Hey gidi Koca Yusuf

kocayusufGüreş, Balkanlar’da yaşayanlar için ekmek ve su gibi bir şeydir, bir hayat meselesidir. Yedisinden yetmişine herkes güreşle yatar güreşle kalkar. Kahvelerde konuşulan tek konu güreştir, o zamanki pehlivanların sözü imamdan, muhtardan daha çok dinlenir.

İki aile bir araya gelince üç beş yaşındaki kızancıkları ortaya salar, kazanana en fiyakalısından bir afferin çekerler. Paytak adımlarla babalarının paçasına sarılanlar sabahın kör karanlığında güreş izlemeye gider, güreşler uzayıp hevesleri kaçınca akranlarıyla boğuşmaya başlarlar. Evet Rumlar, Bulgarlar da güreşe tutkundur ama Türkler, gayrimüslim tebaanın kurallarından anlamaz, grekoromene alışamazlar. Paçalara dalmalı, künde atıp, el enseyle bastırmalıdırlar. Rakibin göbeği yıldızları görse yeterlidir; sayıyla, puanla işleri olmaz.

Bu coğrafyada herkesi güreşin ateşi sarmıştır, yolda karşılaşanlar selam vermezden evvel el ense çekip hatır sorarlar. Balkanlarda güreş tertip etmek için bahane bulmaktan kolay bir şey yoktur. Düğünü, derneği, misafiri mazeret gösterir, küçük ortadan başa kadar yağ kazanının başına sıralanırlar. Babalar, çocuklarının Kırkpınar’da başpehlivanlığı kazanacağı günün hayallerini kurar, yoklukta bile kızancağızlarını yağlı, ballı böreklerle beslerler.

Deliormanlı Yusuf da böyle bir babanın oğludur, güreşe güleş, pehlivana pelvan denilen bir yerde, Bulgaristan’ın Şumnu Kasabası’na bağlı Karalar Köyü’nde doğar. Balkan Türküdür, o da akranları gibi güreş aşkıyla büyür. Babası İsmail Pehlivan da çayırların kokusunu almış yiğit bir adamdır, oğlunun ilk hocası olur, Kırkpınar’a uzanan hikayenin temellerini Karalar Köyü’nün çimlerinde atmaya başlar. Yusuf iyi yer, uykusuna dikkat eder, idmanlarını aksatmaz. Mevzubahis güreş olunca sabah namazından sonra yatmaz, gün ışıyana kadar antrenman yapar. Kütük taşır, mekik çeker, kendisini şınava verir. Daha küçük yaşlarda ortalığın tozunu atmaya başlar. Babasını da zorlamaya başlayınca, Nasuhçulu Kel İsmail Pehlivan’ın yanına çırak olur, yeni yeni oyunlar öğrenir, güreş kaidelerini hizalar. Çocukluktan gençliğe geçerken vücudu da oturmaya başlar, omuzları genişler, göğsü kalkanlara benzer. Yaşı daha askerlik çağına gelmemiştir ama onca tecrübeli ustaya taş çıkartır, hepsinin takdirini kazanır.

Derken, Balkanlar’da bir hareketliliktir başlar. Ruslar, Bulgarları kışkırtır, Rumlara mavi boncuk dağıtır. Kavmiyetçilik yaparak Osmanlı’yı boş yere uğraştırırlar. Komitacılar yıllarca birlikte yaşadığı Müslüman ahaliye görülmedik zulüm yapmaya başlayınca Yusuf da silahını kaptığı gibi dağlara tırmanır bölücü avlamaya başlar. Huzurun olmadığı yerde kimsenin yüzü gülmez, insanın içinden bir şeyler yapası gelmez. Ortalık sakinleşince halk tekrar eski günlerini yaşamaya başlar, ortalık şenlenir. Çimler zümrüt yeşili kesilir, zeytinyağına bulanırlar…

