Şimdilik özür dilemiyorum

[Öncelikle uyaralım. "Ermeni soykırımı yoktur, kimsenin canı yanmamıştır, asıl onlar Türkleri öldürmüştür" diyerek ucuz milliyetçilik yapanlar hiç okumasınlar bu yazıyı. Evet, Ermenilere uygulanan işlem soykırım değil ama tehcirdi. 1915 yılında 900.000 Ermeni bu topraklardan sürülmeye çalışıldı ve onbinlercesi de yollarda öldü. Onlar da intikam olarak 1918 yılında Türklere vahşi bir katliam uyguladılar. Yani iki taraf da birbirinin canını yakmış olsa da, kavgayı başlatanlar Ermeni halkı değildi.]

Yurdum aydınlarından bir kısmı bir araya gelmişler ve internet üzerinden bir kampanya başlatmaya karar vermişler. Yılbaşında başlayacak olan kampanyanın adı; “Özür diliyorum.”

Metinde deniliyor ki, “1915′de, Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı büyük felakete duyarsız kalınmasını, bunun inkar edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.”

Hmmm…

Özür dilemek bir erdemdir, büyüklüğün şanındandır. Haklı konumda olsa bile özür dilemesi kişinin büyüklüğünü gösterir.

Ancak…

Eğer halkların kardeşliğinden, Anadolu mozaiğinden bahsediliyorsa ve geçmişten özür dilenecekse, bunun belli bir sıralaması olmalı.

Ermenilere yapılan haksızlığı kabul ediyorum. İttihatçı dallamaların her şeyi ellerine yüzlerine bulaştırmaları gibi, Ermeni tehcirini de beceremeyip binlerce Ermeninin ölümüne sebep olmalarına ben de kızıyorum.

Ancak şimdilik özür dilemiyorum.

Ekrem Buğra Ekinci’nin bir yazısından alıntı:

Son asırda Ruslar, kendilerine yakın gördükleri ve Anadolu’daki emellerine yardım edeceğini düşündükleri Gregoryen Ermenileri himaye siyasetine başladılar. Kafkasya’nın Ruslar eline geçmesinden sonra Rus destekli olarak kurulan Taşnak ve Hınçak partileri, milis teşkil ederek, Ermeniler arasında ihtilal tahrikinde bulundular. [Bugünkü PKK gibi.] Yerli halkı taciz ederek gençleri kendi içlerine çekmeye çalıştılar. Anadolu’nun muhtelif yerlerinde patırtılar [Osmanlı makamlarının hâdiselere verdiği isim budur] çıkmaya başladı. O zaman hükümeti ellerinde tutan İttihatçılar, bunlarla baş edemeyince, tertipleyenleri bulup cezalandıracak yerde, hıncını isyanla alâkası olmayanlardan çıkardı. Hâlbuki Osmanlı hukukunun anayasası mesabesindeki Kur’an-ı kerimde “Kimse kimsenin suçunun cezasını çekmez” der. İttihatçılar, kendi siyasî zaaflarını, hep cinayetlerle örtbas etmeye kalkışmıştır. Siyasetlerine muhalif olan devlet adamı, asker ve gazetecilerden öldürttükleri ya da sürgüne göndererek hayatlarını kararttıkları gibi; Türk, Ermeni ve Arap Osmanlı vatandaşlarına da çok kara günler yaşatmışlardır. Asırlarca sessiz sedasız yaşayan ve “millet-i sâdıka” diye tanınan Ermenilerin niye kıyama kalktıklarını kimse düşünmemiş; bundan dolayı o zamanki idarecilerin basiretsizlikleri görmezden gelinmiştir.

