<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Delinin Kuyusu</title>
	<atom:link href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.delininkuyusu.com</link>
	<description>Bir deli, kuyuya bir akıllı atar ve olaylar gelişir!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 14 Apr 2012 12:53:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Veli Göçer Sendromu</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/veli-gocer-sendromu.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/veli-gocer-sendromu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Apr 2012 10:12:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[apikoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[beşler sucuk]]></category>
		<category><![CDATA[et şirketleri]]></category>
		<category><![CDATA[güldemce sucuk]]></category>
		<category><![CDATA[hasan dede sucuk]]></category>
		<category><![CDATA[hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[hile yapan sucuk üreticileri]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sucuk üretimi]]></category>
		<category><![CDATA[tarım bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tavuk sektörü]]></category>
		<category><![CDATA[tavuk şirketleri]]></category>
		<category><![CDATA[tavukçuluk]]></category>
		<category><![CDATA[veli göçer]]></category>
		<category><![CDATA[yalçıntepe sucuk]]></category>
		<category><![CDATA[yemek sucuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=4002</guid>
		<description><![CDATA[Tarım Bakanlığı, ürünlerinde hile yapan firmaları açıklayarak gıda sektöründe bir devrim yaptı. Eğer bu iş devam ederse çok canlar yanacak, çok markanın başı ağrıyacak. Ama o kadar güvenim kırılmış ki bu ülkeye, aklıma hemen başka senaryolar geldi. Bu ülkede bir Veli Göçer sendromu var. Siz günah keçisi deyin, ben Veli Göçer diyorum. Veli Göçer, 17 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-medium wp-image-4006 alignleft" title="sosis" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2012/04/sosis-421x302.jpg" alt="" width="421" height="302" />Tarım Bakanlığı, ürünlerinde <a href="http://kamuoyuduyuru.tarim.gov.tr/" target="_blank">hile yapan firmaları açıklayarak</a> gıda sektöründe bir devrim yaptı. Eğer bu iş devam ederse çok canlar yanacak, çok markanın başı ağrıyacak. Ama o kadar güvenim kırılmış ki bu ülkeye, aklıma hemen başka senaryolar geldi.</p>
<p>Bu ülkede bir Veli Göçer sendromu var. Siz günah keçisi deyin, ben Veli Göçer diyorum.</p>
<p>Veli Göçer, 17 Ağustos Depremi’nin ardından başı yanan tek müteahhit. Marmara Bölgesi yerle bir oldu, binlerce bina yıkıldı, insanlar öldü. Bu korkunç felaketin ardından konuşulan tek isim vardı: Veli Göçer.</p>
<p>Sanki yıkılan tüm binalar onunmuş gibi, depremde ölenlerin tek sorumlusu kendisiymiş gibi, bütün medya aylarca Veli Göçer’i konuştu. Bu karmaşada çok sayıda müteahhitlik firması el değiştirdi, dükkânı kapatıp kaçtı. Ortada yüzlerce sorumlu varken, kabak Veli Göçer’in başına patladı.</p>
<p><span id="more-4002"></span>Veli Göçer’i savunmuyorum, yanlış anlaşılmasın. Malzemeden çalarak diktiği binaların içinde canı yananlar varsa, cezasını çekmelidir müteahhit olarak. Benim kafama takılan nokta, sadece Veli Göçer’in suçlu bulunması, 17 Ağustos’ta ölenlerin tek sorumlusuymuş gibi gösterilmesi, diğer müteahhitlere dokunulmamasıdır.</p>
<p>Bizde bu sendrom eskiden beri var. Hep kolayımıza geleni yaparız. Ortada devasa boyutlarda organize suçlar vardır, biz en kolaydaki adamı/firmayı seçer, ona saldırırız. Diğer suçlular ellerini kollarını sallayarak gezmeye devam ederler.</p>
<p>Tarım Bakanlığı’nın açıkladığı liste, aklıma Veli Göçer sendromunu getirdi. Bugüne kadar yapılan tahlil sonuçları medyayla asla paylaşılmamıştı. Sektörün içinde olanlar hangi firmanın ne yaptığını bilirlerdi ama halk medyada sadece “kırmızı biberde kiremit tozu var, kaşarlar bozuk peynirden yapılıyormuş, çürük meyveleri meyve suyu yaparken kullanıyorlarmış” gibi kaynaksız, isimsiz haberler okurdu. Bu haberler birçok gıda firmasını töhmet altında bıraktığı gibi, halka da bir yarar sağlamazlardı.</p>
<p>Tarım Bakanlığı, firma isimlerini yayınlayarak büyük bir devrime imza attı. Listede tanıdık tanımadık beş firma var. Eğer isim yayınlama işi devam eder ve listeye yeni firmalar eklenirse, çok firmanın canı yanacak.</p>
<p>Peki devam eder mi? Bu listede ünlü, büyük firmaların isimlerini görür müyüz?</p>
<p>Çok ünlü bir süt ürünleri firmasının ortağı, bir gün bana şöyle demişti: “Bizim firmanın ürünlerini kullanma. Raf ömrünü doldurmuş peynirleri iade alırız, kaşar üretiminde kullanırız. Bozuk sütlerden, peynirlerden yoğurt yaparız. Bizim gibi ünlü markaların yaptıkları ortaya çıkmaz. Müfettiş gelmez, gelse de ceza çıkmaz. Hatta ceza ödesek bile bu durumlar asla medyada yer almaz. Ama küçük firmaların başından müfettiş eksilmez. Her adımları kontrol edilir. Uğur Dündar bile onlara musallat olup televizyonlarda yayınlayabilir. Bizim sektörde merdivenaltı firmalar, ünlü firmalardan daha güvenilirdir.”</p>
<p>Bu adamın söylediklerinde haklılık payı var. Ne devlet ne de medya, büyük firmaların isimlerini kamuoyuna olumsuz haberlerle duyurmazlar. Reklam gelirlerine duyduğu ihtiyaç yüzünden her türlü oyuna hazır olan medyadan bu tarz haberler bekleyemeyeceğimiz gibi, büyük şirketlerin istihdamına, vergilerine ihtiyaç duyan devlet de onları halk önünde küçük düşürmekten kaçınır.</p>
<p>Ben bu listelerin devamının gelip gelmeyeceğini o yüzden merak ediyorum. Tarım Bakanlığı böyle bir işe giriştiyse, sonunu getirmek zorunda. Onlarca firmanın faaliyet gösterdiği bir sektörde sadece beş firmanın ismini yayınlamak, kalan herkesi temize çıkarmak demektir.</p>
<p>Kalan tüm firmalar temiz mi? Türkiye’de et ürünlerinde çakallık yapan firmalar sadece bunlar mı? Diğer markaların ürünlerini güvenle tüketebilir miyiz? Bu soruların cevabının verilmesi lazım.</p>
<p>Aksi takdirde, Türkiye yeni bir Veli Göçer sendromuyla karşı karşıya kalacak ve Tarım Bakanlığı da et ürünlerinde dönen tüm dolapların günahını bu firmalara yüklemiş olacaktır.</p>
