Kaçak Avrupa Başkenti

istanbul2010

 

 

 

 

 

Geçen gün üzücü bir olay yaşanmıştı Seyrantepe’de. Toprak kayması sonucunda bir gecekondu kullanılamaz bir hale geldi ve o evden bir cenaze çıktı.

İstanbul’daki yapılaşmaya ve garip sisteme bir bakalım.

Dünyanın gözbebeği İstanbul’da 12-13 milyon insan yaşamakta. Bu insanların ikamet ettiği yerlerin, işyerlerinin yaklaşık yüzde 70’inin kaydı yok. Örneğin, vatandaşın 4 katlı bir binası var, tapuda ya da belediye o bina 1 yada 2 katlı olarak kayıtlı. Kat mülkiyeti eksikliği var yani.

Kendimden örnek verecek olursam; babam tarafından 1970’lerde satın alınan, 15 hisseli bir arsanın 1 hissesi bana ait. Üzerinde 4 daire, 2 de iş yeri bulunuyor. Arsa tapusuyla bana ait. Belediyede ve emlak vergisinde kayıtlar bu şekilde. Ama yarın öbür gün mahkemeye çıksak yani resmi makamlara gitsek karşımızdaki memur pişkin pişkin “orası arsa” diyecek. İkametimi sürdürdüğüm alan sadece belediyede 4 daire, 2 iş yeri olarak gözüküyor. Onun dışında kendime ait hisse sadece arsa olarak kayıtlı diğer resmi kurumlarda.

Gelelim meselenin ikinci boyutuna. Hiç tapusu olmayan ve üzerinde evler bulunan yerler var (aynı Seyrantepe’deki gibi). Devlet onlara elektrik, su, telefon, doğalgaz hatta hizmet binaları getiriyor. Fakat resmi makama gittiğinizde pişkin memur “orada ev yok ki” diyor. Hatta seçimler öncesinde insanlara 3-5 oy karşılığında binaları yenilendiriliyor, kat attırılıyor. Aklıma şöyle bir soru geliyor dolayısıyla: bu memlekette belediye ve seçilenler ayrı bir devlet, diğer resmi makamlar ayrı bir devlet mi?

Bu dünyaya yüzyıllarca başkentlik yapmış bu muhteşem şehre yakışan bu mudur? İstanbul’da yaşayan 10 kişinin 5’inin kesinlikle ev ya da işyeri problemi vardır. İstanbul’da kaç bina var, bu binalar kaç katlı, kayıtlı mı kayıtsız mı, tapulu mu tapusuz mu, imar durumu nedir, apayrı bir konu olan depreme dayanıklılık durumu ne alemdedir gibi sorulara kesin rakamlarla cevap verecek bir mercii yok.

Şimdi şunu soralım; bu kadar sorunun muhattabı olan bu şehir, bu serkeşlikte, bu darmadağınıklıkta nasıl 2010 Avrupa Kültür Başkenti olacak? Ben bunu çok merak ediyorum.

“Nasıl olmaz efendim” derseniz aklıma başka bir şey geliyor; Avrupa Kıtası’nda Avrupa Başkentliği yapabilecek diğer şehirlerde de durum bundan farksız diye düşünüyorum. Ya da Avrupa, “Dingo’nun Ahırı” diye düşünüyorum. Yok öyle değil, İstanbul’un tarihi Avrupa Kültür Başkentliği için yeter diyorsanız bir soru daha.!

Peki ecdadımızın bize bıraktığı eserlerin Eminönü’ndeki, Fatih’teki halleri nedir?

İstanbul’u değil de Suriçi’ni Avrupa Kültür Başkenti yapsaydınız keşke. O eşsiz hanlara, hamamlara eklenen sıvasız, derme çatma eklemeleri kaldırarak eski siluetine kavuştursaydınız. Hanlardaki dükkanlara yakışan, Müslüman-Türk kimliğini kaybetmemiş esnaflar yetiştirseydiniz. Önce neyi niye yaptığınıza karar verin, sonra Surdışı’nı toparlamaya başlarsınız.

Bookmark and Share

Simdi de sizi dinliyoruz