Siyasi mastürbasyon
Her sektörün müzmin başarısızları olduğu gibi, siyaset dünyasında da siyasi otuzbirciler vardır. Bunlar ya parti kurarlar, ya bir yerlere aday olurlar, ya da o partiden bu partiye transfer olarak ömür doldururlar.
Bu tip adamların siyasi hayatları boyunca hiçbir başarısı olmaz. Bazen meclise girerler, bazen aday oldukları yere seçilirler ama hedefledikleri koltuğu kazanmaları da bir başarı sayılmaz; çünkü tutunamazlar, kayda değer bir iş başaramazlar.
Kurtlu baklanın kör alıcısı vardır misali, bunların da takipçisi eksik olmaz. O takipçilerle mutlu olurlar, birlikte toplantı, miting vs. düzenledikleri zaman büyük başarılar kazanacaklarına kendileri de inanırlar.
Kimseye bir faydası dokunmayacak olan parti bolluğuna da bu adamlar neden olur. Bugün belki 30 parti var Türkiye’de. Kendi partisinde biraz sivrilenler, televizyonda attıklarını herkesin dinlediğini düşünenler nefes almadan parti kurmaya çalışıyorlar.
İş Aş Haydar Baş vardı bir ara. Yaşar Nuri Öztürk de idamı geri getirme vaadiyle parti kurmuştu. Şimdi de kendisine belediye başkanlığı yapması için verilen mesaiyi kurduğu partiye harcayan Mustafa Sarıgül var. Daha bir dünya adam vardır, saymakla uğraşamayacağım.
Amaçları nedir bilmiyorum. Tamam, siyasi partilere devlet kasasından para yardımı yapılıyor, parasını nereye harcayacağını bilmeyen bazı sonradan görmeler de eğer partinin görüşlerini benimserse maddi destek veriyorlar ama nereye kadar…
Halkın salaklığına bu kadar güvenerek oy beklemek halka hakaret etmektir.
Emekli asker Osman Pamukoğlu’nu anlarım. Devreleri gibi çayı, çorbayı daha ucuza getirip uygun fiyata saç tıraşı olmak için orduevlerini arşınlayacağına parti kurmuş, oyalanıyor. Miting yapmış geçen gün, 50 kişi varmış dinlemeye giden.
Osman Amca! Eğer arzu edersen uygun fiyata figüran ayarlarız mitinglerinde kalabalık yapmaları için. Memlekette boş adam çok, ceplerine 20’şer Lira koyarak birkaç bin kişilik mitingler düzenleyebilirsin, aklında bulunsun.
Rahşan Ecevit’i de anlarım. Kadın yakında bir asrı devirecek ve ömrü siyasetin içinde geçti. Arkadaşlarıyla briç oynayacak kafası ve evde örgü örecek ninesel yetenekleri olmadığı için siyasetle oyalanır.
Siyasi mastürbasyondan başka bir işe yaramayan DSP’den dışlanınca “DSP Ecevit çizgisini terk etti,” diyerek ayrılmıştı. “Kovulmadım, istifa ettim” diyen gururlu işçilere benzetmiştim durumunu.
Şimdi de DSHP diye parti kuruyormuş Rahşan Nine. Demokratik Sol Halk Partisi. Halkla alakası olmayan adamların sürekli vurgulaması yüzünden halk sözcüğünden soğudum yeminle. Ecevit’in çizgisi nedir, onu da bilmiyorum. Siyasetteki son marifetlerine hep birlikte şahit olduk; yaptığı işlerin harcı borcunu kurtarmadı.
Şimdi Ecevit çizgisinde parti kurmak nedir, nasıl bir siyaset komedisidir, onu tartışamam, sonuçta bu da bir Rahşan Nine hobisi.
Partiyi kurduğundan beri çeşitli siyasetçileri gezmiş, kimse sallamamış nineyi. Bu yaşta bu kadar enerji de takdire şayan yalnız.
Dönmüş dolaşmış, Hulki Cevizoğlu ile anlaşmış. DSHP girişimi bu noktada kafama takıldı.
Hulki Cevizoğlu televizyonculukta, yazarlıkta kendini kanıtlamış bir isim. Eskisi gibi büyük kanallar yerine mahalle teyzesi televizyonlarında program yapıyor olsa da, gazetecilik açısından önemli bir isimdir benim nazarımda.
Fakat siyasette değil. Televizyondaki izlenme oranlarını siyasete aktarabileceğini düşünerek daha önce bağımsız aday olmuş ve boyunun ölçüsünü almıştı zaten. Hatada ısrar ederek tabansız, tavansız bir partiyle yeniden siyasete girişmek onun gibi bir insanın aklından bile geçirmemesi gereken bir deneme.
Hulki Cevizoğlu’nu zeki bir adam bilirdim. Haydi diğerlerinin siyasetten başka yapacağı bir şey yok, başarısız olacaklarını bile bile mastürbasyon yapıyorlar. Ama işi gücü bırakıp Rahşan Ecevit’in peşine takılması Hulki Cevizoğlu’nun düşündüğüm kadar kafası çalışan bir adam olmadığına inandırdı beni.
Umarım hatasını fark eder ve siyasi otuzbir işini uzmanlarına bırakıp yol yakınken döner.