Yusuf da dağdaki mesaisini tamamlayınca tekrar çayırlardaki yerini alır. Ama artık hiçbir şey eskisi gibi değildir. Babası aklını kaçırmıştır, hocası Kel İsmail Pehlivan’dan haber alınamaz. Böyle sıkıntılı günler geçiren Yusuf için artık Kırkpınar günleri gelip çatmıştır. İlk senelerinde büyük ortada ve başaltında güreşir, er meydanının tozunu atar. Şumnulu Yusuf’u tanımayanlar bu delikanlının güreşini görünce istikbalinin parlak olduğunu anlarlar. Yusuf’un güreşleri kısa sürer, rakipleri ne olduğunu anlamadan gökyüzünü seyretmeye başlarlar. Kırkpınar’da o zamanlar Gaddar lakaplı Kel Aliço’nun sözü geçer ki, kendisi yıllardır başpehlivandır, unvanını kimseye bırakmaz. Hatta finallerde karşına rakip çıkmadığı için defalarca güreşmeden şampiyon olur. Bu durum en çok kenarda oturup güreşleri izleyen Kırkpınar sevdalılarını üzer. Yıllar vardır ki ağız tadıyla kıran kırana bir güreş izleyememiş, finalin çekişmesini yaşayamamışlardır.

Kırkpınar fanatikleri Yusuf’tan ümitlidir, Aliço’yu yense yense Yusuf yener diye konuşmaya başlarlar. Aliço Yusuf’un güreş stiline dikkat edince tehlikeyi erkenden sezer ve bu kızanı yanına çırak almaya çalışır. Böylelikle Yusuf’un kendisini yenme ihtimalini ortadan kaldırmayı düşünür fakat Yusuf, Aliço’yu en çok zorlayan isimlerden Pomak Osman’a tabi olur, çalışmalarına onunla devam eder. Sonunda beklenen gün gelir ve Yusuf’la Aliço başpehlivanlık için el bağlarlar.

Biri Sultan Abdülaziz Han’ın başpehlivanıdır, öbürü ise güreşseverlerin yeni umududur. Kıyasıya bir güreş başlar aralarında. Aliço alttan girer, Yusuf üstten çıkar ama galibiyeti kazandıracak oyunların hiçbiri olmaz. Kırkpınar meraklıları yıllardır böyle güreş izlememişlerdir o yüzden keyiflerine diyecek söz olmaz. Ama er meydanında durum değişiktir, iki pehlivan da burunlarından solur, kimse kimseye üstünlük kuramaz. Birkaç saat geride kalmıştır ama henüz kimsenin göbeği yıldızları görmemiştir. İşler uzayınca hakem heyeti güreşin berabere bitmesini arzular. Teklif Aliço’ya iletilince kel kafası sinirden kırmızıya keser, “A be siz ne sülersiniz! Burası er meydanı değil midir, Ali ile Selim bu meydanda güleşerek ülmemiş midir. Bu güleş berabere bitmez. İsteyen gitsin evine” diye kızmaya başlar. En sonunda hakemler akşam namazı vaktinin çıkmak üzere olduğunu söyleyince güreşi yarıda bırakırlar. Namazdan sonra çıralar yanar, güreş tekrar başlar. Finalin ikinci bölümü de oldukça uzun sürer, Aliço’da yorgunluk alametleri baş göstermiştir, Yusuf ise güreşe daha yeni başlıyor gibidir. Künde atar, el ense çeker, kurt kapanına girer rakibini sindirmeye başlar. Aliço’yu tam yere vuracaktır ki, yılların efsanesinin bir çocuğa yenilmesine gönlü razı olmaz, “Ustam ben pes ettim” diyerek güreşi bırakır, başpehlivanlığı Aliço’ya teslim eder. Gaddar Aliço şaşkındır, ama çabucak toparlanır. “Be tam yenecekken nereye gidersin, büle şey mi olur” diye çıkışmaya başlar lakin anlayacağını anlamıştır. Yusuf “ustam sen beni yenecektin” diyerek meydanı hızlı adımlarla terk eder.