Cihan Harbinin patlak vermesi üzerine, iktidardaki İttihat ve Terakki Fırkası, Rus cephesine yakın yerlerde yaşayan Ermenilerin, düşmana yardım edebilecekleri gerekçesiyle Suriye’ye tehcirine [göçürülmesine] karar verdi. 14 Mayıs 1915 tarihli “Sevk ve İskân Kanunu” ile bu tehcir gerçekleştirildi. Rumeli ve Anadolu’nun Rus cephesine yakın veya uzak bölgelerinden kadın, erkek, çoluk, çocuk, genç, ihtiyar, hasta, sağlam, yüz binlerce Ermeni, köy ve şehirlerinden yaya olarak istasyon merkezlerine getirildi. Buralardan trenlerle veya yaya olarak güneye sevk edildi. Genç erkekler bunu önceden işitip, Rusya’ya kaçmaya muvaffak olmuşlardı. Bunlardan bir kısmı da Osmanlı ordusunda asker idi. Gelin görün ki, sadece Anadolu’nun doğusundakiler değil, her nedense Rus cephesinden çok uzak bulunan İzmit, Samsun, Afyon, Yozgat gibi şehirlerdekiler de tehcire tabi tutuldu. İstanbul ve İzmir Ermenileri ile Amasya ve Kayseri gibi yerlerdeki bazı Ermeni aileler sürgünden istisna edildi.

Anadolu’nun Rus cephesine yakın veya uzak çeşitli bölgelerinden takriben 900 bin kişi tehcir edildi. Sürgünler, Suriye şehirlerinde %5′i geçmemek üzere iskân edilecekti. Ancak bunların ancak yarısı Suriye’ye varabildi. Mühim bir kısmı yolda soğuk, açlık ve hastalıktan; bir kısmı da çete baskınlarında öldüler. İttihat ve Terakki erkânı, bu tehcirde Ermenilere çok eziyet edildiğini, tehcir kervanına mezalim icra eden çetelerin, mahallî idarecilerin emrinde hareket ettiklerini itirafa mecbur kaldı. Ermenilerin götüremediği 10 bin kadar çocuk, Müslüman ailelere verildi.

…..

Tehcirin intikamı gecikmedi. 1916 yılında Rus işgal kuvvetleriyle Anadolu’ya giren Kafkasya Ermenileri, sürülen yakınlarının intikamını almak için katliama başladılar. Doğu Anadolu’da yaşayan, güçlerinin yettiği Türkleri, kadın, erkek, çocuk, yaşlı demeden katlettiler. Şu anda yer yer ortaya çıkan toplu mezarlar hep bu katliamlardan kalmadır. Yani Ermenilerin yaptıkları bu katliamlar, hep sürgünden çok sonrasına aittir. Dolayısıyla tehcire gerekçe olamaz. Tehcir 1915 yılında gerçekleşmiştir. Bu toplu mezarlar ise, en az üç yıl sonrasına, 1918 yılına aittir. Hâlbuki o tarihte Anadolu’nun doğusunda tek bir Ermeni kalmamıştı. Bu cinayetlerin sorumlusu da Ermeni halkı değil, Cihan Harbinde Ruslarla beraber Anadolu’ya gelen Ermeni çeteciler idi. Bir başka deyişle tehcir, emniyeti temine yetmemiş; bilakis 1918 katliamlarına sebep teşkil etmişti. Mamafih nasıl bir avuç serserinin isyan çıkarması topyekûn sürgünü haklı çıkarmazsa, sürgün de bu katliamları haklı kılmaz. Çünkü zarara zararla mukabele edilmeyeceği umumî prensiptir. Ancak kavgayı önce başlatmak da az kabahat midir?

Kırım’dan bu yana kaybedilmiş binlerce kilometrekarelik vatan topraklarından hicrete mecbur kalan ve bu uğurda çok acı çekmiş insanların torunları olarak topyekûn sürgünü, hele kadın, çocuk ve yaşlılardan alınan bir intikamı savunmak hayli şaşırtıcıdır. “Dünyada örneği var! Amerika da yapmış, Norveç de!” demek de kimseyi temize çıkarmaz. Sui misal emsal olmaz, yani kötü örnek, örnek olmaz sözü meşhurdur. Devlet, suç teşkil eden işlerin faillerini arayıp bulur ve cezalandırır. Bundan dolayı başkalarından intikam almaz. İslâm-Türk kültürünün hâkim unsur olduğu Osmanlı Devletinde hiçbir zaman başka din ve ırk mensuplarına karşı -bugün yükselişi endişeyle izlenen- şovence yaklaşımlara rastlanmamıştır. Bu dikkate değer bir noktadır. Ne gariptir ki, bugün en şuurlu muhalifleri bile, kendilerini bir imparatorluğu batıran İttihatçıların kabahatlerini savunmak mecburiyetinde hissetmektedir.

