Gittim Gezdim Geldim / Bergama

altay1Balıkesir’de fazla vakit kaybetmeden öğleden sonra Bergama’ya doğru yola çıktık. Gittim Gezdim Geldim serisinin başlarında Anadolu’da ulaşım zor demiştik. Bunu bir kez daha yakından gördük. Bergama’ya ulaşabilmek için ilk önce trenle Soma’ya gittik. Orada iki vasıta değişikliği yaparak Bergama’ya giden minibüslerden birine atladık ve bir saatlik yolculukla Ege’nin arka mahallelerini seyrederek Bergama’ya ulaştık.

Bergama’da bizi ilk karşılayan aşırı sıcak bir hava oldu. Kayseri’de Nevşehir’de sadece ışık verdiğini düşündüğüm güneş, Ege’de diğer işlevinin de sıcaklık yaymak olduğunu hatırlattı, akşam üzeri olmasına rağmen beynimizi sulandırdı.

Geceyi burada geçirmek zorunda olduğumuz için hemen pansiyon aramaya başladık. Kısa bir araştırmanın ardından şans yüzümüze güldü ve istediğimiz gibi bir yer bulduk. Geceliği 20 lira olan odalarımıza tam yerleşmiştik ki beklemediğimiz bir sürprizle karşılaştık. Pansiyonda görevli olan arkadaş ilginç bir teklifle karşımıza çıktı, “Abi” dedi, “Patronun İstanbul’dan misafirleri geliyor, sizi aşağıdaki ranzalı odalara alalım mı?” “Bana ne!”” diye cevap verdim. Beklemediği bu yanıtla şaşkına dönen emektar kardeşim, “Kabul et be abi” diye yalvaran gözlerle bakınca kan beynime sıçradı. “Kardeşim ben bir gece kalıp sabah gideceğim. Patronun misafirleri bir gece ranzada uyusun, sonra ne halt yerseniz yiyin!” deyince gözlerine yaşlar birikmeye başladı. O üzgün ve hüzünlü hali, patronundan azar yiyeceğinin alametiydi. İşverenin karşısında küçük düşmemesi ortaya yolu bulmaya çalışarak umursamaz bir tavırla “Eğer 10 liradan verirsen aşağıya ineriz, yoksa işim olmaz” dedim. Bu teklif, yüzünde gülücükler açmasına sebep oldu Bergamalının. Fiyatta anlaşınca yeni odalarımıza taşındık. Aklıma gelmişken söyleyeyim bu pansiyon muhabbetini de burada kapatayım; kaldığımız yerde 19 yaşında Japon bir turistle tanıştık. Çocuk tek başına Japonya’dan kalkmış Türkiye’yi gezmeye gelmiş. İstanbul’a uğramış, sonra da soluğu Bergama’da almış. Türklere çok kanı kaynamış çocuğun. Camileri ziyarete gittiğinde cemaatten birisi eline hamur işi yiyecekler sıkıştırmış. Onun kültüründe bu çok önemli bir hadiseymiş… Yemeğe birlikte gittik, bir baktım elindeki Türkiye rehberinin sağını solunu karalıyor, “Napiyon lan teres!?” diyerek aldım elinden rehberi. Bir baktım adam yediğinin, içtiğinin fotoğraflarını işaretliyor. “Vay be!” dedim ama anlamadı bu Japon. Neyse adama helal olsun, tek başına kalkıp gelmiş o kadar yoldan, bilmediği bir ülkede yalnız başına dolaşıyor. Eğer bu yazıyı okuyorsa, “Aferin lan keranacı!” diyerek tebrik ediyorum kendisini…