Aliço’nun morali bozulur, keyfi kaçar. Cazgır tam “Yusuf pelvan pes ettiği için bu yılın paşpelvanı Kel Ali…” diye galibi açıklayacaktır ki, Aliço’nun “Yusuf’u çağırın bana” diye bağırdığı duyulur. Ortam gerilmeye başlamıştır. Aliço’nun sağı solu belli olmaz, kızdıysa karşısında kimse duramaz.  Yusuf çekine çekine büyük ustanın yanına gelir. Aliço, Yusuf’un bileğini kavrar ve “Yusuf’un gönlü, Aliço’nun sırtını yere getirerek yenmeye el vermediği için pes etmiştir. İstese beni yenerdi. Artık meydanı gençlere bırakmanın vakti gelmiştir. Bu yılın başpehlivanı Yusuf’tur!” diyerek meydanlardan çekilir. Altı saat süren güreşin sonunda bir devir kapanmış, yeni bir dönem başlamıştır. Meydanların sultanı Aliço, Kırkpınar’a böyle veda eder, Yusuf ilk başpehlivanlığını bu şekilde kazanır.

-Devamı gelecek-

Bookmark and Share

12 Yorum

Mine  December 17th, 2009 tarihinde demis ki;

Koca Yusuf hakkında böyle detaylı bilgilerim yoktu her zamanki gibi yazını bir solukta okudum devamını açıkçası merakla bekliyorum :)Teşekkürler

Albatros  December 17th, 2009 tarihinde demis ki;

Çocukluğunu, Tercüman gazetesinde pehlivan tefrikaları okuyarak geçiren biri olarak teşekkür ediyorum. Takipçisi olacağım.

birfincankahveicinbirpenny  December 18th, 2009 tarihinde demis ki;

sürükleyici güzel bir yazı olmuş

SELVAN  December 20th, 2009 tarihinde demis ki;

Zamanda ve mekanlarda yolculuk gibi oldu, güzelmiş..
Koca Yusuf’un sanırım Amerika yolculuğu ve zaferleri de olmuş.. Ve bildiğim kadarıyla dönüşte okyanusta boğularak vefat ediyor. Bir rivayette kurtarma filikalarına kuşağındaki ağır altınları bırakmadığından alınmıyor?!?
Acı bir durum, tabii doğrusunu Allah bilir..

trakyalı  December 22nd, 2009 tarihinde demis ki;

-Kardeşim yazdıklarınızın bir çoğu yanlış.Siz bu güreş yapılırken oradamıydınız? Koca yusuf istim üzerinde genç bir pehlivan iken,artık emekli olmuş,altmış yaşına merdiven dayamış birini 6 saat’te,yenemiyorsa…yapılacak bir değerlendirmede,kimin daha üstün bir pehlivan olduğu ortaya çıkar…Her iki pehlivanımızda TÜRK gücü’nün timsalidir…ancak dünya tarihi asla KEL ALİÇO gibi bir pehlivan’a,bir daha şahit olmayacaktır…ALİÇO 57 yaşında idi,Yusuf ise yağız bir delikanlı…Buradan akıl yürütün(!!!)ya akran olarak güreş tutsalardı(her ikiside aynı yaşta olsalardı)Kesin inanıyorumki KEL ALİÇO,KOCA YUSUF’u,sakat bırakırdı…Yine biraz düşünelim,dünya üstünde her hangi bir spor organizasyonunu,27 sene üst-üst’e,şampiyon olarak bitirebilmiş bir tek sporcu varmı(KEL ALİÇO DIŞINDA)Ya arkadaşlar,branj önemli değil ama,dünya spor tarihinde böylesi bir başarı grafiği mevcut değil..KIRK PINAR VE 27 YIL ÜST-ÜSTE ŞAMPİYONLUK:ONUN ADI:KEL ALİÇO(EN BÜYÜK TÜRK PEHLİVANI)Ne mutlu TÜRK’üm diyene.

