Hepsi Salı Günü Yüzünden…

halbuki

Efendim selamlar! Nasılsınız?

Beni soracak olursanız gayet yorucu bir günden sonra huzurlu bir şekilde, dünya muhteşemi koltuğuma oturdum ve hiç tarzım olmayan türden bir iki grubun, hiç tarzım olmayan bir iki parçasını dinliyorum. Ve hayat felsefemle, yaşadığım yaşamla, tecrübelerim ve zevklerimle tamamen alakasız bir şekilde, kucağımda kediyle oturuyorum!…

Beni tanıyanlar sağlam bir kahkaha patlatmıştır eminim. Zira oldum olası haz etmemişimdir kedilerden. Ama işte Allahın sopası yok mu derler, ne derler? Başımıza geldi bir kabus. Genel olarak odama pek sokmasam bile bugünün vermiş olduğu ruhsal saçmalıkla izin verdim bugün. Bugünün özelliği ne bilmiyorum tabi. Bugün Salı. Ve ben Salı günlerinden hiç hoşlanmıyorum.

Salı günlerinin kendine has bir sinsiliği var. Derinden derinden işliyor, içine nüfuz ediyor ve bir anda etkisini gösterip bayıveriyor insanı orta yerde. Boş konuşan, saçma esprilere gülen, çabuk sıkılan, çabuk yorulan, iş yapmaktan zerre haz almayan bir insan evladı olup çıkıverdiriyor insanı. Bu günün, bu kadar çekilmez olmasının nedeni sadece ve sadece budur. Yoksa gayette normal bir gün işte. İşe gidiyorsun, çay & börek kombinasyonunu gerçekleştiriyorsun, yazıcı tamir ediyorsun, servise gidiyorsun, şirkete dönüyorsun, eve dönüyorsun. Olay bu. Ama bu olaylar silsilesi salı günü söz konusu olduğunda, inanılmaz bir dirençle devrim çığlıkları atıyorlar. Ölüm orucu gibi adeta. Geçmek bilmiyor zaman. Bitmek bilmiyor işler. Susmak bilmiyor telefon. Çözülmek bilmiyor sorunlar. Baş, bacak, bel gibi standart olarak ağrıyan bölgelerin yanına, bir yılan gibi süzülen eklem ağrıları, günün, bitmek tükenmek bilmeyen bir dereotlu çörek gibi olmasını sağlıyor. Evet, dereotundan nefret ederim.

Ama eminim yarın, yani çarşamba günü ölesiye mutlu olacağım. Süpsüper geçecek günüm. Adeta iki kaşık darbesiyle bitiriverdiğiniz kazandibi gibi, profiterol gibi, en kralından bir meyveli pasta gibi. Hemen akşam olacak ve yüzümde gülücükler saçarak evime dönmüş olacağım. Ne kadar mutlu olacağımı görür gibiyim.

Köprünün orada Metrobüs’ten indim, Beylerbeyi’nin az yukarsında bulunan otobüs durağına kadar yürüdüm. Ve yürürken aklıma sapıkça birşey geldi. Görebildiğim kadarıyla; o 100-200 metrelik yolda, tekrar ediyorum; GÖREBİLDİĞİM KADARIYLA 30 civarı tükürük vardı. Bence yere tükürmekten ciddi derecede haz alan insanlar var. Tükürüyor ve eserine bakıyor; vay be, ne güzel tükürdüm! Hepimiz yapıyoruz bunu ara ara mecburiyetten ama biliyorum ki, biz kenara köşeye yapıyoruz. Eser mahiyetinde değil bizimkisi. En azından benimkisi değil. Gayette sikkodan bir tükürük işte. İnsanlara gösterebileceğim türden bir eser değil. Bende o asil sanatkarlar kadar güzel tükürebilsem, o deseni, o yoğunluğu, o ruhu verebilsem, bende her santimetre kareyi tükürüğe boğarak geçer, 2010 kültür başkenti olan İstanbul’umuzun, hakettiği yerde olmasını sağlardım. Ama ben beceriksiz ve basiretsiz bir insan olduğum için, o yere tükürüp her sokağın bir sanatevi, her kaldırımın bir müze olmasını sağlayan insanlar gibi başarılı olamayacağımı bildiğim için yapmıyorum böyle birşey. Hatalı olduğumu biliyorum. Aslında denemeliyim. Aslında başarabilirim. Ama aynı zamanda özgüven duygusundan nasibimi almamış, hayvanoğlu hayvanın tekiyim ben. Öyle kıskanıyorum ki o sokağa tüküren özgüven sahibi sanatçıları. Keşke demekten nefret ederim ama, keşke onlar kadar asil ve özgür ruhlu bir İSTANBUL’lu olabilseydim. Kendi adıma ne kadar üzüldüğümü bilemezsiniz.

Hep salı günü yüzünden ama. Lanetler ederim salı gününe. Ve salı gününün sevenleri varsa bunu bana söylemesinler derim, hüzünlenir, bir şiir yazarım kendi çapımda salı gününe lanetlerimi sunarak.

Sanata ve sanatçıya hakkını vermeyen, kaldırımlara tükürenleri kınayıp, onlara ayı olduğunu söyleyen insanlar; BU ÜLKEYİ MAHVEDİYORSUNUZ! ANANIZI DA ALIN GİDİN ARTIK BU ÜLKEDEN!

Bookmark and Share

2 Yorum

Darkohl  March 18th, 2009 tarihinde demis ki;

Kışa varınca genelde ayılar uykuya yatarlar aslında, bu kadar türemezler ama bazılarının içine doğuştan kazandırılmış insanlık dürtüsü olduğu için kış aylarında kapılan mikroplar dolayısıyla çoğalan tükürüksüler yollarda resmen yürüyecek yer bırakmıyorlar.
Daha bu sabah işe gelirken aynı şeyleri düşünüyordum ben de.
Ardı arkası kesilmeden içilen sigara, nezle-grip ve duyarsızlık bahsettiğin sanat eserlerinin yaratılmasına sebep oluyor.
Ve hiç tükenmiyor bu tarz insanlarda bu tükürme güdüsü, hiç bitmiyor yani.
O insan aslında hep hayvan.
Bunun aksini savunabilecek bir kişilik var mı bilmiyorum.
Varsa da RÖAH sana..

emre  March 18th, 2009 tarihinde demis ki;

HAAAARRKKK….PUUUUUU !!!!!

Simdi de sizi dinliyoruz