Gittim Gezdim Geldim / Bodrum
Geçen seneki tatilden döndükten sonra, “Hacı senin tatil çok güzelmiş ya, beraber böyle bir beraber yapalım” diyen eril ve dişilerin yan çizmesi sonucu kendimi bir anda Bodrum’un kızgın kumlarında, kulağımda Hande Yener’in “Bodrum’a da gittik beraber, Eestanbul’da da yaşadık” diye bağıran sesiyle buldum sepsevgili okur. Denizle kumun birleştiği tatillerden çok fazla hazzetmesem de insan mecbur kalınca uzanıyor şezlonga. “Ben dağ, bayır gezemem hacı” diyenlere sözüm yok ama “Abi seneye de Karadeniz turu yapalım yaa” deyip yan çizenleri huzurlarınızda bir kez daha en sinkaflı duygularımla anıyorum.
Bodrum’a giderken bir günün nasıl geçeceğini tahmin ediyordum. Kahvaltı, deniz, öğle yemeği, havuz, akşam yemeği, okey masası, bilumum aktivite ve yatış. İşte genel hatlarıyla tahminlerim bu şekildeydi, tahminlerimde de yanılmadım anasını satayım! Dört kişilik bir tatil ekibiyle İngiliz, İrlandalı ve Hollandalıların cirit attığı Bodrum’da aklımdan geçen programa son derece sadık kaldık.
“Yemişim tarihini, kültürünü; ben dalıyorum hacı, geliyor musun” diyen bir ekibe dahil olduğum için Bodrum’un tarihi, turistik yerlerini son güne kadar göremedik bir türlü. Çünkü ekibin bir kısmı gün boyu plajda kalma taraftarıydı. Uzun süredir tatile çıkamadıklarını bildiğimiz için de vazgeçtik gezip tozma işinden. Bodrum’da gezilebilecek her şeyi merkezde toplamışlar zaten. Onun için hepsini son güne sakladık ve bir anda gezdik. Başka yerler varsa da kaçırdık artık; canımız sağolsun.
Bodrum’u fakir turistler doldurmuş. Gözlemlerimde ilk dikkatimi çeken bu oldu. Adamlar sabahtan akşama kadar otelde oturarak vakit geçiriyorlar. Turistin otelden dışarı çıkmaması, esnafın kasasına yansıyor. Esnaflar da dükkanlarına gelen giden olmayınca adres sormak için girenleri bile ayakta şey yapıyorlar. İstanbul’da 2 liraya bulabileceğiniz herhangi bir şeyin etiketine 5 lira yazıyorlar haliyle. “Hepsi dahil” uygulamasının ceremesini çekiyoruz millet olarak. Akşam üstü uyanıp yalandan havuza giren ve gece yarısını bekleyip barlara koşturanlar haricinde kimse bir şey kazandırmıyor esnafa. Onların kazandırdığı esnaf da belli; barlar, diskolar, eczaneler…
İşte bu sebepten Bodrum’a giderken yapmayı planladığım bir takım aktiviteleri gerçekleştiremedim. 10 dakikalık parasailing için anasının nikahı kadar ücret isteyen adamlar hevesimi kursağımda bıraktı.
İlk defa gittiğim Bodrum’un neden bu kadar popüler bir yer olduğunu çözemedim açıkçası. Denizi, plajları, koyları güzel ama sadece bu kriterleri dikkate alıp da tatile gidilmez. Ya da bu şekildeki tatiller ilgimi çekmediği için öyle geliyor bana. Adamların suyu bile tuzlu akıyor anasını satayım. Normal çeşmeden akan su, gazı kaçmış ve güneşte beklemiş sodayı andırıyor. O ne garip bir tat öyle, tarifi mümkün değil. İnsanoğlu tarih boyunca su kaynaklarına yakın yerlere yerleşmiş; savaşlar, göçler hep su yüzünden olmuş. Bodrumluların ataları da bula bula burayı bulmuş. Mantıksız herifler!
En başa dönersek; sıkıntılı bir yolculukla ulaştık Bodrum’a. Yollar uzadıkça uzadı, bitmedi bir türlü. Gece yarısı başlayan yolculukta kahvaltı yeri için Balıkesir yakınlarındaki kamyoncu lokantalarından birini tercih eden yol arkadaşlarım yüzünden yumurta yerine civciv yiyerek başlayacaktık yeni güne. Kapısından girerken anlamıştım ne menem bir yer olduğunu ama ikna edememiştim yanımdakileri. Yumurtadan çıkan civciv gagasıyla daha fazla vakit kaybetmeden kahvaltı için daha insani bir yer bulduk akabinde. Yorucu ama keyifli bir yolculuğun sonrasında ulaştığımız Bodrum’da güneş batmak üzereydi ve ilk günümüz uyuklayarak geçti. Sonraki günlerimiz de az önce bahsettiğim şekilde sona erdi; durmadan yüzdük. Sigaranın sağlığa zararlı bir madde olduğunu yüzerken daha iyi anladım aslında.
Bu arada aklıma gelmişken hemen belirteyim, yollarda hummalı çalışmalar var. Genellikle genişletiyorlar, hatta bazı yerlere yeni yollar yapıyorlar. Bu devletin başında çalışan birilerinin olduğunu görmek sevindiriyor insanı.
