Merakla beklenen 3. Dünya Savaşı
Yurtdışından bir misafirim vardı 10 gündür. Aslen bir hispanik olması nedeniyle Obama’nın seçildiğine pek sevinen, hatta zenci ve hispanik ortaklığında beyazlara karşı faşistçe bir zafer gururu taşıyan cici bir kız Patricia.
Geçen gün oturmuş önümüzdeki yaz Mısır’a mı gitsek Karayipler’de mi sürtsek diye plan yaparken Hindistan’da patlayan bombaları duymamız üzerine 3. Dünya Savaşı’nın çıkacağına ve bizim tatil planlarımızın yalan olacağına emin olduk.
Neden mi çıkacak 3. Dünya Savaşı? Koyu katolik olan ve tüm dinleri iyi araştırmış olan (aslında daha iyi araştırsa Müslüman olurdu ya, neyse) Patricia’nın ve kutsal toprakların ne zaman İsrail’in eline geçeceğini merak eden şahsımın düşünceleri hemen aşağıda. Tabi bunlardan önce Somali hakkındaki şu yazıyı da okursanız iyi olur.
ABD’nin Umman ve Etiyopya gibi bölgenin güçlü ülkeleriyle arası gayet iyi. Ve 1960′dan beri Somali’yi kullanmak için can atıyor. Ancak ne oraya kurduğu kukla hükümetler, ne Etiyopya’yı Somali’nin üstüne salması, ne de IMF taktikleri tam olarak işe yaramadı ve ABD hala Berbera’da kurması gereken üssü kuramadı.
Restore hope operasyonu ile ağzının payını aldı ABD. Hem Somali milislerine karşı yeni bir gerilla savaşından çekiniyorlar, hem de dünyanın gözü önünde sebepsiz yere Somali’ye girmeyi kimseye açıklayamayacaklarını biliyorlar.
Ama ABD bir şeyler aramayı pek sever. Benim varlığına bile inanamadığım El-Kaide neye sinirlendiyse, durup dururken pek kıymetli World Trade Center’larına daldı bunların. “O gün binada hiç Yahudi yokmuş, doları üçe katlayıp bardağın altından bakınca yanan binalar çıkıyormuş” falan demiyorum ama şunu iyi biliyorum ki, tanıdığımız hiçbir Yahudi işadamı o gün orada değildi. Ve binanın tepesine çarpan uçaklar zemin katta bomba etkisi yapamazlar, fizik kurallarına aykırı bu. Haydi, her şey kitabına uygun yapıldı diyelim, bin Laden denen adamın kimin tarafından nerede yetiştirildiğini sağır sultan biliyor.
Sonuçta ABD bu bahaneyle Afganistan’a dalmayı başardı. Bugün sıradan bir internet kullanıcısının Google Earth ile dağını ovasını gezdiği Afganistan’da 2 yıl boyunca uydular, askerler ve her türlü teknolojik ekipmanla Laden Amca’yı aradılar, bulamadılar.
Sonra sıra Irak’a geldi. Dediler ki, “sende kitle imha silahları var, onları görmemiz lazım.” Haliyle yalanladı eski öğrencileri Saddam, olmadığını iddia etti. “O zaman gelip kendimiz ararız,” dediler ve Irak’a girip çocuk, genç, yaşlı, kadın, asker, sivil demeden ortalığı dümdüz ederek nükleer silah aradılar. Saddam o kadar aptaldı ki, elindeki nükleer silahları ülkesi işgal altındayken kullanmadı işgalcilere karşı, en sonunda yakalandı ve asılarak idam edildi.
Ülkesi, toprakları, petrolleriyle birlikte ABD ve İngiltere şirketlerine kaldı. Nükleer silahlar bulunamadı.
Irak da tamamlanınca sıra İran’a geldi. Aynen onlara da mesaj gönderdiler; “Sende kitle imha silahları varmış, çok ayıp şeyler bunlar, onları derhal bize teslim et!” Ama İran’dan gelen yanıt pek beklendiği gibi değildi. Ahmedinejad tersledi ABD’yi, “he var bende kitle imha silahı, göndereyim istersen sana buradan 3-5 tane?” deyiverdi. İnadına, nükleer füze tatbikatları yaptı çöllerde, “Ooo, süper çalışıyor yeni ürünler” diye haberler yaptı televizyonlarda.