<p>Bu da akla kötü şeyler getiriyor. Türkiye’de sanayi tipi tavukçuluğu coşturan, Kuş Gribi denen zırvanın köy tavukçuluğunu bitirmesi oldu. Yerinde sayan tavuk ve yumurta firmaları bir anda tüm Türkiye’ye, köylere bile tavuk satabilecek hale geldiler.</p>
<p>Acaba bu Apikoğlu, Beşler, Güldemce, Hasan Dede, Yemek, Yalçıntepe gibi markalar büyük et firmalarıyla yaşadıkları anlaşmazlıklar yüzünden mi linç edildiler diye düşünmeden edemiyor insan.</p>
<p>Pek ümidim yok ama yine de umuyorum ki iş burada bitmesin, daha fazla para kazanmak için halkın sağlığıyla oynamaktan çekinmeyen tüm markalar tek tek açıklansın.</p>
<p>Neden ümidim yok? Dönen dolaplar sadece sucuğa toynak katmakla kalmıyor çünkü. Hayvancılık sektörü incelenirse antibiyotikle yetiştirilip bir kez güneş görmeden paketlenen tavuklar, msırdan, glikozdan şeker hastası olmuş, yürüyemeyecek durumdaki sığırlar gibi daha bir dünya ahlâksızlık var hayvancılıkta. Apikoğlu&#8217;nu dana sucuğuna tavuk eti karıştırdı diye hileci olarak afişe eden Tarım Bakanlığı, hayvan çiftliklerini, mezbahaları, o mezbahalardan mal alan et firmalarını da afişe etmelidir.</p>
<p>Peki Tarım Bakanlığı&#8217;nın gücü buna yeter mi? Üçkağıtçılar listesinin güncellenme hızına göre anlayacağız.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/saglik-sektorune-para-lazim.html" target="_blank">Zamanında kuş gribi ile ilgili bunu yazmışım</a>.</p>
<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/sokak-sutu-oldurur.html" target="_blank">Sokak sütü ile ilgili de şunu yazmışım</a>.</p>
<p><img class="size-medium wp-image-4017 alignleft" title="TarimBakanligiKolpaciListesi" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2012/04/TarimBakanligiKolpaciListesi-421x497.jpg" alt="" width="421" height="497" />Sabah Gazetesi&#8217;nin hazırladığı listeyi de şuraya koyalım. Gün gelir bu liste Tarım Bakanlığı&#8217;ndan kaybolur, elimizde bulunsun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/veli-gocer-sendromu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2012/04/sosis-421x302.jpg' length ='59436'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Starbaks&#8217;ta böcük varmış!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/starbaksta-bocuk-varmis.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/starbaksta-bocuk-varmis.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Apr 2012 15:39:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[böcekten boya yapmak]]></category>
		<category><![CDATA[carmine boya]]></category>
		<category><![CDATA[coca cola]]></category>
		<category><![CDATA[coca cola böcek]]></category>
		<category><![CDATA[cochineal]]></category>
		<category><![CDATA[cochineal böceği]]></category>
		<category><![CDATA[e120 gıda kodu]]></category>
		<category><![CDATA[gıda boyası]]></category>
		<category><![CDATA[gıda boyasında böcek]]></category>
		<category><![CDATA[kozmetik boyası]]></category>
		<category><![CDATA[starbucks]]></category>
		<category><![CDATA[starbucksta böcek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3986</guid>
		<description><![CDATA[Gazetecilerin aptallığı dur durak bilmiyor sevgili okurlar! Eskiden forward manyakları vardı, ellerine geçen her e-maili heyecanla ona buna gönderen tiplerdi bunlar. Sonraları bu dallamaların bir kısmı görevlerini Facebook&#8217;da icra etmeye başlarken, bir kısmı da gazeteci oldular. Gazete sitelerinde fotoğraf galerileri falan oluşturup üzerine bir de maaş alıyorlar. Onların kızmaya gerek yok; asıl hata, bu salakları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-3993 alignleft" title="Cochineal Böceği" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2012/04/cochinealbocek1.jpg" alt="" width="420" height="284" />Gazetecilerin aptallığı dur durak bilmiyor sevgili okurlar! Eskiden forward manyakları vardı, ellerine geçen her e-maili heyecanla ona buna gönderen tiplerdi bunlar. Sonraları bu dallamaların bir kısmı görevlerini Facebook&#8217;da icra etmeye başlarken, bir kısmı da gazeteci oldular. Gazete sitelerinde fotoğraf galerileri falan oluşturup üzerine bir de maaş alıyorlar. Onların kızmaya gerek yok; asıl hata, bu salakları adam yerine koyup maaş verende. Tıpkı Ajdar gibi bir zavallıyı televizyonlara çıkarıp, davranışlarıyla eğlenenler gibi.</p>
<p>Neyse konu bu değil. Konumuz, Starbucks&#8217;ın böcekleri.</p>
<p>Ebleh gazetecilerin bugün çeşitli gazetelerde yazdıklarına göre, Starbucks yönetimi içeceklerinde böcek kullandıklarını itiraf etmişler. Öyle bir dille itiraf haberi yazılmış ki, sanırsın bütün Starbucks bardaklarında hamam böcekleri, kara sinekler cirit atıyorlar. Peki olayın aslı öyle mi?</p>
<p>Tabii ki değil.</p>
<p><span id="more-3986"></span>Efendim burada bahsedilen böcek, Cochineal adlı bir bit türü. 5 mm uzunluğunda, yuvarlak, yumuşak yapıda bir böcek olan Cochineal, bir kaktüs cinsinin üzerinde yaşıyor. Vatan olarak kaktüsleri -hatta sadece bir kaktüs türünü- bellemesi, Cochineal kardeşin sıcak ülkelerde cirit atmasını sağlıyor. Birçok sıcak ülke bu işin ticaretini yaparken aralarında en sivrilen, bu işi en iyi kıvıran ülke ise Peru. Yılda 200 ton ihracatla cironun gözüne vuruyorlar.</p>
<p>İkinci sıradaki Kanarya Adaları&#8217;nın yılda 20 ton ihracatı var dersem, Peru&#8217;nun başarısının büyüklüğü daha iyi belli oluyor.</p>
<p>Akdeniz&#8217;de ise Cezayir girişmiş bu böceğin ticaretine. Şili, İspanya, Avustralya, Meksika gibi bazı ülkeler de Cochineal ihracatında öne çıkıyorlar.</p>
<p>Üretici ülkeler beri dursun, ithalatçılara bakalım. En baba ithalatçı açık farkla Fransa. Peru&#8217;nun neredeyse tüm üretimini alırken, bir yandan Cezayir&#8217;deki Fransız şirketlerinden de mal topluyor. Yani neymiş, sömürge sadece altın, gümüş, petrol değilmiş. Fransa&#8217;nın ardından İtalya ve Japonya da bu böceğin önemli ithalatçılarından. Aslında sadece kullanıcı değil bu ülkeler; özellikle Fransa ithal ettiği Cochineal boyalarını bir yandan üretimde kullanırken, bir yandan da ihraç ediyor. Bizim Cezayir&#8217;de mal aldığımız firma Fransız mesela.</p>
