Saygı falan duymuyorum
“Söylediğiniz sözlerin hiçbirini kabul etmiyorum fakat sizin bunları serbestçe söyleyebilmeniz için canımı bile veririm.”
Voltaire bu sözü söylerken o kişiye saygı duyup yücelttiğini mi iddia etmiş, yoksa fikirlerin özgürce açıklanabildiği bir dünya mı hayal etmiş?
“Saygı duymak” kavramı kurcalıyor kafamı bir süredir. Kime, neye, neden saygı duyulur, saygı duymamak o kişiyi veya kavramı aşağılamak mıdır?
Aslında bu konu geçtiğimiz günlerde yaptığımız keyifli bir sohbetin tadını kaçırmasıyla kafama takıldı. Dilinin sivriliğiyle ve tahammülsüzlüğüyle ünlü bir arkadaşım, toplumumuzda maalesef ünlü olmuş bir şahıs hakkında konuşurken özel yaşamıyla ilgili kendince bir eleştiri getirince, bir başkası tarafından insanların özel yaşamına saygı duymamakla suçlandı. O da kendini savunmaya başlayınca ortam gerildi tabi; seslerin yükseldiği tartışmalardan oldum olası hoşlanmamış biri olarak, benim de keyfim kaçtı.
TDK sözlüğüne bakıyorum şimdi, saygı sözcüğü için yapılan açıklama gayet açık ve net: “Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu, hürmet, ihtiram.”
İyice anlayalım diye cümle içinde de kullanmışlar: “İnsanlara saygıyı yitirdin mi yandın bittin, on paralık oldun demektir.” Y. Kemal (Yaşar Kemal mi, Yahya Kemal mi, belirtmemişler.)
Saygı duymak, saygı beslemek için denmiş ki; “Birine, bir şeye karşı saygı hissetmek.”
Bu kez Namık Kemal’den örneklemişler: “Şakır şakır yağan yağmurlara benzeyen insanlara, düşmanım da olsalar saygı duyarım.”
Bir de saygı göstermek var: “Saymak, değer vermek.”
Şimdi de Necip Fazıl’dan geliyor: “Kendilerine büyük saygı gösterdim ve imdatlarına muhtaç olduğumu belirttim.”
Saygı sözcüğü ya duyuluyor, besleniyor veya gösteriliyor. Peki kimlere? Saygıdeğer kimselere. “Kendisine saygı gösterilmeye değer, muhterem” demiş TDK bunun için.
Eğer dilimiz Türkçe ise ve TDK zaman zaman saçmalayarak da olsa bu dil üzerinde bir yetkiye sahipse, saygı duymak TDK sözlüğünde anılanlardan çok da farklı bir kavram olmamalı.
Ancak öyle ilginç bir dünyada yaşıyoruz ki, saygı kavramını da olması gerekenin tamamen dışına çıkardık.
Saygı gösterilmesi gerekenlere saygı duyalım, hak ediyordur çünkü. Fakat yaptıklarıyla herhangi bir şekilde saygıyı hak etmiyorsa, ben ona saygı duyamam arkadaş!
Bak, Kenan Sofuoğlu’nu hem severim, hem saygı duyarım. Dürüst bir karakteri, onu arkadaş çevreme kabul edebileceğim kalitede bir özel yaşamı olduğu için severim. Kariyerindeki başarıları nedeniyle de ayrıca saygı duyarım, çünkü başarı, saygıyı hak eden bir eylemdir.
Başarı demişken, Kenan Sofuoğlu’nun başarıları elbette onun başarı gösterdiği alana ilgi duyanlar için önemlidir. Ben pist sözcüğünden anladığı sadece uçakların indiği asfalt olan birine “bak Kenan Sofuoğlu mükemmel bir yarışçı, dünya şampiyonu olmuş bir isim, mutlaka izlemelisin,” demem. Yalandan saygı göstermesini de bekleyemem. Çünkü konuyla ilgili insanlardır Kenan’ın değerini bilecek olanlar. Ama “yea aptal la bunlar, motor tepesinde yarış mı olur, boş iş” diyerek durup dururken aşağılamasına veya hakaret etmesine de izin veremem. Saygı duymazsın, ilgilenmezsin ve senin bahçende yarışmadığı sürece gereksizce eleştirmezsin, olur biter.
Salvador Dali’yi şahıs olarak tanımadığım ve özel yaşamını da çok fazla kurcalamadığım için seviyorum veya sevmiyorum diyemem. Ancak sürrealizme olan sevgim ve onun bu konudaki başarısı, bıraktığı harika eserler ona saygı duymama neden olur. Bir başkası sürrealist resim sevmez, konuyla ilgilenmez ve laf olsun diye saygı duyduğunu söylemesine gerek yoktur. Saygısızlık ve denyoluk, “tükürürüm böyle sanatın içine,” demekle başlar.