Dünyanın en eski 3 medeniyetinden biri olan İran’a savaş açmak kolay değildir. Bunu ABD de fark etti. Tam da bu farkındalığın üzerine, İran ve Rusya kankalık ilan etti. Putin’in İran ziyareti, Ahmedinejad’ın Rusya ziyareti üst üste geldi, ABD’nin ezeli rakibi Rusya, tarafını belli etti.
Bunun üzerine ABD bir süre sustu ama yıllardır Rusya’nın dibinde kuzu kuzu yaşayan Gürcistan, Rusya’ya baş kaldırmaya başladı. Hem de ABD’nin stratejik ortağı (!) olan Türkiye’nin 1.000.000 YTL’lik askeri yardımını yanına alarak.
Azerbaycan her zamanki gibi sessiz kaldı, şimdilik sessiz kalmaya da devam edecek. Ermenistan da bir açıklama yapmadı.
Türkiye yardım ettiğini kendi halkına açıklamadı, yöneticiler “Laik, demokratik bir hukuk ülkesi olarak iki kadim komşumuz olan Rusya ve Gürcistan’ın anlaşmazlığından hicap duyuyor ve bu çatışmaların kısa zamanda bitmesini diliyoruz, yurtta sulh cihanda sulh” falan dediler, ikinci adımı atmak üzere emir beklemeye başladılar.
Sonra tüm bu şamata bir anda duruverdi. ABD’deki mortgage krizi, yıkılan domino taşları gibi gelişmiş ülkelerin ekonomisini etkiledi ve küresel bir ekonomik kriz ortaya çıktı. Orta Doğu zaten sefaletin içinde olduğu için krizi pek umursamadı ama Uzak Doğu, -ABD ile çok sıkı ekonomik ilişkiler içinde olan Japonya hariç- krizden faydalanmaya, kendi ekonomisini Avrupa ile yarıştırmaya başladı. Yazılım uzmanı Hindistan, başarılı çalışmalara imza atmaya ve özgün yazılımlarını ortaya çıkarmaya başladı. Çin ucuz işgücünü tüm dünyaya pazarlamaya devam etti. Tayvan, Tayland gibi ülkeler Çin’i takip etti, Malezya sanayisini ve teknolojisini geliştirmeye devam etti. En tehlikelisi de Pakistan, nükleer silahlarından dünyayı haberdar etti. Gelişmiş ABD ve Avrupa ekonomisi, küçümsediği çekik gözlüler karşısında küçük düşmeye başlamıştı.
Artık tesadüfler zinciri nasıl işledi bilinmez, Afrika’nın aç ülkesi Somali’nin İslam milisleri kendi ülkelerinde karınlarını doyuramaz olunca açık denizlere yelken açtılar. Yıllar öncesinin korsanlık hikâyelerini aratmayan bir hız ve kararlılıkla hareket eden korsanlar, Hint Okyanusu’nda seyahat eden gemileri hangi ülkeye ait olduklarına bakmaksızın (!) yakalayıp kendi ülkelerindeki Eyl Limanı’na götürmeye başladılar.
(Somali’nin ülke sınırlarına bakarsanız, bölünmek için en uygun noktanın Eyl olduğunu görürsünüz. Eyl’in tam batısında kalan Etiyopya sınırı durmayıp devam etse, soluğu Hint Okyanusu’nda alır ve Aden Körfezi tamamen Etiyopya topraklarına katılmış olur. Etiyopya’nın yıllardır gerçekleştirmek için kıvrandığı bir hayal bu.)
Somalili korsanların uluslar arası sularda yer alan gemileri zırt pırt kaçırması dünyanın dikkatini çekti. ABD, İngiliz, İsveç, Türk, Rus bandıralı demeden her türlü gemiyi kaçırıp Eyl Limanı’na saklayan korsanlar, açık denizde denk geldikleri Hindistan Donanması’yla çatışmaya girmekten kaçınmıyorlardı.
Başlarda sadece Hindistan Donanması’nın Yemen, Umman ve Somali açıklarında yakalamaya çalıştığı ve kimsenin yerini tespit edemediği korsanlar, daha sonra nasıl bir cesarete kapıldıysalar, Somali’nin Eyl Limanı’nda ikamet ettiklerini; el koydukları gemiler ve esir aldıkları personelin de burada tutulduğunu, cesareti olanın gelip bunları almasını söyleyerek meydan okudular.
