Şantaj Enstitüsü: Nobel
Bilim, sanat, edebiyat, fizik, matematik… Bütün alanlardaki “birincilerine” verilen ödül; Nobel.. Bilime ve sanata maddi değer biçmek için kullanılan bir şantaj aracı…
Oysa bir bilimadamı veya sanatçının ödül beklemesi, ödül alması veya kabul etmesi, bilim ve sanatın etiğine aykırı değil midir? Aristo’ya göre sanat, ereğini kendi içinde barındırmaktadır. Yani bir sanat eseri yapıyorsunuz, eserinize bakınca duyduğunuz haz, onun bir anlamda size ödülüdür. Bu ödüle de biraz zahmetle ulaşırsınız çünkü yazdığınız yazılar, kurtuğunuz teoriler, işlemler, kafa patlatmalar, sürekli yargı süzgecinden, eleştirilerden, yapıştırılan yaftalardan, takılan isimlerden geçer..
Oysa bir sanatçının ve bilim adamının ürettiklerini incelerken, bu adamlar zaten yazdıkları & yaptıklarıyla bizi zaten yargılamıyor mu?.. Ya da şöyle demek daha doğru olur; sanatçı yargılanan değil, yargılayandır, isim alan değil, verendir. Bu düşündüklerimiz, geçtiğimiz zamanlarda ödül alan Orhan Pamuk sayesinde yerle bir edilmiştir.
Sanatın ve bilimin kapitalist düzende bir meta aracı olarak kullanması kapitalizmin doğuşuyla başlar. Bir bilimadamının sponsor bulamadan iş yapamaması, bir sanatçının reklam olmadan okuyucu kitlesiyle buluşamaması da kapitalist sistemin gereğidir. Zaten temeli “başarı” ve “performans” olan kapitalizmin nimetlerinden faydalanabilmek için ne kadar yalakalık ve yılışıklık varsa kullanmalısınız.
Yazdığı yazıların tek bir satırında “Kürt kapıcı”, “Kürt işçi” temasını uygulamadan sadece verdiği demeçlerde bu silahı kullanan bir sanatçı, tüm bu kapitalist ve emperyalist oyunun farkında değil midir?
Sanat eserine değer, para ve ödül biçilmesi hadisesi ilk önce resim ile başladı. Bunu daha sonra edebiyat, mimari, müzik “sektör”ünde de gördük (bir sanat olayını “sektör” diye adlandıran zihniyeti ayrıca yerim ben). Şiir düşük kar marjı nedeniyle kapitalizm tarafından pek yenilmedi fakat şarkı sözü haline getirerek bundan da ekmeğini kazandı.
Gelgelelim Nobel’e. Bugüne kadar edebiyat alanında ödül alan isimlere baktığımızda çoğu hayatımızda ilk defa duyduğumuz insanlardır. Oysa Orhan Pamuk gibi büyük isimlerin Nobel alması, sanatçıyı veya bilimadamını değil, Nobel’i yüceltir. Yani burada ödül alan sanatçı değil, ödülün kendisidir. Nobel’i bu derecede popüler yapan da budur zaten.
Türkiye, onca ezilmişliğe rağmen dünyanın en eğlenceli ülkelerinden biridir. Zengin ve verimli toprakları, güleryüzlü ve sıcak insanları bilinir. Nobel, bu ülkeyi tam 105 yılda keşfetti. Bu ülkeden hiç mi matematikçi, fizikçi, barış savaşçısı, süper kahramanı çıkmadı be?





aslı uruç August 31st, 2007 tarihinde demis ki;
malesef matematik dalında nobel ödülü verilmiyor. yazınız çok güzel ancak içinde yanlış bilgi olsun istemedim.