne kadar az sporcu, ne kadar çok devlet büyüğü giderse o kadar iyi olur. Devlet&#8230; ilerlemek&#8230; çağdaşlık&#8230; modernlik&#8230; falan&#8230; oh yes!</p>
<p><a href="http://www.olimpiyatkomitesi.org.tr/" target="_blank">Milli Olimpiyat Komitesi&#8217;nin sitesi</a> de web olimpiyatlarında sekiz madalya toplamış, haberiniz var mıydı? 2010 yılında 1998 tarzı bir tasarımla siteyi yayında tutmayı başardıkları için Stanford Üniversitesi özel ödül vermiş bizimkilere. Flash butonlar falan var, o derece.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/2010-kis-olimpiyatlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/2010van.jpg' length ='52722'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Bi gün bi arkadaşla oturuyoruz&#8230;</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bi-gun-bi-arkadasla.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bi-gun-bi-arkadasla.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Feb 2010 10:27:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[emir akın]]></category>
		<category><![CDATA[gittim gezdim geldim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3353</guid>
		<description><![CDATA[Emir’le birlikte Gittim Gezdim Geldim serisinin başlamasına vesile olan gezinin ilk gününde yorgunluktan bezmiş bir vaziyette Ankara’da bir parkta oturmuş konuşuyorduk. Mevzu nereden açıldı hatırlamıyorum ama sonunu Emir şöyle bağladı: “Olm şimdi bunu bir yarış olarak düşün. Adamlar bize tur bindirmiş defalarca. Tur bindirirken yanımızdan geçiyorlar ya, işte o zaman devletlüler meydana çıkıp (Gördüğünüz gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/medeniyet.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3354" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="medeniyet" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/medeniyet.jpg" alt="medeniyet" width="420" height="629" /></a>Emir’le birlikte <a href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/tag/gittim-gezdim-geldim" target="_blank">Gittim Gezdim Geldim</a> serisinin başlamasına vesile olan gezinin ilk gününde yorgunluktan bezmiş bir vaziyette Ankara’da bir parkta oturmuş konuşuyorduk. Mevzu nereden açıldı hatırlamıyorum ama sonunu Emir şöyle bağladı: “Olm şimdi bunu bir yarış olarak düşün. Adamlar bize tur bindirmiş defalarca. Tur bindirirken yanımızdan geçiyorlar ya, işte o zaman devletlüler meydana çıkıp (Gördüğünüz gibi muasır medeniyetlerle aynı seviyedeyiz) diyorlar. Bizim medeniyetimiz budur işte.&#8221;</p>
<p>Sonra bu güzel tesbiti için &#8220;Aferin lan keranacı&#8221; diyerek tebrik ettim Emir&#8217;i.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bi-gun-bi-arkadasla.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/medeniyet-333x500.jpg' length ='33359'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Tiyatroyu rahat bırakın</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/tiyatroyu-rahat-birakin.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/tiyatroyu-rahat-birakin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Jan 2010 14:28:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[carmen]]></category>
		<category><![CDATA[carmen opera]]></category>
		<category><![CDATA[castrato]]></category>
		<category><![CDATA[georges bizet]]></category>
		<category><![CDATA[korkuyu beklerken]]></category>
		<category><![CDATA[lucky luke]]></category>
		<category><![CDATA[oğuz atay]]></category>
