Süper teknoloji: Sedasyon
Dişçi koltuğundan benim kadar korkan birini daha tanımadım. Öyle ahım şahım olmasa da sağlığına dikkat eden biriyim, hasta olmayı beklemeden arada bir servis bakıma sokarım bünyeyi ama konu diş olunca köşe bucak kaçarım. Allah’a şükür, dişlerimde rahatsız eden sorunlar olmadığı için de pek fazla ihtiyacım olmuyor dişçi koltuğuna oturmaya.
Bundan 6-7 sene önce iki dolgu yaptırmıştım. Hani şu arkadaki, en kocaman dişlere. Biri sağ alt, diğeri sol üst olarak çapraz ateşe aldılar beni. İki dolgu da tam dört sene önce düştü. Diğer dişlere rahatsızlık vermediler, kendileri de arıza çıkarmadılar. Buna benim dişçi korkusu da eklenince uzun süre iyi geçindim bu iki arızalı kardeşle. Bu konuda yaptığım eşekliğin diz boyu olduğunu kabul etmem gerekiyor.
Çünkü içindeki boşluktan sıkılan dişler zaman içinde tahriş olmaya ve kırılmaya başladılar. Ve sağ alttaki kerata iki sene önce öyle bir ağrıyla uykumdan uyandırdı ki, biri yanağıma yumruk attı sandım. Dişçi korkusunu falan unutarak ilk gördüğüm hastaneden içeri daldım, doktor hanım apse yapan dişe dokunamayacağını söyleyerek Amoklavin 1000 mg ve Appranax yazarak dehledi beni.
Apse indiğinde gittim aynı doktora, oturup inceledi dişimi. Dedi ki, “dişlerinizin sağlık durumu harika, hepsi çok sağlam. Ancak bu sorunlu dişiniz tehlikeli boyuta ulaşmış. Onu hemen çekip yerine implant yapalım.”
Nasıl çekeceğini tarif etmeye kalkmasa tüm korkuyu bir kenara bırakıp o koltuğa oturacaktım. Ama doktor hanım dişin iptal olduğunu, kerpetenle çekemeyeceğini, damağı keserek köke ulaşacağını anlatınca “bunu yapmak için beni öldürmen gerek dostum,” diyerek kaçtım oradan.
Korkunun ecele faydası yok tabi. O günden beri sessiz sakin duran diş, geçtiğimiz pazar günü kendini öyle bir hatırlattı ki, ağrıdan duvarları tırmalamaya başladım. Ne Majezik, ne Appranax kâr etmedi, güvenebileceğim bir dişçi bulana kadar günlerimi her akşam ağrı kesici iğne yaptırarak geçirdim.
Sonra, sedasyon diye bir yöntemin varlığını, Türkiye’de bu yöntemi diş operasyonlarında kullanan ilk doktorun sitesinde öğrendim: Ali Cenk Erdem.
Ağrıdan kısılan gözlerim ve ensemden akan terle sitedeki yazıları okumaya başladım. Okudukça akan ter azaldı, ağrı bile hafiflemeye başladı. Çünkü sedasyon dedikleri yöntemde lokal anestezinin verdiği ızrıdabın zerresi bile görünmüyordu.
Sitede anlatılanlara göre sedasyon yöntemi normal insanlardan ziyade doktor koltuğunda rahat durmayan özürlülere, otistiklere diş tedavisi yapmak için kullanılırmış. Dişçi fobisi olanlara da uygun olduğunu okuyunca hemen Ali Cenk Erdem’in ofisine koşmaya karar verdim.
Pazardan beri çektiğim acıdan, şişen apseden o kadar bıkmıştım ki, Cuma sabahı arayıp birkaç saat sonrasına randevu alarak, yeni bir İstanbul – Ankara rekoruyla Kadıköy’den Kavaklıdere’ye yetiştim. Normalde dişçiye giderken ayaklarım geri geri gider resmen, ama bu kez -en azından Bestekar Sokak’a varana kadar- keyfim gayet yerindeydi. Kapının önüne geldiğimde heyecan başlasa da bacaklarımın titremesine aldırmadan, “dişçi de neymiş ulan” ifadesiyle çıktım ofisin kapısına.
Her şeyden önce, Ali Bey’in ofisi diş hekimi muayenehanesine benzemiyor. Gayet şık, otomobil ve uçak maketleriyle dekore edilmiş bir ofisi var. En önemlisi de, hani o diş muayenehanelerinin olduğu apartmanlara bile yayılan tuhaf bir ilacımsı koku olur ya, o kokudan eser yok.
Misafirperverlik mükemmel. Eski bir dostumu ofisinde ziyaret ediyormuş gibi rahatım. Çay kahve ikramından sonra heyecanlı bölüm başlıyor, gözüme engizisyon işkence aletlerinin günümüze uyarlanmışı gibi görünen koltuğun bulunduğu odaya geçiyoruz.
