Meşhur Phileas Köftecisi
Bitanecik Başkanım Kadir Topbaş;
Seçimlerde rakibiniz Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vermedim. Ankaralı Namık, Ankaralı Turgut, Ankaralı Yasemin derken bir de Ankaralı Kemal çıksın istemedim başımıza. Peki size verdim mi? Yoooo… Saray Muhallebicisi’nin önü açılsın diye İstiklal Caddesi’ndeki ağaçları kestiğinizden beri size de oy yok.
Ne kadar dürüstüm değil mi? Ama konumuz farklı bugün.
İstanbul’un dillere destan trafiğinde beklerken, “ömrümüzün üçte ikisini E-5 trafiğinde tüketirsek kalan üçte biriyle üçün birini alacak vaktimiz olur mu?” diye salak salak düşüncelere dalardım eskiden. Ama son zamanlarda sizin metrobüslere bakıp daha farklı düşüncelere dalıyorum.
Hocam Phileas’lar n’oldu ya? Hani şu metrobüs sisteminin anlı şanlı Hollandalı otobüsleri? Bu otobüsler trafiğe çıkalı o kadar zaman oldu ama kısmet olup da bir tanesini bile göremedim yollarda. Çaktırmadan iade mi ettiniz diye düşünüyordum ama bugün Doğan Grubu’nun haber sitelerinde bu otobüslerin garaja çekildiğini okudum. Doğan Grubu bir haber yaparsa 10 kez düşünüp 27 farklı kaynaktan araştırmadan inanmam ama bu kez inandırıcı geldi. Var mı aslı astarı? İki günde bozdunuz mu len otobüsleri?
Hacı bu işi ya Mercedes ya da MAN yapar demiştik baştan. Adamlar yıllardır Türkiye’de trafiğin nasıl işlediğini, halkın hangi mantaliteyle otobüslere tıkıştığını çözdüler. Tutup Amerika’yı yeniden keşfetmeye, Hollandalı’ya iş öğretmek için çabalamaya gerek yoktu ki?
Phileas narin, düz yol arabası. Hollanda’nın düzlüklerinde koltuk sayısı kadar yolcuyla tıngır mıngır çalışır. Ama sen tutup da İstanbul’un yokuşlarına vurursan bunu içinde 10 otobüslük yolcuyla, 2 günde iflas eder. Zamanında bunların teklifi Ali Müfit Gürtuna’ya da gelmiş, kabul etmemiş adam. Siz niye kabul ettiniz? Adamı partiden dışlayınca fikirleri de mi dışlanmış oldu?
Bile bile lades olur mu hacı? Bi’ dünya para verdiniz otobüslere, şimdi de hepsini garaja çektiniz. Neymiş, test ediliyormuş. Bu otobüsleri trafiğe çıkarmadan önce bir ay test ettiniz zaten, doğruyu yanlışı anlamadınız mı o süre zarfında?
N’olcak şimdi? “Biz bunları yürütemedik, geri alın,” mı diyeceksiniz Hollanda’ya? Yoksa yeniden trafiğe sürüp aksak sakat devam ettirecek misiniz seferlere?
Bence danışmanlarınızın süper ticari zekasıyla yapılan anlaşmalar gereğince, siz bu otobüsleri iade edemezsiniz. Trafikte de yürümediğine göre atıl kaldı zavallılar. Açık arttırmayla satışa çıkarmanızı tavsiye ediyorum. Dürüm otobüsü yapalım. Köfteci de olur.
Birine ben talibim. Meşhur Phileas Köftecisi’ni açarak gıda işine girmeyi düşünüyorum. Neden meşhur derseniz, tüm köfteciler meşhur değil mi zaten? Tabelasında “meşhur hedehödö köftecisi” yazmayandan alışveriş yapmıyor benim yüce halkım.
Neyse işin şakası bir yana da, gerçekten ya, satsanıza bana birini? Fiyatta anlaşırsak birden fazla da alabilirim. Yok be, konvoy yapmam, farklı şehirlere kurmayı planlıyorum.