		<category><![CDATA[opera]]></category>
		<category><![CDATA[red kit]]></category>
		<category><![CDATA[sahnede sigara yasağı]]></category>
		<category><![CDATA[sansür]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sigara yasağı]]></category>
		<category><![CDATA[simon gray]]></category>
		<category><![CDATA[the last cigarette]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro oyuncularına ceza]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3321</guid>
		<description><![CDATA[Simon Gray oyunu The Last Cigarette
Kadınların sahneye çıkmasının yasak olduğu Ortaçağ Avrupası&#8217;nda operalarda kadın sesi kullanabilmek için castrato kullanırlardı. Küçük çocuklar daha ergenliğe girmeden hadım edilir, sesleri hep ince kalır ve büyüdüklerinde muazzam sesli sopranolar olurlardı. Toplum da sahnede kadın görmediği için günaha girmez, kadınlar halka kötü örnek olmazlardı. Daha el kadar çocukken hadım edilerek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-3336" title="The Last Cigarette" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/01/thelastcigarette.jpg" alt="The Last Cigarette" width="421" height="264" /><em>Simon Gray oyunu The Last Cigarette</em></p>
<p>Kadınların sahneye çıkmasının yasak olduğu Ortaçağ Avrupası&#8217;nda operalarda kadın sesi kullanabilmek için <strong>castrato</strong> kullanırlardı. Küçük çocuklar daha ergenliğe girmeden hadım edilir, sesleri hep ince kalır ve büyüdüklerinde muazzam sesli sopranolar olurlardı. Toplum da sahnede kadın görmediği için günaha girmez, kadınlar halka kötü örnek olmazlardı. Daha el kadar çocukken hadım edilerek cinsiyetini kaybeden sopranoların geçirdiği psikolojik travmalar kimsenin umrunda olmazdı.</p>
<p>Sonraları insanoğlu değişti, anlayışlar değişti. Kadınlar önce sahne hakkını, sonra seçme &#8211; seçilme hakkını kazanarak toplumda yer almaya başladıklarında tarihteki sopranolara methiyeler düzüldü, minik çocukların hadım edilmesinin doğru bir davranış olmadığı düşünülmeye başlandı.</p>
<p>Bir dönem sigara içmek güzel sayıldı, bir dönem eroin sağlığa yararlı zannedildi.</p>
<p>Bir süredir yapılan çalışmalar sonunda, artık sigara da kötü sayılıyor. Umuma açık kapalı alanlarda sigara içmek yasaklanıyor, televizyon filmlerinde sigara görüntüleri sansürleniyor. Bunlara gülüp geçiyorum da, bugün aldığım bir haber gülüp geçilecek gibi değildi.</p>
<p>Oğuz Atay&#8217;ın <strong>Korkuyu Beklerken</strong> öyküsünü oyunlaştırmışlar. Oyuncular sahnede sigara içip topluma kötü örnek oluyorlar diye belediye gelip ceza kesmiş.</p>
<p><span id="more-3321"></span>Korkuyu Beklerken bir çocuk oyunu değil. Hayatı başaramamış adamların öyküsü. Bu oyunu çocuklara izletseniz sigara olsa da olmasa da şaşkına dönerler zaten yavrucaklar. Yaşını başını almış tiyatro oyuncuları, yaşını başını almış insanlara oyunlarını sergiliyorlar. Eğer bu izleyiciler tiyatroda oyuncular sigara içiyor diye özenip sigara içeceklerse, işimiz yaş bizim. Hemen AKP&#8217;nin ne kadar harika bir parti olduğuna dair tiyatro yazsınlar, oynansın ve etkilenen izleyicilerin hepsi AKP&#8217;ye oy versin. Veya Deniz Baykal yapsın aynısını, oyunculardan etkilenen izleyicinin oylarıyla iktidara gelsin, ömrünün son günlerinde bir iktidar görsün.</p>