Aykut February 27th, 2010 tarihinde demis ki;
Siyasi mastürbasyon güzel tabir ancak bu adamlar kendilerini gerçekten haklı görüyorlar.
Örneğin geçen Yaşar Nuri Öztürk’ü dinliyordum. Adam gerçekten dürüst bir adam, bildiğinden, düşündüğünden başkasını söylemeyecek bir adam. Partisi için bayağı uğraşmış ve gerçekten ümitliymiş. Siyasi ortamları görmüş, yalancıları üçkağıtçıları görmüş, kendi dürüstlüğünden de emin olduğu için, halkın büyük deteğini alacağını düşünmüş. Ben de olsam öyle düşünürdüm çünkü gerçekten dürüst siyasetçi yok şu anda yönetimde olanların içinde.
O da halkın desteği yerine boyunun ölçüsünü alınca halka ve siyasete küsmüş, şimdi de diyor ki; “bu halka iyilik yaramaz, ben çalmadığım çırpmadığım yalan söylemediğim için beni seçmediler demek bu halk öylesini istiyormuş ne yapalım”
Velhasılı kelam adama hak verdim. Gerçekten de bence AKP yerine o adamın %50 oy alması lazımdı. Ama olmuyor işte. Bir belediye başkanı çalıp çırpıp da o paralarla reklamını yapmadıysa bir kez daha seçilemiyor. Oyu kolay alınabilen fakir halka yardımlar yapıp oyunu toplamazsa bir daha seçilemiyor. Hatta öyle ki insanların fakir olması yöneticilerin işine geliyor, ağzına verip bir lokma ekmeği, alıyor adamın oyunu, zevkü sefa içinde yaşamaya devam ediyor kendisi.
Bizzat Abdullah Gül’ün oğlunun yakınında olan bir arkadaşım vardı. Çocuk 17 yaşındayken çok büyük ithalatlar yapıyormuş. Tabi ki bu arada devletin imkanlarını kullanacak, belki vergi ödemeyecek, ihaleleri direk kazanacak ama bunları yapmasa bile devletin imkanlarını kullanacak. Benim malım gümrükten 1 ayda geçerken onunki 1 günde geçecek. Gümrük memuru bana zorluk çıkartıp rüşvet alırken bunu ona yapamayacak. Bu da piyasada haksız rekabete neden olacak, o gittikçe zenginleşirken ben gittikçe fakirleşeceğim, servet farkı arttıkça onların yeri daha da sağlamlaşacak.
Bunları düşününce komünizm isteyesim geliyor. Komünizm aslında ABD ajanlarının bize öğrettiği gibi dinsizlik, kitapsızlık, Türk düşmanlığı, halkın ezilmesi olmak zorunda değil. Sadece ülkedeki bütün malların devletin olması. Bu şekliyle kalır ve yozlaşma olmazsa iyi olabilir diye düşünüyorum ama tecrübelerle sabit ki devlet kurumlarında yozlaşma kaçınılmaz oluyor. Ayrıca devlet kurumu özel şirket gibi her zaman karını düşünmeyeceği için, çalışanını ezmeyeceği için, türlü şerefsizlikler yapmayacağı için dünya şirketleriyle rekabeti mümkün olmayacak. Bu yüzden de dünyada bir komünist devletin tek başına ayakta kalması mümkün değil gibi.
Şimdi pek karıştırmak istemiyorum ama bu sitedeki bazı yazılarda kokusunu aldığım şeriatı düşünüyorum. Herkesin dindar olduğu, her şeyden önce Allah’tan korktuğu bu yüzden de kötülük yapmadığı bir ülke düşünüyorum ama bu da mümkün değil. İnsanlar yine sahtekar yine dolandırıcı yine hülleci. Bu insanlar Allah’ı bile kandırmaya çalışan insanlar. Ne zekat ödeyecekler ne fitre. Ki zaten şu anda devletin zenginden alıp fakire daığttığı para (en büyük dağıtım kaynağı sağlık ve eğitimdir) fitre ve zekattan çok daha fazla. Bir miktarını toplayamıyor (vergi kaçırılıyor) olduğu halde fazla. Ama yine de fakirler fakirleşiyor zenginler zenginleşiyor.
Sadece burada da değil. Çok gelişmiş gibi görünen ABD’de de böyle. Vatandaş fakirse bütün okullar paralı olduğundan çocuğunu okutamıyor, eğitim alamayan ve sermayesi de olmayan çocuk yine fakir kalmaya mahkum oluyor. Ayrıca fakir olduğu için sağlık hizmetlerinden de yararlanamıyor, ölmeye mahkum oluyor. Ancak ultra-süper-mega zengin şirketler bu süreçte servetlerine servet katıyor aynı zamanda da devlet yönetiminde etkili olarak bu düzeni perçinliyorlar, gerekirse savaşlar açılmasını sağlayıp yine fakir insanları asker yapıp ülkeler işgal edip oraları da sömürüyorlar. Bunun komplo teorisi olduğunu düşünmüyorum. Büyük şirketlerin ülke yönetiminde çok çok etkili olduğunu hatta bizzat yönetimde olduğunu düşünüyorum.