Savaşlar doğal seleksiyonun gereğidir

aslan yemegiİnsanoğlu sürekli gelişiyor. Yeni teknolojiler buluyoruz, yeni ilaçlar buluyoruz. Ölümcül hastalıkların birçoğunun artık çaresi var. Bilimadamları o kadar iyi çalışıyorlar ki, ortalama insan ömrü sürekli uzuyor. Bebek ölümlerinin önüne geçiliyor ve artık eskisi gibi ölmüyor bebekler. Ne güzel değil mi?

İnsanlık için güzel şeyler bunlar. Ama doğa pek öyle düşünmüyor.

Doğadaki her canlı, belli bir nüfus yoğunluğuna sahip. Eğer bir hayvan türü gerektiğinden fazla çoğalırsa, bir başka tür tarafından avlanarak sayılar normal seviyelere indiriliyor. Doğanın dengesi o kadar güzel ayarlanmış ki, düşmanları az olan hayvanlar daha uzun yaşayacakları için çoğalmaları da yavaş oluyor.

Etobur hayvanları incelediğinizde bu tabloyu çok rahat görebilirsiniz. Besin zincirinde yukarıdan aşağıya doğru inerken dikkat edin, en hızlı çoğalan hayvanlar besin zincirinin en altındaki hayvanlardır. Fareler mesela… Yırtıcı kuşlardan kedilere kadar bir dünya düşmanları vardır ve fareler korkunç bir hızla üreyebilirler. Oysa aynı zincirin en üstünde yer alan aslanlar, yılda en iyi ihtimalle 2-3 yavru doğurabilirler.

Otobur hayvanlara baktığınızda, neredeyse tamamının sürüler halinde yaşadığını görürsünüz. Etçil hayvanlar karşısında yalnız kalmaları varlıklarını o kadar tehlikeye düşürür ki, asla sürülerinden ayrılmazlar ve sürekli çoğalırlar. Etçil hayvanlar ise genellikle çiftler halinde veya yalnız gezerler.

Tüm bunlar bir dengenin göstergeleridir. Eğer otoburlar, etoburlar gibi yalnız dolaşmaya kalksaydılar bugün bir tane bile otobur hayvan kalmazdı. Ve eğer etoburlar, otoburlar gibi sürüler halinde dolaşsaydılar, insanları bile tehdit edecek hale gelebilirlerdi.

Dünyada, düşmanı olmayan tek canlı türüdür insanlar. Farklı ırklardan düşmanları olmadığı için kendi aralarında gerzekçe düşmanlıklar uydurmaları başka konu. Ancak bu düşmansızlık ve doğal bir avcıdan yoksun olmak insanoğlunun götünü o kadar kaldırdı ki, dünyadaki sınırlarını bilemez hale geldi.

Hızla sarıyoruz dünyayı. Su kaynaklarını, enerji kaynaklarını, bizden başka tüm canlıları tüketiyoruz, bendimize sığmıyor, manyaklar gibi taşıyoruz.

Doğal bir avcıdan yoksun olan hayvanlara bakın. Eğer bir köyde yılanların tamamını avlayıp derisinden çanta yaparsanız ekonomik durumunuz çok gelişir, depolara yığacak kadar çok para biriktirirsiniz. Ama sizin doğal dengeyi bozmanız, fareler, köstebekler gibi bilumum haşaratın avcısız kalmasına ve şımaran farelerin de biriktirdiğiniz paraları kemirmesine neden olur. N’oldu? Sonuçlarını düşünmeden yaptığınız işin zararı yine size dokundu.

İnsanlar artık aynı fareler gibi. Korkunç bir hızla ürüyoruz. Bizi budayacak doğal bir avcı olmadığı için de, doğanın dengesi bozulmaya başlıyor.

İnsan ırkı benim gözümde, vahşi yaşamda izlediğim hayvanlardan farklı değil. O nedenle doğanın denge arayışını, tıpkı bir aslanın ceylanı yemesi gibi normal karşılıyorum. Aslana yem olan ceylan için üzülmem, “yazık yaaa” falan da demem. Ceylanın neslinin tükenmeyeceğini, ama ceylanı yemezse aslanın neslinin tükeneceğini ve dünyayı ceylanların saracağını bilirim.