<p>Tiyatroda oyuncular sigara içti diye etkilenecek kadar aptal mı insanlar? Etkilenme şöyle olabilir. İzleyici biraz aptal bir adamdır, zaten sigara içiyordur, sahnede de hayran olduğu bir oyuncu vardır. Aptal izleyici o oyuncuya o kadar hayrandır ki, aldığı kullandığı her şeyi kullanır, onun gibi olmak ister. Orada oyuncu X marka sigara yakarsa, bu aptal izleyici o güne kadar içtiği Y marka sigarayı çöpe atıp, X marka sigara içmeye başlar. Ancak hiç sigara içmemiş olan bir adam, hayran olduğu oyuncu sigara içiyor diye sigaraya başlamaz.</p>
<p>Velev ki başladı. Siz yine de tiyatroya karışamaz, oyuncuları, senaryoyu etkileyemezsiniz. Bugün Carmen sahnelenecek olsa oyuncuların purosuna da mı karışacaksınız?</p>
<p>İnsanlar sahnelerde, kitaplarda veya filmlerde de özgür olmayacaksa nerede özgür olacaklar?</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-3338" title="Carmen'in ölümü" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/01/carmen.jpg" alt="Carmen'in ölümü" width="421" height="316" /><em>Carmen &#8211; Carmen&#8217;in ölümü</em></p>
<p>Bizet Carmen&#8217;i yazdığında 100 yıl sonra tütün mamüllerinin kötü karşılanacağını bilmiyordu. Bilseydi yazar mıydı? Yoksa oyun sahnelenirken devlet baba kızar diye Carmen&#8217;i puro fabrikası yerine tekstil atölyesinde mi çalıştırırdı? Bugün oyun yazanlar devletin kanunlarını, sansür kurallarını ezberleyip mi yazacaklar oyunlarını?</p>
<p>Peki siz yasakladınız diyelim oyunlarda, filmlerde sigara sahnelerini. Adamın biri çıkıp da Sergio Leone hakkında, Atatürk hakkında veya Akay Perker hakkında bir film çekmek isterse ne olacak? Sigarayla bütünleşmiş adamları Red Kit&#8217;e (Lucky Luke&#8217;u Red Kit diye çevireni de ayrıca tebrik ederim) yaptığınız gibi ot kemirirken mi göstereceksiniz? Bugünün kuralları yüzünden geçmişi mi değiştirmeye kalkacaksınız?</p>
<p>Eğer evet diyorsanız, bu katı kuralcılık tiyatronun ruhuna ne kadar uygun? İçinde sigara, puro sahnesi bulunan oyunlar yazılmasın mı, yazarlar oyunlarını yazdıktan sonra önce devletin yüce sansür kurumlarına mı göndersinler? Çin&#8217;den öğrene öğrene bunu mu öğrenmiş olalım?</p>
<p>Sigara yasağının bokunu çıkarmaya başladınız artık. Umuma açık alanlarda halkın içmesini yasaklayabilir, 18 yaşından küçüklere satılmadığını düşünebilirsiniz ancak sinemaya, tiyatroya karışamazsınız.</p>
<p>Televizyonlarda sigaranın yasaklandığı düşünülüyor, iğrenç görüntüler çıkıyor ortaya. Elinde sigarası olan oyuncunun sigarasını göstermemek için ekrandaki buzlanmış alan adamın bir eline bir ağzına gidiyor, bazen yüzü, bazen ortamdaki başka detay kapanıyor o buzlandırma yüzünden. Normalde hiç dikkat çekmeyecek olan sigara filmin bütün tadını kaçıracak kadar çok dikkat çekiyor. Bu şekilde yasak olmaz, bir halta da yaramaz böyle şeyler.</p>
<p>Televizyon filmlerini piç ettiniz, bari tiyatroyu özgür bırakın.</p>
<p>Bunlar sanat eserleridir. Romanda, tiyatroda, operada, nerede olursa olsun; bir karakter ne gerekiyorsa onu yapar. Küfür eder, sigara içer, alkol içer, kokain çeker. Bunlar o sanatçının değil, canlandırdığı karakterin marifetleridir, karışamazsınız. Eğer karışmaya başlarsanız, bu romanların, oyunların daha yazılma aşamasında sansürlenmesine kadar gider ki öyle bir ortamın sonu isyandır.</p>
