Yarış atları


Sene 2011. Mini mini birler okuma-yazma öğrenir öğrenmez kocaman çantalarını test kitaplarıyla doldurur olmuş. Benim zamanımdaki üniversite yarışı ilköğretim seviyesine inmiş. İlköğretim son sınıfta ben hiçbir sınava girmemiştim. Direk düz liseden devam ederek rahatça iyi bir üniversiteyi kazanabilmiştim. Ama şimdi iyi bir üniversite için iyi bir lise şart olmuş. Artık elemeler daha erken yapılıyor. Bu yüzden iyi bir liseye kapak atmak için canla başla yarışır olmuş çocuklar.
Devam

Ayça Engin Akmeşe

Anlatılan her başarılı dolandırıcılık hikâyesine eklenen bir yorum vardır. Anlatıcı dolandırıcının yaptıklarını anlatır, sonra da yorumunu ekler: “Abi aslında çok zeki milletiz de kafamız üçkağıda çalışıyor. Kafayı doğru yere çalıştırsak çok başarılı oluruz.” Bugüne kadar kaç dolandırıcı hikâyesi dinlediysem, bir o kadar da bu yorumu duydum.

Asla katılmıyorum. Hatta bu yorumu şu şekilde düzelteyim, aslında o kadar aptalız ki, normal zekada biri çıkıp da diğerlerinin aptallığından veya tembelliğinden yararlanarak bir dolap çevirdiğinde çok zekiymiş gibi görünüyor.

Jetonlu telefona jeton şeklinde buz kalıbı sarkıtmak gibi köylü kurnazlıkları değil benim kastettiğim, polis kılığında esnaftan milyonlar tokatlamak gibi başarılı eylemleri kastediyorum.

Toplum olarak fazlasıyla dikkatsiz, aceleci ve tembel olduğumuzdan, bu özellikleri kolaylıkla aleyhimize kullanabiliyorlar.

Bunun son örneği de Ayça Engin Akmeşe oldu. 39 yaşındaki bu ablamız, tam bir seneden beri İstanbul Aydın Üniversitesi’nde ordinaryüs profesör unvanıyla sanat tarihi dersleri veriyormuş. Unvanının sahte olduğu İstanbul Üniversitesi’ne başvurunca ortaya çıkmış ve hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan dava açılmış.

Devam

Misket


Dışarıdan çocuk sesleri geliyor. Pencereden evimin önündeki çocuk parkına bakıyorum. Çocuklar misket oynuyorlar. Çocukluğumda oynadığım bu oyunu yılların silemediğine seviniyorum. PC, Playstation, Xbox’ların hüküm sürdüğü bu zamanda sokağa misket oynamaya çıkan çocukları görmek ne güzel. Monitörün esaretinden bir süreliğine de olsa kurtulup sokağa çıkmayı başaran türünün son örnekleri. Akşam ezanı okunup hava kararıncaya kadar birbirlerini ütmeye çalışıyorlar. Şakalaşıp, itişip kakışıyorlar. Bazen de bir misket için kavga ediyorlar. Sanal değil, gerçek.

Sosyalleşme monitörün başında değil sokakta başlıyor. Temas ederek, hissederek, terleyerek… Çocuklar; joystick ve gamepad’e basmaktan çok çamur, top, ip ile oynamalılar. Monitörle bakışmaktan çok arkadaşlarıyla yuvarlanıp terlemeliler. Sosyalleşme arkadaşın ziline basıp sokağa çağırmakla başlıyor.

Bugün 5 Kasım


“Hatırla, 5 Kasım’ı hatırla
Barut ihanetini ve komplosunu
Zaten aklım almaz barut ihanetinin neden unutulacağını
Ama ya adam?
Biliyorum, adı Guy Fawkes idi…
ve biliyorum; 1605′de Parlamento Binası’nı patlatmaya çalıştı.
Ama kimdi gerçekte? Neye benziyordu?
Bize fikirleri hatırlayın dendi, adamı değil.
Çünkü bir adam başarısız olabilir.
Yakalanabilir, öldürülebilir ve unutulabilir.
Ama 400 yıl sonra bir fikir hâlâ dünyayı değiştirebilir.”

“Bir zamanlar itiraz etme hakkınız vardı, düşünmek ve inandığınız şekilde ifade etmek; şimdiyse düzene uymaya, boyun eğmeye mecbur eden bir sansür ve gözetim altındasınız.”

“Toplumlar, kendi devletlerinden korkmamalı.
Devletler, kendi toplumlarından korkmalı.”

Ebleh yabu

Edeb Ya Hû, hat sanatıyla ilgilenenlerin en sevdiği cümlelerden biri. Bazı hattatlar Edeb Ya Hû yazdıktan sonra altına bir de Laedri yazarlar ki bu not sözün Laedri diye birine ait olduğunu değil, anonim olduğunu gösterir. Bilinmeyen, anonim anlamında kullanılan bir ifadedir laedri.

Edeb Ya Hû ise, birine edepli olmayı emretmek anlamına gelmez, “edepli olun yeaa” cümlesinin karşılığı değildir. Bir duadır, “Edeb Ya Rab” cümlesiyle aynı anlamı taşır. Yani kişi edebi kendine ister, Rabbinden dileğidir bu.

Eskiden medreselerin, tekkelerin, dergahların kapısında yazarmış Edeb Ya Hû ifadesi. Edebin her şeyden önce geldiğini anlatmak için, Allah’tan edepli olmayı istemek için kullanılırmış.

Rabbe sesleniş olan “ya Hû” zamanla argo bir sözcük olan “yahu”ya dönüşünce, “edeb ya Hû” cümlesinin de anlamı kaymış, gerçek anlamını unutan insanlar birbirlerine akıl vermek için kullanır olmuşlar bu cümleyi.

Başlarda mütevazı, Allah’tan en büyük dileği edepli olmak olan insanların kullandığı cümle, bugün kendi hatasını görmeyip başkasına laf eden, kendi eksik aklınca onları doğru yola çağıran denyoların kullandığı bir cümle haline geldi.

Bir güruh türedi son zamanlarda, akıllarınca eylem yapıyorlar. Sağda solda gördükleri billboardlardaki, reklam afişlerindeki kadın resimlerine Edeb yahu yazan stickerlar yapıştırıyorlar, sprey boyalarla edeb yahu yazıyorlar. Reklam afişleriyle de kalmıyorlar, esnafın tabelasına, dükkanının camına sprey boyalarla edeb yahu yazanlar var.

Bu kafadaki adamlar, aslında bu duanın ortaya çıkmasına neden olan adamlar. Çünkü edepsizler, başkasının hakkına saygı göstermeyen, malına zarar veren, kul hakkına giren insanlar. Edepli bir insanın yapacağının tam tersini yapıyorlar.

Bu insanlar yüzünden fitne çıkıyor, Aydın Doğan’ın gazeteleri mal bulmuş mağrıbî gibi atlıyorlar bu tip haberlere. “İslamcılar azıttı, edeb yahu timi işbaşında” gibi haberler yapıyorlar.

Sağa sola edeb yahu yazan dangalaklar bu haberleri okudukça nasıl hissediyorlar bilmiyorum ama edeb Ya Hû lafzının gerçek anlamını bilenlerin iyi hissetmediğine eminim.

Bu denyolar eylemciliğe soyunabilirler, anarşistlik hoşlarına gidebilir ama din adına anarşistlik yapmak diye bir şey yoktur. Amacı ne olursa olsun, kullandığı sözün anlamını bilmeden anarşistliğe soyunanların kapısına ebleh ya bu yazmak istiyorum.