İnsanların savaşması da o kadar koymaz bana. Bunun doğanın dengesi için gerekli olduğunu kabul ederim. Büyük savaşlar olmalı, büyük salgınlar… Çeşitli dönemlerde insanların başına büyük felaketler gelmeli ki sayıları gereğinden fazla yükselmesin.

Dünya savaşlarında milyonlarca insan öldü. Bence bir sorun yok. Ölsünler ki, yenilere yer açılsın. Bilimadamları dünyada birkaç yıl daha yaşamak için ilaçlar bulup ortalama ömrü uzatmanın yolunu arayacaklarına, normal sürelerde seyreden insan ömrünü nasıl daha konforlu hale getireceklerini düşünsünler.

İnsan kendine faydası olan teknolojik gelişmelerin peşinde olmalı elbette. Ama bu teknolojik gelişmeler doğanın dengesini bozmamalı. Bazı ülkelerde bebekler ölecek, bazı ülkeler sürekli savaşacak ve insanlar ölecek. Çin gibi binlerce yıl hiç savaşmazsanız 2 milyar insanı göt kadar yerde yaşatmak için çabalarsınız. Yeterli tahılınız da olmayınca börtü böcek, kedi köpek ne bulursanız yersiniz, diğer insanların şaşarak baktığı tuhaf bir mutfak kültürünüz olur. Oysa Avrupa ırkları gibi hababam savaşırsanız nüfusunuz dengede kalır, insanları nasıl doyuracağınızı düşünmezsiniz.

Haçlı seferleri olmasaydı, Avrupa’yı kasıp kavuran hastalıklar, salgınlar olmasaydı Avrupa’nın nüfusu böyle mi olurdu bugün? Adamlar tüm fazlalıkları Haçlı Seferleri adı altında Orta Doğu’ya gönderdiler, buradakiler de onları biçtiler. Bu Avrupa için de iyi oldu.

Çocuklar elbette ölecek. Bebekler de ölecek. Siz nasıl çoğalacağınızı bilmezseniz, dünyanın sadece insan ırkına ait olduğunu düşünürseniz, sizin elinizde olmayan nedenler bunun dengesini bir şekilde ayarlar. Ama tutup da elinizde olmayan nedenleri de yönetmeye kalkarsanız bu kez kendi sonunuzu hazırlarsınız.

Hitler o kadar Yahudiyi öldürmeseydi n’olurdu? Para piyasaları sayıca dünyanın en az sayıdaki ırkı olmalarına rağmen onların elinde, peki ya 2 milyon kişi fazla olsalardı? Hitler Yahudileri öldürerek dünyanın bugünkü ekonomik durumunun temellerini attı.

Trujillo Dominik Cumhuriyeti’nde 30.000 kişiyi öldürmese bugün orda yaşanır mıydı? 5 milyon nüfus bile sığmıyor o adaya, daha fazla olsalar birbirini yerdi hepsi.

O nedenle, bırakınız yapsınlar, bırakınız savaşsınlar efendim. Siz yaşadığınız süreyi en iyi şekilde değerlendirin, kafi. Dünyanın dengesi bunu gerektiriyor çünkü. Bu denge bozuldukça çoğalacağız, çoğaldıkça mutsuzlaşacağız ve kendi sonumuzu kendimiz getireceğiz.

Bookmark and Share

3 Yorum

Judex  April 2nd, 2009 tarihinde demis ki;

“O nedenle, bırakınız yapsınlar, bırakınız savaşsınlar efendim. [i]Siz yaşadığınız süreyi en iyi şekilde değerlendirin, kafi.[/i] Dünyanın dengesi bunu gerektiriyor çünkü.”