bergamasokak3Bergama’daki ilk akşamımızı ilçe merkezini turlayarak, karnımızı doyurarak geçirdik. Asıl hedefimiz, adını unuttuğum bir dağın tepesinde yer alan Akropol’dü… Bergama, Balıkesir’in mi yoksa İzmir’in mi olduğuna karar veremediğim bir ilçe (Resmi olarak İzmir’e ait olsa da benim için Balıkesirlidir Bergama.) Benim gibi antik kuntik çağlara aşırı hevesli olan bir adam için bulunmaz hint kumaşı. Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış; İyon, Roma ve Bizans dönemlerine şahitlik etmiş, aradan binlerce yıl geçmesine rağmen onların eserlerini bağrında koruyan mütevazi bir yer. İlçenin iki önemli tarihi eserinden birisi Asklepion diğeri ise Pergamon Krallığı’na ev sahipliği yapan Akropolis. Aynı zamanda bizim ilk hedefimiz.

akropolis6Akropolis bir dağın tepesinde kurulmuş bir yerleşim birimi. Zamanında resmi, dini ve ticari binalar buraya yerleştirilmiş. Dolayısıyla krallığın en önemli bölgesi burası. Tapınaklar, sunaklar, cephanelikler falan hepsi Akropolis’te. Ama buraya ulaşım biraz zahmetli. Şöyle ki, ya oraya kadar koca dağın kıvrımlı yollarından yürüyerek çıkacaksınız ya da turistleri ayakta hoplatmakta hiçbir mahzur görmeyen taksicilere eşek yüküyle para vereceksiniz. Biz hiçbirisini tercih etmedik ve Bergamalıların bize gösterdiği kestirme yoldan gitmeye çalıştık. Fakat bunu başaramadık. Çünkü bize tarif ettikleri yolu bir türlü bulamadık…

tirmanmaca2Durum böyle olunca kendi kestirme yolumuzu keşfetmek zorunda kaldık. Akropolis’ten yuvarlanan taşların üzerinde bisküvi ve meyve suyuyla yaptığımız kahvaltının ardından son derece dik eğimli olan dağa tırmanmaya başladık. Toprağın yumuşak olması tırmanma süresini biraz uzattı. Yumuşak toprakta ilerlemek zor bir iş. Buna tırmandığımız bölgenin eğimi de eklenince iyice zahmetli oluyor. Yani üç adım ilerleyip beş adım kayabiliyorsunuz. Bütün bunlara ilk defa gördüğünüz örümcekler, garip böcekler de eklenince iyice uzuyor süre. Neyse, bu tırmanışın ilk durağına ulaşıp Akropolis’i heyelana karşı güvence altına alan koruma duvarlarına ulaşıp bir süre dinlenince yeniden kendimize geldik. İki bin yıllık kayaları kahvaltı ve dinlenme aracı olarak kullanmak beni biraz üzdü ama yapacak bir şey yok, Antonius kusura bakmasın!

akropolis5Akropolis, tam anlamıyla antik bir şehir. Neyin ne olduğunu bir türlü anlayamıyorsunuz. Çünkü her yer harabe. Neyin ne olduğunu çözemiyorsunuz, yetkililer de bu konuda fazla bir şey bilmiyor zaten. O yüzden tarihini ben anlatmayım, siz daha sağlam kaynaklardan bakın.

Bergama turunda turizm konusundaki yetersizliğimizi farkettim. Gördüğümüz eserleri açıklamaya çalışan tabelalarda çok şey yazıyordu ama hepsi boştu. Tarihi bir yeri görmeye gelen turist, oranın geçmişini yaklaşık olarak biliyordur ama daha fazlasını merak eder. O esnada gördüğü eserlerin hikayesini onların yanındayken dinlemek insanı daha da bilinçlendirir. Ama tabelalar okuyana hiçbir şey vermiyor. İnsan,  “…daha sonra çapkınlığından bıkan ve kocasının üzerine sinen kokudan Zeus’un Afrodit’e atladığını anlayan kıskançlık tanrıçası Hera’nın dırdır edip Zeus’un başını yediği yer burasıdır…” diye bir şey bekliyor ama tabelalalarda “Taş sıralarının gidişi ve kurvatura tespit edilebilmiştir. Andezit bloklarla restore edilen…” diye bir mimardan başkasının anlayamayacağı şeyler yazıyor. Buradan yetkililere sesleniyorum; bu ne lan!? Böyle yerlerde bir sürü yapı oluyor ve hepsinin birbirinden farklı hikayesi var. Ama bunlarla uğraşan yok ne yazık ki. İnsan tutar o şehrin ya da yapıların orijinal maketini yapar. Böylelikle doymuş bir şekilde ayrılır ziyaret ettiği yerlerden.