<p>Peki bu böcek neden bu kadar önemli? Bu kadar ülke neden bit yetiştirmek için kaktüs tarlaları kuruyor?</p>
<p>Çünkü bu böceğin dişileri, tekstil ve gıda boyası yapımında çok işe yarıyor. Erkekler tırt. Bünyesinde ve yumurtalarında, birçok böcekte bulunan karminik asit adlı bir asit türü var. Diğer böceklerde bu asitten %15 falan bulunurken bu böcekte %19 &#8211; 22 oranında bulunuyor. Bu asidin özelliği de renk ihtiva etmesi. Ve bu asitten elde edilen kırmızı renk tonları, 15. Yüzyıl&#8217;dan beri tekstilden kozmetiğe kadar çok çeşitli alanlarda kullanılıyor.</p>
<p>Koyu turuncudan ateş kırmızısına kadar neredeyse tüm kırmızı tonlarını ihtiva eden Cochineal, alınacak renk tonlarına göre çeşitli işlemlerden geçiriliyor. Sıcak suda kaynatma, güneş ışığında kurutma, buharda boğma veya fırında haşlama gibi birçok öldürme yöntemi var. Böcek öldürüldükten sonra toz haline getirilip, amonyak veya sodyum karbonat solüsyonlarında kaynatılıyor. Ardından saf tuzla filtrelenince karminik asit ve kırmızı alüminyum tuzu ayrışmaya başlıyor.</p>
<p><img class="size-full wp-image-3994 alignleft" title="Cochineal kaynıyor" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2012/04/cochinealkaynat.jpg" alt="" width="420" height="268" /><em>Cochineal kaynarken böyle görünüyor.</em></p>
<p>Kırmızı saf tuz ayrıştıktan sonra, kırmızının her tonu için farklı maddeler ekleniyor. Boraks, sitrik asit, jelatin gibi birçok farklı alternatif mevcut. Bu işlemler tamamlandıktan sonra gelsin morlar, gitsin lilalar. Her kırmızıyı veriyor bu böcekler.</p>
<p>Bir kilo boya için, 160.000 civarında böcek gerekiyor.</p>
<p>Tekstil işinde yünden pamuğa her türlü kumaşta işe yararken, en iyi uyum gösterdiği kumaşlar bitkilerden değil, hayvanlardan elde edilenler. Yani pamuklu yerine ipeği boyamak daha iyi sonuç veriyor.</p>
<p>Gel gelelim, Cochineal boyasının kumaştan daha iyi sonuç verdiği yer, gıda ve kozmetik.</p>
<p>Evet, en kaliteli gıda ve kozmetik boyaları bu böceklerden elde ediliyor. Şimdi anladınız mı kozmetik dendiğinde akla ilk gelen ülke olan Fransa&#8217;nın neden dünyanın en baba Cochineal ithalatçısı olduğunu? Ve İtalyan yemeklerinin lezzetini, kahvelerinin tadını?</p>
<p>Aferin.</p>
<p>Gıda ve kozmetik boyalarında kırmızı tonları için deniz salyangozu (halk arasında minare dediklerinizden), kök boyası, kızılağaç, kırmız böceği gibi başka etken maddeler de var ama en kalitelisi Cochineal böceği. Zaten Cochineal üretimi arttıkça diğerleri hepten ikinci planda kaldılar.</p>
<p>FDA tarafından onaylı gıda boyalarından biri olan Cochineal, sağlığa zararsız kabul ediliyor. Sadece bazı alerjik bünyelerde nefes darlığına sebep olabiliyor. Bu böcekten elde edilen boyaları içeren ürünlerin ambalajlarında E120 kısa koduyla veya carmine ismiyle belirtilmesi zorunlu. Yani böcek yemek istemiyorsanız aldığınız ürünün ambalajına bakın.</p>
<p>Sözün özü, gerizekâlı gazetecilerin verdiği gazla orada burada &#8220;Starbucks böcekten frappuccino yapmış!&#8221; veya &#8220;Coca Cola böcekten yapılıyomuş!&#8221; diye yaygara yapıp çeşitli firmalara çemkirmeden önce oturup bir araştırın yediğiniz şeyleri. Bakın bakalım E120 veya carmine içeren neler yiyorsunuz. Veya bakın bakalım, güzelleşmek, genç kalmak için kullandığınız kozmetik ürünlerin kaç tanesinde var bu böceklerden.</p>
<p><img class="size-full wp-image-3995 alignleft" title="Dudak onemli" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2012/04/liplip.jpg" alt="" width="420" height="315" /><em>O kırmızı, seksi dudaklarla bana sağlık deme bebeyim.</em></p>
<p>Ben söyleyeyim. Alkollü içkilerde, et ürünlerinde, tatlılarda, peynirlerde, şekerlerde, rengine bayıldığınız sevimli yiyeceklerin neredeyse hepsinde bu böcekler ve akrabaları mevcut.</p>
<p>Kozmetik sektöründeyse kırmızı içeren ürünlerin neredeyse tamamında Cochineal var. Ah o seksi kırmızı rujlar yok mu&#8230; Masallarda prensesler kurbağa öper, gerçekte kadınlar böcekleri dudaklarına sürer.</p>
<p>Şeker diye glikoz şurubu, kesme şeker diye kemik yağı yiyorsunuz, kozmetiklerinizde balık pulundan sığır toynağına kadar envai çeşit madde var, siz tutmuş &#8220;Starbaks kahve diye böcük satıyo!&#8221; diyorsunuz.</p>
<p>Bırakın bu işleri.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/starbaksta-bocuk-varmis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2012/04/cochinealbocek1.jpg' length ='67058'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Balınıza banayım!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/baliniza-banayim.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/baliniza-banayim.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Mar 2012 10:17:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[bal]]></category>
		<category><![CDATA[bal reklamları]]></category>
		<category><![CDATA[organik bal]]></category>
		<category><![CDATA[sahte bal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3976</guid>
		<description><![CDATA[Birkaç aydan beri bir bal furyasıdır gidiyor Türkiye&#8217;de. Belki 10 yeni firmanın reklamları dönüyordur televizyonlarda. Biri tutmuş 1 kilo fiyatına 5 kilo bal sattığını söylüyor, öteki Anzer Balı&#8217;nda büyük indirim yaptığını iddia ediyor. Bal, bu toplumun en değer verdiği doğal şifa kaynağıdır. Soğuk algınlığı, solunum yolu enfeksiyonu, grip gibi birçok hastalıkta kullanıldığı gibi, kahvaltıların da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-3979 alignleft" title="bal" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2012/03/bal.jpg" alt="" width="420" height="334" />Birkaç aydan beri bir bal furyasıdır gidiyor Türkiye&#8217;de. Belki 10 yeni firmanın reklamları dönüyordur televizyonlarda. Biri tutmuş 1 kilo fiyatına 5 kilo bal sattığını söylüyor, öteki Anzer Balı&#8217;nda büyük indirim yaptığını iddia ediyor.</p>
<p>Bal, bu toplumun en değer verdiği doğal şifa kaynağıdır. Soğuk algınlığı, solunum yolu enfeksiyonu, grip gibi birçok hastalıkta kullanıldığı gibi, kahvaltıların da vazgeçilmez besinlerinden biridir. İnsanlar zeytine, peynire güvenmezler ama bala güvenirler. Çünkü bilinen pazarlama hilelerinin neredeyse hiçbiri uygulanamaz bala. Yapılan en büyük hile şeker karıştırmaktır ki onu da fark edersiniz ve bir daha aynı yerden bal almazsınız, olur biter.</p>