Koltuğa oturduğumda Uzakdoğulu bilimadamlarına benzeyen çok kibar bir beyfendi gelip bana neler yapacaklarını anlatıyor. Cemalettin Bey, kliniğin anestezi uzmanı. Önce biraz ilaç vereceklerini, vücudumun tepkisine göre o ilacı kullanıp kullanmayacaklarına karar vereceklerini söylüyor.
Sol elimden bir damla ilaç girdiğinde, değişmeye başlıyorum. Bir şişe votka içmiş gibiyim. Başım dönüyor, büyük bir keyif yayılıyor bedenime. Uçuyorum, bu ilaçtan başka zaman da bulmam lazım.
O kafayla bir süre muhabbet ediyoruz, o esnada testler tamamlanıyor, Cemalettin Bey minik bir şırıngayı elime enjekte ederken “ilaç vücudunuza uygun, birazdan bayı….”
Derin bir uykudan uyanır gibiyim, sorduğum ilk soru “ne zaman bayılacağım?” oluyor.
Ali Bey’in yanıtı ilginç: “Geçmiş olsun, 2.5 saat oldu.”
Yavaş yavaş hatırlamaya başlıyorum. Her şey rüya gibi. Burnum kaşınıyor, kaşımaya çalışırken birisi “ben kaşırım” diyor, kaşıyor. Ağzımın içinde bir şeyler oluyor, derinden gelen gürültüler var. Bir makinenin sesini duyuyorum uzaklardan, hafiften çıtırtılar duyuyorum. Bacaklarımı istemsizce sallıyorum, yattığım yerde tekmeler atıyorum ama neden yaptığımı bilmiyorum. Birileri bir şeyler söylüyor, yanıt vermeye çalışınca rüya bitiyor. Çok değişik.
Beni bir damlasıyla uçuran bir ilaçla uyumuş olmama rağmen uyandığımda hiç rahatsız değilim. Konforlu bir uykudan uyanmış gibiyim.
Çekilen dişlerin yerindeki sargı bezleri ve hissetmediğim dudaklarım haricinde bir sorun yok. Geçirdiğim operasyona ve kış uykusu gibi derin uyumama rağmen 15 dakika sonra arabama binip klinikten ayrılıyorum.
Bu kadar uzun sürmesinin nedenini operasyon boyunca yanımda olan Ozan anlatıyor. “Yanık kokusu üç metre ileri geliyordu. Doktor öyle bir asılıyordu ki çenen yerinden çıkacak sandım!” Attığım tekmeleri de açıklıyor, “sen farkında değildin ama çok acı çekiyordun, çırpınıyordun. O yüzden ayaklarını bağladılar.” Evet, uyandığımda ayaklarımdan ve belimden yatağa bağlı olduğumu fark etmiştim.
İlacın nasıl bir etkisi varsa artık, vücudun çektiği acıyı beyin algılamıyor ama refleksler çalışıyor. Zaten o nedenle diş operasyonlarında genel anestezi uygulanamazken sedasyon başarılı oluyor.
Sonuç itibariyle keyifle uyuyup, yaşadıklarımı bir rüya gibi görürken artık çene kemiğine etki etmeye başlamış iki dişten kurtuluşum ve komple diş temizliği, sedasyon sayesinde oldu.
Fatura sıradan diş operasyonlarına göre biraz yüksek olsa da, sedasyonla diş tedavisi öylesine keyifli ki, daha fazlasını bile hak ediyor.
Hem çocukluğumdan beri kurtulamadığım dişçi korkusundan, hem de ne yapacağıma bir türlü karar veremediğim iki arızalı dişten beni konforumdan ödün vermeden kurtaran Öncü Diş Kliniği’ne, Dt. Dr. Ali Cenk Erdem’e, anestezi uzmanı Cemalettin Bey’e ve güleryüzüyle kliniğin neşesi olan Hülya Hanım’a çok çok teşekkür ediyorum.
O ilaçtan birazcık vermediler ama olsun, bulurum bir şekilde.