Phileaslı Köfteci Akay ve Torunları! Öff unvana bak, antik çağlardan kopup gelmiş gibi.
Aile salonumuz körüğün arkasındadır. Hep üst katta olacak değil ya babuş, farkımızı görsün millet.
11 Yorum
Altay Esiroglu April 21st, 2009 tarihinde demis ki;
Ben yine kendimi tutamayarak aynı şeyleri söylemeyi üzerime bir borç biliyorum.
Otobüsler Macar Ikarus’tan, metrobüsler Hollandalı Phileas’tan. Telefonlar Finlandiya’dan, balıklar Norveç’ten. Domatesler İsrail’den. Arabalar Almanya’dan (Yaşasın BMC!)… Toplu iğneleri nerelerden alıyoruz acaba birisi açıklasın bunu.
YAŞASIN BÜYÜK TÜRKİYE CUMHURİYETİ!
Akay Perker April 21st, 2009 tarihinde demis ki;
@özkan:
New Holland Fiat Grubu’na bağlı bir İtalyan firması. Yani o da yok Hollanda’da…
Genelde kamyonlarıyla bildiğimiz DAF, Hollanda markası. Ayrıca spor araba sektörünün fantastik girişimcileri Spyker ve Donkervoort da Hollanda markaları.
Hepsi bu kadar. Adamlar ürettikleri laleler gibi narin araba yapmaya alışmışlar, ne bilsinler İstanbul’u? Hatta satıştan önce araştırdıysalar eğer, arabaların kesin bozulacağını tahmin etmişler ve ona göre yapmışlardır anlaşmalarını. Yani giren girdi, köfte işine ortak olmak isteyen varsa gelsin :)))
@altay insanı:
Toplu iğnelerimiz made in China. Yeni adıyla made in PRC. Büyük halk kahramanı Hulusi Ortadirek bu işleri araştırmak üzere çalışmalarına başladı, araştırmaların çarpıcı sonuçları yakında Delinin Kuyusu’nda!!!
Cem Gezmis April 21st, 2009 tarihinde demis ki;
Topbaş’ın bir vurgunu daha işte… Bu havai fişek ve lale vurgunlarından sonra en çok göze batanlardan bir tanesi. Biraz araştırsak daha neler çıkar hehah
Ben birkaç kez binme şerefine nail oldum. Ne oturacak yer açısından rahat var, ne ayakta duracak yer açısından.. Ufak bir yokuşta anında bağırmaya başlıyor ve bisiklet hızında ilerliyor.
Akay’ında dediği gibi Türkiye için yapılmış bir araç değil ve bunu anlamak için kahin olmaya gerek yok. Mühendis falan olmayada gerek yok. Güzel anlaşmalar yapmışlardır bu araçları bize kakalamak için.
Durmak yok, yola devam!
cumhur abi April 21st, 2009 tarihinde demis ki;
durmak yok, yola devam. yolun bundan sonrasına katırlarla devam edeceğiz.
ozkan April 22nd, 2009 tarihinde demis ki;
bu fiatta ne uyanıkmıs amk. ben hollanda malı sanıyordum :s
massey fergusonda bana ingilizi çağrıştırıyordu.
Türk markasıymıs hay Allahım.
bir türkü geldi aklıma
“bizim motor ferguson sizinkisi fiatmı ?”
maçlarda duyduğumuz versiyonu farklı tabi. :)
issy April 23rd, 2009 tarihinde demis ki;
sincii, yazilari okuduktan sonra guldum, soracaksiniz niye. herseyi cok bilen Turk halkina (sozum meclisden iceri) ben avrupanin göbeginde yasiyorum, sizin dusuncenize sahip olan Turk halkina guluyorum. Nerde bi olumsuz bisey oluyor, hemen kotulemeye baslaniyor bastaki insanlar. Sunu acikca soyleyebilirimki konya yuzolcumu kadar olan Hollandada hergun bi yeni fiyasko yasaniyor, ama ne televizyonu ne gazetesi kendi ulkesini yonetenlerini kötuluyor. Gonul ister Turkiyenin cok daha iyi yerlerde olmasini, ama dunyanin herbiyerinde olan göruntuler bunlar.