<p>Zorlamayın daha fazla. Sigara yasağını halka dayatmanız sadece sigara içenleri ilgilendirir, ancak sanata dayatmanız tüm sanat eserlerini ve hatta tarihi ilgilendirir. Sigarayla uğraşmayı kesin artık, gidin biraz da margarinle, yasadışı ilaçlarla uğraşın. Sağlık ayağına çalışıyorMUŞ gibi yapmak için tek günah keçisiyle vakit geçirmeyi bırakın artık.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/tiyatroyu-rahat-birakin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/01/thelastcigarette.jpg' length ='47102'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Ahmet Altan&#8217;a mektup</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ahmet-altana-mektup.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ahmet-altana-mektup.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Jan 2010 21:38:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet altan]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[ilker başbuğ]]></category>
		<category><![CDATA[taraf]]></category>
		<category><![CDATA[tsk]]></category>
		<category><![CDATA[türk silahlı kuvvetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3307</guid>
		<description><![CDATA[Vatanı bir kadın memesine satan sayın Ahmet Altan;
Son günlerde Taraf Gazetesi’nde yaptığınız yayınlarla ülkemizin gündemini çok ciddi şekilde meşgul ediyorsunuz. Şimdiye kadar kimsenin dokunamadığı Türk Silahlı Kuvvetleri’ni eleştiriyor, saklanan bazı gerçekleri deşifre ederek milletimizle paylaşma cesaretini gösteriyorsunuz. Atamızın “Köylü milletin efendisidir” vecizesine isyan edercesine kendilerini bu ülkenin ve milletin efendisi olarak gören TSK’ya, dokunulmazlıklarının olmadığını, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/01/asklarkavgaylabaslar.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3311" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="asklarkavgaylabaslar" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/01/asklarkavgaylabaslar.jpg" alt="asklarkavgaylabaslar" width="421" height="316" /></a>Vatanı bir kadın memesine satan sayın Ahmet Altan;</p>
<p>Son günlerde Taraf Gazetesi’nde yaptığınız yayınlarla ülkemizin gündemini çok ciddi şekilde meşgul ediyorsunuz. Şimdiye kadar kimsenin dokunamadığı Türk Silahlı Kuvvetleri’ni eleştiriyor, saklanan bazı gerçekleri deşifre ederek milletimizle paylaşma cesaretini gösteriyorsunuz. Atamızın “Köylü milletin efendisidir” vecizesine isyan edercesine kendilerini bu ülkenin ve milletin efendisi olarak gören TSK’ya, dokunulmazlıklarının olmadığını, eleştirilebileceğini hatırlattığınız için size kırmızı çizginin rakip yarı alana bakan bölümünden “Helal olsun” diyorum. Uyuşuk bir millet olan bizleri, “Darbe olmalı abi yeaa” diyen gerizekalıların saldırısına rağmen bilinçlendirmekten çekinmiyorsunuz. Eksik olmayın&#8230;</p>
<p>Fakat Sayın Altan bu kadar övgüden sonra bir takım eleştirileri de hak ediyorsunuz.</p>
<p>Ahmet Altan, ülke gündemini sarsan bu haberlerin neden aynı döneme denk geldiğini ne kadar düşünürsem düşüneyim bulamıyorum. Bu yayınlarınızın hepsi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en tepesindeki isim olan İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanlığı yaptığı zaman dilimine isabet etmesi bir tesadüf müdür?</p>
<p><span id="more-3307"></span>Sanırım bazı insani değerleri size hatırlatmakta yarar var. Bakın, insanoğlu çocukluğundan itibaren bir takım hayaller kurar ve o hayallerini gerçekleştirdiği zaman ömrünün en mutlu anlarını yaşar. Sayın Altan, her askerin hayalleri, hedefleri de yaklaşık olarak aynıdır. Omuzlarını yıldızlarla donatıp yürüyen bir galaksi olmaya sevdalıdırlar, Büyük Önderimiz Atatürk’ün yasaklamış olmasına rağmen Paşa diye anılmak isterler. Çünkü hiyerarşik bir düzende çalışmaktadırlar ve emir vermek insanı mest eder. Ve bir gün bu hayallerine ulaşınca o mutluluğun daim olmasını isterler&#8230;</p>