5 Yorum
bosbogaz July 21st, 2010 tarihinde demis ki;
Banada uyusturmadan dolgu yapmaya kalkti bizim disci. Kucuk mucuk dedi oturttu sandalyeye. Gar gur gar gur oyduda oydu. Disci akraba olduguna rezil olmayalim diye sesimi de cikaramadim. Ecel terleri doktum. Resmen gozlerim yasardi. Adam sonra piskin piskin simdi uyustursaydik iki saat surecekti bak 2 dakikada hallettik isini demez mi. Vaktimi bosa harcamamak adina verdigi bu caba icin kendisine tesekkur bile ettim. Disci akraban varsa ona gitmiyceksin ben bunu anladim…
klerat August 22nd, 2010 tarihinde demis ki;
En son 15 sene önce gittim diş doktoruna daha çocukken. Ve mümkün olduğu kadar uzun bir sürede gitmeye hiç niyetim yok. :)
Albatros September 3rd, 2010 tarihinde demis ki;
Lisedeyken ağzımda koku var diye sıra arkadaşım akşamları çalıştığı dişçiye beni götürmüştü. Diş hekimi 5 dişime uyuşturmadan dolgu yaptı, demek ki derin değildi hiç canım yanmadı. Bir de A.Kadir’in arkadaşı olduğum için para da istemedi. Böylesine kolayca beni ağzımdaki kokudan kurtardığı için çok sevinmiştim.
Üniversitede bir kaç dolgu için bu defa bu konuda tanıdığım olmayan İstanbul’da garanti olsun diye Çapa’ya gittim. Beni bir öğrenciye zimmetlediler. Vatandaş iğneyi yaptı, hoca geldi baktı, bir şeyler tarif etti, işlem başladı. Bir süre sonra hoca geliyor kontrol ediyor, kaviteyi bilmem ne yap diyor gidiyor. Vatandaş da tarif edilen şekilde işleme devam ediyor. Bu olay bir kaç hafta devam etti. 2-3 diş için en az iki ay çapaya gidip geldim. Oturduğum dişçi koltuğunda karşıdan İstanbul’un surları görünüyordu. İğne için korkuyla beklerken, surlara bakıp “kendinden utanmalısın, ataların canlarını verirken senin kadar korkmuyorlardı” diye kendime güya moral veriyor, korkuyu yenmeye çalışıyordum.
Buradaki tedavi bitince artık dişçi koltuğundan korkan biri olmuştum. Ara sıra gitmem gerektiğinde hep yeni bir yer aradım, en son bir bayan dişçi buldum, mübarek sanki dişçi değil, sanatçı. Koltuğa oturduğumda rahatsız olmasın diye gözümü kapatıp, ağzımı açıyorum. Artık dişçi korkum kalmadı.
duygu December 11th, 2010 tarihinde demis ki;
bütün dişlerim ölmüş duruma gelmişti ve ben dişçi korkusundan gitmedim sorunlar buyudu buyudu içinden cıkılmaz bi hal aldı.. 32 si birden zamanında amalgam dolgular yapılmıştı bagırta bagırta onlarda renkleri atmış bi halde agzımda bekliyorlardı.. derken bende sedasyonu kesfettim.. biraz fazla para verdim ama şimdi agzım full kaplama yapılı hepsi temiz ve saglıklı.. sedasyonu kim icat etti bilmem ama bol bol dua ediyorum yaa.. uyandıgımda 10 dakka gecti ne zaman baslıcaz falan derken aslında işimin bittigini ögrenmiştim.. hafızamın o kısmı silinmiş gibi.. çekilecekler cekilmiş kanallar dolmuş dişler kaplama için kesilmiş falan.. sadece klasık agrılar kalmıştı bana… onlarda devede kulak zaten.. şimdi yine agrılar var 3 gün sonra yine sedasyon alıcam yoksa o koltuga oturmam valla :) ne oldugunu bildigim halde yinede garibim.. Allah kimseye diş agrısı vernmesin cok kötü..





Yılmaz Barış July 21st, 2010 tarihinde demis ki;
2 yıl 1 çekim iki dolgu yaptırmıştım…
doktor hanım dişimi çekmek için yanındaki iki sağlam dişide yerinden oynatmıştı…
uzun zaman önce çürümüş dolgu işleminden geçmiş ağrısız sızısız bir dişti… küçük bir kısmı kırılmıştı ve ileride tamamı kırılır kökü içinde kalır diye çektirmek istemiştim… o kadar sağlam olduğunu bilsem çektirmezdim…
Sonra yaptırdığım iki dolgunun birinde başka bir doktor hanım “bu çürük büyük değil anesteziye gerek yok” dedi… ben de “siz öyle göründüğüne bakmayın” dedim.. yok dedi yapmayalım
“tamam” dedim başladı oymaya oydukça yanık kokuları geliyor tabi…
sonra bayağı bi oydu ve başladı “Allah Allah ya” diye şaşırma nidaları söylemeye.. oymaya da devam ediyor sonra biraz acıtmaya başladı. az daha oydu ve çürük bitti..
işlem bitince “çürük de bayağı bir derindeymiş.. senin dişler pek hassas değil sanırım, başkası olsa yerinde duramazdı” dedi
onun için kadın dişçilerden uzak durmak lazım diyorum…