Ortaya kapkarışık…

dsc01090

Efendim selamlar, nasılsınız?

Beni soracak olursanız, ki genelde soran olmuyor, biz insan değiliz sanki, kendinizi düşünen bencil bireyler olarak “iyiyim” deyip geçiyorsunuz genelde, ben de iyiyim. Hatta çok iyiyim. Sapıkçana bir mutluluk var içimde. Hayır, şimdi sapıkçana dedik diye aklınıza başka şeyler gelmesin!

Efendim uzun zaman sonra yeniden memleketim ekonomisine katkı sağlayacak, sigortalı bir işe girme şerefine nail oldum. Nail olmak. Sistemdi, kapitalizmdi falan girmeyelim şimdi. O tip şeyleri Altay Esiroğlu yapıyor zaten.

Şimdi efendim, uzun lafın kısası -ki bu da ne tırt bir giriştir- yine yazıcı tamiri yapmaya başladık. Çok şahane yazıcı tamir edebiliyorum. Şimdilik aşırı derecede yoğun olmama rağmen gayette memnunum. Hatta evim ile işim arasında bulunan kilometrelerce uzaklık bile mutlu ediyor beni. Böyle garipçene bir sevinç. Anlam veremiyorum. Biniyorum otobüse, takıyorum kulağıma kulaklığı ve insanları izliyorum. Dışarıdan çok komik görünebiliyorsunuz okuyucu. Geçen gün otobüste bir teyze, otobüs hareket eder etmez başladı yardırmaya. Ağzına geleni saydırıyor bağıra bağıra. Dedim, herhalde yanında oturan adama anlatıyor. Ama adamın teyzeyle hiç bir alakası yok. Teyzeye bir dönse hayatının yanlışını yapacağını biliyor olmalı, ki gözlerini bile çevirmiyor o tarafa. Herhalde, dedim, teyze telefonla konuşuyor, ama öyle bir durumda yok. Teyze bildiğin havaya yardırıyor. Birilerine sövüyor, birilerini ruhsatlı tabancasıyla indireceğinden falan bahsediyor. Kendi kendine konuşan teyze. Allahım ne büyük bir kabustur. Hem kendisiyle konuşuyor, hem tehdit ediyor. Duble kabus. Teyze sağlam çıktı. İlk durakta indim.

Metrobüs denen aleti kullanıyorum. Gayette işime yarıyor. Bunun gibi halkın işine yarayacak şeyleri, halkın anasını trafiklerde ağlatmadan evvel, öngörü şeklinde düşünüp tasarlayan ve hayata geçiren bir büyükşehir belediye başkanı çıkarsa, oyumu ona vereceğim. İsterse faşist olsun, isterse en kral dinci olsun! Yarından itibaren anadolu yakası seferleri başlıyor. Bakalım sistem nasıl olacak. Haberleşiriz ;)

Çocuklar gibi şenim adeta! Bir halı saha kramponu aldım ve bununla acaip mutlu oldum. İçimdeki sapıkça sevincin en önemli maddesi bu bence. Ayakkabıya bakıp gülümsüyorum. Böylesine sapıkça bir durum. Gece onunla yatmamak için kendimi zor tutuyorum. Daha güzeli vardı ama çok pahalıydı. Dünyanın 7 harikası olayına aday gösterseler bence ilk üçe kafadan girer. Öylesine bir ayakkabı. Onu alsam bir kere bile topa vurmazdım sanırım. 330 liraydı hacı. 330 liracık olduğu için aşkımı kalbime gömdüm ve uzaktan sevdim o ayakkabıyı. Geri dönerken gözümden akan yaşları kolumun tersiyle sildim. Her gece odamın buğulanan camları ardından onu düşünüp kendimi alkole veriyorum. Uzaklara dalıp, adını sayıklıyorum… Ah Predatör ah… Alıp vitrine ya da çeyize falan koyulası bir ayakkabı. Ama ben yine de kendi ayakkabımla mutlu olabiliyorum. Canım ayakkabım.

Aslında itiraf etmeliyim ki, bu yazıya başlamak gibi bir niyetim yoktu. Ve yine itiraf etmeliyim ki, sitenin konseptiyle tamamen alakasız bir tip olmaktan rahatsızlık duydum en başlarda. Ama son kez itiraf ediyorum ki, ben böyle şeyleri sallamayacak kadar geniş bir insanım. Bu yazı aslında Altay’a mail yazarken çıktı. Bir anda fırtladı ortadan, “fırçk” diye bir ses bile çıkardı. Siz duyamazsınız ama.

Dikkat edin kendinize. Ok? Bye!

Bookmark and Share

Simdi de sizi dinliyoruz