Gittim Gezdim Geldim

karatrenİstanbul’da yaptığımız rota planlamasına göre ilk günü Eskişehir’de geçirip doğrudan Kayseri’ye geçecek ve kısa bir süre Kayseri’de kaldıktan sonra Mersin, Adana, Gaziantep üzerinden Mardin’e geçecektik. Ama trenle doğuya gitmenin büyük bir sabır gerektirdiğini fark edip hemen akabinde çark ettik. Doğuyu gezmek istiyorsanız nokta atışlar yapmalısınız. Trenle, tarım işçilerinin yollarda olduğu vakitlerde otuz saate yakın tren yolculuğu çekilecek bir şey değil. Yoldayken rota üzerinde ufak tefek değişikliklikler yaptık. Kayseri’de vakit geçirip aynı gece Ulukışla üzerinden Konya’ya gitmeyi düşünüyorduk ama TCDD’nin imkanları buna izin vermedi. Rotada tutturamadığımız tek yer Konya oldu, o da içimizde kaldı zaten.

Tren yolculuğu genel olarak zevkli bir şey ama maalesef trenler zannedildiği gibi değil. TCDD son yıllarda büyük girişimler yaptı, kendisini geliştirmeye adadı. Bu benim sadece dışarıdan gözlemlediğim bir durumdu ama rayların üzerine çıktığımız zaman durumun hiç de tahmin ettiğimiz gibi olmadığını fark ettik. Öğrendiğim kadarıyla raylı ulaşım şu anda bir devlet politikası ve hükümet bu konunun üzerine fazlasıyla düşmeye çalışıyor. Trenlerin bakımdan geçirilmesi, dışarıdan görüldüğü zaman insanı cezbediyor fakat trenlerin içinde büyük bir değişiklik yok. Mesela tuvaletlerin bakımsızlığını, vagonlar arasındaki eşitsizliği, kesin vardır denilen yerlere tren olmamasını buna örnek olarak gösterebiliriz. TCDD Genel Müdürlüğü bu gelişim hamleleri neticesinde vagonlardan bazılarını konferans vagonu olarak tasarlamış. Bir konferans salonuna, yönetim kurulu toplantısına gerekli olan her şey var içinde. Ama merak ediyorum kaç iş adamı kullanıyor bunu. İstanbul’daki evinden yine İstanbul’daki iş yerine helikopterle giden bir iş adamını hangi güç trene bindirir bunu ayrıca merak ediyorum. Tribünlere oynamak diyebiliriz buna.

Trenlerdeki en büyük sorun çocuklar. Emir ve beni yakından tanıyanlar çocukları ne kadar sevdiğimizi bilirler ama trende durum değişiyor. Oradaki her çocuğu tekmelemek istediğimi dün gibi hatırlıyorum. Çünkü gecenin saat ikisinde ağlamaya başlayan bir çocuk hiç de sevimli olmuyor. TCDD, konferans vagonuyla uğraşacağına bu çocuklara bir çözüm bulmalı. Bana sorarsanız bilet almaya gelenlere çocuklu olup olmadıkları sorulmalı ve çocuklu aileler aynı vagonlara yerleştirilmeliler. Altmış kişilik bir vagonda ağlamaya başlayan bir çocuk minimum otuz kişinin uykusunu da piç edebiliyor. Yani her vagonda üçer çocuk olsa yolcuların yüzde yetmişbeşi ertesi güne uykusuz başlayacak. Zaten çocuklu aileler uykusuzluğa alışkındır ve bir başka çocuk yüzünden uyandırılmayı fazla önemsemezler. Bu durumun çözüme kavuşması trenin ikinci kez kullanılmasına sebep olur, talep artar. Ama şu anda trenle uzun bir yolculuk teklifi gelse iki kere düşünürüm.

Anadolu’da ulaşım ciddi bir sorun ve büyük bir kazanç. İki adımlık yola belli araçlarla gitmek zorundasınız. O yüzden İETT’ye bundan sonra küfür etmemeye karar verdim. Aynı şehir içinde bir yerden başka bir yere gitmek neredeyse 10 liraya patlıyor. Mesela İzmir-Selçuk arası 7 lira. Binmeye mecbursunuz, yapabileceğiniz hiçbir şey yok. O yüzden Anadolu’yu görmeden İETT’ye laf etmeyin. Selçuk’tan Meryem Ana’ya gitmek taksiyle 40 lira civarında bir şey. Her şey merkezlerde güzel ama İstanbul’un varoşları bile merkezle aynı ücretleri ödüyor.

Bu geziyle Anadolu insanını yakından tanıma fırsatını yakaladık. Bazı bölgelerde hiç sevilmedik ama bazı illerde halkın çok kanı kaynadı bize. Belki yüz kişiyle oturup sohbet etme imkanı bulduk. Zaten farklı birilerini gördükleri zaman hemen konuşmak istiyorlar. Biz de konuşmaya meraklı olunca hoş sohbetler çıktı ortaya. Şunu açık yüreklilikle söyleyebilirimki Allah, Anadolu’yu İstanbul’un zilletinden korusun.

Gezi boyunca çok fazla yürüdüğümüzü söyleyebilirim. Totalde 30 kilometrenin üzerinde yürüyüş yaptık. Amaç farklı olunca yorulmak da aklına gelmiyor insanın. Bulduğumuz her dağa, bayıra, taşa, kayaya tırmandık. Ayaklarımız kirden pastan simsiyah oldu. “Tertemiz vücudun insan sağlığına zararı olabilir, kirlenmek de bir ihtiyaçtır belki” diye düşünerek duşa girmemeye çalıştım günlerce. İstanbul’da her gün duşa girince “Kirlenmek güzeldir” diyenleri anlayamıyorsunuz ama kirlenmek gerçekten güzelmiş. Asıl özgürlüğü, içinizden geldiği gibi kirlendiğiniz zaman hissediyorsunuz. Zaten ha deyince de banyo bulamıyorsunuz bu şekilde yola çıktığınızda. Doya doya zevkle kirlendim ama İstanbul’a gelince hayat tekrar değişti, soluğu yine banyoda aldım, bütün emeğim boşa gitti yani.

Telefonlarımı kapattım, gazetelerden ve televizyonlardan uzak durarak beynimi temizledim bu turda. Birçok önemli tecrübe kazandım, sabitleşen fikirlerime ilk baltayı önce kendim vurdum gezinin sonunda. İstanbul’da doğup büyüyen bir adamın başka bir yerde yaşayamayacağını farkettim. Ama ‘ara sıra kaçmak lazım İstanbul’dan’; bunu da not ettim bir kenara.

Yazacak, söylenecek çok şey var; bu girizgah olsun şimdilik.

Bookmark and Share

Simdi de sizi dinliyoruz