<p>Fakat bu yeni furyanın balcıları, bildiğimiz hilelerin dışında bir yol keşfettiler. Buna eminim. Ben, bu adamların hiçbirinin bal sattığına inanmıyorum. Bal değil onlar.</p>
<p><span id="more-3976"></span>Yüzyıllardır var olan arıcılık sektörü, tarihin hiçbir döneminde böylesi bir yükselişe geçmedi. Hiç kimse bir kilo fiyatına beş kilo bal satmadı. Ama bunlar satıyorlar.</p>
<p>Anzer Balı satıyor adam. Anzer Balı&#8217;nın yıllık rekoltesi ne kadar da bu kadar fazla reklam döndürülüyor? Anzer Balı, mevcut rekoltesinden gelen ciroyla bu reklam bedellerini bile karşılayamaz.</p>
<p>N&#8217;oldu, arılar indirim mi yaptılar da bu kadar arttı bal üretimi? Yoksa bal görünümlü akışkan &#8211; yapışkan maddeler üretmek için yeni bir yol mu bulundu?</p>
<p>Ben, ikinci şıkka inanıyorum. Artık glikoz şurubu mu kullanıyorlar, ne kullanıyorlarsa bal dedikleri maddenin içinde, bu kadar ucuza getiriyorlar imalatı. Kovanlardan alınan şeyler değil bunlar. Birileri laboratuvar ortamında bal benzeri maddeler üretmenin yolunu buldu ve bal diye kakalıyorlar piyasaya.</p>
<p>İnsanımız da hiç araştırmadan, merak etmeden ucuz ürün diye saldırıyor televizyonlardaki bal reklamlarını görünce. Zaten araştırsa ne olacak, tüm bal paketlerinin içindekiler açıklamasında sadece %100 DOĞAL BAL yazıyor, başka bir ibare yok.</p>
<p>Ayakkabıdan otomobile kadar her ürünün sahtesi var artık piyasada. Bunlardan kimisi sadece taklit edilen markaya zarar verirken, kimisi de halkın sağlığını hedef alıyor. Pul bibere kiremit tozu karıştırmak, bozuk peynirleri kaşar diye satmak, kedi köpek etini kebaba lahmacuna karıştırmak yeterince büyük namussuzlukken, bal diye glikoz şurubu veya başka bir kimyasal satmak gıda sektöründe yapılabilecek en büyük şerefsizliklerden biridir.</p>
<p>İnsanlar balı sağlık için kullanır bu toplumda. Yani bünyesinin en zayıf olduğu dönemde, hastayken, iyileşmek için çare olarak, ilaç niyetine kullanır. Siz insanların en zayıf anında onlara kanserojen maddeleri bal diye satıyorsanız, bunun vebalini ödeyemezsiniz çakma balcılar.</p>
<p>Konuyla ilgilenmesi gerekirken hiç sesi çıkmayan Tarım Bakanlığı ise aynı miktarda sorumludur bu dönen dolaplardan.</p>
<p>Umarım Tarım Bakanlığı geç de olsa uyanır ve bal adı altında satılan bu tuhaf maddelerin ne olduğunu açıklar bu topluma.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/baliniza-banayim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2012/03/bal.jpg' length ='38569'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Beş artı sıfır</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bes-arti-sifir.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bes-arti-sifir.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Mar 2012 07:54:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[4+4+4]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı tahta]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[milli eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenciler]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[tablet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3967</guid>
		<description><![CDATA[4+4+4 sene zorunlu eğitim olamaz. Çünkü herkesin okula gitmeye ihtiyacı var mıdır? Yoktur. Devlet zorla insanların yakasından tutup liseyi bitireceksin diyemez, dememelidir. Adam kuaför, aşçı, kamyon şoförü, oto tamircisi vs. olacaksa liseye bitirmesine gerek yoktur. Eskiden olduğu gibi 5 senelik ilkokulu bitirmesi yeter. Herkese gerekli olan okuma-yazma, toplama-çıkarma vs. öğrensin yeter. Yani efendim, okumak isteyen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3968" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2012/03/education.jpg" alt="" width="420" height="290" /><br />
4+4+4 sene zorunlu eğitim olamaz. Çünkü herkesin okula gitmeye ihtiyacı var mıdır? Yoktur. Devlet zorla insanların yakasından tutup liseyi bitireceksin diyemez, dememelidir. Adam kuaför, aşçı, kamyon şoförü, oto tamircisi vs. olacaksa liseye bitirmesine gerek yoktur. Eskiden olduğu gibi 5 senelik ilkokulu bitirmesi yeter. Herkese gerekli olan okuma-yazma, toplama-çıkarma vs. öğrensin yeter.</p>
<p>Yani efendim, okumak isteyen gitsin okula, okumak istemeyen bir yere çırak mı olacak yoksa köyünde koyun mu güdecek kendi bilir. Devlet çocukları okullara hapsetmesin. Bugün okula giden öğrencilerin en az yarısının okumak gibi bir niyeti yok. Zibidilik yapmaya gidiyorlar okula, emin olun. Hem kendilerine hem de öğretmenlere ve diğer öğrencilere zarar ziyan. Ayrıca okullar, ne cevherleri ne yetenekleri harcıyor, köreltiyor. O da ayrı bir konu.<br />
<span id="more-3967"></span><br />
1997’de geçilen 8 yıllık kesintisiz eğitim bile birçok problemi beraberinde getirdi. Okumayacak öğrenciler zorla okula gelip sınıfın huzurunu bozdu. Durum şu anda da böyle. Bir sınıfta 2-3 zibidi o sınıfın huzurunu kaçırmak için yeter. Zaten sınıfta kalma diye de bir şey yok, yata yata geçiyorlar sınıfı. Sonra çok mu bilmiş oluyorlar, çok mu donanımlı yetişiyorlar. Daha iyi mi traş edecekler ya da kamyon kullanacaklar ileride. Zaten 20 yaşından sonra (12 yılın ardından) kimse bir işin ucundan da tutmaz. Ancak işsizler ordusuna katılırlar. Üniversiteyi bitirenlerin hali ortadayken bitiremeyenler ne yapabilir ki?</p>
<p>8 yıllık zorunlu eğitim sistemi sıçmıştı, 12 seneye çıkılırsa daha da sıçılır. Sonra bir daha düşünürler: “Biz her öğrenciye tablet dağıttık, her sınıfa akıllı tahta koyduk ama eğitim sorunumuz devam ediyor.” diye. Saatlarce toplantı yaparlar, işin içinden çıkamazlar. Sonra da sıçtıklarını sıvamaya başlarlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bes-arti-sifir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2012/03/education.jpg' length ='42255'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Kahrolsun futbol!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kahrolsun-futbol.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kahrolsun-futbol.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 23:29:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[beşiktaş]]></category>