<p>Her insanoğlu gibi&#8230;</p>
<p>İlker Paşa da askeri idadiye girdiği günden beri sürekli rütbe kazanmanın derdinde olan birisi. Tıpkı meslektaşları gibi. Ve bugün yıllardır hayallerini kurduğu, gençlik döneminin en güzel çağlarını bu hayalleri kavuşmak için heba ettiği bir pozisyonda. Yani her askerin olmak istediği yerde, Genelkurmay Başkanlığı makamında.</p>
<p>Bugün normal şartlarda İlker Paşa’nın hayatının en keyifli güneşli günlerini yaşaması gerekiyor. Ama siz buna izin vermiyorsunuz. Çünkü yaptığınız bu haberlerle genç görünmesine rağmen 67 yaşında olan ve emekliliği için gün sayan İlker Başbuğ’a sıkıntılı günler yaşatıyorsunuz. O artık ömrünün son demlerinde, bugüne kadar birçok stresle uğraştı. Bugün rahat yaşam devresi onun için. Buna neden izin vermiyorsunuz? Neden adamın üzerinde kara bulutlar gibi dolaşıyorsunuz? Bakın ben insanları seven bir insan olarak çok üzülüyorum İlker Paşa’nın haline. Sizin yaptığınız bu asimetrik psikolojik haberlerin ceremesini hep İlker Başbuğ çekiyor. Bu sizce normal mi, sizde hiç insan sevgisi yok mu? Yaşlı bir de bu adam, aileniz size yaşlılara iyi davranın, onları karşıdan karşıya geçirin diye terbiye vermedi mi?</p>
<p>Bence sayın Başbuğ  çok üzülüyor bu duruma. Ömrünün en güzel demlerini geçireceği sırada çektiği şu sıkıntıya bakın. Ya bu adamın oğlu askerde şu anda biliyor musunuz? Onun hasreti sarmış zaten dört bir yanını. Oğlum askerde rahat ediyor mu, komutanları oğluma iyi davranıyor mu, kalleş bir kurşun oğlumu benden alıp götürür mü diye düşüne düşüne yiyor kendisini. Bu stres yetiyor zaten İlker Paşa&#8217;ya. Siz de yaptıklarınızla yaranın üzerine tuz döküyorsunuz adeta.</p>
<p>Biz size yapmayın demiyoruz, hobi olarak yine yapın. Zaten askerler de darbeyi hobi olsun diye yapıyor. Ama biraz zaman koyun araya. Mesela iki, üç ayda bir yazın bu haberleri. O elinizdeki belgeleri onbeş günde bir piyasaya sürünce muhataplarınız ne kadar yıpranıyor, ne kadar çok asimetrik psikolojik darbe yiyorlar farkında mısınız? Kendinizi bir de onların yerine koyun, aynı şeyler size yapılsa hoşunuza gider mi?</p>
<p>Ama cidden İlker Paşa’yı düşününce içim parçalanıyor. Tam eşiyle, çocuklarıyla geçirdiği hafta sonu tatilinden mutlu mesut dönüyor adam, küt diye bir belgeyle çıkıyorsunuz karşısına. Haydaa gitti bütün hafta sonunun zevki. Durum böyleyken, hayallerine kavuşmuş bir adam nasıl yaşayabilir o Genelkurmay Başkanlığı makamının keyfini. Siz de hiç vicdan yok mu!?</p>
<p>Hem ayrıca bal yiyen baldan usanır misali bir yere çok vurunca nasır tutuyor orası. Böyle olunca siz de o geçirme haberlerin zevkini yaşayamazsınız ki. Biraz neşelensinler sonra yine vurursunuz. Böyle üç günde bir vurunca onlarda da alışkanlık yapacak, iplemeyecekler sizin yaptıklarınızı.</p>
<p>Lütfen daha fazla üzmeyin Allah Allah diyerek cami bombala.. pardon hücuma kalkan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Genelkurmay Başkanını. Ayrıca Başbuğ Paşa’mın yumrukladığı masaya da acıyın. Odun da olsa o masanın kendi tabiatında bir canı var. Sizin yaptığınız haberler yüzünden kimler acı çekiyor farkında mısınız?</p>
<p>Saygılarımla</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ahmet-altana-mektup.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/01/asklarkavgaylabaslar.jpg' length ='81883'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Kalbim kış köşesi</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kalbim-kis-kosesi.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kalbim-kis-kosesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 12:50:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[hüzün]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[melankoli]]></category>