Maersk gibi dev bir nakliye firmasının, 50 petrol tankerinden birini bile tehlikeye atmamak için Süveyş Kanalı’nı kullanmak yerine Ümit Burnu’nu dolanmaya karar vermesi işin ticari yönünün ne kadar tehlikeye girdiğini gözler önüne serdi.
Rusya’nın T-72 tanklarla dolu bir gemisini kaptırması, Amerikan ve İngiliz ticari gemilerinin Eyl’de bekleşmeye başlaması, Rusya’nın baş düşmanı NATO’yu da ayağa kaldırdı.
İlginçtir ki, Somalili korsanlar -Rusya hariç- NATO üyesi olmayan ülkelerin gemilerine dokunmadılar. NATO’nun en yaygaracı üyelerinin Somali’de el koyulmuş gemileri varken Hırvatistan, Gürcistan ve Ukrayna gibi ülkelerin gemileri yok. Oysa ki bu ülkeler boylarına bakmadan açık denizlerde çok sayıda gemi yüzdüren ülkelerden.
NATO’nun, ABD emrinde çalışan bir ordular birliği olduğunu hepimiz biliyoruz. En başta Avrupa ülkelerini Sovyet ve doğu bloku ülkelerinin potansiyel saldırılarından korumak için kurulan NATO, ABD’nin olaya maydanoz olmasıyla resmen onun emrine girdi, ABD ne derse o oldu. Dışarıda kalanlar da kendileri için Varşova Paktı‘nı oluşturdular ama dağılan ülkelerin birliği de fazla uzun yaşamadı. Ve ortalık NATO’ya kaldı.
Fazla uzağa gitmeye gerek yok, Bosna Hersek’te, Afganistan’da, Irak’ta yapılan katliamlara hiç sesini çıkarmayan NATO, Somali’de başlayabilecek bir katliama da sessiz kalacak. Zaten adamlar korsanları yüzünden daha şimdiden dünya nezdinde suçlu duruma düştüler.
ABD, düşlediği üsse ulaşmak için eğer Aden Körfezi’nin girişine şu pek meşhur deniz piyadelerini ve gemilerini yığsaydı, tüm dünyanın tepkilerini üzerine çekecekti. Ama korsanların varlığı, tüm NATO ülkelerini ve haliyle ABD donanmasının da bölgeye gelmesini sağladı. Ezeli rakipler ABD ve Rusya’nın savaş gemileri, İsveç, İngiliz ve Türk gemileri, Hindistan donanmasıyla birlikte Sudan açıklarında korsan arıyorlar bugünlerde.
Ve korsanlar Eyl Limanı’nda meydan okumaya, naralar atmaya devam ediyorlar.
Tam korsanların şarkılarıyla yaşamaya alışmışken, Hindistan’da yedi bomba patladı. Lüks otellere yapılan bombalı ve silahlı saldırılarda 200′e yakın insan öldü, bir o kadarı yaralandı. Ve ilginçtir, teröristler sadece Amerikan ve İngiliz pasaportlu turistleri rehin alıp, diğerlerini serbest bıraktılar.
Amerika ve İngiltere’nin bu duruma sinirlenmesi sizce de normal değil mi?
Üstelik Hindistan’ın hemen bir açıklama yaparak bu işi Pakistan gizli servisinin yaptığını iddia etmesi, Pakistan’ın olayı yalanlamakta gecikmesi hep bir oyunun parçaları gibi gelmiyor mu size de?
Şu maddeleri merak ediyorum:
1. ABD ve NATO, Laden’i aramak için Afganistan’a girdiler, ortalığı talan ettiler ama bol miktarda eroinden başka bir şey bulamadılar.
2. ABD ve NATO, nükleer silahları aramak için Irak’a girdiler, ortalığı talan ettiler, Saddam’ı yakalayıp astılar ama bol miktarda petrolden başka bir şey bulamadılar.
3. ABD İran’ı nükleer silahları yüzünden tehdit etti, İran ters yanıt vererek Rusya ile işbirliği yaptı. Bunun üzerine Gürcistan ve Rusya arasında savaş çıktı.
4. Şimdi dünya barışını tehdit eden yeni bir unsur olarak Somali çıktı ortaya. Barışı tehdit eden her ülkeye hizmet etmeye ve demokrasi götürmeye kendini zorunlu hisseden ABD’nin NATO desteğiyle Somali’ye girmesinden daha doğal bir şey olabilir mi?