Aydınız, özür diliyoruz demek kolay. Grup Vitamin’in Özgün Müzik adlı şarkısında tarif ettiği yola uygun davranırsa, herkes aydın olabiliyor bu devirde. İşte bu nedenle, dilenmesi gereken özürler farklı yerlere gidiyor.

Eğer geçmişten bir özür dilenecekse, önce Osmanlı’dan özür dileyin. Cumhuriyet kurulurken vatanından sürülen ve Avrupa’da yıllarca sefalet çeken hanedana sunun özürlerinizi. Hakkında konuşurken iftiraların, yalan dolanın gırla gittiği hanedana, son Osmanlı padişahlarına yazın asıl mektubunuzu.

Osmanlı’ya özürlerinizi sunduktan sonra, İttihat ve Terakki ekibine “bunu yazan tosun” tadında bir mektup yazarak, Osmanlı’ya saygı duyduğunuzu ama İttihatçıları reddettiğinizi, beceriksiz yönetim politikaları yüzünden dünyaya rezil olup ceremesini hala çektiğinizi anlatın, yüzlerine vurun hatalarını.

Sonra da Ermenilerden özür dilemeye gelsin sıra. Çünkü siz bir yandan İttihatçıları adamdan sayıp bir yandan da Ermenilerden özür dilerseniz, hiçbir aklıbaşında Ermeni bu sözlerinize inanmaz. Tribünlere oynadığınız belli olur.

Sıralamayı doğru yaparak özür dilerseniz, Ermenilere yazdığınız özür mektubunuzun altına ben de imzamı atarım. Çünkü İttihatçıların neden olduğu acılar nedeniyle benim de vicdanım rahat değil.

Elbette ki, ben aydın bir vatandaş olmadığımdan ötürü biraz karşılık bekliyorum.

Tehcirin ardından Ermenilerin intikam olarak Türkiye topraklarında katlettiği Türkler için özür bekliyorum.

Karabağ’da, Hocalı’da yapılan katliamlar için özür bekliyorum.

Kundaktaki bebeklerin, hamile kadınların süngülerle, tecavüzle, diri diri yakılarak katledilmesi için özür bekliyorum.

Halen daha bulunamamış olan toplu mezarların yerlerinin söylenmesi istiyor ve beş yılda bir yeni toplu mezar bulunmasının hiç hoş olmadığını eklemek istiyorum.

Hepimiz Ermeni değiliz. Ancak hepimiz Türkiyeliyiz ve bir arada yaşamak hepimizin hakkı.

Geçmişle yüzleşmek ağır geliyorsa, geçmişi unutun ve geleceğe bakın. Ancak reddettiğiniz geçmişinizdeki gurur veren olayları da unutun. Sadece güzel şeyleri hatırlayıp bugün kötü karşılananları reddetmeye kalkarsanız komik duruma düşersiniz. Tıpkı 2.217 yıllık Türk Kara Kuvvetleri’yle gurur duyan 85 yıllık Türkiye Cumhuriyeti gibi.

Diplomaside mızıkçılık yapana hoş gözle bakmaz dünya.

Bookmark and Share

Yorum Yok

Albatros  December 12th, 2008 tarihinde demis ki;

Haklısınız, öncelikle yaşayan katliamcılar (kendileri Karabağ’daki kardeşlerimizin kanlarını ellerinde taşıyor) özür dilesinler.

Simdi de sizi dinliyoruz