Plajlardan sıkılınca mavi turla koylarda yüzmeye karar verdik. Koylardan ziyade Avrupalı cıvırlar heyecanlandırıyordu bizi ama nasıl bir tekneyi tercih ettiysek o cıvırların dedeleri ve neneleri çıktı kısmetimize. Yolcularının yaş ortalaması 50 olan bir tekneyle gördük Bodrum’un güzelliklerini. Teknenin en çıtır hatunu kolları jiletli bir Ankaralıydı, varın gerisini siz düşünün…
Sirkeci’deki kalabalık haricinde başka kalabalıklardan hiç hazzetmem. Bodrum’un merkezindeki insan sürüsü bu fikrimi değiştirebilir diye düşünmüştüm ama olmadı. Bodrum’un cıvıl ve cıbıl insanları da etkilemedi fikrimi.
Bu tatilin en keyifli anlarını dönüş yolunda yaşadık. Mangalımızı, etimizi, soğanımızı, biberimizi alarak Bafa Gölü’nde mangal yapmaya karar vermiştik ama yolları şaşırınca Aydın’da çekebildik sağ tarafa. Ne kısmetli adamlarsak, sağdan girdiğimiz yol bizi Topbaşı Barajı’na çıkardı. Baraj kenarında kemirdik tavukları, kanatları.
Bodrum tatili keyifli geçmesine rağmen beklentilerimi karşılayamadı özetle. Zaten yazı da gayet gevrek olmuş, şimdi okuyunca farkettim. Geri kalanlarını da fotoğraflarla anlatayım en iyisi.
İlk olarak Silivri’de görmüştüm bu rüzgardan enerji üreten zımbırtıları. Sevindim başka bir yerde daha görünce. Güzel şeyler tabii ki bunlar.
Manisa’da Atamız için yine en güzel heykellerden birisini yapmışlar. Demirağlardan sonra Atatürk heykelleriyle örülmüş ana yurt dört baştan. Kemalizm sen nasıl bir şeysin ya.
Bu tepe, Kemalizm’e hediyem olsun. Belki yanından defalarca gelip geçtiniz ama farketmemiş olabilirsiniz. Gördüğünüz tepede ufak tefek rötuşlar yaparsanız yansıyan gölgeyi Atatürk silüetine benzetebilirsiniz. Böylelikle gelecek nesiller Atamızın büyüklüğünü daha iyi anlarlar. Hem turizme de hareket gelir.
Bodrum’da genel manzara bu şekilde. Çıplak tepeler beyaz badanalı yazlıklarla dolu.
Bodrum Kalesi, Bodrum’un en önemli sembollerinden olması hasebiyle görülmesi gereken birkaç yerden bir tanesi. Saint Jean Şövalyeleri’nin mirasıdır aynı zamanda.
Bodrum Kalesi’ndeki arkeoloji müzesinin eserleri bunlar. Birçoğu zeytinyağı için kullanılmış bu testilerin.
Bodrum Kalesi’nde bir zamanlar kilise, Osmanlı’dayken cami olan bir yapının içinde Roma gemisi maketi yapmışlar. Yukarıda gördüğünüz testiler bu şekilde istifleniyormuş gemiye.
“Bu çivi Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Sayın Süleyman DEMİREL tarafından çakılmıştır. 10 Eylül 1997″ Geminin üzerinde böyle bir şey var. “Ne alaka?” diyorsun, ben de demiştim.
Bodrum Kalesi’ndeki İngiliz Kulesi’nde böyle bir aslan kafası bulunuyor. Gayet orijinal, bildiğin aslan. Duvardayken gayet sevimli duruyor.
Aslan Kafası vs Altay Kafası
Bi gün mavi tura çıktık işte böyle gidiyoruz…
Deniz, kum, güneş çok rererö desen de İstanbul’un nemli havasını yiyince özlemle anıyosun bu günleri.
Eğer benim gibi kulakları arızalı bir insansanız dalanları böyle yukarıdan izlersiniz. Allem ettim, kallem ettim ama dalış hocalarını kulaklarıma rağmen dalabileceğime ikna edemedim. Nasip değilmiş. İyi bakın kulaklarınıza.
Gittim Gezdim Geldim – 2009
Gittim Gezdim Geldim
Gittim Gezdim Geldim / Ankara
Gittim Gezdim Geldim / Kayseri-1
Gittim Gezdim Geldim / Kayseri-2
Gittim Gezdim Geldim / Kayseri-3
Gittim Gezdim Geldim / Nevşehir
Gittim Gezdim Geldim / Eskişehir
Gittim Gezdim Geldim / Balıkesir
2 Yorum
spitfire August 3rd, 2010 tarihinde demis ki;
bu arada bodrumda ciddi bir içme suyu ve temiz su sorunu var son 2-3 yıldır onemli calısmalar yapılıyor ama hala çozemediler o yuzden o suyun tadının oyle olması doğal.
ayrıca barış akarsu’nun öldüğü kavşağı daha yeni düzenliyorlar, kaç sene oldu, düşün yani durumu!





Albatros July 28th, 2010 tarihinde demis ki;
Benim kafama takılan şu: Bir sürü masraf edilip duble yollar, otobanlar yapılıyor. Ama o kadar çok tamirat tadilat dolayısı ile yolların yarısı kapatılıyor ki, madem yolun bir yarısı kapatılacaktı neden bu yollar duble yapıldı diye soruyor ve cevabını bulamıyorum.
Dünyanın her yerinde mi bu böyle, yoksa biz mi yol yapmayı beceremiyoruz?
Bu kadar yazı içinde bula bula bunu mu buldun demeyin, keyifle okuduğum yazıda yol çalışmaları ile ilgili bölüm gelince yollarda yaşadığım çile aklıma geldi ve bütün keyfim kaçtı.