Daha gecen gun La Heyde (hollanda), yasadigim sehirde cesme suyunun berbat (olmasi gibi aritilmadigi, aritilmasi diyorum cunki denizden aritilan suyu iciyor hollanda) oldugu idda edildi, avrupanin merkezinde bu soylentiler olabiliyorsa siz sukredin hollandanin nufusu kadar olan istanbuldaki yasantiniza.
Hollandada bi kar yagiyor, 500 bin nufusluk kentin trafigi alt ust oluyor. siddetli yagmur yagdiginda seller akiyor. birakin Turkiyemi kötulemeyi, yada gelin avrupanin ne hallerde oldugunu gorun.
Turk sirketleri satiliyor diyorsunuz, Hollanda kraliyet ucagi olan KLM i Air Franca satti, adamlar cikarini dusunuyor ve ses etmiyorlar, biz ise bi sirket satildiginda yabanciya kiyameti kopariyoruz, sonra biz niye avrupa gibi degiliz diyoruz, cunki aklimizi degil duygularimizi kullaniyoruz.
Ya avrupaya ozenmeyin, yada her olayda kiyamet koparmayin…
vesselam
Judex April 23rd, 2009 tarihinde demis ki;
Birkaç defa binmek nasib oldu bu metrobüs şeysine. 3 dakikada bir geçen otobüse binebilmek için yarım saat beklemek çok salak bişey olsa gerek herhalde. Zaten o yüzden atladım artık bineymi dedim sıkışık mıkışık idare edecez, bukadar adam nasıl biniyorsa bizde bi şekilde binecez, bunca insan yapabiliyorsa bende yapabilirim benim neyim eksik. Kapılar açıldı inenler binmek isteyenlere, binmek isteyenler inmek isteyenlere yol vermemekte oldukça ısrarcıydılar. Ayağıma basan, tekme atan, saçımı çeken insanların arasında bi şekilde binmeye çalışıyordum metrobüse. Ama niçin beni itip kakıyorlardı, medeni bir memlekette yaşamıyormuyuz yoksa, biyerden biryere ulaşabilmek için illa insanların birbirinin üzerine mi çıkması gerekiyor?
Bi şekilde binmiş ve yolumuzda ilerliyorduk. Ama birden daha çok bunalmaya başladık. Neydi bizi bunaltan, etrafımdaki insanlar evet bu bir sebepti adım atacak yer yok, fortlanma tehlikesine karşılık götü cama dayamış ilerliyoruk. Aslında bi çok kişiye göre daha rahat biryerdeydim götü sağlama almıştım. Sonra sanırım derdimi anladım içimden biri pencereleri açsa dedim. Baktım kimse açmıyor ozaman ben açayım diye geçirdim içimden. Zor olmasa gerek hergün evimde yapıyorum nede olsa bunu, her sabah odamın penceresini açıyorum havalandırmak için. “Peki neden metrobüsün penceresini açamıyorum?” die sorarken kendime cevabınıda keşfettim. Metrobüsün açılan penceresi yoktu ve ben boşa kürek çekiyordum nekadar uraşırsam uraşayım açılmayacaktı o pencere.
Havada hala sıcaktı ve o an yanlız olmadığımı anladım, istan eden başkalarıda vardı. Yolculardan biri “kaptan kılimayı açarmısın” die baardı. Ses gelmedi ama bağaran arkadaş ısrarcıydı defalarca kılimayı açmasını istedi namı değer kaptandan ama kaptanda inatçıydı cevap vermiyordu. Kılima yokmuydu yoksa vardıda çalışmıyormuydu? Ben şahsen mersedes otobüslerden biliyorum. 2 otobüsten birinin kıliması çalışmıyor. Peki ozaman o kılima niçin var o otobüslerde?