5. Somalili korsanların dünyaya meydan okur bir tavırla yerlerini belli etmesi ve sadece NATO üyesi olan ülkelerin ticari gemilerine el koyması aptallık mı, tesadüf mü? Bu adamlar Eyl Limanı’nda o gemilerin geri alınmasının fazla uzun sürmeyeceğini bilmiyorlar mı?
6. Hindistan’da gerçekleşen terör saldırılarının, Somalili korsanları terbiye etmek üzere NATO gemilerinin Hindistan Donanması’yla birlikte Aden Körfezi ve Sudan açıklarında devriyeye başlamasıyla aynı güne denk gelmesi bir tesadüf mü?
7. Eskiden beri savaşan, savaşı pek seven ve nükleer silahlara sahip olduğu bilinen Pakistan’ın, gizli servis veya piyonlar aracılığıyla Hindistan’da sivil halka terör saldırıları düzenlediği, ABD ve İngiltere vatandaşlarını rehin aldığı iddia edildiğinde, bu iki ülke NATO’yu o ülkeye sürüklemeden durabilir mi?
8. Hindistan’da bombaların patlamasından 2 gün önce Türkiye Başbakanı’nın orada olması bir tesadüf mü?
9. Hindistan, eskiden beri savaş halinde olduğu Pakistan ile uzak patronu İngiltere’nin güdümünde bir savaşa girişebilir mi?
10. Pakistan haritasının değişmesi halinde dört bir tarafı ABD ordusu tarafından kuşatılacak olan İran’ın hali nice olur?
Şu pek ünlü kutsal toprakların Sam Amca’nın eline geçmesi bu kadar açık seçikken, bu noktadan geri dönüş olabilir mi?
Kızıldeniz çevresine dikkatle bakıyoruz:
İki mini ülke Kuveyt ve Katar birer ABD mandası. Irak zaten ABD’ye ait. İran’ın doğusunda sadece iki ülke var: Afganistan ve Pakistan.
İran’ın kuzeybatısında kalan kutsal topraklara kuzeyden girmek Rus engeli yüzünden bu kadar zorlaşmışken, doğudan zorlamak neden boş bir hayal olsun?
Ancak Hindistan ve Pakistan sınırında, Keşmir’de gerçekleşebilecek olan bir savaş kısa sürede bitmez, NATO da bu işin içine çekildiğine göre capcanlı bir 3. Dünya Savaşı bizi bekliyor dersek çok mu abartmış oluruz?
Türkiye’nin doğusundaki iki tane tırt ülke, arkalarında ABD olmadan ne işe yarar? Ermenistan zaten hazır, Irak’ın kuzeyine kurulacak bir Kürt Devleti bu toprakları tamamen gelecekteki kutsal (!) görevlerine hazırlar. Eh, İran da halledildikten sonra sıra Türkiye’ye gelir, çünkü bu kutsal mı kutsal, cici mi cici toprakların büyük bölümü Türkiye sınırları içinde kalıyor.
Tüm bu nedenlerle, ben abarttığımızı sanmıyorum, finalde buluşmak üzere birkaç yıl içinde herkesi Türkiye’ye bekliyorum.
2 Yorum
DragonFly October 30th, 2010 tarihinde demis ki;
Süper bir yazı olmuş gerçekten tebrik ediyorum akay bey,ben yeni gördüm yazınızı,tamamen kafamdaki yazıyı dökmüşsünüz.
Dediklerinize tamamen katılıyorum,Amerikalılarda İranlılarda ve diğer ülkelerde bunu çok iyi biliyorki Amerika İran’a girmek için fırsat kolluyor,hatta geçenlerde BBC röportaj yapmıştı Amerikan halkının çoğuna soruyorlar ”Amerika savaşa girseydi,hangi ülke ile savaşmasını isterdiniz”.Cevap çok basit ”İran” diyor sorulan kişilerin bir çoğu.Bu aralar İran kendisini geliştiriyor ve geliştirmeyede devam ediyor,son durumunu Amerika ve İsrail’e yaptığı atarlardan tahmin edebilirsiniz herhalde :)





murat December 3rd, 2008 tarihinde demis ki;
ben korsanların somalili olduğuna inanmıyoum. nato ve abd gücünü oraya çekmek için kullanılan kuklalar. ırak işgali sırasında kamyon şoförlerinin kafasını kesen ıraklılardan farkları yok. abd ye hizmet ediyolar.