		<category><![CDATA[yağmur çamur]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3297</guid>
		<description><![CDATA[
Kış benim mevsimim. Soğuk, ayaz, kar, yağmur, çamur beni kendime getiriyor. Genelde sevilmez kış. Herkes yağmurdan kaçar. Soğukta dışarıda kimseyi göremezsiniz, görseniz bile içeriye girmek için can atıyordur. Çünkü soğuk kemiğe işler, acıtır. Bir de kış ölümü hatırlatır insana çaktırmadan; ondan sevilmez galiba, dışarıda çıt çıkmaz, hayat durmuştur sanki. İnsanlar evlerinde pineklemektedir. Dondurucu soğuk; yalan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3299" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/01/karli-yol.jpg" alt="karli-yol" width="420" height="279" /><br />
Kış benim mevsimim. Soğuk, ayaz, kar, yağmur, çamur beni kendime getiriyor. Genelde sevilmez kış. Herkes yağmurdan kaçar. Soğukta dışarıda kimseyi göremezsiniz, görseniz bile içeriye girmek için can atıyordur. Çünkü soğuk kemiğe işler, acıtır. Bir de kış ölümü hatırlatır insana çaktırmadan; ondan sevilmez galiba, dışarıda çıt çıkmaz, hayat durmuştur sanki. İnsanlar evlerinde pineklemektedir. Dondurucu soğuk; yalan sözleri, sahte gülümseyişleri, taş kalpleri evlerine hapsetmiştir. Dışarıda onlara rastlamadan gönül rahatlığıyla kafamı dinleyebilirim.</p>
<p><span id="more-3297"></span>Soğukta donmak, sıcakta kavrulmaktan daha iyi benim için. Kış mevsiminin gönlümde uyandırdığı melankolinin hüznü, ruhuma garip bir tat verir. Tir tir titremek, sönmeyen gönül yangınlarıma masaj yapar. Soğuk iliklerimi okşarken zihnimdeki grileşmiş fotoğraflardaki mutlu anları yeniden yaşarım. Gözlerim projeksiyon cihazı, beyaz karlı yüzey ise perde olur. Karlara bakarken geçmişin slaytları geçer gözümden birer birer. Geride bıraktıklarım, kapsama alanı dışındaki kalpler, aramızda buzla örülü kalın duvarlar&#8230; Tek sığınağım soğuk yalnızlığım.</p>
<p>Yaz mevsimi öyle değil, kışın kasılan kaslar serişe geçer. Evler boşalır. Herkes kendini dışarıya atar. Mesaiye ara verilir bir süreliğine, tatile çıkılır; çalışıp yorulmak ofiste kalmıştır. Güneşlenme zamanıdır. Bedenler gevşer, zevk hormonları damarlarda cirit atarken beyin fantezi üstüne fantezi üretir. “Yaz aşkı” diye bir aşk çeşidi bile var, tatile gittiğin yerde boş kalmayıp, kısa süreliğine kullanıp atmak için. Tatil dönüşü yaşananlar geride kalır, herkes evine döner. Tek gecelik ilişki gibi. Yaz; sahte, geçici mutlulukların mevsimi. Bu dünya gibi yalandan.</p>
<p>Yaz, yalancı cennet; kış, ölümün provası. Yaz, Top 10’da 1 numaraya oturmuş bir pop şarkısı (eğlendiren); kış ise eskimeyen bir Türk musikisi nağmesi (hüzünlendiren). Eğlenceler geçici, hüzünler kalıcı. Sabret gönül, az daha yolumuz var. Yaz da bitecek, kış da.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kalbim-kis-kosesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/01/karli-yol.jpg' length ='35391'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Şanslı nesil</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/sansli-nesil.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/sansli-nesil.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Jan 2010 17:23:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[mastürbasyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3276</guid>