Cemil İpekçi’yi sevmem, ancak işine saygı duyarım. Başarılı bir modacıdır, kendi alanında saygı duyulacak işler başarmıştır ancak özel yaşamına da saygı duymam konusunda bana baskı yapılırsa kızarım.
Cinsel tercihler konusunda saygıdan bahsetmek abesle iştigaldir. Bir insan eşcinsel diye cinsel tercihlerine saygı duyulmaz. Elbette o kişi cinsel tercihlerini benim gözüme sokmadıkça ona herhangi bir eleştiri de getirmem. Bir insan eşcinsel olabilir, bu onun kendi tercihidir. Fakat bireylerin özel tercihleri, diğer bireylerin ona mutlaka saygı duymasını gerektirmez. Eleştirmem, olur biter.
Erkekler arasındaki eşcinsellik nedir? En kaba tabiriyle, iki erkeğin birbirini özgürce düdüklemesidir. Bir adam bir başka adamın önünde domalıyor veya ıslak bıyıklarıyla sakso çekiyor diye saygıyı hak edebilir mi? “Eleştirme ama saygı duy!” diyemezsiniz. Ben bu eyleme saygı duymuyorum ve eylemlerini benim yanımda gerçekleştirmedikleri sürece, kesinlikle eleştirmiyorum. Konuyu asla hakaret içermeden ve açıkça ortaya koymasına rağmen, “götveren” de demiyorum. “Olabilir, kendi seçimidir,” diyor ve yoluma devam ediyorum.
Ancak bir eşcinsel bana asılırsa, “içimde gezdir!” diye peşimde dolanırsa, saygı duymama ve yorum yapmama hakkını bir kenara bırakarak ıslak meşe odunuyla terbiye etmeyi deneyebilirim. Ve kimse bunu yaptım diye “eşcinselleri aşağılıyorsun, homofobiksin,” diyerek beni suçlayamaz. O ibne benim cinsel tercihlerime hiçbir saygı göstermeden kendi reklamını yaparsa, benden de onun cinsel tercihlerine saygı göstermemi bekleyemez.
Düşünüyorum…
Mesela eşcinsel olsam veya eşcinsel porno filmlerinden hoşlanan biri olsam, partnerim veya filmde gördüğüm oyuncuya yataktaki davranışlarından, yeteneklerinden dolayı saygı duyabilirim belki, sonuçta kendi ilgi alanımdır. Tam olarak empati yapamadım buna.
Şu nasıl: Jenna Jameson’a saygı duyarım ben. Siz de bu kadını ahlaksız, namussuz, orospu gibi sıfatlarla, üstelik haklı olarak eleştirebilirsiniz. Çünkü bir porno film oyuncusudur, toplum genelinde ve tüm dinlerde ayıp, günah kabul edilen eylemleri kamera önünde gerçekleştirerek kazanır hayatını. O konuda size katılırım ancak “ben dünyanın en ünlü porno yıldızı olacağım,” diyerek başladığı yolda ikiyüzlülük yapmadan, binlerce rakibine rağmen azimle yürüyerek hedefine ulaştığı için saygı duyarım.
Eşcinselliğe de saygı duyulabilecek zamanlar olabilir mi? Bunu tartışmak için ahlak kavramını irdelemek lazım ki, ona şimdi girmeye gerek yok.
Bunlar, kişilerin özel yaşamları hakkındaki düşüncelerim. Aynı şey olaylar, eylemler, inançlar, nesneler vs. için de geçerli değil midir?
Sevmediğim veya bence herhangi bir değeri olmayan inanca, sanata, kişiye neden saygı duymaya zorlanıyorum?
İnanç meselesini ele alalım. Hangi dine inanırsanız inanın veya hiçbir dine inanmayın, öncelikle şunu kabul etmelisiniz: İnanan bir insan için, inancı her şeyden önce gelir. Hümanizm de dahil olmak üzere tüm akımlar ve izm’ler, o kişi için inancın arkasından gelecektir. Ve insanlar arasında da onun için önemli olan önce kendisiyle aynı dini paylaşanlardır. Dünyanın neresinde veya ırkı ne olursa olsun.
O nedenle, herhangi bir dine tabi olmuş bir kişiden, başka dinlerin mensuplarına saygı duymalarını bekleyemezsiniz. Onun temel inancını, iman ettiği kutsalı reddeden bir dinin mensubunu inanç açısından saygıdeğer bulması, kendisiyle çelişmesine neden olur. Elbette o kişinin inancını saygıdeğer bulmuyor oluşu, hakaret etmesini, eleştirmesini veya aşağılamasını gerektirmez.