Sonunda istediğimiz yere bi şekilde de olsa ulaştık. Üstgeçide doğru ilerlemeye başladım. Bu tür kelimeleri hep sevmişimdir. Türkçemize kazandırılmış kelimelerdir bunlar. Avrupadaki veya başka biryerdeki ismi ne ise arak edilmemiş ve düşünerek bu insanları biyerden biyere taşıyan yolun üstüne inşa edilmiş yola bir isim bulunmuş “üstgeçit”. Nekadar güzel değil mi? Birileri düşünmüş ve bir isim bulmuşlar Türkçemize bir kelime daha kazandırmışlar. Söylemesi bile çok keyifli çekinmeyiniz keyifle söyleyiniz, hadi hep beraber.
“ÜSTGEÇİT”
Sonunda üstgeçidin basamaklarına vardım. Evet “üst” kelimesini kesinlikle hakediyordu. Bunu anlamak için basamaklara varmaya bile gerek yoktu. Metrelerce öteden baksanız anlaşılıyor, yukarda üstte yani. Ama basamakları tırmanmaya başlayınca “nerde kardeşim geçit dedim” yani tamam yol anayolun üstünden geçiyor ama insanların geçebileceği bir yer yok yani “üst” tamam ama “geçit” nerde hani. Geçemiyor insanlar ve birbirini itip kakmaya devam ediyor ve bu durumda insan ister istemez düşünüyor “tamam kardeşim üstte geçit yok geçemiyoz burdan die”.
Pek bi kelime oyunu yaptım ah ben yokmuyum ben. Ben ölmeyeyim emi.
Dönüşte aynı geçilmeyen üstgeçite tekrar geldik e metrobüse binecektik sike sike başka nasıl dönecez. Tekrar geçtik basamaklardan ve turnikelere ulaştık. Jeton satılmıyor yine. Paramızı verecez ve turnike başında bekleyen abinin akbilinden yararlanacaz. E ama hayvanlık bende. Nie çıkarmıyorsun pasonu. Zaten gelmişin 23 yaşına askerden kaçmak için okadar takla atıyorsun birde neden akbil kuyruğunu işgal ediyorsun ki? Adam gibi gidip çıkarsana pasonu be eşşek herif derdin nedir? Ama yok efenim benden adam olmaz girdik akbil kuyruğuna. Ama düşünmeden de edemiyordum yani üstgeçidin en üst olan bölümünde jeton satsanız ve vatandaş jetonunu atarak kuyruk beklemeden, birbirini fırtlamadan geçse şu turnikelereden daha kolay olmaz mı? Ama vardır bi bildiği elbette sayın Topbaş abimizin. Benim halkım onu buralara getirdiyse halkımın da bildiği birşey vardır elbet die düşünürken biryandan da sıranın bana geldiğini farkettim ve parayı kuyruktaki abimize uzattım. Önce suratıma küfreder gibi baktı, ben nedenini anlamaya çalışırken çok gecikmedi abimin derdini şu iki kelimeden anladım; “Bozuk yokmu”. 50 TL bozman zor gelmiş turnike başında. E peki ama şimdi benim kafama yine bir soru takıldı. Bu parada sıfırları atılmış ve hatta artık yeni olmayan Türk Lirası değil mi? Niçin üvey evlat muamelesi görüyor? Niçin her gittiğim yerde özellikle de toplu ulaşım araçlarında bu muameleyle karşılaşıyorum? Yani biyerde bozulacak değilmi bu para? Niçin kimse o kişi olmak istemiyor? Belki siz o sunuzdur, seçilmiş kişisinizdir. Abiye “yok” cevabını verince yapacak birşeyinin olmadığını anladı ve bozuk paraları hazırladı ve bana uzattı. Ama ben birkere “senin ananı avradını” bakışını aldım abinin yüzünden.
Dönüşte aynı keraneler aynı ayılardan oluşmuş TC vatandaşları.
Aman efenim ben napıyorum böyle? Niçin kimse bana dur demiyor? Adamlar okadar uraşmış ve güzel İstanbulumuza metrobüs getirmişler, hizmet etmişler, vatandaşın derdine çözüm bulmuşlar bense gelmiş eleştiriyorum. Neler yapıyorum ben böyle ayıp değil mi? Yani tamam oraya bir ray sistemi çekmek belki daha mantıklıydı. Veya ne bileyim harbici metro daha akıllıca olurdu. Ama vatandaşın çektiği eziyetin, harcanan onca paranın, boşa giden okadar mazotun, dul ve yetimin hakkını sormak banamı düştü. Kimse şikayetçi değil bana ne oluyor canım. Yok abi dedim ya ben adam olmaz benden, resmen rahat batıyor bana baksanıza neler diyorum ben böyle.
