Keşke nezle olsaydım lan!

Efendim selamlar! Nasılsınız?
Beni soracak olursanız gayette hastayım hacılar. Keşke nezle olsaydım! Burnumdan sümükler aksaydı, kimsecikler göremeden koluma silseydim. Hapşırsaydım ve “çok yaşa” diyen insanlara, şerefsiz bi herif gibi “tamam” deseydim. Ne güzel olurdu nezle olsaydım. Öyle isterdim ki şimdi nezle olmak. Hafiften değişmiş sesimle özgürcene konuşmak falan… Ne kadar güzel. Ama gel gör ki gribim! Lanet olsun böyle hastalığa arkadaş. Ne yatabiliyorsun, ne doğrulabiliyorsun. Her yanım ağrıyor. Öksüremiyorum. Sümüklerim akmak ile akmamak arasında yaşadıkları inanılmaz çelişkiyle beni sürekli rahatsız ediyorlar. Halsizlik desen sapına kadar. Gözler kanlı, yorgun bakışlar. Direk dramatizmin dibindeyim hacılar.
Ama grip yerine nezle olsaydım, bunların hiç birini sorun etmeyecektim. Gayette mutlu mesut bir insan olacaktım. Çünkü en fazla birkaç gün içinde geçecek o. Nezle kolpa bir hastalık. Grip gibi sinsi değil. Grip çok sinsi. En zayıf anını bekliyor ve bir kabus gibi çöküyor üzerine. Sanırsın karabasan! Gelgelelim gece kabuslarla uyanıyorum sürekli bu grip yüzünden. Ben normalde rüya göremeyen bir insan olarak, rüyamda yazıcılarla boğuşuyorum. Vida artıyor, vida takıyorum her tarafa ama bitmek bilmiyor resmen. Çok sinir bozucu bir kabus “yazıcı tamir kabusu”. Hiç birinize tavsiye etmem böyle bir kabus görmenizi. Gidin araba falan tamir edin. Mis gibi. Ama yazıcı çok sinir. Uykusunu kaçırıyor adamın. Hepsi grip yüzünden gerçi.
Yerel seçimlere bayılıyorum arkadaş. İlçe ve il başkanları seçimlerine bayılmıyorum ama. Sadece muhtarlık seçimlerine bayılıyorum. İl ve ilçe başkanlarının seçim vaatlerine bi bakıyorsun; adamlar uçmuş. Kimi Çeşme’yi Dubai yapıyor, kimisi metrobüsü tüm Türkiye’ye yayıyor (farkettiniz ki salladım burasını. Abartmayı seviyorum çünkü). Ama mahallemin mıhtar emmisine bi bakıyorsun. Öyle sevimli, öyle içten, öyle kendi halinde ki… Eğmiş başını öne, yüzünde bir utanç var; “Mahallenin otobüsleri çoğaltacağım” diyor. Lan yanaklarını sıkarım senin be! Ne sevimliler lan şu muhtar adayları. İmkanım olsa hepsine birden oy vermek isterdim. Ama Bilal Er’e vermem. Kaç dönemdir oluyor o. Sevmiyorum onu. İtinayla tüm muhtarların kağıtlarını koyar, Bilal Er’in isminin yazılı olduğu o minik kağıdı bir hışımla çıkartır atarım çöpe. Uzak dur benden! derim.
Geçen gün Bim’e gittim. Hacılar. Bu Bim denen marketlerin dizaynını yaratan kişiye kafam girse kimse bana dava falan açmaz değil mi? Arkadaş yok böyle sikko bir market dizaynı. Zaten raflar raf değil, ne buldularsa doldurmuşlar kutu kutu. Bir de o dandik rafları labirent haline sokmuşlar. Yani önüne çıkan ilk reyondan bir gofret almak istesen, kasaya ulaşmak için tüm marketi dolaşman gerekiyor. Böyle sinsi bir sistem. Hatun milletinin alışveriş sırasında kendini kaybettiğinin farkında bu Bim insanları. Hatun kişi gofreti alacak, kasaya doğru o bitmeyen kutu labirentinden ilerlerken başka bir şey görecek, onu da alacak. Alacak da alacak! OH! Bir de en tırt ve en ucuz / en ucuz ve en tırt ürünleri bulup önümüze sürmekte usta bu adamlar. Geçen gün param olsa neredeyse benzinli jeneratör alacaktım. Acaip ucuzdu. Ne işime yarayacağı hakkında en ufak bir fikrim olmasa bile alasım geldi. Öyle cazip bir durumdu. Benim gibi bir adam bile böyle şaşmışken, alışveriş bağımlısı hatun milleti ne yapsın? Çok fena çok.
Metrobüs açıldı bugün. Sabah yoktu ama. Çünkü başbakanları yapacakmış açılışını. Zatı muhteremler ne zaman teşrif edip açtılar bir fikrim yok ama akşam eve dönerken bindim. Tahmin ettiğim gibi indi-bindi muhabbeti olmuş. Yani Söğütlüçeşme’den binerseniz, o metrobüs sizi Zincirlikuyu’ya kadar getiriyor. Orada inip, bir akbil daha basıp, başka bir metrobüse binerekten Avcılar yolculuğuna başlıyorsunuz. Ama duyduğum kadarıyla akbillerde aktarma olayını yapmıyor bu sistem. Yani iki basış, eşittir 2.60 lira olarak akbilinizden düşüyor. İniş biniş durumları şu an için tamamen hengame şeklinde ama herhalde bir sisteme oturturlar. Her neyse. Otobüsteki sakallı insanlar gayet memnundu hallerinden. Topbaş’a dua ediyorlardı muhtemelen. Ama ben yanımdakilere bu işin tam seçim zamanı bitmesinin ne kadar kolpa göründüğünü anlattığım sırada hepsi susup bana baktılar. Yanımdakiler “sus” işareti yaptılar bana ve aynı insanlar bu ülkede demokrasi diye bir “şey”in olduğunuda iddia ediyorlardır muhtemelen.





Darkohl March 6th, 2009 tarihinde demis ki;
Çalışıyorsan, dinlenme şansın yoksa yakanı zor bırakıyor nezle-grip arası bünyeni sarmış mikrop hastalığı.
Dolyısıyla yatsan da 4 gün ayakta atlatsan da 4 gün de kendine gelebiliyorsun. Şekil 1-kendim..