Altay Esiroglu  December 22nd, 2009 tarihinde demis ki;

kaç gündür cevap yazacağım bir türlü vakit ayıramadım.

@Mine; ben de sana teşekkür ederim.

@Albatros; okumayı söktükten sonra pehlivan tefrikaları okumamış bir nesle aşina değiliz :)

@birfincankahveicinbirpenny; teşekkür ederim.

@SELVAN; Amerika’dan önce bir Fransa seyahati var, oradaki güreşlerinde aldığı sonuçlar da insanın gururunu okşuyor. Ben yazmadan sen sonunu getirmişsin. Bu konu hakkında çeşitli rivayetler var.

@trakyalı; gelelim sana… öncelikle bu güreş yapılırken ben orada değildim. Dolayısıyla görmedim. Ama yakın tarihte geçen bir hadise olduğu için sağlam kaynaklara ulaşmak daha kolay. Dolayısıyla birçok şeyi okuyarak yazdım bu yazıyı. “Yazdıklarınızın birçoğu yanlış” demişsin ama nerelerin yanlış olduğunu söyleme zahmetine girmemişsin.

Anladığım kadarıyla Aliço fanatiği birisin, yorumundan böyle anlaşılıyor. Yazının hiçbir yerinde Aliço’ya hakaret ettiğimi düşünmüyorum da sen niye bu kadar celallendin be paşam?

Zaten bende böyle adamlara sövüp sayacak kadar çap yok, haddimi bilirim. Evet Koca Yusuf, Aliço’yla güreşirken genç birisiydi. Aliço ise eleğini asma evresine gelmişti. Bu söylediklerin doğru, zaten ben de aksini iddia etmedim. Ama sonunda bir (1) galibin çıktığı karşılaşmaların hepsinde neticeye bakılır malum. Bu güreşi Yusuf kazanmıştır, tarihi baştan yazamazsın…

Akran olarak güreş tutsalardı kim kazanırdı? İnan ki hiç bilmiyorum, bu işler tahminle olmaz. Belki de Yusuf yenerdi, kimbilir?
Evet Aliço, 20 küsur sene kimseye başpehlivanlığı kaptırmadı, önüne çıkanı yendi, ezdi, geçti. Belki de hiçbir başarı bu kadar uzun soluklu olmadı dediğin gibi. Ama Aliço, Yusuf’a yenildi. Senin için acı da olsa kabul et bunu…

cumhur abi  December 22nd, 2009 tarihinde demis ki;

trakyali kardesim alico dan cok alicocu olmak diye buna derim :))

Emir Akın  December 23rd, 2009 tarihinde demis ki;

Aliço o yaştayken tek genç güreşçi Yusuf pehlivan değildi yahu. ama yine de diğer gençler Aliço’nun karşısına çıkamaz, çıkanları da Aliço hallaç pamuğu atar gibi çevirip atarmış (yanlışım varsa düzeltin)

TRAKYALI  April 3rd, 2010 tarihinde demis ki;