Judex April 25th, 2009 tarihinde demis ki;
Olumsuz birşey oldummu neyapmalıyız? Tühbe sağlık olsun diyip susmalıyız değil mi?
Birde asıl anlamadığım olay şu bak ben avrupadaki duruma senin gibi yorum yapıyormuyum? Yani sadece haber alıyoruz okuduğumuzla kalıyoruz orada yaşamadığımız için oranın durumunu senin gibi bielmeyiz. Peki sen burdaki sorunları bilmeden nasıl oluyorda böyle yorum yapabiliyorsun?
Bakın yine aklıma bi dörlük geldi Neyzen Tevfik’ten söylemeden geçemeyeceğim.
Türk milleti gariptir,
Herşeyi kaldırmaz.
İbne dersin kızar da,
Sikersin aldırmaz.
Akay Perker April 25th, 2009 tarihinde demis ki;
@issy:
Kendi adıma konuşuyorum: Türkiye’de yaşadığım için Türkiye’yi eleştiriyorum. ABD’de doğup büyüseydim ABD’deki, Mozambik’te yaşasaydım Mozambik’deki yanlışları eleştirirdim. Türkiye’de güzel şeyler de oluyor, onları eleştirmiyor, seviniyoruz hep birlikte.
Sevdiğim arkadaşlarımı eleştiririm ben. Eleştiririm ki hatalarını görsünler, daha başarılı insanlar olsunlar. Sevmediğim adamlarıysa, asla eleştirmem. Bırakırım ki kendi hatalarında boğulsunlar. Aynı şeyi dostlarımdan da beklerim elbette.
Eğer yaşadığı ülkedeki yanlışları görmezden geliyorsa bir insan, asıl o zaman sorun vardır. Görmezden gelinerek değil, üzerinde çalışılarak giderilir sorunlar.
Özelleştirmelerle ilgili sorunumuz yok bizim, dürüst ihaleler döndükçe Türkiye’deki KİT’leri ister kendi vatandaşı alır, ister Air France THY’yi de satın alır. Sorun değil. Ama göre göre hata yapılırsa bu ya ihanettir, ya aptallıktır. Hain veya aptal yöneticiler istemediğimiz için ayrı düşüyor fikirlerimiz.
O nedenle Hollanda’da dalgana bak sen, boşver Türkiye’yi.
rusen May 23rd, 2009 tarihinde demis ki;
Yazınızı okudugum zaman yorum yapmaya gerek duymamıştım.Bizim insanımız gerçekten araç itmeyi seviyor..geçen bir baktım metrobüs bozulmu yolcuların erkek olan kısmı metrobus’ü itmeye başladı …gerçekten köfteci açsanız tutar müşterisi çok





ozkan April 21st, 2009 tarihinde demis ki;
ben hollandalıların bu sözleşme imzalandıktan sonraki hallerini pek görmek isterdim.
sarışın beyaz tenli , yüzlerde koyduk çocuğu ifadesi.
hollanda malı kaç araba var ki hem otobüsünü alıyoruz.
hollandalı tarımda süper “new holland”
bence otobüsün çekemediği yerde traktörle takviye yapılırsa bu iş çözülür. bunu düşünsünler hacı.
yoksa bizim milletimiz zaten sever inip araç itmeyi iner iteriz tutmasınlar garajda.
zamanında ikarusta bu problemi yaşamış.
kapılar bozuluyordu sürekli.
sonra bir heyet gelmiş nedir işin aslı diye
kapıda seyahat eden insanları görünce dehşete düşmüşler.oysa seyahatin en zevklisi kapıya asılıp inen bayan yolculara sürttürme şeklidir.