		<category><![CDATA[fenerbahçe]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[galatasaray]]></category>
		<category><![CDATA[kavga]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3961</guid>
		<description><![CDATA[Temmuz ayında başlayan şike muhabbetleri nedeniyle aşırı acayip bir şekilde soğumuştum Türk futbolundan. Kaldı ki çocukluğundan beri her gün top peşinde koşturan, ailesiyle bu yüzden arası açılan birisi olarak ben bu hale geldiysem gerisini düşünmek bile istemiyorum. Sezon sonu da Lig TV’yi iptal ederek huzura kavuşmuş insan olmanın planlarını yapıyorum. Futboldan bu kadar soğumuşken, mecbur [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-3962" title="holigan" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2012/02/cbe0f39a69eb6b60.jpg" alt="" width="420" height="253" />Temmuz ayında başlayan şike muhabbetleri nedeniyle aşırı acayip bir şekilde soğumuştum Türk futbolundan. Kaldı ki çocukluğundan beri her gün top peşinde koşturan, ailesiyle bu yüzden arası açılan birisi olarak ben bu hale geldiysem gerisini düşünmek bile istemiyorum. Sezon sonu da Lig TV’yi iptal ederek huzura kavuşmuş insan olmanın planlarını yapıyorum.</p>
<p>Futboldan bu kadar soğumuşken, mecbur kalmayınca herhangi bir maçı da takip etmiyorum artık. Zamanında İnönü Stadı’ndan çıkmazken şimdi derbi maçları izlemektense arkadaşlarımla görüşmeyi tercih ediyorum. Fenerbahçe ile Beşiktaş arasında oynanan maçı bile izlemedim, düşünün artık. Halbuki zamanında Kadıköy’e giderdik maçı izlemeye. Şimdi sıcacık evde bile izlemiyoruz…<span id="more-3961"></span><br />
İki takım taraftarlarının maç öncesindeki dostluk gösterisine hiç inanmamış, gerçekçi de bulmamıştım. Nitekim bugün yanılmadığımı gördüm.</p>
<p>Bu ülkedeki derbilerin tansiyonunun yüksek olmasının sebebini hiçbir zaman anlamadım. Takımlar arasında ne sosyal sınıf farkı var, ne de herhangi bir din, mezhep çatışması. Renkleri hazmedememekten öteye gidemiyor bizim derbilerimiz. Ve farklı renklere saygısı olmayan insanlar futbol gibi basit bir oyun yüzünden başka bir insanın canına kastedebiliyor. Tıpkı Fenerbahçelilerin olduğu metrobüse meşale fırlatan Beşiktaşlılar gibi. Ya da döner bıçaklarıyla Sami Yen deplasmanına giden Fenerbahçeliler gibi. Ya da Kadıköy’e giderken dükkanlara bile saldıran Galatasaraylılar gibi. Takımın adının önemi yok aslında. Bizler liseler arası maçlara giderken bile okulda organize olan, tribünde rakip okul taraftarlarıyla kavga eden bir milletin evlatlarıyız.</p>
<p>Taraftarlar arasındaki rekabeti bir yere kadar anlayabilirim. Ama kendisine “Halkın Takımı” diyen bir topluluğun halkın kullandığı kamu mallarına zarar vermesini aklım almıyor. Metrobüse yapılan saldırı sonrasında 500 bin liralık zarar etmiş İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 55 sefer yapılamamış. Sefer yapılamadığı için muhtemelen bir sürü insan saatlerce beklemiştir metrobüs duraklarında. Hem de bu kışta, ayazda. Halkın takımı olup kamu mallarına zarar vermek, halkı mağdur etmek nasıl bir ironidir.</p>
<p>Dün metrobüse saldıran Beşiktaşlılardan kaç tanesi akşam başını yastığa koyduğu zaman huzurla uyumuştur çok merak ediyorum. İETT’ye molotofla saldıran, Serap’ı yakıp öldüren PKK sempatizanlarından farklı görüyorlar mı acaba kendilerini.</p>
<p>Yıllar önce Beşiktaş tribünlerinin beyaz saçlı ağır ağabeylerinden bir tanesini Beşiktaş’taki İDO İskeleleri’nden birisine sprey boyayla kocaman ÇARŞI yazarken görmüştüm. Yine bir Fenerbahçe maçı öncesi vapuru, vapur olduğuna pişman eden de bizdik. İşte yıllardır müptelası olduğum “halkın takımı” kavramını o zaman sorgulamıştım ilk olarak. Beşiktaşlı olduğum için çuvaldızı kendime batırıyorum şimdi. Yoksa az önce de bahsettiğim gibi renklerin önemi yok, taraftar gruplarının hepsi aynı bok.</p>
<p>Kaybetmeyi hazmedemeyen bir milletiz. Futbol da yarısı kaybetmek üzerine kurulu olan bir spor. Dolayısıyla bize göre değil bu aktivite. Başka bir şeyle avutabiliriz kendimizi. Bir şeyleri değiştirebilecek bir gücüm olsa ilk önce futbolu yok ederim bu ülkeden. Hiçbir kuvvet viski şişesiyle bir çocuğun kafasının yarılmasını haklı gösteremez bana.</p>
<p>Rakibe saygılı olmayı, kaybetmeyi öğrenmeliyiz. Okullarda saçma sapan dersler öğretileceğine bunun eğitimi verilmeli ilk önce. Bunları değiştiremedikten sonra Gençliğe Hitabe’yi kaldırsan ne olur, milletin eline tablet versen kaç yazar?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kahrolsun-futbol.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2012/02/cbe0f39a69eb6b60.jpg' length ='60652'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Ne pis adamlarmışsınız!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ne-pis-adamlarmissiniz.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ne-pis-adamlarmissiniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Aug 2011 01:35:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[oruç kavgası]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3952</guid>
		<description><![CDATA[Oruç tutanlarla tutmayanların kavgaları bir Ramazan klasiğidir. Medya da bu tip olayları çok sever, süsleye süsleye, abarta abarta haber yapar. Medya haberini taraflı yapar, halk okuduğunu kendi istediği şekilde anlayarak okur ve ortaya her zaman, her konuda benzer tablolar çıkar. Voleybolcu Nurcan olayında da aynı şeyi yaşadık. Sosyal medyada Nurcan kavgası görmekten artık tiksinti geldi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-3956 alignleft" title="Kavga gurultu" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/08/fight.jpg" alt="" width="421" height="364" />Oruç tutanlarla tutmayanların kavgaları bir Ramazan klasiğidir. Medya da bu tip olayları çok sever, süsleye süsleye, abarta abarta haber yapar. Medya haberini taraflı yapar, halk okuduğunu kendi istediği şekilde anlayarak okur ve ortaya her zaman, her konuda benzer tablolar çıkar.</p>