Saygı duymazsınız, ama inancının dışında davranmaya zorlamazsınız da. Saygı duymanız demek, imanına katılmadığınız kişinin inandığı değerleri yüceltmeniz anlamına gelir.
Bir insan Zerdüşt veya Parsi olabilir. O ortamda yetişmediğim için inançları bana garip gelebilir ancak bu, ölen babasını akbabalara yediren bir Parsi’yi aşağılamamı gerektirmez. “Olabilir, adamın inancı budur,” der geçerim. Saygı duymamı gerektirecek bir durum yok ortada, sadece umursamıyorum. Bir Hindu ile arkadaşlık etme durumum olsa, “sizin tanrılarınızdan pirzola yapıyoruz lan biz haha” demem, sadece beni komik duruma düşürür. Ancak onunla dalga geçmiyorum veya inancını eleştirmiyorum diye “Akay modern bir insan, farklı inanışlara saygı duyuyor,” derseniz bunu kabul etmem, çünkü bunu o inanca duyduğum saygıdan değil, kendime olan saygımdan yapıyorum. O adam istediğini yapabilir.
Ancak!
Katolik bir kadını zinaya zorlamak, Müslüman bir kadını başını açmaya zorlamak, herhangi bir Hindu’yu inek eti yemeye zorlamak, ateist bir kadını türban takmaya zorlamak veya bir Parsi’yi ölen akrabasını mezara gömmeye zorlamak, o kişilerin inançlarına hakarettir.
Bir Hindu bir şekilde bulunduğum yerde güç sahibi olursa ve benim inek yememi yasaklamaya çalışırsa o zaman bozuşuruz. Hinduların makam sahibi olduğu bir yerde uluorta götürürsem inek etlerini, bana kızmaya hakları olacaktır. Oruçlu bir Müslüman’ın karşısında keyifle sigara tüttürürsem, bana kızmaya hakkı olur. Çünkü bunu yapmam onların inancını umursamadığımı, hatta dalga geçtiğimi göstermem anlamına gelir. Ben bu inekleri kendi başıma, onlara göstermeden, kendi inancımdaki insanlarla birlikte yersem kimseyi kırmamış olurum ve olası bir inançlar arası tatsızlığa dur demiş oluruz. İki taraf da istemediği halde diğerinin inancına saygı gösteriyormuş gibi yapmaz, gereksiz yere saygıdan bahsetmez.
Müzik dünyasında da aynı saygı teranesi var.
“Ajda Pekkan divadır, saygı göster” deniyor, neden? Onun sanatı veya kendisi beni zerre kadar ilgilendirmiyor, bazı şarkılarını dinledim ve beğenmedim, kendi dinleyicileriyle hoş vakitler geçirmesini temenni eder ve çekilirim aradan. Ne eleştiririm ne de saygı duyarım.
Eğer Ajda Pekkan’a saygı göstermem için beni zorlarsanız, siz benim müzik zevkime saygı göstermemiş ve özel alanıma müdahale etmiş olursunuz. Ajda Pekkan’ı diva kabul ederek müzik zevkini ortaya seren bir kişiyi Arch Enemy dinlemeye, en azından sanatına saygı duymaya zorlasam hoşuna gider mi? O beni Arch Enemy dinliyorum diye eleştiremez, ben onu Ajda Pekkan dinliyor diye eleştirmem, ikimiz de birbirimize karşı bu iki şarkıcıyı eleştirmeyiz ve gül gibi geçinir gideriz. Bu kişilerin tarzını sevmediğimiz için saygı da duymayız. Bir sanatçıyı dinlemiyor olmak veya onu eleştirmiyor olmak onu saygıdeğer bulduğumuz anlamına gelmez ki…
Yaşamın her alanında bir saygı duymak sözcüğü almış başını gidiyor. Yalan söyleyerek, toplum baskısı yüzünden saygı duyuyormuş gibi yaparak ama içten içe küfrederek modern insan rolüne soyunuyor herkes.
Rahat olun yahu! Sevmeyin, saygı duymayın, hatta sizin sınırlarınızı tehdit etmeye başlarsa da açıkça eleştirin. Modern insan dediğiniz canlı türü mutlaka yalancı olmak zorunda mı?
Voltaire “size saygı duyuyorum” diyerek, kendini topluma hoş göstermek için beyaz yalanlar söylemek yerine, “katılmasam da anlatmanızı istiyorum,” diyerek, özgürce söylenen fikirlerin aşağılanmadığı, cezalandırılmadığı bir dünyanın varlığını dilemişti.
Sözün özü, umursamamak saygı duymak değildir. Lütfen saygı duymak kavramının içini boşaltmayınız. Zaten Türkçedeki tüm kavramları yerli yersiz kullanarak boş balona çevirdik, bari bunu sağlam bırakın.





Son Yorumlar