		<description><![CDATA[
Annem hep der ki: “Siz çok şanslısınız, biz hiçbir şey görmeden yaşadık.” Bunu derken kastettiği teknolojinin nimetleri. Bizim erken görüp onun geç gördüğü şeyler: TV, elektronik aletler, internet vs. Ama ben annem gibi şanslı olduğumuzu düşünmüyorum. Keşke geceleri mum ışığında otursaydım da zamanın pisliklerini görmeseydim. Neler mesela? Birbirlerini parmaklayan liseli gençler, onların yanında her türlü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3277" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/01/teknolojik-bebek.jpg" alt="teknolojik-bebek" width="420" height="223" /><br />
Annem hep der ki: “Siz çok şanslısınız, biz hiçbir şey görmeden yaşadık.” Bunu derken kastettiği teknolojinin nimetleri. Bizim erken görüp onun geç gördüğü şeyler: TV, elektronik aletler, internet vs. Ama ben annem gibi şanslı olduğumuzu düşünmüyorum. Keşke geceleri mum ışığında otursaydım da zamanın pisliklerini görmeseydim. Neler mesela? Birbirlerini parmaklayan liseli gençler, onların yanında her türlü küfür bilen “erkek fatma”lar, TV programında donunu indiren arsız showman’i alkışlayan insanlar…</p>
<p><span id="more-3276"></span>İlkokulu zor bitiren ninelerimizin hikmet dolu sözlerini söyleyebilir mi yüksek lisansını yapmış, 2 dil bilen hanım kızlarımız? Kızlar 1 dakika, cinsel ayrımcılık yapmıyorum, aynı şey bizim için de geçerli, dedelerimizin tırnağı olamayız.</p>
<p>Keşke buzdolabı görmeseydim, Google’da kendimi şanslı hissetmeseydim, Facebook nedir bilmeseydim, adım attığım her mekanda; yüzüme gülen, arkamdan söven, yapmacık insanlara rastlamasaydım. Diplomalı okumuş (yoksa okumamış mı?) cahillere laf anlatmaya çalışmasaydım.</p>
<p>Kimyada doktorasını yapan bir arkadaşım üniversitede “bilimsel mastürbasyon” yaptıklarını söyledi. Akay da “Siyasi mastürbasyon” başlıklı bir yazı yazmıştı. Milyonlarca kişi FarmVille denen oyunda toprak kokusu duymadan “çiftçilik mastürbasyonu”nun tadını çıkarıyor. Bazı İlahiyatçı bozuntuları çağdaş düzene yaranmak için “dinsel mastürbasyon” yapıyor. Yani iliklerimize kadar <strong>fason </strong>olmuşuz. Bu ortamda mutlu olmaya çalışıyoruz, çoğu zaman mutluymuşuz gibi davranıyoruz.</p>
<p>Bütün bu bozulmanın sebebi teknoloji değil elbette. Fakat, “hiç etkisi yok” diyemeyiz. Teknolojinin insanları tembelleştirmesinin mutlaka negatif etkileri vardır diye düşünüyorum. Galiba boş zaman batıyor bize. Her şeye kolay ulaşıyoruz. Bugün en temel ihtiyacımız su musluktan akıyorken, eskiden uzaktan taşınırmış evlere. Şimdi ise kapıdan dışarı çıkmadan alışveriş yapabiliyoruz. Bunun sonucunda hızlı yaşıyoruz. Tüketilecek o kadar çok şey var ki hepsine yetişebilmek için daha hızlı olmalıyız, daha hızlı. Bu hızlılıkta, durup da düşünmeye vaktimiz yok. Düşünme, hızlı yaşa ve anlamadan öl! Zaten düşünmemeyi de okulda öğretiyorlar: “Rahat, hazır ol, rahat, kollar arkadaşının omzuna, düzgün sıra ol, gülme, gülme lan it!”</p>
<p>Teknolojiyi suçlamıyorum. Asıl konu benim şanslı olup olmadığım. Neyleyim teknolojiyi, interneti; bana yalansız dünya gerek. Hayır, ben şanslı değilim anne! Sen benden daha şanslıydın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/sansli-nesil.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/01/teknolojik-bebek.jpg' length ='44084'  type='image/jpg' />	</item>
	</channel>
</rss>