<p>Voleybolcu Nurcan olayında da aynı şeyi yaşadık. Sosyal medyada Nurcan kavgası görmekten artık tiksinti geldi. Eminim kendi de bunalmıştır bu durumdan.</p>
<p>Nurcan, ne onu savunanların, ne de yerenlerin umrunda değil aslında. Sağlam bir malzeme verdi insanlara ve bölünmeye, ötekileştirmeye, kavgaya pek meraklı milletimiz de ikiye ayrılıp kıyasıya laf dalaşı yapmaya başladı. Tartışmalarda söylenenlere bakarsanız iki taraf da demokrasiyi, özgürlüğü falan savunuyor da iş icraata gelince &#8220;benim gibi düşünmeyen ölsün&#8221;den öte gidemiyorlar.</p>
<p>İlk habere göre dallamanın biri bu kıza bacakları açık diye yumruk atmış, o da çok üzülmüş, kalbi kırılmış.</p>
<p>Sonradan gelen habere göre bu kızımız otobüste bacaklarını koridora uzatarak oturuyormuş, adam takılıp düşmüş, bacaklarını toplamasını söyleyince bu kızımız da ona bağırmış, tokat atmış.</p>
<p><span id="more-3952"></span>İlk haberin şahidi yok, ikinci haberin şahidi otobüs şoförü. Günlerdir atıp tutan köşe yazarları, halk parçacıkları ve milyonlarca insanın incir çekirdeği kadar bilgisi yok olay hakkında.</p>
<p>Olayın aslını astarını ben de bilmiyorum. Nurcan&#8217;a gerçekten bir dallama denk gelmiş olabilir, bacakları açık diye tokat atmış olabilir. Hayvanımız çok bizim. Laf da atar, tokat da atar.</p>
<p>Diğer türlü düşünürsek, Nurcan yorgundur, bacaklarını uzatmıştır, adam takılınca bacaklarını toplamasını söylemiştir, Nurcan da o yorgunlukla &#8220;öfff sanane be geç işte&#8221; gibisinden bir cümle söylemiştir, iş uzamıştır.</p>
<p>İkisi de olamaz mı? Olabilir. İki türlü insanı da her yerde görmüyor muyuz? Görüyoruz.</p>
<p>Olaya şahit olduk veya şahitlerden biriyle konuştuk mu? Hayır.</p>
<p>Olay hakkında medyanın verdiklerinden başka bilgimiz var mı? Yok.</p>
<p>Bu medyanın 10 söylediğinden dokuzu yalan, biri şüpheli mi? Evet.</p>
<p>E o zaman ne bok yemeye günlerdir kavga ediyorsunuz kardeşim?</p>
<p>Bir taraf bütün oruç tutanları maganda ilan etti, öteki taraf bütün şortlu kadınları orospulukla suçlamaya başladı. Zerre kadar bilgi sahibi olmadığı bir konuda bu kadar kutuplaşan, ağzından köpükler saça saça kavga eden bir toplum olabilir mi?</p>
<p>Siz daha şahit olmadığınız, aslını astarını bilmediğiniz bir kadınla erkeğin kavgasında bu kadar ahmakça kutuplaşıp birbirinizi yiyorsanız, daha büyük olaylarda, başkaları tarafından tezgahlanan daha geniş projelerde birbirinizi kesersiniz be.</p>
<p>Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak yanlıştı hani?</p>
<p>Sağcısı, solcusu yok, alayı aynı bu toplumun. Adalet duygusundan habersiz, olaylara objektif bakmanın ne olduğunu bilmeyecek kadar cahilsiniz.</p>
<p>Bu kafayla giderseniz de daha yüzyıllar boyu birbirinizi yer, yerinizde sayarsınız.</p>
<p>Devam edin. Aferin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ne-pis-adamlarmissiniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/08/fight.jpg' length ='71444'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Benim sadık yarim</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/benim-sadik-yarim.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/benim-sadik-yarim.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Jul 2011 08:24:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[çamur]]></category>
		<category><![CDATA[çamur banyosu]]></category>
		<category><![CDATA[çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[kara toprak]]></category>
		<category><![CDATA[saksı]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<category><![CDATA[yağmurdan sonra toprak kokusu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3943</guid>
		<description><![CDATA[Arasıra avucuma kum alıp parmaklarımın arasından akışını izlerim kum tanelerinin. Zaman da bu kum taneleri gibi akmaktadır. Bir de o anda, dünyanın çeşitli yerlerinde toprağa akıp giden kaç insan vardır kim bilir diye düşünürüm. Özüne geri dönenler. Özüne dönenler diyorum çünkü ben “topraktan gelip toprağa gittiğime” inananlardanım. Toprakla aramızdaki ayrılmaz bağın varlığı da dikkatimi çekmiştir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3944" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/07/toprak.jpg" alt="toprak" width="420" height="333" /><br />
Arasıra avucuma kum alıp parmaklarımın arasından akışını izlerim kum tanelerinin. Zaman da bu kum taneleri gibi akmaktadır. Bir de o anda, dünyanın çeşitli yerlerinde toprağa akıp giden kaç insan vardır kim bilir diye düşünürüm. Özüne geri dönenler. Özüne dönenler diyorum çünkü ben “topraktan gelip toprağa gittiğime” inananlardanım. Toprakla aramızdaki ayrılmaz bağın varlığı da dikkatimi çekmiştir hep.</p>
<p>Birçok insanın sevdiği yağmurdan sonraki toprak kokusunu ele alalım. Ruhun bedenle birleşip insanı meydana getirişi gibi, yağmur toprakla birleşince o eşsiz kokuyu salar etrafa. Ve o kokuyu burnumla değil de ruhumla içime çeker, ferahlarım. Sanki yeniden doğmuşum gibi beni benden alır.</p>
<p><span id="more-3943"></span>Toprakla uğraşmak insan için terapidir diye düşünüyorum. Betondan dört duvar arasına hapsolduğumuzdan beri elimiz toprağa değmez oldu. En azından evimizde saksıda çiçek besleyebiliriz. Bunun psikolojik açıdan faydalı olacağına inanıyorum. Bir çiçeğin ya da başka bir bitkinin filizlendiğini görmek ruhumuzu okşar. Hem yeşil sükunetin rengidir. İnsanı dinlendirir. Hatta bahçeli evi ya da küçük bir arsası olanlar meyve ağacı bile dikebilirler. Toprakla uğraşmanın sağladığı ruhsal deşarjın yanında meyveyi dalından koparıp yemenin hazzını da yaşamış olurlar. Hem insanın kendi yetiştirdiğini yemesi çok daha leziz olur.</p>
<p>Diğer taraftan bir de çamur banyosu vardır. Vücut için şifalı olduğu bilimsel açıdan da kanıtlanmış. Kan dolaşımını arttırıp kasları rahatlattığı, cildi yumuşak ve temiz hale getirip hormon dengesini sağladığı, bağışıklık sistemini kuvvetlendirip stresi azalttığı söyleniyor. Hem de hiçbir yan etkisi olmadan. Elektrik prizlerinde de vardır ya topraklama, tıpkı onun gibi vücuttaki aşırı elektriği toprağa aktarmak, yani topraklanmak.</p>