akropolis2Akropolis’te üç saate yakın kaldık. Tarihe dokunmanın, tarihle iç içe olmanın zevkini hissettik. Kendimi çoğu zaman başında defne yapraklarından tacı, ayağında sandaletleriyle dolaşan Altayus olarak düşündüm. Akropolis de bu simülasyon krallığıma müsaade etti, vakit geçti. Daha sonra çok kimsenin bilmediği bir yoldan, dağın öbür yamacından (Kral evinin olduğu bölgeden) Kızıl Kilise’ye doğru indik. Kızıl Kilise’yi ilk kez gördüm ve aslında ne olduğunu da hala öğrenemedim.

maketakropolisAkropolis’e ulaşırken yaşadığımız yorgunluk ve sıcak havanın etkisiyle diğer antik şehir Asklepion’a gitmeyi gözümüz almadı. Biraz dinlendikten sonra bu kez ilçenin merkezindeki müzeye attık kapağı. Tanrıların, tanrıçaların heykelleriyle sohbet ettik. Mitolojilerinden bahsedip uğurladılar bizi. İşin garip tarafı Akropolis’te arayıp bulamadığımız şehir maketini gördük müzede. Şehrin orijinal halini kilometrelerce ötede gördük. Bu işten de bir bok anlamadık.

Bergama’da artık akşam olmuştu, biz de tavla oynamak için bir çay bahçesinde aldık soluğu. Emir yine yapacağını yapıp ezdi geçti beni. Emir’in beni yenmesi koymadı ama ben o gün bir başka savaşı kaybettim aslında. Doya doya kirlendiğim bu gezide ilk kez yan çizdim ve pansiyona dönünce duşa zor attım kendimi. Ege’nin güneşi beni aptala çevirince kirlenmenin dayanılmaz hafifliğine pansiyondaki duşta son verdim. Tertemiz bir insan oldum ve bütün çabam boşa gitti…

Foto Galeri

bergamasokak1Beni Bergama’da en çok etkileyen şeylerden birisi de sokaklarıydı.

bergamasokak31Sokaklar sessiz ve sakin. O sıcak havada evlerin gölgelerinden faydalanıp kaldırım kenarında kestirmek bile geçti aklımdan.

bergamasokak4Evleri de çok sevimli Bergamalıların. Ama maalesef hepsi böyle değil.

bergamasokak2Herkes eski bir şeyin fotoğrafını çekince “Yılların eskitemediği…” falan diye isim koyuyor. Ben de buna verdim o ismi.

tirmanmacaBiz yolun basındayız, hedefse yukarıdaki kalıntı. Buradan bakınca ne kadar da yakın gözüküyormuş.

altay2Tırman tırman bitmedi mübarek. Neyse ki sonlarına gelmiştik burada.

mhp

Tırmanış esnasında garip şeylerle karşılaşmadık dersek yalan olur. MHP oraya da el atmış; İyonlular Türkmüş aslında.

tiyatroTırmanış bittiğinde kendimizi şehrin tiyatrosunda buluyoruz. Akrepolis Şehir Tiyatroları.

tiyatro2Bu tiyatrolar bildiğiniz tiyatrolardan değil. Devlet meseleleri de konuşuluyormuş burada.

tiyatro_akropolisBen o zaman kral olsaydım. Böyle yapardım işte; konuşmam bitince halkın arasından giderdim sarayıma. Zaten kafanın duruş şekline bakarsanız halkı selamladığımı görürsünüz.