O savaşlarda ölen insanlar içinde aynı şey söylenebilirmi, onlar acaba yaşadığı süreyi en iyi şekilde değerlendiriyormu. Üstelik kendi savaşlarını bile seçemedikleri halde ölüyorlar. İnsan nüfusunu dengelemenin yolu savaşlar ve benzeri yollarla ölmeleri ve ölmelerini ummmakmıdır, acaba daha akılcı bi çözüm yokmudur.

İnsanların üremelerini kontrol altına almak tamam ama dünyaya gelmiş olan insanların belki daha bebek, belki genç, belki orta yaşlı, belki de yaşlı savaşlar sonucu ölmesini ummak nekadar doğru, nekadar insancıl bir düşüncedir.

Emir Akın  April 2nd, 2009 tarihinde demis ki;

Konuyla ilgili olarak Harry Harrison’ın
Yer Açın! Yer Açın! adlı kitabı kesinlikle okunmalı! (Akay kütüphanemde var, istersen getireyim.)

http://www.metiskitap.com/Scripts/Catalog/Book.asp?ID=1043

Tanıtım yazısından:

“Aralık 1959′da Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Dwight D. Eisenhower şöyle dedi: “Bu hükümetin programında… ben burada olduğum sürece… doğum kontrol problemiyle ilgili politik bir doktrin bulunmayacaktır. Bu bizim işimiz değildir.” O zamandan bu yana hiçbir Amerikan hükümetinin de işi olmadı.

1950′de Amerika Birleşik Devletleri –dünya nüfusunun sadece %9′una sahip olduğu halde– dünyadaki hammaddelerin %50′sini tüketmekteydi. Bu yüzde giderek artmaktadır ve on beş yıl içinde, şu anki büyüme hızıyla, Amerika Birleşik Devletleri yeryüzündeki maddelerden çıkan yıllık ürünlerin %33′ünden fazlasını tüketiyor olacaktır. Nüfusumuz aynı hızla artmaya devam ederse, bu ülke yüzyılın sonunda, şimdiki yaşam standartlarını koruyabilmek için gezegenimizin kaynaklarının %100′ünden fazlasına ihtiyaç duyacaktır. Bu matematiksel bir imkânsızlık – kaldı ki, o zamana kadar yeryüzünde yaklaşık 7 milyar insan olacak ve bu hammaddelerin bir kısmından –belki– onlar da faydalanmak isteyecekler.
Bu durumda dünya neye benzeyecek?”

Cem Gezmis  April 2nd, 2009 tarihinde demis ki;

Şimdi efendim, sayısal verilerin kanıtlanmışlığıyla teziniz mantıklı görünebilir ancak ben katılmadığımı belirtmeliyim. Çünkü dünya üzerindeki güç dengesi çok farklı. ABD dünyanın en büyük gücü konumunda ve bir savaşa girdiği zaman ölüm oranları 30 a 1 şeklinde çıkıyor karşımıza. Hal böyle olduğu için Amerika Birleşik Devletlerinin ve onların fast food sever halkının üremesini pek etkileyemeyiz.

Şu durumda, sadece savaş sonrasında Amerika Birleşik Devletlerine kaybederek, onların sömürgesi haline gelmiş ülkelerde bir nüfus azalması görebiliriz. Bu da dünya hammadde kaynaklarını dengeye sokabilecek bir kıstas sayılmaz bana göre.

Doğa her türlü şeyi düşünmüştür ve bununda üstesinden gelebilecek kadar iyi tasarlanmıştır. Doğal bir yıkım olması ve nüfus kaybının bu merkezde toplanması daha olası geliyor bana.

Tüm bunlara rağmen, insanoğlunun düşünebilen bir canlı olduğunu varsayarsak, kendi içinde tabiat ana ile çatışmasını sürekli devam ettirecektir ve kaynaklar tükendiğinde bu savaşı insanoğlu değil, tabiat ana kazanacaktır.

Bana kalırsa insanlar arasında savaşlar gerekli değildir. Biz zaten tabiat ana ile binlerce yıldır savaşıp, onun anasını belliyoruz… Biz kazanıyoruz ama bu bizim sonumuzu getirecek. Yani; no one wins fight!

Simdi de sizi dinliyoruz