<p>Bugünkü modern hastalıkların (fizyolojik ya da psikolojik), doğanın saflığından koptuğumuz için başımıza geldiği kanısındayım. Fabrikasyon gıdalar vücudumuzun içine ediyor olmalı. Sağlam vücut olmayınca sağlam kafa da olmuyor. Sağlam kafa olmayınca ruhsal bozukluklar da kendini gösteriyor. Bunun için tek çıkar yol; fabrikasyona küsüp, tekrardan doğayla barışmak. Bunu tamamıyla başaramasak da elimizden geldiği kadarını yapmak. Vücut sağlığı için topraktan yetişeni yemek, ruh sağlığı için toprakla oynamak. Sorunlarımızı çözmek ya da rahatlamak için psikologlara ihtiyacımız yok. Bir avuç toprağın daha etkili olabileceğine inanıyorum. Yeter ki toprağı koklayıp, içimize çekebilelim.</p>
<p>Doğadan kopmuşuz, doğal bahçeler yerine yapay teknolojik hapishanelerde yaşıyoruz. Cep telefonları, baz istasyonları, kablosuz internet ağları, monitörler, kablolar, adaptörler vs. Hepsi de hapishanemizin parmaklıkları. Radyasyona maruzuz bu yüzden stres doluyuz. Elektrik yüklüyüz, ama karşı cinsten elektrik alamıyoruz. Ne acayip! Halbuki ruhumuz bu havasız hapishanede bir avuç toprak kokusuna muhtaç.</p>
<p>İnsan ilişkileri de doğallığını yitirdi, samimiyet ortadan kalktı. Olduğu gibi, toprak gibi, saf ve sıradan insanlar yok artık. Onların yerine başını topraktan kaldırıp gökdelenlerin tepesine dikmiş, hırslı, hesapçı ve sıradışı insanlar var. Sıradışılık “in”, sıradanlık “out”!</p>
<p>Çevremde sıklıkla yağmurdan şikayetçi tipler görürüm: “Off, yağmur da yağacak günü buldu, arkadaşlarla gezecektik, saçımı da yeni yaptırmıştım&#8230;” diye yakınırlar. Yağmur yağmasa toprak nasıl ekin verecek, karnı neyle doyacak? Düşünmezler hiç. Nasıl düşünsünler, hayatları boyunca aç kalmamışlar ki. Yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında. Onlar sadece kendi kıçlarının anlık rahatlığını düşünürler.</p>
<p>Nesli tükenmemiş doğal nimetlerimizin -yağmurun, çamurun, toprağın- kıymetini bilmeliyiz. Kendimizi topraktan soyutlamamalıyız. Bir şekilde toprakla ilişki kurmak (bir saksıyla bile olsa) stresimizi alacaktır. Hem ne kadar soyutlayabileceğiz ki topraktan kendimizi, bir gün gelecek dünyanın doyuramadığı gözümüzü bir avuç toprak doyuracak, değil mi?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/benim-sadik-yarim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/07/toprak.jpg' length ='39191'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Gidiyoruz biz!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/gidiyoruz-biz.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/gidiyoruz-biz.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jun 2011 07:21:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gittim gezdim geldim]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3935</guid>
		<description><![CDATA[Rota bu. Bu hat üzerinde bulunan, ağırlamak isteyen, “Ben sizi gezdiririm” diyen varsa el etsin, biz dururuz zaten.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-3937" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="rotta" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/06/rotta.jpg" alt="" width="410" height="224" />Rota bu.</p>
<p>Bu hat üzerinde bulunan, ağırlamak isteyen, “Ben sizi gezdiririm” diyen varsa el etsin, biz dururuz zaten.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/gidiyoruz-biz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/06/rotta.jpg' length ='46200'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Siyah beyaz hatıralar</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/siyah-beyaz-hatiralar.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/siyah-beyaz-hatiralar.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 May 2011 09:34:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[beşiktaş]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[gordon milne]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim üzülmez]]></category>
		<category><![CDATA[metin ali feyyaz]]></category>
		<category><![CDATA[rüştü]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman seba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3917</guid>
		<description><![CDATA[Eskiden fanatik Beşiktaşlı biri olarak yıllardır futbolu takip etmem. Eskiden dediğim ilkokul yıllarında kaldı. Gordon Milne ve talebeleri muhteşem üçlü Metin, Ali, Feyyaz zamanları yani. Öyle bir bağlıydım ki takım yenilince ağlardım o derece. Çocukluk işte. Sonra donuk bakışlı gülmeyen adam Gordon Milne gitti takımda yavşamalar başladı. Asıl kırılma noktası ise efsane başkan Süleyman Seba’nın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3918" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/05/siyah-beyaz.jpg" alt="" width="420" height="216" /><br />
Eskiden fanatik Beşiktaşlı biri olarak yıllardır futbolu takip etmem. Eskiden dediğim ilkokul yıllarında kaldı. Gordon Milne ve talebeleri muhteşem üçlü Metin, Ali, Feyyaz zamanları yani. Öyle bir bağlıydım ki takım yenilince ağlardım o derece. Çocukluk işte. Sonra donuk bakışlı gülmeyen adam Gordon Milne gitti takımda yavşamalar başladı. Asıl kırılma noktası ise efsane başkan Süleyman Seba’nın gidişiydi. Ondan sonra Beşiktaş pek tat vermedi açıkçası oynadığı futbolla. Dönem dönem iyi oynasa da genelde o eski fırtınalı günlerdeki tadı alamadım. Örneğin, Lucescu ile 2003’teki 100. yıl şampiyonluğunda bile oynanan futbol pek içime sinmemişti. Zaten genelde şampiyon olan takım çok iyi olduğu için değil diğer büyükler kötü durumda olduğu için şampiyon oluyor.  Belki de bu yüzden soğudum takımdan ve futboldan. Ama daha çok bizim ligin kalitesi etkili sanırım. Beşiktaş iyi olsa kaç yazar ki.<br />
<span id="more-3917"></span></p>
<p>Bu yazıyı yazmama sebep olan dün geceki Ziraat Türkiye Kupası maçıydı. Epey olmuştu Beşiktaş maçı izlemeyeli. Bi&#8217; seyredelim dedim, belki eski heyecanları yaşarız. Maç heyecanlıydı, güzeldi. Mücadele de üst düzeydeydi. Ancak Kara Kartal’dan ben daha iyi bir futbol beklerdim açıkçası. Maçı anlatan eleman sürekli Beşiktaş’ın fizik yorgunluğundan bahsetti. Sanki 2 gün önce UEFA maçı vardı anasını satayım. Zaten Bursa maçı da iptal olmuş. Başka ne maçı yapıyorlarsa artık.</p>