orumcekAdını sanını bilmediğimiz garip böcekler eşlik etti bize tırmanırken. Sonradan öğrendim, adı Sarı Ömer’miş bu örümceğin. Zehirliymiş…

akropolis1Tırmanış bitince böyle bir yerde bulduk kendimizi.

akropolis3Şimdi o kadar yer çıktık ama buradan aşağı ayağımız bir kaysa Bergama Merkez’den alırlardı bizi.

altayesirogluİşte ben antik bir adam olsam böyle bir şey olurdum. Bulduğum her sütunun gölgesinin altında kestirirdim yeminle.

galeriOnlar da ayaklarında sandaletleriyle buralarda koşturuyorlarmış. Ben de kıvrılırdım bir köşeye.

pergamonmodeliŞehrin orijinal hali böyleymiş. Bunu Google’dan buldum.

zeussunagi Zeus Sunağı varmış burada. Bergama’daki bu tarihi eserleri keşfeden Carl Humann tarafından orijinali Almanya’ya götürülmüş.

zeussunagi1Bergama Müzesi’ndeki maketi bu şekilde. Orijinali ise böyle. İkinci Eumenes zamanında Galatlara karşı alınan zaferin anısına dikilmiş.

trajeniumtapinagiBu da Trajenium Tapınağı’nın kalıntıları.

sacakAdamların fantezisine bak; yağmur suyu aslan ağzından yapılan oluklardan akıyor.
akropolis21Bu da bir başka tapınağın kalıntısı.

akropolis4Adamlar taş oyma sanatının dibine dibine vurmuşlar.
akropolis61Totalde böyle gözüküyor Akrepolis.
akropolis7Seviyorum böyle fotoğrafları; bembeyaz bir sütunun arkasında masmavi gökyüzü.

kediEmir’in ikibin yıllık olduğunu iddia ettiği ‘tarihi kedi’.
antikYıkıntıları bir şekilde bir araya getirmeyi bilmiş arkeleoglar.

tirmangacaltay2Hızımı alamayıp Akrepolis’in surlarına bayrak dikme telaşına giriştim bir ara. Güneş beyne çok zarar verince böyle oluyor. Bu tırmanış esnasında daha da yukarı çıkmak için tuttuğum bir taş (10-15 kg.) elimde kalınca bütün dengem bozuldu, bir ara düşüyordum ama zor da olsa toparladım.

surlarŞehri çevreleyen surlar. O taştan kurtulmasaydım, buradan aşağı yuvarlanıp son nefesim barajın sularında bir baloncuktan ibaret olurdu.

emirusEmirus’un tarihi zirvesi.
kralevi2Kral evindeki yer döşemeleri orijinalliğini kaybetmemiş.
kralevi1Kral malikanesinin içi.

kizilkiliseBu da meşhur Kızıl Kilise.
kizilkilise4Yıkılma tehlikesi olduğu için içeriye almıyorlar. Ama biz yolunu bulup giriyoruz.

sokratesBu arkadaşın adı Sokrates; tanışın, tanıştığınıza memnun olun.
altayusHer zaman söylemişimdir, tarihi ilk ağızdan öğrenmek gerekir!
kraleviFarkettim ki, kralın mozaiklerinin gerçek olmadığını düşünenler var aranızda. Dikkatli bakın.

Gittim Gezdim Geldim
Gittim Gezdim Geldim / Ankara
Gittim Gezdim Geldim / Kayseri-1
Gittim Gezdim Geldim / Kayseri-2
Gittim Gezdim Geldim / Kayseri-3
Gittim Gezdim Geldim / Nevşehir
Gittim Gezdim Geldim / Eskişehir
Gittim Gezdim Geldim / Balıkesir

Bookmark and Share

Sadece 1 Yorum

gülşah  March 25th, 2010 tarihinde demis ki;

ÇOK BEGENMİM BENDE ANTALYA İLE İLGİLİ BU ŞEKİL DEBİR SUNUM HAZIRLAMAK İSTİYORUM

Simdi de sizi dinliyoruz