-Altay bey,koca yusuf KEL ALİÇO’YU,yenememiştir…Hava kararınca,kırkpınar hakem heyeti güreşin ertesi güne bırakılmasına hükmetmiştir,buna tepki gösterende KEL ALİÇO olmuştur…Çıraları-ziftleri tutuşturun,,,pişmiş güreş bırakılırmı hiç demiştir…Siz yüzeysel bilgiler ile yazıyorsunuz(!)Kırkpınar arşivleri EDİRNE’de,dir,son 300 yıl’ın,neticeleri yazılı kayıt altına alınmıştır…komiteye başvurursanız bunlara ulaşabilirsiniz.Kel aliço yada Koca yusuf şahsımın her hangi bir yakını değil,Söz konusu olan AKIL ve MANTIKTIR!!!Gelelim yusuf aliço’yu,yenmiştir(!!!)iddianıza,hayır bey efendi,,,güreş tatil edilmek istendiğinde ve aliço’nun şiddetli itirazı sonucunda;Koca yusuf Aliço’nun yanına giderek eline sarılmış ve elini öpmüştür…Aliço’da yusuf’un bu terbiyeli tavrından çok duygulanmış ve jübilesini yapmıştır…Ve o yılki baş pehlivanlık ünvanı yine kel aliço’ya verilmiştir.Aliço bir dahada güreşmemiştir.Kısacası o güreş berabere bitmiştir.Babası yaşındaki birini 6 saatte yenemeyen bir pehlivanı varın kıyaslayın(MANTIKSAL REFLEKSLERİNİZ İLE!!!)Bu kadar basit ve net.!!!!!Ne aliço ne yusuf şahsımın bilmem nesi değil…Ama insan biraz akıl mantık yürütür-DEMAGOJİK-satır döşemeden önce,teraziye bakmak gerekir.!!!Kel aliço’nun Amerika’da,SPOR AKADEMİLERİNDE,(YUSUF İLE BİRLİKTE)TEZ konusu olarak işlendiğini biliyormuydunuz(?)Ve,27 yıl üst-üste bir spor organizasyonunu kazanmış TEK İNSAN OLARAK,,,ONU TÜM AKADEMİSYENLERİN TANIDIĞINI biliyormusunuz?!? Kel ALİÇO fanatiği falan değilim,GERÇEKLERİN FANATİĞİ’yim…Ha Fanatiğim elbet;ALİÇOLARIN,YUSUFLARIN,KARA AHMETLERİN,ADALI HALİL LERİN,HERGELECİ İBRAHİMLERİN,KAVASOĞLU KOCA İBRAHİMLERİN,ŞAMDANCI BAŞI KARA İBOLARIN,KURT DERELİ MEHMETLERİN,FİLİZ NURULLAHLARIN,ÇOBAN MAHMUTLARIN,,,TÜRK GİBİ KUVVETLİ DARB-I-MESELİNİ,Tüm cihana yayan tüm pehlivanlarımızın fanatiğiyim…ALLAH cemi cümlesini-NUR- içinde yatırsın.AMİN.

bosbogaz  April 3rd, 2010 tarihinde demis ki;

Unlem kullaninca daha etkili oluyo galiba yazilar. Bende bundan sonra kullanacagim!!!!!!!!!!! Gercektende yazinin cehresini degistirdi!!

TRAKYALI  April 5th, 2010 tarihinde demis ki;

-Ünlem vurgusu,boşu-boşuna;kullanılmaz.!!!Eğer kavrama
(…)yeterliliğine haiz biri,”ÜNLEMLERDEN”çıkarsama yapabiliyor ise,zaten her hangi bir tezat(!)yaşanmaz.!!!BOŞBOĞAZ,bu hususta boş boş ve bolca -ÜNLEM-kullanabilir,ABİDİK -KUBİDİK-yazabilir,özgürlük var…TRAKYA İNSANI’IN,MAYASINDA VAR ÖZGÜRLÜK…HOŞ KOCA YUSUF KEL ALİÇO VE DİĞERLERİ HEPSİ TRAKYALIDIR…TRAKYADANDA BİR TEK VATAN HAİNİ ÇIKMAMIŞTIR NOKTA.

TRAKYALI  April 20th, 2010 tarihinde demis ki;

ATATÜRK’ün,de bir TRAKYA’lı olduğunu eklemeyi unutmuşum…UYGAR-ÇAĞDAŞ-YURTSEVER-tüm yurttaşlara sevgi ve saygılarımla…AYDINLIK günler,TÜRK ULUSU’nun olsun.

Simdi de sizi dinliyoruz