<p>Dünya kadar yabancı dolmuş takıma. Bunlara niye o kadar para verirler anlamadım hiç. Q7’nin üçte biri kadar top oynasalar her şey çok güzel olacak ama nerde. En gıcık gittiğim şey de o zaten. Aynı kalitede top oynayacak bir sürü gencimiz varken yabancı alıyoruz. Onlar da bizim ülkeye gelince yavşama moduna geçiyorlar. Çoğunluğu böyle. Doğru dürüst 2-3 ay top oynuyorlar ancak. O kadar para da çöpe gitmiş oluyor. Lanet olsun kulüplerin yabancı sevgisine. Getireceksen iş yapacak kaliteli adam getir. Asıl bunlardan soğudum belki de ülke futbolundan. Bir de bozuk para harcar gibi teknik direktör ve futbolcu harcanıyor bu ülkede. Mesela İbrahim Üzülmez gibi mücadeleci, istikrarlı adamı anında postaladılar. Yıllardır takımın bel kemiğiydi kendisi. Herkes geldi geçti takımdan ama o hep vardı. Pek tekniği olmasa da 2 sene içinde postalanan top cambazı yabancılarla değişmem kendisini.</p>
<p>Maçta beni şaşırtan Rüştü oldu. “Hala oynuyor mu lan bu?” dedim. Yıllar önce (ortaokulda) bir haftasonu arkadaşım beni Aydınspor-Antalyaspor 2. Lig maçına götürmüştü. O maçta “Bu Antalya’nın kalecisi var ya Fener’e gitçekmiş lan” demişti. Nitekim sonra dediği gibi Fener’e gitti. Hatırladığım kadarıyla o gün bizim Aydın 2 tane takmıştı Antalya’ya. “O gün bugündür hala oynuyor adam, vay be” dedim. Sonra dün geceki sürprizlerden birisi Tayfur Havutçu’ydu. Bizde oynadığı dönemlerde maç sonrası yaptığı peltek açıklamaları geldi aklıma, gülümsedim. Ama asıl diğer sürpriz epeydir görmediğim “Gassaraylı Arif” idi. Onun İ.B.B’de yardımcı antrenörlük yaptığını futbol gündemini takip etmediğim için bilmiyordum. Kameralar, İ.B.B kulübesini gösterdiğinde “Ahanda, Artist Arif” dedim. “Artist Arif” lafını geçmişte maçları Cine5’in verdiği yıllarda maç izlemek için gittiğim kahvehanelerden hatırlarım. Futbol delisi amcalar ne zaman Arif kendini yere bıraksa “Ariiif, Cüneyt Arkın halt etmiş yanında, git Yeşilçam’da oyna. Artiiiz!” derlerdi. Gerçekten çok artistçe bırakırdı kendini.</p>
<p>Ne kadar ligimiz kalitesiz olsa da oynanan futbol çok iyi olmasa da dün gece güzel ve heyecanlı geçti benim için. Yıllar sonra maç izlemenin zevkine vardım. Gollerle coştum. Ara sıra takılmak lazım futbola. Ama sık değil, yaşanan gelişmeler insanı sinir ediyor çünkü, tıpkı ülke siyasetindeki gibi çirkeflikler yaşanıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/siyah-beyaz-hatiralar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/05/siyah-beyaz.jpg' length ='30668'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Nihat&#8217;ı kov başkan!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/nihati-kov-baskan.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/nihati-kov-baskan.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Apr 2011 09:30:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[beşiktaş]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[nihat kahveci]]></category>
		<category><![CDATA[yıldırım demirören]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3910</guid>
		<description><![CDATA[Soyunma odası tartışmaları her kulüpte yaşanan bir hadisedir. Futbol topunun meşinden olması, futbolcuların soyunma odalarında anadan üryan dolaşması kadar normaldir hatta. İbrahim Üzülmez’le İbrahim Toraman arasındaki kavga da soyunma odasında yaşanan olaylardan birisiydi sadece. Fakat gözünün yaşına bakmadınız kaptanın. O kavgayla Beşiktaş tarihinde bir ilki gerçekleştirmedi İbrahim Üzülmez, sonuncusuna da imza atmadı. Aile içinde örtbas [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-3911" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="nihatkahveci" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/04/03_d_431700964466_d.jpg" alt="nihatkahveci" width="420" height="371" />Soyunma odası tartışmaları her kulüpte yaşanan bir hadisedir. Futbol topunun meşinden olması, futbolcuların soyunma odalarında anadan üryan dolaşması kadar normaldir hatta. İbrahim Üzülmez’le İbrahim Toraman arasındaki kavga da soyunma odasında yaşanan olaylardan birisiydi sadece. Fakat gözünün yaşına bakmadınız kaptanın. O kavgayla Beşiktaş tarihinde bir ilki gerçekleştirmedi İbrahim Üzülmez, sonuncusuna da imza atmadı. Aile içinde örtbas edilebilecek bir olaydı ama siz şov yapmayı tercih edip kapının önüne koydunuz Türk futbolunun Benjamin Button’ını.</p>
<p><span id="more-3910"></span></p>
<p>İyi bir bahane bulmuştunuz Üzülmez’i gönderirken. Guti, Quaresma, Almeida ve Fernandes gibi oyuncuların kavgadan çok etkilendiğini, şok geçirdiklerini söylemiştiniz. Hatta bir dost meclisinde aynı ifadeleri bizzat Cengiz Zülfikaroğlu’nun ağzından duymuştum. Yabancılar bu durumu ‘insanlık dışı’ diye nitelendirmişti. Siz de Beşiktaş’ın imajını korumak için İbrahim Üzülmez’e kapıyı göstermiş, yabancı oyunculara da “Aynı şeyi siz yapsanız sizi de kovarım” demiştiniz.</p>
<p>Şimdi o çekindiğiniz yabancı oyunculardan bir tanesine saldırdı Nihat Kahveci. Hem de soyunma odası gibi mahrem bir alanda değil herkesin gözü önünde yaşandı bu hadise. Aynı Nihat Kahveci, aynı gün çok da sevmediğim bir spor yazarının üzerine yürüdü. Üzülmez’inki 1 birim ayıpsa, 10 katını yaptı Nihat Kahveci.</p>
<p>Şimdi neler olacağını çok merak ediyorum. Aynı sebebi öne sürüp Nihat’a da yol mu vereceksiniz yoksa tazminatından korktuğunuz için uygun bir ceza mı belirleyeceksiniz? İbrahim Üzülmez’e yapılanların aynısını bekliyorum bir Beşiktaşlı olarak. Aynı sebeplerle Nihat’a da yol ver sayın başkan! “Yabancıların gözündeki karizmamızın çizilmesine izin veremeyiz” de Nihat’a!</p>
<p>Nihat’ı kovmazsanız İbrahim Üzülmez’in gönderilmesinin arkasında başka sebepler arayacağım birçok Beşiktaşlı gibi. Kovarsanız da gerçekten dürüst bir adam olduğunuzu düşüneceğim her şeye rağmen.</p>
<p>Büyük bir sınavın eşiğindesin başkan; önümüzdeki sezonu bekleme!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/nihati-kov-baskan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>35</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2011/04/03_d_431700964466_d.jpg' length ='31198'  type='image/jpg' />	</item>
	</channel>
</rss>

